Bu kadınların silahları yok! İş makinelerini durduracak süper güçleri de yok ama yüreğe dokunan sözleri var. Hep bir ağızdan “Zeytinime dokunma, toprağıma dokunma” diyorlar. Bu söz notalara dökülerek protest bir şarkıya dönüşüyor. 50 yaş üstü kadınlardan oluşan Grup Dost Yürek, ezgileriyle egemenlerin hoyratlığına meydan okuyor.

Kadın müzisyenlerden oluşan ve bu yıl müzik hayatının 35’inci yılını kutlayan Aysun Timurcan’ın kurduğu Grup Dost Yürek “Ağaçlara şarkı söyleyen kadınlar” diye tanınıyor. Grupta besteler ve sözler Aysun Timurcan’a ait, sahne performansı, ortaklaşa ürettikleri teatral hava ve kusursuz armoni ise grubun ruhundan kaynaklanıyor.
Enerjinin ya da değerli madenlerin peşinde, koyun sürülerinin girmesi bile, doğayı bozuyor diye yasaklanan bir bölgede, madencilerin kepçesi ağaçları yıkıyor; toprağın altını üstüne getiriyor; zehirli kimyasallarla doğa tahrip olurken “Zeytinime dokunma, toprağıma dokunma” diye bağıran kadınların sözleri tek tek notalara dönüşüp, şarkılaşıyor… Bazen bir protesto eylemine katılıyorlar, bazen bir festivalde sahne alıyorlar ama hep kendi sözleri ve duruşlarıyla var oluyorlar. Grup Dost Yürek ağaçla, toprakla hemhal olmuş kadınların bir arada olduğu bir müzik grubu ve doğa, kadın, insani değerler konusunda seslerini müzikleriyle duyuruyorlar.
Eylemci, müzisyen ve ressam…
Grup Dost Yürek’in temelleri, 1990’larda atılmış. Bu yıl 35’inci yaşını kutlayan grubun kurucusu müzisyen-ressam-aktivist Aysun Timurcan. Grupta sadece kadın müzisyenler müzik yapıyor ve grup kendisini aktivist bir performans grubu olarak tanımlıyor. Şarkılarının ismi de zaten bunu açıkça belli ediyor. Yeşil Barış, Ağaçlarıma Dokunma…
Grup Dost Yürek ismi ne kadar tanınsa da, adlarından önce lakapları gidiyor neredeyse. Ağaçlara şarkı söyleyen kadınlar diyorlar onlara… Akbelen’de orman talanına karşı duruşuyla dünyada ilham veren kadınlar listesine giren Necla Işık, “Ağaçlarıma Dokunma” şarkısının da esin kaynağı ve Aysun Timurcan’ın enstrümanında müzik olmuş.
Doğa kırmızı çizgileri. Timurcan, ağaçlar ve kadınların kadim ilişkisini bir Romen ritüelinde görmüş ve çok etkilenmiş. Bu nedenle ağaçların da duyacağı şarkılar söylemeyi seviyor. “Romanya’da bir köyde çok ilginç bir gelenek var. Şubat ayında bütün kadınlar, ağaçları bahara özendirmek için kazaklarını, atkılarını ağaçlara sarıp, etraflarında daire oluyorlar. Onlara şarkı söylüyorlar. Bu beni çok etkiledi” diyor.
Yurt içi ve yurt dışı festivallere sık sık katılmalarına rağmen popüler medyada, radyo ve televizyonlarda pek göremeyeceğiniz bu özel grubun kadınları 50’li yaşlarında. İnandıklarının peşindeler ve aktivist eylemlerin içinde müziklerini yapıyorlar. Kendilerini çok sesli müzik yapıyoruz diyorlar ve senfonik rock ya da koral senfonik rocka yakınlar. Aysun Timurcan ile görüştük:
Popüler medya neden sizin gibi müzisyenleri görmüyor?
Karşılaştığımızda, farkındalık yaratan yapımızdan dolayı çok ilgi görüyoruz. Bu bizi tam vazgeçmek üzereyken, yeniden yaptığımız işe sarılmamıza neden oluyor ama kendimizi yine de bazı günlere hapsolmuş gibi hissediyoruz. Mesela 8 Mart gibi, cumhuriyet kutlamaları, dünya barış günleri gibi… Oysa, müziğimiz 7/24 ve dünyaya, yaşama hitabeden bir müzik. Geçmişte de günümüzde de başımıza aynı şey geliyor. ‘Tanıdık bir müzik olsun.’ İnsanlar bilmedikleri bir şeylere çok yaklaşmıyorlar. Ancak çok meraklı olan ki buna kaliteli dinleyici diyoruz. Seçkin müzik dinleyicisi bizi fark ediyor.

“Bir maden şarkısı besteledim”
Sosyal medyada ne durumdasınız?
Takipçi sayımız çok değil, sosyal medyayı yeterince iyi kullanamıyoruz. Bunun için şirketlerle görüştük ve takipçi sayımızı çoğaltacak bir yöntemi henüz bulamadık. Bunlar bize çok sahte geliyor. Neden geçmişte de arkamızda durulmadı, bugün de arkamızda durulmuyor? Buna cevap vereyim: 80’li – 90’lı yıllarda plak şirketleri vardı ve özgün müzik furyası vardı. Özgün müzik furyasında siyasi akımlar ön planda tutuldular, Grup Yorum, Grup Merhaba, Çağdaş Türkü gibi… İlk kasetim çıktığında, ‘siyasi bir duruş sergile onun arkasından gidelim’ diye bir formül üretti plak şirketi. Ben reddettim. Siyasi görüş yaşayarak, birikimlerinizle oluşturduğunuz bir şeydir. Onunla dik durursunuz. Benim hayatım bir Karadeniz kasabasıydı ve etrafımda maden işçileri vardı. Babam zaten trenciydi… Bir maden şarkısı besteledim diye sol müzisyen -ki bundan yüksünmüyorum. Sadece etiketler çok çabuk yapıştı.- Solculuğumdan dolayı örselendim. Plak şirketleri arkamda durmadı. İlk albümüm çıktığında Sezen Aksu ön plandaydı ve onun vokalistlerinin sahne aldığı bir dönemdi. Bir tek Ali Kocatepe-Aysun Kocatepe vardı yakın… Açıkçası müziğimi bir kalıba oturtamadılar. Çünkü o eserler benimdi ve bana özgüydü. Bana ne tür müzik yapıyorsun diye sorduklarında her zaman cevap vermekte zorlandım. Kendi müziğimi yapıyorum diyorum. Yani çok sesli vokal müzik. Bu tabiatın, bu kültürün bana kazandırdığı ivmelerle yola çıktığım bir müzisyenlik anlayışım var. Herhangi bir siyasi kalıba da uymuyorum ve bunu reddediyorum.
Yine de politiksiniz. Çünkü pek çok insanın korktuğu eylemlere gidip, destek oluyor ve müziğinizi yapıyorsunuz. Bundan korkmuyor musunuz?
Bunu açıkça itiraf edeyim. Korkmuyor değilim, çok korkuyorum. Gençlik dönemime ve bugüne baktığımda şimdi daha da çok korkuyorum. Sorumluluklarım var. Arkamda bıraktığım bir evladım ve eşim var. Bir eyleme gittiğim zaman bunun dönüşü olmayabilir. Bir şarkım var ‘Korkmuyorum Yaşamaktan’ diye ama bu şarkıyı söylerken her zaman söylüyorum. Korkmuyorum dememe bakmayın, aslında çok korkuyorum diye. Çünkü artık yaşamdan çok korkuyoruz. Çünkü bilinmeyenlerle karşı karşıyayız. Türkiye’nin de dünyanın da güncesi böyle. Geçmişe baktığımda çok temiz, çok yürekli bir neslin çocukları olarak büyümüşüz. Bu yapıyı, kültürü taşıyan son insanlarız. Belki de son dinozorlarız. 12 eylül çocuklarıydık. Bizim siyasetimiz dergi siyasetiydi. Çok içinde olmadık abilerimiz, ablalarımız gibi ama 80 sonrası bu sürecin acısını çeken insanlarla büyüdüm. Duyarsız kalamazdım. Duyarlılık gösterebileceğim her kaynakta bunu göstermeye çalıştım. Müzik zaten var olan bir şeydir. Besteciler bu yapıyı hissedip ortaya çıkarırlar. Bir de nemalanmayı doğru bulmuyorum. Acı üzerine kurarız sanatımızı. Ben hayatın içinden kurmayı seviyorum sanatımı.
Müzisyenim, kadınım ve 50 yaş üstüyüm diyorsunuz üstüne basa basa… Müzik piyasası ve dünya nasıl davranıyor tanımladığınız sınırlarla ilgili?
Maalesef en yakın zamanda karşılaştığımız ilk tepkiler ya çok güzeldi ve hiç bilmiyorduk diyen de var, keşke aralara bildiğimiz birkaç şarkıyı da katsaydınız diyen de… Başta zaten bu konserde hiç duymadığınız eserler seslendireceğiz diye başlıyoruz. 90 dakika performansımız var. Eğer seyirciyi 90 dakika sahnede tutabiliyorsak bizim için bu büyük başarı zaten. Yaşanmış ve varlığı kanıksanmış şarkılarımız onları da kavrıyor. Hiç tanımıyorlar ama dinledikten sonra çok keyif alıyorlar.

“Eserlerimi dört tatlı kadına teslim ediyorum”
Ben şarkıcı değilim diyorsunuz…
Şan eğitimi de almama rağmen şarkıcılık başka bir şey. Şarkıcılık başka bir kıyafeti taşıyabilmektir. Müzisyenliğin başka bir versiyonudur. Ben eser üretiyorum. Ben şarkımı istediğim gibi söyleme özgürlüğüm var ve farklı versiyonlar üretebiliyorum.
Grupta kimler var şimdi?
Şu an grubumuzda 30 seneden uzun zamandır birlikte olduğumuz Dilara Elagözlü, sevgili Nesrin Bacak piyano, akordion, ukulele, mandolin ve vokalde, sevgili Özlem Pektaş bango, koltuk davulu, kabak kemane ve gitar ve vokalde bendeniz yer alıyoruz. Düzenlemeleri grupta birlikte yapıyoruz. Eser sahibi benim ama ben eserlerimi bu tatlı dört kadına teslim ediyorum ve onlar büyütüyorlar.

“Ben her şeyi geç yaptım”
Grup ismini nasıl aldı?
1990 yılında okul çevresinde grubu kurduğumda kendi adımı kullanmıştım.1993’te grup netleşip, daha çok kadın müzisyenlerin bir arada olduğu ve 7/24 birlikte vakit geçirdiğimiz ve dostlukla pekiştiği için Dost Yürek adını aldı. O yıl yaptığımız Dinle Beyaz Adam diye bir şarkımız var. Ünlü Kızılderili reisi Geronimo’nun yazdığı ünlü mektubun bir özetidir. Orada bir cümlede ben dost bir yüreğim der. Bunu gördüğümde bu bizim hayatımıza uyuyor dedim. Bugüne kadar çok müthiş teknik, değerli müzisyenlerle çalıştım ama dostluk olmadığı sürece bir anlamı yok grup olmanın. Grubumdaki insan iyi çalamayabilir, diğeri kadar profesyonel olmayabilir ama güven duymak ve dostluk benim için çok önemli. Dinle Beyaz Adam albümü 1997 depremine denk geldiği için bir sene geç çıktı. Sonra İzmir’e yerleştim ve grup devam etti. 2015’ten sonra timpanici arkadaşım Muğla’ya yerleşince, grubumuzu tekrar hayata kazandıralım dedik. Ağaçlara Şarkı Söyleyen Kadınlar şarkısı büyük yangından sonra yapıldı ve öyle anılır olduk. Bir bakıma şarkılar ismimizi belirledi. Bu bölgede, Ağaçlara Şarkı Söyleyen Kadınlar olarak tanınıyoruz.
Bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz? Biraz daha kitleselleşmek, duyulmak için…
Hep Buena Vista Social Clup örneğini veriyorum muzipçe. Hepimiz 50’li yaşlardayız. Ben her şeyi geç yaptım. Konservatuara alaylıyken, 21 yaşımda girdim. 40 yaşında çocuk sahibi oldum. 34 plakada yaşadım 35’te evlendim. Her şey hayatımda geç gelişti. Bir kere ağzımdan da çıktı. 60 yaşına gelince ben galiba meşhur olacağım dedim. Hay demez olaydım.
Çok kalmamış iki sene var…
Benim idolüm Bueno Vista… Umarım onlar gibi 90’larımda ünlü olmam.
Aslında gizli meşhursunuz… Aze şarkısı sizin ve ünü sizden önce gidiyor.
1999’da albümümüz Aze olarak çıktı. Aze’yi bütün konserlerde söylüyoruz. Yeni şarkılar, yeni tekli şarkılar var. Yapabildiğimiz kadar yayınlamayı düşünüyoruz. Denize Düşen Sarhoş Adam Bendim şarkısını Ada Müzik’ten çıkardık. Ama artık şirketlerle çalışmayı düşünmüyorum. Bütün masrafını ben yapıyorum ve telifinden sadece yüzde 20 ödeniyor. Artık şirketlerle çalışmayı istemiyorum. Dijital platformlarda yayınlayacağım.
Bir kadın olarak yaş almak size ne hissettirdi? Yaşlandığınızı hissediyor musunuz?
Hissediyorum ve yaşlandığımı anlıyorum. Fiziksel anlamda anlıyorum ruhsal anlamda da… Daha sadeleşiyorsunuz, adımlarınız daha seçici oluyor, bunlar yaşlanmanın seçkin ibareleri ama sanatsal anlamda sorarsanız asla yaşlanmıyorum. O anlamda ruh başka bir şey. Yaşlandığımı ancak seyirci karşısında anlıyorum çünkü çok gençler… 20’li yaşlarda, şimdiki yaşımdaki müzisyenleri görünce çok kızar, niye hala bunlar sahnedeler derdim. Ne kadar cahilce ve bencilce bir düşünce… Şu an sahne ile ilgili duygularıma bakarak diyebilirim ki, sanatın, sanatçının yaşı olmazmış gerçekten.










