Bir süredir tekstil fabrikalarının Mısır’a taşındığını duyuyoruz. Patronlar arkalarında enkaz fabrikalar ve işsiz binlerce insan bırakıyor. İplik, tekstil ve hazır giyim sektöründe şu an 300 bin dolayında işsiz var, iş güvencesi adeta pamuk ipliğine bağlı. İşverenlerin koşarak gittiği Mısır’da ise üretimde çalışanların koşulları buradakinden daha ağır. Mısır göçünün perde arkasını araştırdık

İplik, Tekstil ve giyim fabrikaları, 2024’ten bu yana Mısır’a taşınıyor. Patronlar maliyetleri düşürme amaçlı hareket ettiklerini söylüyor. En başta, Mısır’da aylık ortalama ücretlerinin 150 doların altında olması onlara çekici geliyor. Son iki yıldır, “Batıyoruz” söylemlerini çok duymuştuk. Sektördeki ücretler, asgari ücretle aynı düzeyde. Dolayısıyla bu yakınmalar ciddiye alınmıyordu. Birçok sendika ve işçi temsilcisi de “Mısır’a kaçış”ı işçi ücretlerine bağlıyor. 33 milyon işçinin olduğu Mısır’da binlerce işçi, güvenceleri olmadan ve insanca yaşamın altına ücretlerle çalıştırılıyor. ILO’nun 2025 verileri, bu işçilerin yüzde 67’sinin kayıtdışı çalıştığını gösteriyor. Bir anlamda işverenlerin “aşırı kâr göçü” bu. Şu ana kadar 300’ü aşkın tekstil şirketi Mısır’da üretime başladı. Bunun sonucunda 300 bin dolayında işçi işini kaybetti. Bu konuyu sendikacılarla görüştük. Ancak Türk-İş Konfederasyonu Kadın Bürosu, bütün girişimlerimize rağmen, Mısır meselesi hakkında görüş bildirmeyi kabul etmedi.

“Çözümü ücretlerin baskılanmasında aradılar”
DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, konuyla ilgili sorumuza şu cevabı verdi; “Tekstil işverenleri, yurtiçinde veya yurtdışında teşvikli bölgelere yöneliyor. Bu durum, imalat sanayiinin uluslararası rekabetini zayıflattı. İktidar ve sermaye çözümü çoğunlukla ücretlerin baskılanmasında aradı. İzlenen yanlış politikalar, sermayenin, yatırımını yurtdışına kaydırma dahil daha ucuza üretim alanlarına yönelmesine yol açtı. 2024 yılından itibaren özellikle hazır giyim alanında birçok firmanın Mısır’daki özel tahsisli üretim alanlarına gitmesi tartışılıyordu. Artan maliyetlerle birlikte bir kısmı yurtdışına gitme kararı aldı. Bir kısmı ise şirketlerini kapatıyor.”
“Kadın işçiler en ağır bedellere mahkum oldu”
Son iki yılda, tekstil, hazır giyim ve deri sektörlerinden oluşan işkolunda Eylül ayı itibariyle 204 bin 516 kişinin istihdamdan çıktığını vurguladı DİSK Genel Başkanı. Bunun yaklaşık olarak yüzde 18’lik bir istihdam kaybı olduğuna dikkat çekti ve ekledi; “Bilindiği gibi bu işkolu imalat sanayii içinde en çok kadın istihdam eden bir işkolu. Ortalama olarak sektördeki istihdamın yüzde 44’ü kadınlardan oluşuyor. İşkolu içindeki hazır giyimde ise kadın istihdamı ortalama yüzde 55’e ulaşıyor. Hazır giyim aynı zamanda istihdam kaybının da en yoğun yaşandığı sektörlerden biri. Son iki yıl içinde bu kayıp 132 bin 497’ye, oransal olarak ise yüzde 20’ye ulaştı. Hazır giyimdeki kadın istihdamı da son iki yıl içinde 72 bin 63 kişi azaldı. Yaklaşık olarak yüzde 20’nin üzerinde bir kayıp söz konusu. İktidarın uyguladığı yanlış politikaların bedelini Türkiye, ihracat geliri, üretim ve istihdam kaybı olarak ağır biçimde ödüyor. Kadınlar ise yine en ağır darbeleri almaya mahkûm ediliyor.”

“Tazminatsız kod’larla kapı önüne kondular”
Tesktil sendikalarının Mısır’a taşınmasını Umut-Sen nasıl değerlendiriyor peki? Umut-Sen Ankara Şubesi’nden Seyhan Öznur Karasu, sektörün Mısır’a göçünün perde arkasına dair şu yorumu yaptı; “Türkiye’de ucuz ve denetimsiz emek üzerine kurulan rejimin, şimdi Mısır’daki 200 dolar civarı ücretli, daha da ucuz bir emek rejimiyle tahkim edilmesinden söz edebiliriz. Patronlar bir yandan Antep-Urfa-Maraş-Mardin hattını devlet teşvikleriyle ‘Türkiye’nin Bangladeş’ine çevirip, işçileri tazminatsız kod’larla kapının önüne koydu. Öte yandan 300 dolayında şirket ve holding Mısır’a taşındı. 2005’ten beri yürürlükte olan serbest ticaret anlaşması ve düşük vergi avantajını sonuna kadar kullanıyorlar. Mısır’daki QIZ * bölgeleri, ABD-İsrail birliğiyle beslenen, sendikasız, polis denetimi altında işleyen emperyal bir sömürü rejimi. Patronlar bu yapıyı hem Türkiye’deki işçiye karşı pazarlık hem de devlet teşviği alma aracına çeviriyor.”
“Fabrikayı kapatır Mısır’a geçerim” tehdidi!
Patronların “Maliyet yüksek, sipariş düşer, fabrikayı kapatır Mısır’a geçerim” tehdidinden de söz etti Seyhan ve sözlerini şöyle sürdürdü; “Mısır’a gidiş, sıklıkla ‘Türkiye’de tekstil bitti’ diye açıklansa da bu doğru değil. Ülkelerarası ücret farkının Türkiye’deki işçinin boğazına dayanan sistematik bir baskı aracına dönüştürülmesi olarak okumalıyız bu durumu. Sektörde bir daralma var fakat bu krizin bütün maliyeti patronlar yerine işçilere yıkılıyor. On binlerce işçi tazminatsız atılıyor, ücretsiz izne gönderiliyor, ücretler eksik ve geç ödeniyor. Hemen her ilde daha az işçiye daha fazla üretim yaptırılıyor. Aynı sermaye iki ülkedeki işçiyi birbirine karşı konumlandırarak sömürüsünü güvence altına alıyor. Biri açlıkla terbiye edilirken diğeri işsizlik tehdidiyle susturuluyor. Şık Makas’ta aylarca ücreti ödenmeyen, 1500’ü aşkın işçinin Kod-22 ile kapının önüne konulduğu direniş bunun en iyi örneklerinden biri. Sonuç olarak devlet teşvikleriyle büyüyen holdingler, kriz ve rekabet baskısı söylemini kullanarak işçilerin birikmiş alacaklarına ve tazminatına çöküyor. İki ülkede aynı anda üretim yaparak manevra alanlarını genişletiyorlar. Türkiye’de baskı ve işsizlik sopası, Mısır’da düşük ücret ve devlet kontrolü üzerinden bütün üretim zincirinin maliyeti aşağı çekiliyor.”

“Bütün bunlar kadının iş yaşamından çekilmesi demek”
Tekstilde fabrikaların Mısır’a göçünü DİSK Tekstil-İş Sendikası İşyeri Baştemsilcisi Nergiz Kumkaya Atik’e sorduk, şunları anlattı; “Devletin yanlış politikaları nedeniyle ortaya çıktı bu Mısır’a sermaye göçü. İşveren için enerji ve işçilik maaliyeti çok yüksek olduğu için en ucuz işgücü arayışına girdiler. Kadın işçiler açısından ciddi bir sıkıntı. Çünkü tekstilde işkolunda çok büyük oranda kadın var. Şu açık ki patronların Mısır’a taşınması Türkiye’de tekstilin bitmesi demek. Kadının da iş yaşamından yavaşça çekilmesi demek. En ağırı düşük ücretler demek. Sendikal örgütlenmeler de aslında bu yüzden sekteye uğradı. Mısır’da üretim kararı, artık örgütlenme çalışmalarını da çok etkileyecek. Çünkü insanlar fabrika nasılsa kapanacak diye örgütlenmekten de korkuyorlar artık. Zaten ‘annelik izni’ adı altında uzun süreli doğum izinleri, kısa çalışma süreleriyle ‘iyi bir şey yaptık’ adı altında aslında ‘kadın evde otursun’a getirmişlerdi işi. Kadın işçi hepten eve kapanacak.”
“Daha da azla, en düşük fiyatlarla işgücü”
Mısır’a kaçışı bu ülkenin işçileri açısından da ele almak gerek. Milyonların emeğinin hem ulusal hem de uluslararası şirketler aracılığıyla sömürüldüğü Mısır’da iş güvencesi en büyük sorun. Hem coğrafi konumu hem liman ve kara bağlantıları nedeniyle işverenler burayı adeta cennet olarak nitelendiriyor. Öz İplik-İş Sendikası, öncelikle Türkiye’de kazançla vergi arasındaki farkın giderek açıldığını ve vergi dilimlerinin artmadığını belirtti. Sendikaya göre, işçi hakları açısından Mısır’da durum hiç iç açıcı değil. Patronlar için Türkiye ile Mısır’ın arasındaki en önemli farkın işgücü maliyeti olduğunu söyledi sendika yetkilileri. “Fabrikalarda değişen tek şey daha da azla, en düşük fiyatlarla üretim yapmak olacak” değerlendirmesini yapan Sendika, tekstil fabrikalarının Mısır’da üretim kararı almasının ardından sektörde özellikle işçi haklarının daha da budandığını anımsattı ve işçi ücretlerinin tasarruf unsuru olarak görülmesinin büyük bir hata olduğuna vurgu yaptı.

Mısır’da emekçiye hem işsizlik hem hapis!
Bu arada Mısır tekstil işçilerinin durumu nasıl? Tekstil sektörü Mısır’daki en büyük işkollarından biri. Bu sektörde ağırlıklı olarak kadınlar çalışıyor. Mısır’da çalışma koşulları hiç parlak olmadığı gibi örgütlenme özgürlüğünün kısıtlanması da söz konusu. Mısır’da bağımsız bir sendika, yasadışı bir örgütle eşdeğer tutuluyor! Bu sendikalara üye olmaya çalışanlar sadece işten çıkarılma değil, hapis cezası tehdidi de alıyorlar. Bu baskılara karşı yine de bazı grevlerin gerçekleşmesi söz konusu. Özellikle kadın işçiler ön saflarda yer alıyor bu eylem ve grevlerde. Geçen yıl yapılan bir işçi grevinde, ulusal güvenlik bahanesiyle, bir yıldırma politikası olarak onlarca erkek ve kadın işçi gözaltına alındı. Yüksek Devlet Güvenlik Savcılığı tarafından alıkonulan işçiler, yasadışı bir gruba katılmak ve yalan haber yaymak suçlamalarıyla karşılaşıp tutuklandılar ve halen tutuklu bulunuyorlar.
Üretim makineleşti, binlerce işçi atıldı
Mısır’ın birçok tekstil şirketi yıllardır işe alımları durdurmuştu zaten. Ardından çalışanları işten çıkarttılar. İş güvenliğine yönelik bu çerçevedeki baskılarda gücü şuradan aldıkları anlaşılıyor; iş gücünü azaltmaya çalışan bu özel fabrikalar, tekstilde bu ülkede son yıllarda gittikçe artan üretimde makineleşmeye güveniyor. Mısır hükümetinin kalkınma planları arasında yer alan “az sayıda işçi gerektiren gelişmiş makinelerle üretim” girişiminden yararlanıyorlar! Ellerini güçlendirmek için de bağımsız işçi sendikalarının üyelerini yasadışı gruplar olarak kabul ediyorlar!
Ekonomik nedenler var bu göçte elbette ama Mısır’daki çalışma koşulları da orada üretim kararı alan patronların iştahını hayli arttıran bir unsur. Bu emek rejimine sahip bir ülkeye Türkiyeli işverenler sanırım bu sebeple de koşa koşa gitti! Sermaye göçü başlamadan önce Mısır devleti ve şirketler mıntıkayı temizlemiş, sorunsuz hale getirmiş! Görünen manzara bu…
*Qualifying Industrial Zones/Nitelikli Sanayi Bölgeleri. Ürdün ve Mısır’da üretim faaliyetlerini bünyesinde barındıran sanayi siteleri. QIZ programı, bölgesel ekonomik işbirliğini teşvik etmek amacıyla 1996 yılında ABD Kongresi tarafından başlatılmıştır.
Ana fotoğraf: Kadın Savunma Ağı










