Skip to main contentSkip to footer

“Yayıncılıkta da taciz, işçi sağlığı ve iş güvenliği meselesidir”

Geçtiğimiz günlerde gündeme gelen edebiyat ve yayın alanındaki taciz vakalarıyla ilgili edebiyat alanındaki kadınlardan ortak bir tepki gelmişti. Bir bildiriyle* görüşlerini açıklayan Kadın+ Edebiyatçılar grubuyla bir söyleşi yaptık. Grup yayıncılık sektöründe giderek görünür olan taciz vakalarına karşı yapısal dönüşüm talep ediyor. Söyleşimizde telif güvencesizliği, sigortasız çalışma, freelance zorunluluğu ve ekonomik bağımlılığın tacizi nasıl beslediğini anlattılar.

Yayıncılık sektöründe cinsel taciz ve ayrımcılığın bir “işçi sağlığı” ve “iş güvenliği” meselesi olduğunu söyleyen Kadın+ Edebiyatçılar grubu, güvencesizliğin tacizi doğrudan beslediğini ifade ediyor:

“Cinsel taciz ve ayrımcılık işçi sağlığı ve iş güvenliği ile doğrudan bağlantılı ama bu netlikte pek tartışılmıyor, bu nedenle bu ifadeyi özellikle bildiride geçirmek istedik. Güvencesiz çalışma ortamları hangi sektörde olursa olsun cinsel taciz ve ayrımcılığı doğrudan destekliyor. Emekçi, kadın olduğunda sömürü ve cinsel taciz ortamı daha da genişliyor. Kadın İşçi’den öğrendiğimiz bir vaka da bu gerekliliği gösteriyor: Kocaeli’nde Alba Plastik’teki bir kadın işçi, Semra Demirtaş fabrikada yaşadığı tacize karşı direnmiş, şikâyetçi olmuştu ve tacizciden önce işten çıkarılmıştı. Aynı fabrikada başka hak gaspları da vardı. Bu vaka; taciz nedeniyle bir fabrikada direniş örneği olarak çok önemli.

Güvencesizlik ve cinsel tacizle birlikte haksız işten atılma, sağlıklı çalışamama gibi olumsuz sonuçlar doğuruyor. Çalışma koşulları hem fiziksel-mekânsal hem sosyal güvenli olmadığı sürece cinsel taciz suçu için konforlu bir alandır, nasıl ki yangın için iş güvenliği sağlanmayan bir yapıda, aydınlatmadan giriş çıkış kapılarına, ortak alanlardan giyinme soyunma odalarına kadar gerekli güvenlik ve eşitlik sağlanmazsa bu suçun hem işlenmesini hem de örtülmesini sağlar. Sözgelimi elektrik tesisat işinde çalışanlar için işe alınan emekçiye iş tarifi ve koşulları anlatılır. Yazılı olarak imzalatılır. Hatta duvarlarda bazı önemli cümleler de görürsünüz: ÖZEL AYAKKABINI GİYMEDEN ÇALIŞMA / KASKINI GİYMEDEN İNŞAATA GİRME. Yayınevi emekçilerine toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan ve uygulayan kurallar hiç hatırlatılmazsa bu orada çalışan olası fail erkekleri güçlendirmez mi? Cinsel tacize uğramış, psikolojik şiddet gören bir çalışan iş kazasına da kolayca uğrayabilir. İş güvenliği çalışanlar arası ilişkilerden ve şiddetten bağımsız tutulamaz. Tüm bunlar ekonomik haklarla da bir bütün. Alba Plastik’te kadın işçiler ne iyi ki direniş vesilesiyle sendikalaşmış ancak kayıtlı çalışmayan, freelance yani uzaktan çalışan her editör, yazar, çevirmen ve yayın emekçisi hak gasplarına, cinsel tacize, eşitsiz ücret politikasına ve ayrımcılığa çok açık halde. Öte yandan kendi alanımıza ilişkin, yayıncılık sektöründe diğer alanlardan farklı ne tür cinsiyetçilik biçimleri yaşandığına dair daha fazla düşünmeye ihtiyaç duyuyoruz. Kısacası ucuz emek baskısı salt ekonomik kâr temelli değil, “çalışanın başına ne gelirse gelsin biz uğraşmayalım” demektir sigortasız çalıştırma ve bu da çok patriyarkal kapitalist bir yaklaşım. Bu nedenle biz de kadın+ edebiyatçılar olarak cinsel taciz ve ayrımcılığa karşı önleyici ve düzenleyici bir ek sözleşmenin telif sözleşmesiyle birlikte ortaya konulmasının önünde hiçbir zorluk olmadığını ifade ediyoruz. Telif sözleşmesi yazarları da işçi-işveren statüsü içinde yayınevleriyle ilişkilendiriyor. Bu da Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) 190. Madde’nin diğer çalışanlar gibi yazarları da kapsadığını gösteriyor. Bu bağlamda, Türkiye Yazarlar Sendikası’nın mevcut kadın komisyonun daha etkin çalışması da taleplerimiz arasında.

ILO 190 neden kritik?

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün Çalışma Hayatında Şiddet ve Tacizin Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Sözleşmesi’nde (ILO190) bu konu “…mevcut iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin şiddet ve tacizi de kapsayacak şekilde genişletilmesi veya uyarlanması ve gerektiğinde özel tedbirler geliştirilmesi yoluyla da uygulanır” deniliyor. Yani cinsel taciz ve ayrımcılığın İSG (İş Sağlığı ve Güvenliği) kapsamında değerlendirilmesi bizim icadımız değil. ILO 190 üzerinde ısrarla durmamızın nedeni bütün bu esnek çalışma biçimlerini işyeri kapsamına alması ve işverenin sorumluluk alanına dahil etmesi. Yayıncılık sektöründe de yaygın olan serbest çalışma, kişilerin iş kaybı riskini yükselten nedenlerden biri. Tavsiye usulüyle iş bulan pek çok serbest çalışan şiddet veya taciz durumunda şikayetçi olduğunda tavsiye kanalının tıkanmasından, yani iş kaybına uğramaktan çekinir. “İş dünyasındaki şiddet ve tacizin kişinin psikolojik, fiziksel ve cinsel sağlığını, onurunu, aile ve sosyal çevresini etkilediği” ortaya konmuş bir şey. Bu olumsuz etkilerle baş etmeye çalışan kişi bir yandan da (aynı yukarıdaki durumda olduğu gibi) işverenin şikâyet edilen şiddet failiyle değil de şikâyet etmesi durumunda kendisiyle iş yapmaktan vazgeçeceğinden korktuğu için sessizleşiyor. Hem de iş güvencesi kapsamına girmeyen serbest çalışma biçiminde böylece iş kaybetmenin karşısında başvurabileceği bir mekanizma, koruma talebini iletebileceği bir kurum yok. Bu şiddet ve taciz için çok temel bir beslenme noktası.

ILO 190’nın önemli ön kabullerinden biri de “Şiddet ve tacizin sürdürülebilir işletmelerin teşvikiyle bağdaşmadığını ve iş organizasyonu, işyeri ilişkileri, çalışan katılımı, işletme itibarı ve üretkenlik üzerinde olumsuz etkiler yarattığını” belirtmesi. Burada sık sık karşılaştığımız işletmenin itibarını korumak için bu işi sessizce halletme eğilimi var. Yani itibar kadın+ların sessizliğiyle mümkünmüş gibi bir algı var. Bu anlayışın yıkılması gerekiyor, bu itibarın korunması kurumların, yapıların toplumsal cinsiyete dayalı şiddete ve tacize karşı kurumsal politikalar ve uygulamalar geliştirmesiyle mümkün olacak. Bizim talep ettiğimiz aslında çok temel bir insan hakkı, “Herkesin cinsiyete dayalı şiddet ve taciz de dahil olmak üzere şiddet ve tacizden uzak bir çalışma dünyasına sahip olma hakkını kabul ederek” işyeri kuralları oluşturulması.”
Ekonomik krizlerin, erkek hiyerarşisinin ve işsizlik korkusunun kadınları sessizleştirdiğini belirten Kadın+ Edebiyatçılar, tacizin üzerinin örtülmesinin erkek failleri güçlendirdiğini vurguluyor:

“Ekonomik kriz işinden olma endişesini artırıyor”

“Artık süreklilik kazanan ve çok derinleşen ekonomik krizler hem de işyerindeki kurulu erkek egemen hiyerarşiler cinsel tacizin “kol kırılır yen içinde kalır” baskısıyla sessiz sedasız örtbas edilmesine neden oluyor. “İşimi kaybederim, misilleme yapılır, rezil olurum” korkusu var. Bu anlamda kurumsal sorumluluk önemli ve bizim temel hedefimiz de bu. Biz daha önceki deneyimlerimizden biliyoruz ki çoğu tacizci için bu sessizlik daha da cesaretlendirici olabiliyor. Travmalarını anımsamamak, unutmak için konunun üstünü örtmek de tacizciyi eylemlerine devam ettirtebiliyor. Oysa 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesi işyerinde üçüncü kişilerce işlenen cinsel taciz ve saldırıdan işvereni de sorumlu tutuyor ve işverenin koruma, önleme de dâhil görevleri yasal olarak tanımlı. Bu bilgi pek yaygın olmadığı için sektörde herkes çok rahat ancak tacize karşı önlem almayan her yayınevi bundan yasal olarak sorumlu. Fakat kurumlar bu sorumluluğu üstlenmedikleri sürece baronun bile “erkek adalet değil gerçek adalet” sloganını taşıyan afişi balkonuna astığı bir atmosferde durum kadın+lar için zorlaşıyor. Hukuksuz işten çıkarmalarda uzun ve yıpratıcı dava süreçleri, taciz ve şiddet suçlarının ispatının zorluğu, o sürede yaşanacak muhtemel işsizlik kadın+ların şikâyet etmesinin önünde engel oluyor. Ayşe Düzkan’ın Kadın İşçi’deki bir yazısında da bahsettiği “bir “üst”ün tacizde bulunması halinde cezasız kalmayacağını, işinden olabileceğini bilmesi caydırıcı olacaktır.” Ve aynı yazıda dendiği gibi, “bir erkeğin edebiyat, sanat, marksizm hatta feminizm konusundaki gevezelikleri veya islam’a bağlılığı onu güvenilir kılmaz.” 

Ayrıca edebiyat yayıncılığı alanında birçok erkek edebiyatçının tanınır, ünlü olduktan sonra çevresinde hem bir etki alanı hem de bir koruma kalkanı oluşuyor. Bu erkeklerin lehine işliyor. Bunu kıracak şekilde, yayıncılık alanında da pek çok kadın+, failleri ifşa etti. Kurumsal şikâyet ve başvuru mekanizmaları olmadığı için ve başka nedenlerle de tacize karşı direniş bir feminist yöntem olarak ifşayla sürüyor. İfşa yani patriyarkanın yarattığı ve birçok araçla beslediği sessizliği kırmak, kadın+lar için son derece yaralayıcı bir süreç. Kadın+ edebiyatçılar olarak bu süreç devam ederken, ifşaya başvuran tüm kadınların yayındayız, kurumsal dönüşümün yanı sıra tek tek, yüz yüze, yan yana dayanışma göstermeye kararlıyız. Hiçbir yayın emekçisi kadın+ yalnız değil. Ama esas olan kadın çalışanlara ILO 190 çerçevesinde tanımlanan kapsamda güvenli bir ortamda çalışmalarını sağlamak, yani öncelik tacizin önlenmesi, farkındalık yaratmak ve ardından kadın beyanını esas alarak hızlı ve etkin bir soruşturma sürdürmek, en önemlisi de caydırıcı olması açısından sonuçların kamusal alanda paylaşılmasını sağlamak. Yayınevinde bir cinsel şiddet ya da tacizin yaşanması itibar meselesi olarak görüldüğünden bu tür işler sessiz sedasız hallediliyor. Oysa sessizlik cezasızlığın bir yolu aslında.

Türkiye’de de bazı yayınevleri, #UykularınızKaçsın / #SusmaBitsin sosyal medya eylemleri sırasında ifşa edilen faillerle ilişiklerini kesti ama bu da yeterli değil, mekanizmalar kurulmalı. Bu mekanizmaların ilk amacı şiddetten arındırılmış bir işyeri için caydırıcı, koruyucu ve önleyici önlemler içermek olmalı. Yayın sektöründe esnek çalışma biçimleri yaygın; freelancer’lar, telifle iş sözleşmesi yapılanlar, parça başı işler, evden çalışma…”

Yayıncılık dünyasında küresel tablo: Kadınların yüzde 54’ü tacize uğruyor

Söyleşide aktarılan dünya verileri de durumun vahametini gösteriyor:

“Dünyada, yayıncılık alanında, cinsel tacize dair yansımaları hatırlarsak; İngiltere merkezli, yayıncılık dergilerinden The Bookseller’ın 2017 yıl sonu sayısında yayımlanan ankete göre, dünya genelinde yayıncılık alanında çalışan kadınların yüzde 54’ü, erkeklerin ise yüzde 34’ü cinsel tacize maruz kaldığını bildirmişti. Sonuçlar çok vahim. Bu anket tabii, #Metoo hareketinin başladığı yıl yapılmış. Ankete katılan 338 kişiden ikisi ayrıca tecavüze uğradığını söylemiş. Katılımcıların yüzde 83,57’si kadın, yüzde 15’i erkek, yüzde 1,5’i ise LGBTİ+ birey. Bildirilen taciz vakaları sektörün her alanına yayılmış durumda: kitabevlerinde çalışanlar, farklı ölçeklerdeki yayınevleri, yazarlar, etkinlik organizatörleri ve serbest çalışanlar… Ayrıca yayıncılık alanındaki feministler kurumsal eylem de yaptılar: 2018’de, ABD’de, VIDA: Women in Literary Arts, edebiyat dünyasında güvenli alanlar oluşturmayı hedefleyen #saferLIT girişimini başlatmıştı. Kampanya kapsamında, küçük yayınevleri ve dergilerden çalışanlar, yazarlar ve okuyuculara kadar herkesin bulunduğu mekânlarda cinsel taciz ya da istismar karşıtı açık kurallar ve güvenlik taahhütlerinin oluşturulmasını hedeflemişti.”

“İlk yapılması gereken, emek koşullarının iyileştirilmesidir”

İlk olarak yapılması gerekenleri yayıncılık sivil toplum kurumları ve yayınevlerine dair iki ayrı talep listesiyle belirledik. Bu iki mecrayı ayırdık çünkü her ikisinin de hem benzer hem de farklı sorumlulukları olduğunu düşünüyoruz. En temel ilk adım elbette toplumsal cinsiyet eşitliği, bunu geniş bildirimizde ilkeler kısmında belirttik. Emek koşulları iyileştirilecekse herkes için; kadınlar, LGBTİ+lar için de ilk elden ve acil yapılmalı.

Türk Yayıncılar Birliği, Türkiye PEN ve TYS gibi yayıncılık sektöründe faaliyet gösteren örgüt, dernek ve sendikalarından taleplerimiz:

1.         Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık ve Şiddeti Önleme Politika Belgesi oluşturması, yaygınlaştırması ve kamuoyuna açık paylaşması.
2.         Türkiye Yazarlar Sendikası bünyesindeki kadın komisyonunun etkin çalışması.
3.         Kadın komisyonu bulunmayanların: Fiziksel ya da dijital araçlar vasıtasıyla gerçekleştirilen cinsel taciz, şiddet, ayrımcılık ve mobing vakalarına karşı sorumluluk alması, toplumsal cinsiyet eşitliği ve cinsel taciz takip komisyonları kurması, işletmesi, takibini üstlenmesi ve beyan esaslı, gizlilik içeren ve hızlı sonuçlanan süreçlerle yaptırım oluşturması. Komisyon üyelerinin çoğunluğun kadın+lardan oluşması.
4.         Cinsel taciz şikâyeti durumunda işletilecek kurumsal eylem planını hazırlaması, yaygınlaştırması ve işletmesi.
5.         Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı ve cinsel şiddeti önleme amaçlı eğitimler, etkinlikler düzenlemesi. Eğitim içeriklerinin feminist ve queer kuramlar temelinde hazırlanması. Eşitlik izleme ve takibini yapması ya da yaptırması.
6.         Tüm süreçler için alanda deneyimli kadın/feminist örgütlere danışması.
7.         Politika belgesinin şartlarını yerine getirmek için gerektiğinde bütçe ayırması.

Yayınevleri ve sektörün diğer bileşenlerinden taleplerimiz:

1.         Bağlı bulunduğu birliğin hazırladığı Toplumsal Cinsiyete Dayalı Ayrımcılık ve Şiddeti Önleme Politika Belgesi’ni imzalaması, kamuoyu ile paylaşması ve internet sitesinde sabit ve açık erişimli bulundurması. Her nevi sözleşmeye (iş, telif, hizmet alım vs…) politika ve tutum belgesini eklemesi.
2.         Her yayınevinin kendi içinde, fiziksel ya da dijital araçlar vasıtasıyla gerçekleştirilen cinsel taciz, şiddet ve ayrımcılığa karşıt şikâyet mekanizmasını kurması; eşitlik kurulu, onur kurulu, toplumsal cinsiyet kurulu vb. bir komite oluşturması. Bu komitelerde her kademeden çalışanın rotasyonla yer alması, çoğunluğun kadın+lardan oluşması. Cinsel taciz şikâyeti durumunda işletilecek kurumsal eylem planını hazırlaması, gerektiğinde alanında uzman sivil toplum kuruluşu ve/veya danışmanlardan danışmanlık alması ve işletmesi.
3.         Taciz faili ve tacizi örtbas etmeye çalışanlara karşı hızlı tavır alarak, bu kişilerle yayınevi ilişkisini ve/veya etkinliklerini “beyanı esas alarak askıya alacağına dair” kamuya açık söz vermesi.
4.         Yayınevlerinde, dergilerde ve festival jürileri veya konuşmacı listelerinde %50 kadın temsili hedefinin kurumsal ilke haline getirilmesi. Eşitlik izleme hedefiyle; kadın+ yazarların, editörlerin, çevirmenlerin ve eleştirmenlerin sayısal oranının yıllık raporlarla kamuoyuna açıklanması.
5.         Birliğe üye tüm yayınevlerinde yılda en az bir kez eşitlik, kapsayıcı dil ve farkındalık eğitimi verilmesi. Eğitim içeriklerinin feminist ve queer kuramlar temelinde hazırlanması.
6.         Tüm süreçler için alanda deneyimli kadın/feminist örgütlere danışması.
7.         Tüm bunlar için gerekirse bütçe ayırması.

Kadın+ Edebiyatçılar kimdir?

Bizler, 2025 Ağustos ayında yeniden alevlenen cinsel taciz ifşalarına destek vermek için bir araya gelen; edebiyata emek veren herkese açık, kendini kadın+ şemsiyesi altında tanımlayarak çeşitlenen, bağımsız Kadın+ Edebiyatçılar grubuyuz. Farklı illerden, farklı alanlardan, birbirinden farklı kadın+lar olarak Türkiye’de ifşalar yoluyla dile getirilen psikolojik, fiziksel ve cinsel şiddete “Artık yeter” isyanıyla yola çıktık. Eylül 2025’te, yayıncılık alanında yapısal dönüşüm için; şiddete karşı tepkilerin ve ifşa edenlere desteğin sözde kalmaması ve somut eylemlere dönüşmesi gerektiğini vurgulayarak kısa taleplerimizi imzaya açtık ve yayıncılık sektörünün tüm bileşenlerinin uygulamalarını takip edeceğimizi ilan ettik. Bu ilan, sosyal medya platformları üzerinden çok sayıda kişi ve kurum tarafından paylaşıldı. Pek çok yayınevinin duyurumuzu paylaştığını memnuniyetle gördük. Kadın+ Edebiyatçılar olarak bununla yetinmeyip nasıl mücadele etmeliyiz sorusu merkezinde, düzenli toplantı yaparak tartıştık. Yayıncılık alanındaki kurumların toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık, şiddet ve cinsel tacize karşı, somut, resmi ve toplumsal sorumluluk almaları ve uygulama mekanizmaları kurmaları için çalışmaya devam etme kararı aldık.

*https://www.kadinisci.org/kadinarti-edebiyatcilar-basin-metni-uzun-28-11-2025/

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar