futbol gibi eğlenceli ve önemli bir şeyi erkeklere mi bırakacağız? o alanın toplumun tamamına yönelik etkilerine kızsak da seyirci mi kalacağız? bu alanlara müdahil olmak için gezi gibi altüst oluşları mı bekleyeceğiz?

mısır’da 2011 yılında mubarek yönetimine karşı yükselen ve adını büyük gösterilerin yapıldığı meydandan alan tahrir kalkışmasında futbol taraftar gruplarının büyük rolü oldu. ultras adlı gruplar, hem kalkışmaya giden yolda hem meydanda hem de sonrasında örgütlülükleriyle önemli bir güç oldu ve nitekim 2015 yılında yasaklandılar.
türkiye’de futbol tribünleri 1980’li yıllarda muhalif olma anlamında politikleşti, bunların arasında -futboldan uzak okurlarımız için yazayım; adını semtin ünlü çarşısından alan- beşiktaş tribün grubu çArşı öne çıkmıştır ama daha sonra farklı kulüplerin taraftar grupları da politize oldu; bu bahiste ali ismail korkmaz için yaptıkları şarkı ve kulübün hedef alınmasına verdikleri tepkilerle son yılların fenerbahçe taraftarını ve tabii ki amedspor’u anmadan olmaz.
ama biraz geriye gidelim ve gezi günlerini, taraftar gruplarının etkisini ve gücünü hatırlayalım. tıpkı mısır’daki benzerleri gibi bu gruplar da tribünlerde gördükleri muamele yüzünden ya da sayesinde polis şiddetine alışıktı, parka gelmeden de biber gazına aşinaydılar mesela, ve örgütlülerdi. nitekim, gezi’de çok söylenen, “sık bakalım… “ tribünde ortaya çıkmıştı.
bilirsiniz, portekiz diktatörü salazar’ın “ben bu ülkeyi üç f ile yönettim; “fado, fatima ve futbol” dediği rivayet edilir. futbol, muhaliflerin resmi söyleminde hep “kitlelerin afyonu” kategorisinde ele alındı. ama yeni yüzyılın gerçeği farklı oldu; 2000’li yıllar birçok politik örgütlenmenin çözündüğü, yerlerine yenilerinin inşa edilmediği yıllardı, taraftar gruplarının öneminin artmasında bunun etkisi olduğunu düşünüyorum.
bütün bunlar taraftar gruplarının iktidar yanlısı politik akımların ilgisini çekmesine de sebep oldu ama adında “1453” falan geçen o “alternatif” örgütlenmeler başarılı olamadı.
fakat sol geri çekildikçe taraftar grupları da egemen söylemden etkilenir oldu. çArşı’nın, amedspor iftarına katılanlarla ilgili açıklaması, sonradan gelen toparlanma çabaları da dahil olmak üzere açık ırkçı etkiler taşıyordu, yazıklar olsun. bir arkadaşımızın dediği gibi, başka takım tutanların da “yükselen”i -astrolojiye mesafeli okurlar için yazayım; burada esas burcun yanı sıra dikkate alınan yükselen burçlara gönderme yapılıyor- olan beşiktaş’a gerçekten yakışmadı.
ama bütün o dönem boyunca da beşiktaş taraftarları, başka takımlarla ilgili “erkek adam renkli takım durmaz” şakasını yapıyordu ve karşılığında, “erkek adamın çarşıyla pazarla işi olmaz” cevabını aldıkları da oluyordu. metin analizine falan gerek yok, futbol erkekler arası bir mevzu, tribün onların alanı, rekabet konusu erkeklik. orada, annelerinin “ayıp” sözler kullanmasını yasakladığı oğlan çocuklarının psikolojisiyle toplu halde küfür ediyorlar. tezahüratların önemli bir kısmı cinsel ilişkiye, hatta tecavüze gönderme yapıyor, rezalet yani. bunları az buçuk biliyoruz. kaleyi dışarıdan mı yıkalım içeriden mi; tartışma bence orada.
devam etmeden şunu hatırlatayım. futbol sahaları sporun değil eğlence sektörünün bir parçası. o anlamda bence “endüstriyel” olmasında bir sorun yok, mahallede oynanan halı saha maçını izlemek aynı keyfi vermez zaten. futbolcular spor yapıyor, izleyenler değil. ama bahislerden formalara, tezahüratlardan atkılara, pankartlara, sloganlara kadar her şeyin ticarileşmesi olağan bence, işin içine hile hurda karışmadıkça… bir yandan da karşımızda kolay kolay yıkılmayacak bir kale var ve toplumsal “havaya” sürekli olarak erkek egemen söylemler salıyor, teşbihte hata olmaz; bir tür zehirli gaz.
ama futbol gibi eğlenceli ve önemli bir şeyi erkeklere mi bırakacağız? iş bununla bitmiyor; o alanın toplumun tamamına yönelik etkilerine kızsak da seyirci mi kalacağız? bu alanlara müdahil olmak için gezi gibi altüst oluşları mı bekleyeceğiz? (gezi’de bazı taraftarların lambda’dan, homofobik küfürler için özür dilediği rivayet edilir.)

futbola aşığız, küfüre karşıyız
kadın özgürlüğü fikrinin tazeleyici etkisi toplumun her alanında görüldüğü gibi burada da hissediliyor. kadın futbolu daha fazla ilgi çekiyor, bu alana yapılan yatırım büyüdüğü gibi, gelir de artıyor. tribünlerde git gide daha fazla kadın var.
ilçe takımının maçında futbolcular “8 mart dünya kadınlar günü kutlu olsun” pankartı taşıdılar, önceki hafta “futbola aşığız, küfüre karşıyız” sloganlı pankartla çıktılar sahaya. taraftar grubu, karşı takıma “koyma” fikrinden vazgeçmedi tabii ama bu tür şeyler, cinsiyetçi dili ortadan kaldırmasa da zaman içinde sınırlandırır.
başka?
maçların kadınlara -ve çocuklara- ucuz/bedava olması tribünlerde daha fazla kadının yer almasını sağlar. bu benim icadım değil, farklı zamanlarda, farklı takımların başvurduğu bir uygulama ve kadınların gelirinin daha düşük olduğunu da göz önüne aldığımızda hem adil hem de tribünün havasını değiştireceği, değiştirdiği kesin.
kadın taraftar grupları, kadın futbolseverler bir araya gelse çok daha etkili şeyler bulabileceklerine eminim.
tribünler olumlu ve olumsuz anlamda politik, tribünler olumlu ve olumsuz anlamlarıyla toplumu etkiliyor. feminizmin türkiye’de de bütün bunları göz ardı etme lüksü olmadığını düşünüyorum. belki örgütlenme modellerimizi bu tür alanları da kapsayacak şekilde gözden geçirmenin zamanı gelmiştir. hem belki bu sayede çArşı da kendine bir çekidüzen verir.
ana fotoğraf: bodrumspor kadın futbol takımı. kaynak-bodrum güncel haber










