Skip to main contentSkip to footer
Doç. Dr. Özge İzdeş Terkoğlu:

“Neden erkek istihdamı için ‘aile dostu politika’ tartışmıyoruz?”

UNFPA ve Çalışma Bakanlığı’nın kadın istihdamına “aile dostu” bakışıyla hazırladığı rapor, doğum sonrası kadınların işgücünden hızla koptuğunu gösteriyor. Araştırma SGK verilerine dayanıyor ve bakım açığını görünür kılıyor. Ancak kadın istihdamını hâlâ “aile dostu politika” ekseninde ele alan yaklaşım tartışma yaratıyor. Akademisyen Özge İzdeş Terkoğlu’na göre kadın emeği hâlâ “ikincil işgücü” olarak görülüyor; bakım açığı kabul edilse de eşitsizliği değiştirecek somut adımlar hâlâ atılmıyor.

Ücret

Raporun girişinde “Stratejik Gerekçe: “Türkiye’de doğum sonrası dönem, kadınların iş gücünden kopuşunun ve kalıcı istihdam kayıplarının en belirginleştiği donemdir. Nitel araştırma çıktıları, mevcut hak ve mekanizmaların önemli bir bölümünün kağıt üzerinde var ancak uygulamada sınırlı olduğunu” ortaya koyduğunu ve meselenin sadece sosyal politika sorunu olmadığı; çocuk refahı, kadın istihdamı, beşeri sermaye birikimi, ekonomik büyüme gibi bir çok konuda “stratejik bir politika zorunluluğu” olarak gösteriliyor.

Rapora göre, doğum yapan kadınların büyük bölümü birkaç yıl içinde işgücü piyasasının dışına düşüyor. Mikro işletmelerde bu oran yüzde 83,5’e kadar çıkıyor. Kadınların yalnızca küçük bir bölümü eski işine dönebilirken, birçok kadın daha düşük ücretli ve daha güvencesiz işlerde çalışmaya devam ediyor.

Raporun önemini ve eksik bıraktıklarını İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa- öğretim üyesi kalkınma, makro ekonomi ve istihdam alanlarında toplumsal cinsiyet odaklı çalışmaları bulunan Doç. Dr. Özge İzdeş Terkoğlu ile konuştuk.

Özge İzdeş Terkoğlu

Kadınlar doğumla çalışma hayatından kopuyor

Özge İzdeş Terkoğlu’na göre raporun en önemli yanlarından biri, yıllardır bilinen ama çoğu zaman görünmez bırakılan eşitsizlikleri güncel verilerle yeniden ortaya koyması. Üstelik araştırma yalnızca kayıtlı istihdamı kapsıyor. Yani ortaya çıkan tablo, kadın emeğindeki gerçek kaybın yalnızca görünen kısmı.

“Buradaki rakamların hepsini aslında bir alt tahmin olarak düşünmek zorundayız. Kayıt dışı kadın emeğini de düşündüğümüzde sorun burada görünenden çok daha ağır.”

Rapordaki en sert kırılma doğum sonrası yaşanıyor. Özellikle bakım hizmetlerinin yetersizliği kadınları hızla işgücü piyasasının dışına itiyor : “36 ayın sonunda doğum yapan kadınların yaklaşık dörtte üçü işgücünün dışına düşüyor. Mikro ölçekli firmalarda bu oran yüzde 83,5’e çıkıyor.”

Terkoğlu’na göre mesele yalnızca “annelik” değil. Küçük işletmelerde hak ihlallerinin yaygın olması, kayıt dışılık ve işten çıkarmaların kolaylığı kadın emeğini daha da kırılgan hale getiriyor.

Kadınların işe dönüşü de yeni bir eşitsizlik yaratıyor. Rapora göre kadınların yalnızca yüzde 16’sı eski işine dönebiliyor. Geri dönenlerin büyük bölümü ise daha düşük ücretli ve daha güvencesiz işlerde çalışıyor. “Kadınlar geri dönse bile eski koşullarına dönemiyor. Sadece yüzde 16’sı eski işine dönebiliyor.”

Terkoğlu’na göre doğum, Türkiye’de kadınlar için biyolojik olduğu kadar ekonomik bir kırılma da yaratıyor. Çünkü kadın emeği hâlâ “bir noktada işi bırakacak emek” olarak görülüyor.

“Bakım emeğinin aile içinde eşitsiz paylaşımı”

Rapordaki “aile dostu politika” vurgusu, kadın istihdamına nasıl bakıldığını da ortaya koyuyor. Aynı yaklaşım erkek istihdamı için kurulmazken, kadınların çalışma hayatı hâlâ bakım yükü üzerinden tartışılıyor. “Neden erkek istihdamı için ‘aile dostu politika’ tartışmıyoruz?”

Terkoğlu’na göre kadınların çalışma hayatı ile çocuk sahibi olmak arasında sıkışmasının iki temel nedeni var: Kamusal bakım hizmetlerinin yetersizliği ve bakım emeğinin hane içinde eşitsiz paylaşılması.

Kadınların işgücüne katılımı hâlâ bir hak meselesi olarak değil, aile içindeki roller üzerinden ele alınıyor. Bu yaklaşım da eşitsizliği yeniden üretiyor. “Kadınları bağımsız bireyler olarak tanımlamaktan çok aile içinde tanımlamaya eğilimli bir politika anlayışı var.”

Kadınların bakım sorumluluğu “doğal görev” gibi görüldükçe kadın emeği de ikincil işgücü olarak değerlendiriliyor. İşverenler kadın çalışanları çoğu zaman “çocuk sahibi olma ihtimali” üzerinden okuyor. “İşverenler kadın çalışanların çocuk sahibi olma potansiyelini hesaba katarak hareket ediyor.”

Bu yaklaşım işe alımlardan terfilere kadar birçok alanda kadınların geriye düşmesine neden oluyor. Terkoğlu’na göre annelik merkezli politikalar da bu tabloyu değiştirmek yerine güçlendirebiliyor. “Annelik üzerinden tanımlanan haklar, kadınların işe alınmaması ya da yükseltilmemesi riskini beraberinde getiriyor.”

Bu nedenle bakım politikalarının merkezine yalnızca anneliği değil ebeveynliği koymak gerektiğini söylüyor.:

“Bakım meselesinin sadece anneyle ilgili değil, ebeveynlikle ilgili bir konu olduğunu gören bir yerden politika yapmak gerekiyor.”

“Doğum nedeniyle işten ayrılma”

Rapordaki en çarpıcı verilerden biri, SGK kayıtlarında “doğum nedeniyle işten ayrılma” oranının yalnızca yüzde 0,12 görünmesi. Oysa aynı araştırma, özellikle küçük işletmelerde ve kadınların yoğun çalıştığı sektörlerde doğum sonrası işgücünden kopuşun yüzde 80’leri aştığını ortaya koyuyor.

Özge İzdeş Terkoğlu’na göre yüzde 0,12’lik oran gerçek tabloyu yansıtmıyor çünkü “Resmi kayıtlara yansıyan oran yüzde 0,12 gibi son derece düşük bir oran. Ama araştırmanın kendisi sorunun bundan çok daha büyük olduğunu ortaya koyuyor.”

Kadınların yaşadığı gerçek istihdam kaybı kayıt sistemlerinde görünmez hale geliyor. Doğum sonrası işten kopuş çoğu zaman resmi kayıtlara “doğum nedeniyle ayrılık” olarak geçmiyor.

“Sorunun boyutunu görmemek, politika üretme baskısının da olmaması anlamına gelir.”

Ancak Terkoğlu’na göre mesele “bilinmiyor” değil. Özellikle 0-3 yaş arası çocuğu olan kadınların istihdam oranındaki sert düşüş uzun süredir resmi verilerde de görülüyor. Diğer deyişle, politika yapıcıların bu sorunları görmediğini düşünmek gerçekçi de değil.

Bakım açığı hem TÜİK verilerinde hem resmi politika belgelerinde yıllardır yer alıyor. Buna rağmen kadınların işgücünde kalmasını sağlayacak güçlü politikalar hâlâ hayata geçirilmiyor.

Terkoğlu’na göre sorun artık görünmemesi değil; bilinmesine rağmen çözülmemesi.

Esnek çalışma kadınlar için yeni güvencesizlik mi?

Raporda esnek ve yarı zamanlı çalışma modelleri, bakım sorumluluklarıyla çalışma yaşamını uyumlu hale getirebilecek araçlar arasında değerlendiriliyor. Ancak Terkoğlu’na göre Türkiye’nin mevcut ekonomik koşullarında bu modeller ciddi riskler taşıyor.

İstihdamda toplumsal cinsiyet eşitliği üzerine çalışan akademisyenlerin uzun süredir esnek çalışma modellerine mesafeli yaklaştığını hatırlatıyor: “Esnek istihdamın, kadınlar açısından yeni bir güvencesizlik alanına dönüşme riski var.”

Literatürde “güvenceli esneklik” olarak tanımlanan modeller bulunsa da Türkiye’deki çalışma düzeninin bu çerçeveden uzak olduğunu söylüyor. “Bizim gibi ülkelerde esnek istihdam ne yazık ki çalışan lehine koşullarla kurulmamış durumda.”

Özellikle ekonomik kriz, yoksullaşma ve güvencesizliğin derinleştiği mevcut tabloda ücretsiz izin ya da yarı zamanlı çalışma gibi modeller birçok kadın için fiilen kullanılamaz hale geliyor. Çünkü mesele yalnızca bakım yükü değil, geçinememe baskısı.

“Geçinememe ve gelecek kaygısı, bugün çocuk sahibi olma kararının da önemli bir parçası.”

Terkoğlu’na göre doğurganlığın düşmesinin arkasında da çocuk sahibi olmanın artan ekonomik maliyeti var. Bu nedenle ücretsiz izin ya da yarı zamanlı çalışma gibi haklar kâğıt üzerinde bulunsa bile, birçok kadın için gerçek bir seçenek olmuyor. Zira “Siz ne kadar uyarısını yaparsanız yapın, mevcut koşullar içinde esnekliğin nasıl uygulanacağı başlı başına bir risk taşıyor.”

Bakım açığı biliniyor ama somut adım yok!

Terkoğlu’na göre bugün kadın istihdamındaki eşitsizliği yalnızca çalışma hayatı üzerinden tartışmak yeterli değil. Sorunun merkezinde bakım krizi, toplumsal cinsiyet rolleri ve ekonomik kriz birlikte duruyor. Kamusal bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılmasını ise en acil başlıklardan biri olarak görüyor.

Son yıllarda bakım açığı resmi politika metinlerinde daha görünür hale geldi. Kreşler, bakım hizmetlerinin çeşitlendirilmesi ve bakım politikalarına ilişkin hedefler artık daha sık dile getiriliyor. Ancak somut adımlar hâlâ sınırlı.

“Bakım açığı artık politika metinlerinde kabul ediliyor. Ama somut adımları hâlâ göremiyoruz.”

Terkoğlu’na göre toplumsal cinsiyet eşitsizliği kendiliğinden ortaya çıkmıyor. Bakım emeğinin kadınların “doğal görevi” sayılması ve eşitsiz iş bölümü bu tabloyu yeniden üretiyor.

“Bu eşitsizlikler kendiliğinden ortaya çıkmadı. Verili toplumsal cinsiyet rolleri ve iş bölümü bu tabloyu üretiyor.”

Sonuç olarak, Terkoğlu’nın vurguladığı gibi, bakım yükü kadınların omzunda kaldıkça, kadın istihdamındaki eşitsizlik de değişmiyor.

Raporda bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Kapak görseli ChatGPT tasarımı

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar