Skip to main contentSkip to footer
Leman Fırtına belgeseli:

Bir dönemin, bir mücadelenin ve bir vicdanın kaydı

2 Nisan’da 18.30’da İnsan Hakları Derneği’nin İstanbul şubesinde çok özel bir belgeselin gösterimi var. “Leman Fırtına, Direnişin Annesi” adını taşıyan film, derneğin ve İnsan Hakları Vakfının kurucularından olan Leman Fırtınanın sıradışı mücadele hikayesini anlatıyor. Belgeselin yönetmenlerinden Sevim Erdem ile görüştük.

Kültür Sanat

Analar çok çeşitlidir. Çoğu analar güzel çocukları olsun ister, üstünü kirletmeyen… Bazısı enlere takıntılıdır; en temiz, en akıllı, en başarılısını ister… Leman Fırtına gibi kadınlar ise bir çocukları olduğunda dünyanın bütün çocuklarının anası olurlar; en çok da haksızlığa uğrayanların… Usulsüz yargılanan çocukların, işkence gören, sakat kalanların… Egemenlerin kıydığı çocukların anasıydı Leman Fırtına.

İnsan Hakları Derneği’nin, İnsan Hakları Vakfının kurucularından olan Leman Fırtına’yı 11 yıl önce 2 Nisan’da kaybetti bütün çocukları.

Bu yıl ölüm yıldönümünde, İnsan Hakları Derneği’nde onun mücadele ile geçen hayatını anlatan bir belgesel gösterilecek.

Evladını kaybetmiş, üç darbe görmüş, oğlu Doğan’ın peşinden 12 Mart’ın terörünü yaşamış ve ömrünü haksızlıklara karşı durmaya adamış bir kadın nasıl anlatılır? Eşi oğlunun görüş gününde öldüğünde, “oğlum başkasından duymasın” diye cenazeyi erteleyip, görüşe giden bir kadının hayatı nasıl anlatılır? Seyredilecek ağır ve acılı hikayenin aslında bir başarı ve direnç hikayesi olduğu nasıl gösterilir acıdan kaçan günümüz insanına?

Sonuçta üç yönetmenli bir belgesel çıkmış ortaya… Belgeselin yönetmenleri Sevim Erdem, Eyyüp Epekinci ve Leman Fırtına’nın torunu olan oyuncu Kerem Fırtına… Böyle bir hikayeyi elbette yolu benzer yerlerden geçen insanlar yani yoldaşları anlatır. Sevim Erdem ile belgeselin yapım sürecini, Leman Fırtına’yı ve çalışmalarını konuştuk.

Bir vicdanın kaydını tutmak

Leman Fırtına… Bu özel insan için bir belgesel yaptınız… Neden önemli?

Leman Fırtına belgeselde en iyi şekilde kendini anlatıyor. Ama hakkında kısaca şunu diyebilirim. 1980 askeri darbe döneminde oğlunun cezaevine girmesiyle hayatı tamamen değişiyor. Siyasi mücadelenin içine giriyor. Gayrettepe Emniyet, Metris Cezaevi önünde kendi gibi annelerle karşılaşıyor ve birlikte mücadele etmeye başlıyorlar. İnsan Hakları Derneğinin ilk adımları bunlar. Leman Fırtına hem bu süreçlerde hem de dernekleşmede ve sonraki çalışmalarda en önde gidenlerden biridir. Devrimcilere desteği, inanılmaz enerjisi, özverisi ile direnişin sembolü olur. Kısaca böyle aktarabilirim, daha fazlasını belgeselde anlatmaya çalıştık.

Tüm bunları arka planda anlatan Leman Fırtına belgeseli olması hem kişi olarak yaptıklarını anlatmak hem de bir dönemin, bir mücadelenin ve bir vicdanın kaydını tutmak anlamına geliyor. O dönemin kadınları çok önemli. Bir dönüşümün başlatıcısıdırlar ve kolektif bir hafızanın taşıyıcısıdırlar.

Kendisini tanır mıydınız şahsen?

Beraber mücadele ettik. Eylemlere panellere gittiğimiz çok oldu.

Eğer özel bağınız varsa biraz anlatır mısınız?

Yurtdışından bir heyet gelmişti. Cezaevlerini ziyaret edip raporlama yapacaklardı. İnsan Hakları Derneğinden Leman Fırtına bunu organize etti ve Çanakkale cezaevine ziyarete gittik, ki benim kısa süre önce tahliye olduğum yerdi. Hem oradaki arkadaşlarımı ziyaret etmek hem de Leman Fırtına ile otobüste uzun uzun sohbet etme imkanım olmuştu.

Onu kısaca nasıl tanımlarsınız?

Sımsıcak bir insan… Kararlı, akıllı, aktif cabbar olduğunu söyleyebilirim.

Bu belgeseli hazırlarken neler hissettiniz?

Hem tanıştığın hem de vefatından sonra hakkında çokça bilgilendiğin biri hakkında çalışma yapmak bazı soru işaretleri uyandırıyordu. Biz esasında daha önce kısa bir video hazırlamıştık ama o kadar kısaydı ki içime sinen dolulukta değildi. Ben, Eyyüp Epekinci ve Kerem Fırtına ile içimize sinen bir belgesel yapmaya karar verdik. Kerem’in de içinde olması kafamdaki şüpheleri, kararsızlıklarımı dindirmede çok katkısı oldu. Ortak bir iş yapmanın avantajları bunlar bence. Olabildiği kadar anlaşılır ve akıcı bir film yapmak istiyorduk ve bunu yapabildiğimizi düşünüyorum.

Hazırlık ve üretim sürecinde neler düşündünüz, yaşadınız?

Daha önce Leman Fırtına’nın röportajını yapmıştık Memik Horuz ile. Bu çok büyük bir avantajdı. Her detayı ilk ağızdan almanın arkasından şüpheye yer bırakmayacak kadar rahatlığı oluyor. Deşifresi hazırdı. Ama arşivler konusundaki çalışmalarımız yetersizdi. Biz de hem yoldaşlarından hem de Kerem’den arşivlerin toplanması konusunda yardım istedik, yoğun çalıştık. Şunu anladık ki tarihsel figürlerin ve olayların arşivlerinin tutulması, yedeklenmesi çok önemli. Mesela, Leman Fırtına’nın cenazesini, Çiçekçi sokaklarında naaşının gezdirilerek son vedanın yapılmasını sadece ben çekmişim. O zamanlar küçücük kasetli bir kamera vardı. Bunun değerini ben şimdi çok daha iyi anlıyorum. Yani arşivler bir tarihi kuşaklara aktarmanın en iyi yollarından biridir.

Seyredenlere en çok ne hissettirmek istediniz?

Biz yaptığımız tüm belgesellerde insanları ve olayları dramatize etmeden, acı üstüne acı katmadan aktarabilme amacındayız. İzleyiciler zaten anlatılan olaylardan durumun vahametini, zorluğunu anlar. Olayları aktarırken olabildiği kadar kendi bakışımızı arka planda tutarız. Ve böylece kendi çıkarsamalarını kendisi yapabilecek şekilde bir alan bırakıyoruz. Ayrıca sadece olayların ağır kısmına değil, insan olarak yapılan hatalara, trajikomik kısımlarına ve eğlenceli yanlarına da vurgu yapıyoruz. İnsanı ve olayları bir bütün şekilde aktarmaya çalışıyoruz.

Bir insanı tanımak ve hakkında bir fikir sahibi olmak mümkün ama bir belgesel ya da biyografi hazırlarken yeni bir resim çıkar ortaya… Siz Leman Fırtına’yı yaptığınız işten sonra nasıl tanımladınız? Bakış açınızda bir farklılık ya da değişiklik oldu mu?

Çok güzel bir soru. Ben o dönemi zaten bildiğim ve yaşadığım için hafızamı tazelemiş oldum. O zamandan bu yana neler olmuş, neler yaşamışız ve bize neler yaşatılmış diye insan düşünmeden edemiyor. Evet bir insanın hayatını yarım saatle anlatıyorsun ama silsileye bakınca 80 öncesinden itibaren 2000’lere kadarki sürecin ne kadar çok aşamalardan geçtiğini, üç adım ilerleyip bir adım gerilediğimizi, şu veya bu konularda kazanımlar elde edilirken şu konularda da geriye düştüğümüzü anlıyorum. “Evet ya, böyle bir şey de olmuştu,” deyip tepkilerimizin ve mücadelenin ne kadar önemli olduğunu anlıyorsun. İnsan hakları konusunda şu anda mecazen az da olsa nefes alabilmemizin hem beraber mücadele ettiğimiz hem de taşıyıcısı olduğumuz bu direnişin sonucudur.

Sevim Erdem

Bir belgesel üç yönetmen

Bu belgeselde üç yönetmen imzası var. Bu bir iş bölümü sonucu mu ya da üç farklı bakış açısına ihtiyaç duyulan bir durum mu oldu? Bu iş birliği neden doğdu kısacası?

Üçümüzün de arka planı farklı ve haliyle üç farklı bakış ve birbirini doğrulayan önemli bir aşama oldu. Kerem’i (Leman Fırtına’nın torunu oluyor) bu işe başından beri dahil etmek istemiştik. Hem kronolojik olarak hem de olayların önem sıralamasına göre nasıl olacağına dair tartışmalar yürüttük. Arşiv toplamayı ve taramayı benle Eyyüp başlatmıştık, sonra Kerem de Leman’ın kendisine emanet ettiği fiziksel arşivleri de getirdi, bunları dijitale aktardık. İşin yoğunluğu Eyyüp’le üstlendik, Kerem oyunlarından vakit buldukça geldi hem son aşamaları beraber izliyor hem de sonraki aşamalarda ne yapacağımıza karar veriyorduk. Sonraki gelişinde de bunları bitirmiş oluyorduk. Beraber bu filmi tasarladık, kurguladık ve finale erdirdik.

Sevim demek benim için projeler demek… Kaç alanda, ne tür projeler ürettiniz bugüne kadar? Sevim nereden geldi, nereye gidiyor?

Güldürdün beni. Teşekkür ederim öncelikle. Bence insan çeşitli alanlarda çalışmalı, üretmeli, hobi sahibi olmalı veya ortak çalışmaların içine girmeli. Bu sorunsuz yağ gibi ilerleyecek bir durum değil. Kaç defa geriye düştüğümü, olumsuz sonuçlandığını, içime sinmediğini veya zaman baskısı altında çalıştığımızı biliyorum. Ama önemli olan bu çakıl taşlarına takılmadan üretmek, çalışmak. Tarım zehirleri üzerine Zehirsiz Sofralar, İşkencenin Önlenmesinde İstanbul Protokolü, Adana Güvercini, zorunlu göçleri anlatan Kuşlar Bile Göçtü, 12 Eylül Anneleri, Bir Kadın Bir Kamera gibi çeşitli alanlara yayılan belgeseller hazırladık. Kürtçe ve Arapça deprem eğitim videoları, tüketici hakları eğitimleri, şiddet konusunda bilgilendirici videolar, kadınlara Kürtçe ve Türkçe deprem eğitimleri, çocuklara Kürtçe deprem şarkısı gibi alanlarda videolar ve eğitimler hazırladık. Şu anda da üyesi olduğum İnsan Hakları Derneği’nin kuruluşunun 40. yılına dair bir belgesel hazırlıyoruz. 60 kişi ile derinlemesine röportajlar yaptık, toplamda 2 bin dakikayı geçiyor. Arşivleri dijitalleştirdik. 17 Temmuz’da (2026) İnsan Hakları Derneği’nin 40. kuruluş yıl dönümünde film gösterimi olacak. Ayrıca tüm röportajları içeren bir kitap hazırlıyoruz, bunu da galaya yetiştirmek üzere yoğun şekilde çalışıyoruz. Bir de bu belgeseli açık havada, parklarda göstermek gönlümüzden geçiyor.

Böyle bakınca çılgınca görünüyor ama işin içine girince ve sevdiğin insanlarla çalışınca zorluğunu paylaşıyorsun. Fikir aşamasında olan, kağıt üzerinde hazırlığı bitmiş, başlayıp da ara verdiğimiz başka projelerimiz de var. Hem kendi çabamızla hem de dostlarımızın maddi katkılarını toplayıp çalışmalara başlıyoruz. Çünkü bu işler inanılmaz derecede pahalı ve zaman alan işler. Şunu da belirtmek isterim. Her türlü yeni fikirlere ve iş birliklerine de açığız.

Belgeseller görülmeyeni görünür kılar

Tür olarak belgesel neden önemli?

Biz de bu soruya yanıtımızı belgesel bitince kendi aramızda cevaplandırıyoruz. “İyi ki de bu belgeseli yaptık.” Belgesellerin önemi tam da burada başlar. Çünkü belgeseller hem unutulanı hatırlatır hem görülmeyeni görünür kılar ve mücadelesini tarihe yazar. Arşivlemek ve bunu sağlam şekilde sonraki kuşaklara aktarmak hep çok önemsenen ama bunun için yeterli çaba sarf edilmeyen bir konu bence. Bunun önemini belgesel hazırlama sürecinde çok iyi anlıyoruz. Bu bir aile arşivi olabilir, gençlerin lise anılarına dair olabilir veya sıradan görünen bir tarihi gezi olabilir. Geriye dönüp baktığında o günleri nasıl yad ediyorsak toplumsal veya politik konularda da aynısını yapabiliyoruz. Yaptığımız mücadelelerin geçmişte artık silinmeye mahkum bir anılara dönüşmediğini ve bunun kişilerarası, kuşaklar arası iyi bir tür olduğunu anlıyoruz.

Yaptığınız işleri siz mi seçtiniz ya da iş mi sizi seçti? Yönetmenlik mesela… Ne hissettiriyor? Hayal kurduruyor mu? Yeni hedeflere ulaşmayı istetiyor mu?

Bazılarını biz seçiyoruz bazıları da proje veya dernek, vakıf talepleri oluyor. Yapmak istediğim ve istediğimiz bir sürü çalışma oluyor, çoğuna fon oluşturamıyoruz, gönüllü olarak en yakın yerden başlıyoruz. Yaptığımız işe inanan arkadaşlar da destek oluyor. İşlerin seçimi veya nasıl yapılacağı konusunda ortak kararla hareket ediyoruz. Mesela İnsan Hakları Derneği’nin 40. Yılına dair belgesel çalışmamıza yıllar öncesinden başlamıştık. Sonrasında biz buna gönüllü şekilde devam edelim dedik. 12 Eylül Anneleri belgeselinin çekimlerinde kurucu annelerinin çekimini zaten yapmıştık, bu bir avantajdı. Yıllardır çekim yapıyor, arşiv topluyorduk. Yoğun şekilde röportajlara devam ettik. Eyyüp Epekinci, Gülseren Yoleri, Memik Horuz, Seza Horuz ve Hatice Kalpaklı bu ekip hem Doliche film hem de İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Kültür Sanat Komisyonu üyesi arkadaşlarla birlikte uyumlu bir şekilde çalışmalarımızı tamamladık. Bir de bu derneğin dijital hafızası da oluyor. Şu aşamada Eyyüp ile kurguya başladık. Dediğim gibi bu tamamen gönüllü bir çalışma, tüm masrafları biz kendimiz karşılıyoruz. Kendi ekipmanlarımızı kullanıyoruz, zamanımızı veriyoruz. Ve insanların da buna katkısını, çabasını, güzel dileklerini çok önemsiyoruz. Birbirini engelleyici ve zorlayıcı olmadığı sürece tüm aşamalar beni çok mutlu ediyor. Bunu zamanında bitirip bir sonrakine başlamanın heyecanını yaşıyorum. Nasıl olabileceğine dair tüm gün aklımda fikirler uçuşuyor, not alıyorum, anlatıyorum, fikir almaya çalışıyorum. Bunları yaparken bir “yönetmen” sıfatı olarak değil de çalışmanın içinden biri olarak görüyorum.

Yeni proje 12 Eylül avukatları

Bugüne kadar çok sayıda işte imzanızı gördük… Ayrıca solucan gübresi gibi şaşırtıcı konularla çıktınız karşımıza. Memlekette ayak basmadık yer kaldı mı? Ne tür çalışmalarla yapıldı ve ne yolculuklar?

Hatırlatman iyi oldu. Komik bir dönemdi o zaman. Başlangıcı da bitişi de komik oldu. Tam benlik. Bir de yayınevi kurma çabalarımız oldu, hatta bir sürü çocuk kitabı da hazırladık ama matbaa külfetli çıktı karşımıza, biz de hepsini bir yayınevine devrettik. Şu anda sadece kendi işimizle uğraşıyoruz. Belgesel, kitap ve video hazırlama, arşiv dijitalleştirme, tanıtım videoları gibi işler. Teknolojiyi takip edip kendi işimizde nasıl kullanabiliriz diye de çalışıyoruz. Gündemimizde 12 Eylül Avukatları diye bir çalışma var. Daha önce başlamıştık ama yoğun bir mesai ve maliyetten dolayı fazla ilerleyememiştik. Biz de Türkiye Barolar Birliği’nden destek talep ettik. Şu anda görüşme aşamasındayız. Umarım olumlu sonuçlanır da 12 Eylül’de hem siyasi davalarımıza giren hem de kendileri de mahpus olan avukatlara gönül borcumuzu az da olsa ödemiş oluruz.

Daha bir sürü çalışmalarımız var bizi bekleyen. Bir sergi oluşturmak istiyoruz İnsan Hakları Derneği’nin. Topladığımız tüm materyalleri burada sergileyerek aktivizmin bu ülkede hangi aşamalardan geçtiğini çok net şekilde aktarabiliriz. Ya da Hay-Horum üzerine bir belgesel yapmak istiyorum.

Bir ara da bir arkadaşla beraber Kiğı üzerine belgesel yapmaya giriştik ama arkadaşımız bu iş üzerinde çok durmayınca iş yarım kaldı. Kiğı tarihi üzerine ön çalışmalarımızı tamamlamıştık ve inanılmaz bilgilere ulaşmıştık. Bu da çok önemli bir çalışma. Bir kaynak bulduğumuz an başlamayı düşünüyoruz.

Van’da tandır yanıkları üzerine bir çalışma yürütmüştük, bunu da fon eksikliği yüzünden alan çalışması yapamamıştık. Hakeza bu da bitmeyi bekleyen çalışmalarımızdan biri.

Bu işleri ortaklaşa yapıyoruz. Sıkça ortak çalıştığım Eyyüp Epekinci tüm bu yoğunlukta ayrıca kendi romanlarını yazıyor, ben de ilk editörlüğünü yapıyorum. İnvitro diye ilkini bitirdi, ben de editörlüğünü yaptım. Ve yayınlandı, şu anda da ikincisini bitirmek üzere.

Bizimle, çalışmalarımızla ilgilendiğiniz için teşekkür ederim. Çalışma ve üretmek dışında buna kıymet veren dostların varlığı beni, bizi acayip motive ediyor. Sana ve tüm dostlara teşekkürlerimi iletiyorum. İyi ki kadın dayanışması var. Asla yalnız yürümüyoruz bu yollarda.

 

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar