Kültür Sanat

Caliban ve Cadı isimli kitabı Silvia Federici feodalizmin krizi karşısında kadınların karşı koyuşunu ele alarak “Feodalizmden kapitalizme geçiş süreci, devasa bir karşı devrim sürecidir” der. Bugün de kadınlar neoliberalizmin ve patriyarkanın krizini derinleştirecek hem yıkıcı hem de kurucu kapasiteleriyle sistemin karşısına tarihsel öfkeleriyle dikiliyorlar.
Ev içinden hastanelere, çocuk bakımından yaşlı bakımına kadar hayatı ayakta tutan bakım emeği, hâlâ “fedakârlık” adı altında görünmez kılınıyor. “15. Hangi İnsan Hakları? Film Festivali”, bu görünmezliği reddederek bakım emeğini açıkça politik, toplumsal ve ekonomik bir insan hakları meselesi olarak ele alıyor. Festival, sanatın yalnızca anlatan değil sorgulayan, rahatsız eden ve dönüştüren bir alan olduğunu hatırlatıyor. 13–17 Aralık tarihleri arasında İstanbul’un iki yakasında gerçekleşecek festival, bakım emeğini özel alanın dışına taşıyor
“Topkapı’nın sıradan bir dansözden farklı, önemli, iyi bir dansçı olduğundan söz edilirdi. Bedeninin her bir parçasını ustalıkla kıvırması, esnekliği, müzikle bedeninin bütünleşmesi maharet işiydi gerçekten de. Dans etmenin, dansözlüğün hakkını fazlasıyla veriyor, dansa adeta yeni bir boyut katıyor, ekran başında da olsa izleyenleri büyülüyordu.”
Feryal Saygılıgil’in derlediği Arkadaşlık Üzerine, dostluğu sosyoloji, felsefe, siyaset, edebiyat, sinema, kuir teori ve toplumsal cinsiyet gibi alanlardan tartışan 20 yazarın yazısını bir araya getiriyor. 8 Kasım Cumartesi günü Aynalıgeçit’te 13 yazarın katılımıyla yapılan buluşma yoğun ilgi gördü
“Tuhaf sahiden, ikimiz de tarihin kaybedenleri olarak başlamıştık hayata… Ama… simetrik bir dönüş yaşanmış, paylaştığımız dünyanın kaybedenleri kazananlar … olmuştu”[1] diyen Louis’nin ve annesi Monique’in hikayesi Moda Sahnesi’nde. Bir izleyin, derim.
Morris Panych’in yazdığı kara komedi, Ceren Aksakal Demirtaş’ın çevirisiyle ve Işıl Kasapoğlu’nun muazzam yönetmenliğinde sahneye taşındı.  Oyun bulaşık yıkamak gibi kadınların görünmez emek türlerinden birini sahnenin merkezine yerleştirirken, sınıfın ağırlığını da kadın bedenleri üzerinden hissettiriyor.
Filiz Çağlayan Kayalı, emekli bir eğitimci ve hemşire ama onu bir tiyatro oyunu yazarı olarak tanıdık. Bakışını, sessizce, dört duvar arasında yaşanan hayatlara çeviren Çağlayan, “Sessizlerin sesiyiz” diyerek her kesimden kadının hikâyesini sahneye taşıyor. Burhaniye Öykü Atölyesi’nde toplanıp, seçilen gerçek öyküleri tiyatro oyunu haline getirmiş, sahnelemiş. Yazıyla hemhal olmaya Çandarlı’daki Yazı Bahçesi’nde devam ediyor. Oyunlarından telif almıyor ve her kesimden kadına “Öykünüzü yazın” diyor
Edremit Körfezi’nde düzenlenen Körfez Fem-Fest, atölye çalışmaları, tiyatro, müzik ve dans gösterileriyle uzun zamandır eksikliğini çektiğimiz bir kadın etkinliğini Ege’nin kuzeyine taşıdı… Bu etkinlikte kadına yönelik şiddetle mücadelenin karşısına çıkarılan aile odaklı politikalar, laikliği hedef alan uygulamalar, çevre duyarlılığı gibi konular konuşulup tartışıldı. Festival gücünü 2013’ten beri bölgede faaliyet gösteren Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması’ndan alıyor
Bu kadınların silahları yok! İş makinelerini durduracak süper güçleri de yok ama yüreğe dokunan sözleri var. Hep bir ağızdan “Zeytinime dokunma, toprağıma dokunma” diyorlar. Bu söz notalara dökülerek protest bir şarkıya dönüşüyor. 50 yaş üstü kadınlardan oluşan Grup Dost Yürek, ezgileriyle egemenlerin hoyratlığına meydan okuyor.
Zeynep’in çocukluğu yokluklar ve sıkıntılarla ile geçti. Büyüdü öğretmen oldu. Eğitim Sen Kadın Sekreteriydi. Ankara Gar katliamından kurtuldu, KHK ile işten atıldı. Bu süreç psikiyatri kliniğinde son buldu. Öteki Yayınları’ndan çıkan “KAPALI KADIN PSİKİYATRİ’YE HOŞ GELDİNİZ Parçalanmış Ruhlar Bütün Bedenler” isimli kitabıyla kendini ve oradaki kadınları anlattı.
“Kendime “ evet ya, işte budur” diye başlayan mırıldanlanmalarım, kitabın sonuna kadar sürdü. Hani sadece feminist ortamlarda da değil ama kadın kadına oturup erkekliğe ve erkeklere öfkemizi dökerken saydırdıklarımız, hatta bazen o ortamda bile saydırmaya çekindiklerimizi dillendiriyor SCUM Manifesto.”
“I. Dünya Savaşı sürecinde yoksul, dar gelirli ve çoğunlukla da yalnız kadınların protesto yapma biçimlerinin renkliliğini, hayatta kalma ve hak arama mücadelelerini, direnişlerini, itaatsizliklerini, gündelik yaşamdaki karşı çıkışlarıyla siyaseti etkileme ve biçimlendirme güçlerini anlamak için bu kitabı okumalı ve tartışmalıyız.”
Yetersizlik hissi, kronik yorgunluk, depresif ruh hali ve anksiyete ile kucak kucağa bir yaşam. Kapitalist ataerkinin günümüz annelerini yaka paça itip içinde delirtmeye çalıştığı o derin ve karanlık kuyu… Ceylan Nur Akgün’ün İletişim Yayınlarından çıkan ‘Annelik Gerilimler, Mücadeleler ve Uzlaşmalar’ adlı kitabı bu derin ve karanlık kuyudan çıkmamız için bize bir ip uzatıyor! 
İstanbul’un kalbinde bir sergi açıldı: Anlatı Gücü İttifakı. Konumu da konusu da manidar serginin. Sergi Fatih’te Cağaloğlu’nda, yazımın ve basımın merkezi olarak bilinen Barın Han’da yer alıyor. Son yıllarda yükselen toplumsal cinsiyet karşıtı hareketleri analiz etme ve bununla baş etme, yeni yollar bulma gibi ortak bir misyonla ortaya çıkıyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!