Skip to main contentSkip to footer

Çemberimde gül oya

Tamamen el işçiliğiyle üretiliyor. İşleme ve dokuma gibi pek çok uğraşın ürünü. O, gözleri zor gören kadınların kültüre damga vuran emeği. Bu işi “kadınlık ve evcillik”le pekiştirmek için kullanmaya meyilli insan sayısı o kadar fazla ki. Aslında “iki ucu keskin bir iğne” oyacılık.

Örgütlenme/Sendika

El sanatları emeğinin büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturuyor. Çok farklı çeşitler söz konusu. Nakışın sosyal medya kanalıyla da yayılması bu emeğe yönelimi artırdı. “İğne oyası”, rengarenk tülbentlerin kenarlarına işlenen bir elişi olarak ciddi bir emek alanı. Oyalar ipekten, koton ipliğinden, orlondan ve naylonlardan yapılıyor. İnceliği gerçekten göz alıcı. Fakat emek ve zahmet katsayısı tabii ki çok yüksek. Geçmişte baskının bir aracıydı. İster sevsinler ister sevmesinler çok küçük yaştan başlayarak “iğne işi” yapmaya zorlanıyordu kadınlar. Bugünkü algısı ise biraz farklı.

 “İki ucu keskin iğne”

İğne oyasının kökenleri oldukça eskiye uzanıyor. At kılı kullanılarak işlendiği yıllar olmuş. İlk örneklerine Orta Asya’da rastlanmış. 12. yüzyıldan itibaren Anadolu’da gelişmiş. “Çemberimde gül oya” türküsünün bestelendiği dönemlerde, muhtemelen lamba ışığında el işinden saatlerce başını kaldıramıyordu kadınlar. Aslında “iki ucu keskin” bir iğne gibi. Geleneksel kültürün bir parçası. Bu üretimi kadınlık ve evcillik fikirlerini pekiştirmek için kullanmaya meyilli çok insan var. Diğer yandan Kadınlıkla ilgili konulara değinen sembollerin nakışlara gizlice yerleştirildiği de bir gerçek. Nakış emekçisi bazen günlük hayattan “sahneleri” iplikle resmedebiliyor. Can sıkıntısı, hayal kırıklığı ve yorgunluk gibi duyguları da aktarabiliyor. Anlatılacak daha o kadar yönü var ki oyacılığın. Bunun için bu geleneğin tüm ilçeye yayıldığı ve “nakışın kalbi” diyebileceğimiz Gönen’e baktık.

Şermin Toraman

“Kendine özgü ipler”

Yıllardır nakış işleyen Şermin Toraman, onlarca eser yarattı. Oyanın anlamını ve ona getirdiği rahatlamayı dile getiriyor. Tekniğin birçok sırrı olduğunu söylüyor. Uzun zaman önce neredeyse her kadının elinde iğne oyasının bulunduğu bir dönemden bahsediyor. Bugüne kadar gelmesi köklü bir geleneğe sahip olmasından kaynaklanmış. Her bir işlemenin kendine özgü ipleri olduğunu söylüyor. Ve özel teknikleriyle karakterize ediliyormuş her motif. Gönenli kadınlar için nakış, sadece bir hobi olmaktan öte, sonsuz çeşitlilikteki desenleri yansıtan köklü bir gelenek. Şermin’in şu yorumu dikkat çekiyor; “Bugün oyayı anlamak için, halkın özünü, inancını ve öyküsünü anlamak gerekir”. Anneannelerin anısını canlı tutmak için eski dönemlerin işlemeleri de yeniden yorumlanmış. Bazı kadınlar için nakış, o günün ruhunu, bazen acısını iplik ve kumaşla anlatmanın bir yolu haline gelmiş. Buna benzer pek çok bilgi paylaşıyor Şermin.

“Ellerimin konuştuğu bir dil”

Bu uğraşın inanılmaz derecede zaman alıcı olduğunu vurguluyor; “Nakış, ellerimin konuştuğu bir dil gibi geliyor bana” diyor. Bu zanaatın genellikle “hobi” veya “kadın işi” olarak görüldüğünü anlatıyor ve şunları da aktarıyor; “Bu oyalarla gerçekten eşsiz bir şey yaratmak için çeşitli teknikler ve motiflerden yararlanıyoruz. Burada kadınların çoğu geçimlerini sadece elişlerinden sağlıyor. Üstelik ekonomik durumlarını da iyileştiriyor. Şermin, bu incelikli “zanaatın” sabır, yaratıcılık ve detay gerektiren, bir iş olduğuna şu ifadesiyle dikkat çekiyor; “Gönen’de kadınlar, ürettikleri ürünleri satarak ailenin bütün maddiyatını sağladılar. Özenle çalışan, el becerileriyle o desenleri ustalıkla dokuyan zanaatkârlar her evde var. Sadece bir tülbentin kenarının süslenmesi değil yapılan. Yatak takımından masa örtüsüne kadar bir çok ev eşyasında kullanıyorlar nakışları.” Sevgiyle harcanan bir emek olduğuna da özellikle vurgu yapıyor.

“İğne bu, illa ki batar”

Zamanın sınavından geçmiş bir gelenek bu. Bir oyanın yapım süresi, boyutuna ve karmaşık olup olmadığına bağlı olarak değişiyormuş. Birkaç günden birkaç aya kadar sürebiliyormuş. Gönen’e ilçe dışından gelenler için “kültürel miras” olarak görülüyor iğne oyası. Ve ilçeye gezmeye gelenler tarafından anlamlı bir “hatıra eşyası” olarak mutlaka satın alınıyor. Şermin, “Satın alanların çok olması el emeğine güvenmelerinden. Bölgenin kadınlarına umut kaynağı bu iğne ve iplik. Bu zanaattan para kazanıyorlar çünkü,” Teknoloji alabildiğine gelişse de otantik Gönen oyasının geleneksel yöntemlerinin hiç değişmediğini anlatıyor. Bölgede kural değişmiyor; oya yapmayı bütün kadınlar annelerinden öğrenmiş. Durmaksızın üretim yapıldığını bu işin hiç kolay olmadığını vurgulayan Şermin diyor ki; “İnce bir iğneyle kumaş üzerine çiçek ve yaprak işleme becerisi bu. İğne bu, illa ki batar, parmak uçlarınız yara olur. ‘Evden çalışma’ imkanı sağlamanın yanı sıra, bizleri mali açıdan bağımsız hale de getirdi”. Oya emekçisi Şermin Toraman, bu işin çok fazla dikkat ve zaman gerektirdiğine dair yorum yapıyor. Parmaklara ve gözlere olan etkisini göz ardı etmeden. “Bu emeğin güzelliği inceliğinde yatıyor. Zorlu olsa da, gurur duyduğumuz bir iş” diyor ve şu sözü anımsatıyor; “Biz iğne ile kuyu kazıyoruz. Ama şunu unutmayalım. Bu iş bize sebat etmeyi öğretti. Çünkü oya demek sabır demektir.” O eller gerçekten iplik ve iğneye derinden bağlı, bunu fark edebiliyorsunuz.

Hüsniye Tanrıverdi

Oya pazarı var

Balıkesir’in Gönen ilçesinde yüzyıllardır süregelen iğne oyası geleneği bir kooperatif de yarattı. Gelir kaynağı oya olan kadınlar, “Gönen Kadın Girişimi Üretim ve İşletme Kooperatifi”nin çatısı altında buluştular. Kooperatif Başkanı Hüsniye Tanrıverdi ile görüştük. Oya gibi eski tarz uğraşların yeniden popülerleştiğini anlatıyor. Oyacılık sanatının yerel kalkınmada itici bir unsur olduğuna inanıyor Tanrıverdi. İğne oyasıyla ilgili geçmişten bugüne farkındalık oluşturmayı amaçlıyormuş bu kurum. Diyor ki; “Oya zanaatçıları eline iğne-iplik alan ve onları başyapıtlara dönüştüren insanlar. Yaptıkları her parçaya yüreklerini, detaylarını ve ruhlarını katıyorlar. Yörede tarımın yanında önemli bir geçim kaynağı olarak kaplıca turizmi de var. İğne oyacılığı ise bu ilçede gelir imkanı için en önemli unsur. Kaplıca için ilçemize başka şehirlerden gelen her insan iğne oyalı bir yemeni veya başka bir eşya satın almadan gitmez. Aynı zamanda burada bir halk pazarımız da var. Adı, “Oya Pazarı”. Gönenli kadınlar, ördükleri oyaları bu açık pazarın tezgahlarında satar.”

Emeğin gerçek değeri

Oya işindeki üreticilerin emeklerinin gerçek değerini görülmesi kooperatifin amaçlarından biri. “O zaman gerçekten keyif alarak üretecekler. Kendilerini emek açısından daha değerli hissedecekler” diyor kooperatif başkanı. Bunun için destek oluyorlar. Peki, el emeklerinin değerli kılınması için nasıl bir yol izleniyor? Yanıt veriyor; “Kooperatifimizde bir ürünün sahip olması gereken niteliklerine kadar, üretimin her aşaması farklı bakış açılarıyla inceleniyor. Sonra karşılıklı gelip düşüncelerimizi paylaşıyoruz.” Sorumuz üzerine şu bilgileri de paylaşıyor Tanrıverdi; “Oya kültürel bir miras. Ustaların deneyleri nesilden nesile aktarılmış. Bizler Gönen’de herkese seslendik. Oyalarınızı çeyiz sandıklarında saklamayın dedik. Sandıktan çıkarmalarını sağlayıp, günlük yaşamın bir parçası haline getiriyoruz bu emekleri. Bu anlayışla iğne oyasını modernize ediyor, modelleri güncelliyoruz. Örneğin farklı modellerin peşine de düştük. Artık rengarenk ipliklerle oyadan kolye işliyorlar, bandana yapıyorlar.” Öte yandan iğne oyasının ruhsal bir şifa aracı olduğunu da vurguluyor Hüsniye.

Oyalarla gelen mesajlar

Kız Meslek Lisesi mezunu. Kooperatifin her şeyinden o sorumlu. “Oyaların sessiz dili” konusuna geliyor söz. Birkaç örnek paylaşmasını istiyoruz; Örneğin kadın başına kırmızı biber oyalı yazma bağlamışsa, ‘eşimle aram iyi değil’ mesajı verir. Eğer sümbül oyalı bir çember tercih etmişse onun da anlamı var. Aynı renkte iki sümbül oyası varsa, ‘ben mutluyum’ demektir bu. Fakat yine iki sümbül varsa ve bu sümbüllerden biri farklı renkteyse evliliğinde bir şeylerin yolunda olmadığını anlarız. Yani duygular oyalarla dile gelir ve çevresine bu yolla içinde bulunduğu durumu hissettirir”.

Milim milim işlerken, nokta kadar motifleri inanılmaz emekle büyütürken, tamamen hıza dayalı bu dünyada ve her şeyin değersizleştiği zaman diliminde adeta bu inanılmaz sürate protesto gibi…

Ana Fotoğraf: Ümraniye Halk Eğitim Merkezi

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar