İmece Ev İşçileri Sendikası’nda yeni mücadele dönemi başladı. Ev işçilerinin görünmeyen emeğini, kayıt dışı çalışmanın yarattığı sorunları ve sendikal mücadelenin yeni dönem hedeflerini genel başkanlık görevini devralan Nuray Akkaya ile görevi devreden Minire İnal bu haberde anlatıyor.
Bu sendikayı bürokratlar değil ev işçisi kadınlar yönetiyor!

Ev işçilerinin hak mücadelesinde yeni bir sayfa açıldı: İmece Ev İşçileri Sendikası’nda Genel başkanlık bayrağını Nuray Akkaya devraldı. Yeni başkan Nuray ve bayrağı kendisine devreden Minire İnal, Kadın İşçi okurları için hem kendi hikayelerini hem de ev işçilerinin dünden bugüne güncel sorunlarını ve sendikal mücadele deneyimlerini anlattı.
Sendikanın yeni genel başkanı seçilen 45 yaşındaki Nuray Akkaya 2000’li yıllardan beri ev işçilerinin hak mücadelesi içinde olan bir ev işçisi. Nuray Akkaya yıllardır sürdürdüğü sendikal mücadelede şimdi başkan seçildiği için nasıl hissettiğini sorduğumda “Çok heyecanlıyım” diyor ve sendikal mücadele deneyimini anlatmaya başlıyor:
“Burada tanıştığım arkadaşlarımla birlikte büyüdüm, piştim diyebilirim. Bu meslekte bir araya gelmek çok zor. Eşi izin vermeyen oluyor, sendikayı bilmeyen oluyor, sendikayı sıfırdan anlatmak için çoğu zaman zamanımız da olmuyor. Yani ev işçileri hep koşuşturma içinde, otobüste nerede inerse onunla birlikte inip koştura koştura derdini anlatmaya çalışıyorsun.”

“İşimizin tanımı, çalıştığımız işin sınırı yok”
11 yıldır ev işçisi olarak çalışan Nuray, tıpkı eski başkan gibi bir işçi olarak sendikal mücadeleye başlamış ve bir işçi olarak sendika başkanlığı koltuğuna oturuyor:
“Çocuğum olduğunda ev işçiliğine başladım. Çünkü çocuğumu bırakabileceğim bir kreş yok, hiçbir destek yok, mecbur çocuğuma bakacağım. E maddi sıkıntılar var, çalışmam lazım. Ne yapabilirim dedim, bu şekilde ev işçiliğine başladım.”
Örgütlenme alanındaki zorluklar konusunda bilgi veren Nuray’a göre en büyük zorluk ev işçilerine “işçi” olduklarını anlatabilmek: “Arkadaşımıza bunu anlatmak ve bu bilince varmak Türkiye’de çok zor. İşverenin de işine geliyor ev işçisinin bilinçsizliği, tek başına kalması.” Nuray yıllardır çalıştığı halde “kayıt-dışı” olmanın zorluklarını bizatihi kendisi yaşadığı için hem kendisi hem diğer ev işçilerinin en can yakan sorununa geliyor konu:
“Bizim için hiçbir tanım yok, çalıştığımız işte hiçbir sınır yok. Temizlik için gidiyorsun ama önüne bir ton angarya iş koyulduğunda ‘Hayır’ deme lüksün yok. Hayır dersen de kibarca kapıyı gösteriyorlar. Hakkınızı talep ettiğiniz an iki dudak arasında kalıyorsunuz kayıt-dışı olduğunuz için. Ama biz artık iki dudak arasında kalmak istemiyoruz.”
Yeni mücadele dönemi: ILO C189 en temel talep
Nuray, kayıt-dışı çalışma sorununun en büyük kaynağı olarak Uluslararası Çalışma Örgütü ILO’nun C189 sayılı sözleşmesinin Türkiye’de hala “imzalanmamış” olmasını gösteriyor. Nuray’ın bahsettiği ILO C189 sözleşmesi doğrudan ev işçilerinin haklarına odaklanıyor. Nuray kendisinin başkanlığı döneminde İmece Sendikası’nın öne çıkaracağı talebin 2022 yılı itibariyle 35 ülke tarafından onaylanan ve 31 ülkede yürürlükte olan bu sözleşmeyi Türkiye’nin de imzalaması olacağını belirterek sendikanın yeni dönem vizyonunu da ortaya koyuyor:
“Bakanlardan tutun milletvekillerine kadar hepsinin etrafında çalışan ev işçileri var. ILO C189’u imzalamayıp koltuklarda oturan herkes çocuk bakımından yaşlı bakımına ev temizliğine hepsinde ev işçilerinin desteğini alıyor ama hepsi bizi kayıt dışı görmeye razı geliyorlar. Ama biz buna razı değiliz, bu sözleşmenin hala imzalanmaması bir yüz karasıdır.”
“Birçok ülkede bu işi yapanlar gibi biz de işçiyiz, işçi olarak yasalarda yerimizi almak istiyoruz” diyerek hem bir işçi hem de sendikanın yeni başkanı olarak talebini net şekilde ortaya koyan Nuray sözlerini böyle noktalıyor:
“Bu ülkeyi yönetenler işçilere hakkı olan ‘işçi’ tanımını vermek, işçi olarak haklarımızı vermek ve ILO C189’u imzalamak zorundalar. Bizi koruyan yasaları hak ediyoruz. Bizi rahatça gözden çıkaran, bizi sömüren değil. Hem bir işçi olarak hem bir kadın olarak hem bir anne olarak haklarımızı talep etmeye devam edeceğiz.”

“Yaşam organlarımın hepsi hasarlı”
Sendika başkanlığını devreden Minire İnal’ın hikayesi de İmece Sendikası’ndaki başkanlık koltuğunun, günümüzde giderek yaygınlaşan bürokratik sendikacılık anlayışından uzak olduğunu gösteren bir hikaye:
“Ömrüm boyunca farklı farklı işlerde çalıştım genelde turizm sektöründe otelde, restoranda, kafelerde, hep hizmet sektöründe çalıştım. Hep sömürüldüm. Maaşım ödenmedi, sigortam ödenmedi. En son çalıştığım tekstil fabrikası Rivana Tekstil’de maaşımızı vermediklerinde direniş yapmıştık hatta. Onlar maaşı vermedi, iki çocuk var, ev kira, ben de ev işlerine başladım, yeter ki eve ekmek götüreyim diye, çünkü açız. 2006 yılında ev işçiliğine başladım. 2009’da iş kazası geçirdim, cam silerken üçüncü kattan düştüm. Bu nedenle ev işçiliğim kısa sürdü.”
Minire İnal’ın omurgasının kırılmasına ve bir buçuk yıl bakıma muhtaç yaşamasına neden olan iş kazası bedeninde halen onarılmayan hasarlar bırakmış: “Yedi defa ameliyat oldum. Ameliyatın birinde ex olmuşum. Vücudumda kemikten çok platin var neredeyse. Şu anda bile birçok şeyi yapamıyorum, yürüyorum, hayattayım, bir de ayaktayım. Yoksa benim yaşam organlarımın hepsi hasarlı. Ve hala bu kazanın travmasını atlatamadım.”
“Biz toz bezi miyiz?”
Ev işçisi kadınların iş güvenliği sorunları nedeniyle ne kadar ölümcül sonuçlarla karşı karşıya kalabileceğinin yaşayan bir örneği olan Minire İnal, söz konusu ev temizliğiyse ‘en küçük’ gözüken işin bile ne kadar riskli olduğuna şu sözlerle ışık tutuyor:
“Cam silmek gibi işlerle sınırlı değil riskler. Küçük şeyler de riskli, mesela banyoyu yıkarken ayağın kayıp düşebilirsin, balkon yıkarken ayağın kayıp düşebilirsin. Mutfak dolabını silerken bir tabureye ya da sandalyeye çıkıyoruz, başın dönebilir, sandalye kayabilir. Temizlik yaparken kullandığın kimyasallar var bir de.”
“Ev işçiliği çok zor, gerçekten çok zor” diyen Minire İnal’ı sosyal medyada yakında zamanda izlediği bir video çok etkilemiş, çünkü ona göre bu videodaki ev işçisinin maruz kaldığı muamele her şeyi özetliyor ve bu haberi okuyan tüm kadınlar Minire’nin son mesajı da bu:
“Videoda ev işçisi kadın elini yüzünü yıkıyor, sonra bir havlu rica ediyor. İşveren de ‘toz bezlerini kullanabilirsin’ diyor. Yani bizim gördüğümüz değer bu. Sen benim yıkadığım, ütülediğim kıyafeti giyiyorsun, yıkadığım tabakta yemek yiyorsun, ama beni bir toz bezine layık görüyorsun. Biz toz bezi miyiz?”










