Tekstil ve giyim fabrikalarında sessiz bir kıyım sürüyor. Emek piyasalarındaki cinsiyetçilik, işten çıkarmalarda da kendini gösteriyor. “Küçülme” bahanesiyle kadınlar eve gönderiliyor. Bu gerekçeyle son bir yılda 100 bin işçi kapı önüne kondu. Bunların büyük çoğunluğu kadındı. Sektördeki sendikacılar krize dair yorumlarını paylaştılar.

Bazı tekstil fabrikaları iflaslarını ilan ederken, bazıları “üretim göçü ” adına yollara çıkıp, çok uzak ülkelere taşıdılar işyerlerini. Yoğun işten çıkarmalar yaşanıyor. Tekstil ve giyim işkolu giderek geriliyor. Fabrikaların bazıları sessizce kapanıyor. Bakıyorsunuz gitmeyip ülkede kalan birçok işveren de “küçülme” kararı almış. Aynı zamanda “daralma” olarak da ifade edilen bu yeni sistemin içinde binlerce insanın işini kaybetmesinin öyküsü de var. Örneğin Çorlu’daki “Eren Tekstil” kapısına kilit vurdu. Firmanın hayli büyük olan bu üretim tesisini kapatmasının sonucu oldukça vahimdi. Toplam iki bin insan bir anda “iş arayanların” arasına karışmıştı bile. Diğer firmalarda “üretim daralması” nedeniyle çıkışı verilenlerin çoğunluğu kadın işçilerdi.
“Küçülüyoruz”un diğer adı işsizlik!
Sahadaki durum giderek daha endişe verici hale geliyor. Daha önce ayakta kalan birçok fabrika “küçülme” formülünü buldu! Fakat en yüksek kadın işgücüne sahip sektörde, bu konuda da ciddi bir cinsiyetçilik söz konusu. Çünkü işini kaybeden yani atılanlar daha çok kadınlar. Tekstilde genellikle ailenin geçimini sağlayan kadınların işlerini kaybetmesi bir yoksulluğu da beraberinde getiriyor. Haberler şu anda kötümser manşetlerle dolu. Ayrıntılar daha karmaşık hikayeler anlatıyor. Binlerce kadın neden işlerinden uzak bırakılıp, işgücünün dışına itildi? Bu iş kolunda örgütlü sendika yöneticileriyle konuştuk. Sendika Uzmanı Elif Alçınkaya’nın ise genel duruma yönelik düşüncelerine yer verdik.

Kıyımın merkezindekiler
Devrimci Tekstil işçileri Sendikası Başkanı Fatma Alökmen, Türkiye’de derinleşen ekonomik krizin tüm işkollarını etkilediğini ancak tekstil sektöründe çok daha ağır hissedildiğini söylüyor ve şöyle bir genel çerçeve çiziyor; “Özellikle kadın emeğinin yoğun olduğu işkolumuzda yaşanan küçülme, en büyük faturayı kadın işçilere kesmiş durumda. Düşük ücret, güvencesizlik, kayıt dışılık ve ağır çalışma koşulları zaten yıllardır sektörün temel gerçekliği iken, bugün yaşanan kriz bu tabloyu daha da derinleştiriyor. Son bir yılda tekstil ve hazır giyim sektöründe on binlerce işçi işten çıkarıldı. Çeşitli basın yayın organlarında yer alan verilere göre sektörde toplam istihdam verileri on binlerce işçinin işten atıldığını gösteriyor. Fabrika kapanmaları, üretimin Mısır ve başka ülkelere kaydırılması, ihracattaki daralma ve artığı dile getirilen maliyetler patronların ilk olarak işçi kıyımına yönelmesine neden oldu. Bu kıyımın merkezinde ise kadın işçiler bulunuyor. Çünkü tekstil sektörü kadın emeğinin en yoğun sömürüldüğü işkollarından biri.”
Düşük ücretler
Fatma Alökmen, kadın işçilerin çoğu zaman daha düşük ücretlerle çalıştırıldığını, sigortasız, esnek ve güvencesiz koşullara daha fazla maruz bırakıldıklarını vurguluyor ve ekliyor; “Birçok fabrikada kadın işçiler aynı zamanda mobbing, baskı, taciz ve ayrımcılıkla da karşı karşıya kalıyor. Kriz dönemlerinde patronların ilk gözden çıkardığı kesim yine kadınlar oluyor. ‘Nasılsa eşi çalışıyor’, ‘kadın işi geçici iştir’ gibi gerici anlayışlar patronların işten atmalarda kadınları hedef almasını kolaylaştırıyor. Öte yandan tekstil sektöründeki kriz yalnızca ekonomik verilerle açıklanabilecek bir durum değil. Yaşanan tablo aynı zamanda sermayenin bilinçli tercihleriyle de bağlantılı. Patronlar daha fazla kâr uğruna üretimi ücretlerin daha düşük olduğu ülkelere taşıyor, içeride kalan işçilere ise daha ağır çalışma koşulları dayatılıyor. Türkiye’de özellikle son yıllarda birçok tekstil firmasının üretimi Mısır’a kaydırması bunun en açık örneklerinden biri oldu.”
Krizi fırsata çevirmeye çalışan patronlar!
Sendikacı Alökmen, krizin yükünün tamamen işçilerin sırtına yıkıldığını, patronların devletten teşvikler, vergi afları ve ucuz kredi destekleri aldığını, işçilerin ise düşük ücret, ücretsiz izin, kısa çalışma, işsizlik ve tazminat gasplarıyla karşı karşıya bırakıldığının altını çiziyor. Özellikle kadın işçilerin yaşadığı sorunların krizle birlikte daha görünür hale geldiğine dikkat çekiyor. Yalnızca ekonomik sömürüye değil, aynı zamanda kadın olmaktan kaynaklı çok yönlü bir baskıya maruz kaldıklarını da anımsatıyor. “Kreş hakkının olmaması, uzun çalışma saatleri, ev içi yüklerin kadınların omuzuna bırakılması ve sendikal örgütsüzlük en büyük sorunları” diyor. Ancak “daralma” perdesi ardındaki yoğun sömürüye sözü getiriyor; “Bunlar yalnızca ekonomik bir daralma ile açıklanamaz. Kadın emeğinin daha yoğun sömürülmesini, güvencesizliği ve örgütsüzlüğü derinleştirmek için kriz adeta fırsata çevriliyor. Bu nedenle çözüm sendikal örgütlenmede, hak gasplarına karşı duruşun büyütülmesinde ve kadın işçilerin bir adım önde mücadele etmesinde yatıyor. Maaş gaspına, tazminat hırsızlığına, sendikal baskılara ve işten atmalara karşı direnişler de sürüyor. Özellikle kadın işçilerin yer aldığı eylemler, tekstil sektöründeki sömürü düzenine karşı önemli bir mücadele deneyimi yaratıyor.”

Kriz bizim değil”
TOMİS (Tüm Otomotiv ve Metal İşçileri Sendikası) Örgütlenme Uzmanı Elif Alçınkaya da görüşlerini şöyle paylaşıyor; “Tekstil işkolunda üretimin ülke dışına büyük oranda kaldırıldığını biliyoruz, özellikle Mısır’a kaydırıldığı yansıyor. Türkiye kapitalistler için işçi maliyetinin bir süredir yüksek görüldüğü bir ülke. Metal işkolunda da benzer tartışmalarla karşı karşıya kalıyoruz. Aslında işçi ücretleri yüksek değil Türkiye’de ama her şeyin ateş pahasına döndüğü ülkede işçiye iş yerinde verilen yemek, servis masrafları vb şeyler yüksek geliyor patronlara. Kriz bahanesiyle yaşanan daralma, işyeri kapanması, üretimin kaydırılması gibi kapitalistlerin her hamlesinde etkilenenlerin kadın işçiler olduğunu görüyoruz. Tekstil işkolunda olduğu gibi metalde de böyle. Bu toplumda kadına biçilen rollerle üretimin dışına kadınların bırakılması tercih ediliyor. Ne de olsa çocuk doğurmak, ev işlerini yapmak, hasta-yaşlı-çocuk bakımıyla ilgilenmek gibi görevler üzerine yıkılmış durumda. Hele ki Aile Yılı adı altında çocuk doğurmak ve evlenmek özel bir teşvik konusu. Kriz bizim değil kapitalistlerin kendi sisteminin krizi. Ne işçi olarak ne kadın olarak krizin faturasının bize kesilmesini istemiyoruz. Tabii sadece istememek sonucu değiştirmiyor, örgütlenmekte başka çaremiz yok.”

Öncelikle gözden çıkarılanlar
DİSK’e bağlı Tekstil İşçileri Sendikası’nın Basın Dairesi ise işkolunda açıkça gözlenen “istihdam kaybında” kadınların durumuna dair istatistik rakamlarla şöyle bir çerçeve çiziyor; “İşkolunun bütününde son bir yıl içinde yaşanan istihdam kaybı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre yaklaşık 66 bin kişi. Şubat 2026 döneminde hazır giyimde çalışan Kadın işçi sayısı ise 266.900. Erkek işçi sayısı; 226.521 kişi. 2023 yılından bugüne kadar hazır giyimde kadın işçi sayısı 112.630 azalmış görünüyor. Erkek işçilerde ise kayıp miktarı 100.814 kişi. Hazır giyimde işini kaybeden veya iş değiştiren kadın işçi sayısı erkeklere oranla daha fazla. Ana hatlarıyla hazır giyim işçisi kadınların sorunlarına bakıldığında bazı unsurlar öne çıkıyor. İş ve aile (ev bakımı) arasındaki dengenin korunması için kadınların çok büyük yükleri omuzlaması, bunun çalışma koşullarına olumsuz etki etmesi ilk sırada geliyor. Uzun çalışma süreleri ve işverenin sık fazla çalışma taleplerini karşılamakta zorlanmaları veya istememeleri, işverenlerin gözüyle kadınları öncelikle gözden çıkarılabilen ‘çalışan’ haline getiriyor. İşyerlerinde karşılaşılan ücretler dahil ayrımcılık, taciz ve şiddet olayları ise kadınların bu işkolunda çalışmasını zorlaştıran diğer önemli etkenler. Çalışma koşullarının işçi sağlığı ve iş güvenliği yönünden yetersizliği ise kadınların hızla yıpranmalarına yol açıyor.”

Kadın “evi geçindiren” olarak görülmüyor
Tekstilde örgütlü Birtek-Sen’in Malatya Temsilcisi Halime Sancak da bazı açıklamalar yapıyor. Dinliyoruz; “Son yıllarda ülkemizde işsizlik oranının gittikçe arttığını biliyoruz. Tekstilde yaşanan kriz kadın erkek demeden tüm işçileri etkiledi. Eski yıllara göre binlerce emekçi işsiz kaldı. Özellikle büyük yatırımlarıyla bildiğimiz, yüksek rakamlarla satış yapan markaların Türkiye’den üretimi hızlıca çekmesi, Mısır ve Bengaldeş gibi Ortadoğu ülkelerine yönelmesi tekstilde ‘daralma’yı da beraberinde getirdi. Yaklaşık son üç senede ciddi oranlarda gerileme yaşanmaya başlandı. Elbette ki bu durumdan en çok kadın işçiler etkilendi. Türkiye şartlarında erkeklerle eşit değil kadınlar. Hala ülkemizde ‘evi geçindiren’ temel birey değil! Kazandığı ücret ‘temel kazanç’ değil. ‘Ev ekonomisine yardım eden’ kişi olarak görülüyor. Bu algı da dengesizliği ve uçurumu derinleştiriyor. İşten çıkarmaya başvurulduğu an ilk kadın işçiler gözden çıkarılıyor. Daha çok erkeklerin ev ekonomisinin yükünü üstlendiği düşünülerek, ilk kadınlar kapı önüne konuyor. Kadınların ‘ağır iş’ olarak tabir edilen iş dilimlerinde yerinin olmadığını düşünen şef veya müdürler onları daha kolay gözden çıkarıyor.”
Markalar siparişi çektiği anda ilk kadınlar kapı önünde
Kadınların daha fazla işsiz kalmasının temel nedenlerini Halime Sancak şöyle sıralıyor; “Esnek ve kayıt dışı istihdam, taşeronlaşma, bakım emeği ve çift vardiya yükü, otomasyon ve teknolojik dönüşümler, ayrımcılık ve mobbing… Sezonluk üretim yapan fabrikalardan markalar siparişlerini çektiği anda o fabrika hemen işçi çıkarıyor.” Halime, kadın işçilerin yaşadıklarının yanı sıra “nasıl algılandığını” da detaylandırıyor, diyor ki; “Kadınlar tabii özellikle hedefte oluyor. Fason ve parça başı çalışan yerlerde kayıt dışı çok fazla. Kriz zamanlarında işten çıkarılanlar ilk onlar oluyor. İşverenler maliyeti düşürmek için kadın emeğini tercih ediyor. Çünkü daha ucuz. Bir de itaatkar algısı var. Her kadın işten sonra evde çocuk ve yaşlı bakım yükünü taşıyor. Tekstil vardiyaları uzun. Çocuk kreşi olmayan fabrikalarda kadınlar çocuk büyütme döneminde işten ayrılmak zorunda kalıyor. Sonra tekrar dönmek istediklerinde ‘tecrübe kaybı’ bahanesiyle işe alınmıyorlar. Otomasyon ve teknolojik dönüşümde de ilk kadınlar işsiz kalıyor. Ayrımcılık ve mobbing en çok kadınlara uygulanıyor. İşe alım mülakatında evli mi, çocuk yapacak mı. Bunlar hala soruluyor. Doğum izni dönüşü işten çıkarma ise tekstilde çok yaygın.”
Ana Fotoğraf: Gazete Van










