Kuzey Ege’de bu yıl zeytin yok, zeytin olmayınca zeytincinin de, toplayıcının da keyfi yok. Zeytin toplama sezonu gelince, yörede fırtına gibi esen deneyimli Yörük kadınları, bu yılı işsiz geçirdiler. Bellerini büken, dizlerini yürüyemez hale getiren zeytinin ağır ve yorucu işine rağmen, evlerine gidecek ekmeğin peşinde, daha verimli bölgelerde zeytin toplama arayışına girdiler

Kuzey Ege’de, sonbahar geldi mi, daracık kasaba yollarında trafik artar. Şafak sökmeden ağır traktör gıcırtıları, yüksek motor uğultusu, rampa ya da kasislerde çınlayan zincir sesleri duyulmaya başlar. Traktörlerin kasasını, zeytin tayfaları doldurur. Sabahın ayazında, her zaman rengarenk giyinen Yörük kadınlarıdır çoğunlukla zeytinin tayfası; kasanın içinde birbirine yanaşarak soğuktan korunmaya çalışırken uyku mahmurluğunu atmaya çalışırlar. Akşam 17.00’ye kadar sürecek olan yorucu çalışmaya, insanın içini dışına çıkaran traktör yolculuğunda dinlenmeye çalışarak hazırlanırlar.
Traktörlerin kimi kör, kimi sarsaktır. Stop lambaları yanmayan, bazen ön farı bile olmayan traktörler, karanlıkta kara bir gölge gibi ilerleyen gürültülü canavarlara benzer. Bu civarlarda yaşayanlar araba kullanırken, hangi virajda neyle karşılaşacaklarını bilmediklerinden, azami dikkat gösterir.
Zeytinin zor yılı
Bu yıl sabah sessizliğini bölen traktör gürültüsü duyulmuyor yollarda. Çünkü zeytin her zamankinden az, yok gibi. Çocukluğumuzda söylediğimiz “Huu komşu komşu” diye başlayan ve “oğlun geldi mi/ geldi/ ne getirdi/ inci boncuk/ kime kime/ sana bana” diye devam edip “baltanın düştüğü suyu içen ineğin dağa kaçması, dağın ise yanıp bitmesini anlatan tekerlemedeki gibi bu yıl zeytinin hikâyesi. Zeytinler yandı bitti kül oldu desek yeridir. En azından burada, Ege’nin kuzeyinde… Ama bu yıl ülke genelinde de çok şey geldi zeytinin başına.
Akbelen’de zeytinler söküldü, Hatay’da tek tek kesildi; bu kadim, ve uzun ömrü nedeniyle ölmez ağacı dediğimiz ve öldürmek için elimizden geleni yaptığımız ağaca etmediğimiz kalmadı. Yangınlar kavurdu. Yetmedi, aşırı sıcaklar, mevsim yağmurlarının zamanında ve yeterince yağmaması zeytinleri henüz çiçekken ağacında kuruttu. Yetmedi, zeytinsever börtü böcek her zamankinden çok musallat oldu zar zor yetişen meyvelerine… Sonuç: bu yıl Kuzey Ege’nin en bereketli ürünlerinin başında gelen zeytin yok senelerinde beklenilen düşüşlerin de çok altında bir düşüş yaşadı. Her zaman kamyon kasalarını dolduran zeytin tayfaları da bu yıl pek çalışmaz oldu. Bahçelerdeki iş birkaç günde bitecek kadar az olunca, bahçe sahipleri kendi işlerini kendileri yapmaya karar verdi. Zaten ailelerine yetecek kadar zeytinyağı ve yemeklik zeytin üreten küçük üreticiler, kendi bahçelerinin işçisi olup ufak yardımlarla işlerini bitirdi. Yarıcı diye adlandırılan ve ürün karşılığı çalışıp ücret almayan ve topladıklarının bir kısmını tarla/bahçe sahibiyle paylaşan hasatçılar ise bu yıl yarıcılığa pek yanaşmak istemedi.
Kuzey Ege’nin emeğini zeytine, fasulyeye vakfeden ve tarım işçisi vasfıyla ekmeğini kazanan Yörük köylerinin insanları, coğrafyanın daha güneyinde nasiplerinin peşinde koşmaya başladılar şimdiden. Küçükkuyu, Edremit gibi yakın çevrelerde zeytin işçiliğine yöneldiler.
Altı yıldır bahçe bakımı, 4 yıldır toplayıcı olarak zeytin işinde çalışan Rabia, üç kişi gittikleri işten yarım çuval işe yarar zeytin toplayabildiklerini anlatırken, “Bu sene buralarda zeytin işi bitti” diyor. Geçtiğimiz yıllarda yok senelerinde üç, var senelerinde 5 ton zeytinyağı çıkan bahçelerden bu yıl 100 kilo zeytinyağı ancak çıktığını söylüyor.
Kadınların yevmiyesi bin 500, erkeklerinki ise 2 bin 500 lira civarında. Silkme makinesi olanlar günlük 7 bin 500 lira yevmiye alıyor. Ücret belli ama iş yok bu sene. Küçük bahçe sahipleri, komşusuna yevmiye ödeyip, tanıdığı biriyle çalışmayı tercih ediyor. Tarım işinde çalışan kadınlar, karşılarına çıkan her işi yaparak, bu yılın verimsizliğini tersine çevirmeye çalışıyor.

Belin de, dizin de ağrır
Zeytin zor bir iş. Kayalıkları seven, doğanın zorluklarıyla kolayca başa çıkan mağrur bir ağaçtan söz ediyoruz. Dik yamaçlarda, rüzgârın denizden getirdiği nemle dolgunlaşan zeytin tanelerini toplamak ayrı bir beceri gerektiriyor. Düz bölgelerde, nispeten daha kolay olsa da, bakımı doğru yapılmamış, taşlık, dikenler ve otlar bürümüş bir zeytin bahçesinde zeytin toplamak çok zor bir iş. Rabia, 44 yaşında ve zeytin topladıktan sonra bedeninde hissettiği ağrıların uykularını kaçıracak kadar fazla olduğunu anlatıyor. “Belin de, dizin de ağrır. Bir süre sonra ağrımayan yerin kalmaz” diyor.
Zeytin bahçesi iyi bakılmamışsa, bahçeyi diken bürümüşse, taşlar toplanmamışsa, toplayanın işi güçleşiyor. Bahçe bakımı ve hasat olmak üzere iki çalışma dönemi var zeytinde. Bahçe bakımı yukarıda anlattığımız dikenle, taşla başlayıp, ağaçların budanması, sulanması ve gübrelenmesini kapsıyor. Bahçe bakımı işlerini genellikle erkekler yapsa da, toplama işi kadınlara kalıyor. Silkmeye gelenler ise erkek… Neden erkekler silkiyor, kadınlar topluyor diye sorunca Rabia, “Silkme makinesi ağır, yukarı bakmaktan insanın boynu tutuluyor ve sallanması nedeniyle hakim olmak güç ona” diyor. Kadınlar, zeytini toplanan ağacın altına yaygı yaymakla mükellefler. Buralarda yaymaktan gelen yaygı yerine “yazmak ve yazgı” sözleri kullanılıyor. Yazgı, bu coğrafyanın zeytinle kucaklaşmış, hemhal olmuş kaderi aynı zamanda…
Kadınları hasta eden bir iş
“Yazgı”nın üzerinde, dökülmüş zeytinleri toplayıp kasalarken, bakımlı ve sürülmüş bir bahçeyse, toplayanların dizi de, mabadı da pek zarar görmüyor. Ama sürülmemiş, dikeni, otu toplanmamış bir bahçeyse, toplayanın vay haline! O zaman eline de, bedenine de dikenler batabilir, taşlar nedeniyle dengen bozulabilir. Şöyle bir oturduğun yerde rahatsızlık hissedebilir, daha çok zarar görebilirsin. Çizikler, burkulmalar çabuk geçebilir ama dizler ve beldeki hasarın telafisi yok. Belirli bir yaşın üstünde topallamayan ya da bel sorunu yaşamayan kadın yok bu civarlarda. İki büklüm yürüyen bir kadın görürseniz bilin ki bir zamanlar, hatta çocuk denecek yaşta zeytindi, fasulyeydi, domatesti, adını siz koyun, bir bitkinin yaşaması, meyve verip sofraya ulaşması için tarlada, bahçede emeğini savurmuş olmasın.
Tarım işinde çalışan ve sigortayla tanışmış kadın yok denecek kadar az. Bahçede bağda iş yapmanın dışında, hayvanı güden, sütünü sağan, peynir yapan, tarhanasını hazırlayan, evladını yetiştiren de onlar. Bu ülkede doğan her dişi insan, başına geleceklere karşı doğuştan sigortalanmalı diye düşünüyorum. TÜİK’in 2022 verilerine göre zeytinde çalışan kadınların yüzde 90’ı aile işçisi sayıldığı için sigortalanma ve emeklilik hakkından yoksun. Ama işte oradalar, tarlada, bahçede; istatistiki olarak görünmeyen yüzde 90 onlar.
Arada sigortalı olan, en azından bir tarihte sigortası başlamış olanların sigortası da tarımdan değil, bambaşka işkollarından. Sigortanın yerini bölgede aile ilişkileri ve kola takılan altın bilezikler almış.
Tarım işinde, başka işlerde normal gördüğümüz bazı haklardan söz etmek mümkün değil. Zaten resmi olarak var olmadıkları için sigortayla başlayan eksiklik, yemekle, dinlenme molasıyla, tuvalet molasıyla devam ediyor. Kurallar, çalışan ve çalıştıran arasındaki anlaşmalarla sürüyor. Kadınlara az yevmiye verilmesi mesela… Yaygın bir haksızlık ama zeytinde erkeklerin belirlediği bir durum. Bunu çalışan da çalıştıran da öylesine kanıksamış ki, itiraz eden çıkmıyor.
Zeytinde çalışılırken, genellikle herkes kendi azığını getiriyor çıkınında. Patron ise içecekleri; kola, meyve suyu, çay gibi bir şeyler taşıyor bahçeye. Eğer içinden gelirse yiyecek bir şeyler de getiriyor. Menüde genellikle evde hazırlanmış pişi, ev yapımı keçi peyniri, zeytin, ekşi mayalı ekmek, zeytinyağı ve allah ne verdiyse o oluyor. Rabia “Çalışanın çok iyi beslenmesi gerekiyor çünkü ağır bir iş” diyor.
Zeytin işi yeterince olmayınca, Tuzla’daki fasulye bahçelerinde, yeni ekim alanlarında ve Küçükkuyu-Edremit taraflarındaki zeytin işine çevrilmiş gözler. Kuzey Ege’nin Yörükleri bu işte oldukça saygı görüyor çünkü yılların “atadan bebe”ye aktarılan deneyimini taşıyorlar. İş konusundaki prensipleri, para konusundaki ilkeleri çevredeki illerde iş yapanlar tarafından da biliniyor.
Yöreye dışarıdan geçici zeytin işçileri de geliyor çoğunlukla ama bu sene o senelerden değil. Fiyat kırmak için, Edirne, Tekirdağ tarafından gelip, çadırda, barakada yaşamayı göze alan dışarıdan gelen işçilerin çalıştırılması hiç de az görülmüş bir durum değil. Son yıllarda Afgan ve Suriyeli mülteciler de aynı emek sömürüsünün odağında olan gruplar. Fiyat kırmak isteyenler bu gruplardan kişilerin işe olan ihtiyaçlarını kullanıyor.

Hayat da, işler de değişiyor…
On bir yaşında, orta okula giderken zeytin toplamaya başlayan 63 yaşındaki Gülsüm Karagöz, “Tayfam eksik, sen de gel” diyen dayısının davetiyle işe başlamış. Dayısının o zamanlar “Öğrenirsin” dediği işin artık uzmanı. Ayvacık pazarında küçük bir tezgâhta kendi ürettiği ürünleri satıyor her cuma günü.
Lise mezunu… Üniversitelerdeki çatışmaların anne babalara evlat korkusu yaşattığı günlerde babası “Bir tanecik evladımsın. Seni feda edemem” demiş ve üniversite okumasının önüne geçmiş. “Evde mi oturacağım şimdi ben” deyip kuaförlük kursundan ustalık belgesi almış; dükkân açmış. “İki buçuk sene çalıştırdım. Kuruş kuruş kazandığım parayı vergime ödedim. Bir yaz sezonu boyunca yaptığım işten bana 4 bin lira para kaldı. Çok az bir paraydı. 100 liraya saç kesiyoruz… Kırk yılda bir, bir kadın gelecek de saç kestirecek… O zaman buranın nüfusu az, 3 bin, 4 bin. Ben o zaman bu işle uğraşmam, dedim. Bir de kadınlarla ve dedikodularıyla uğraşmak bana zor geldi” diye anlatıyor o günleri. Kuaförlükten sonra Orman İşleri’nde telsiz ve santral görevlisi olarak çalışmış. Emekliliği de aynı kurumdan. Otuz yıl evindeki antika makinesiyle yaptığı çeyizlere girecek takımlar, havlu işlemeleri, salon örtüleri ve nakışlardan çok para kazanmış. “El becerim çoktur. Kendime güvenirim. Her işin altından kalkarım” diyor. Kendisini tarım işçisi olarak tanımlıyor ve hâlâ eşiyle tarım işçiliğini sürdürüyor.
“Zeytin işi genellikle kadın emeğinin yoğun kullanıldığı bir alan. Bu işte ücretler nasıl belirleniyor?” diye soruyorum, anlatıyor: “Burada ücret kapitalist sisteme göre, piyasada belirleniyor. Ağalar vardır Küçükkuyu’da, Narlı’da… Onlar belirlerler yevmiyeyi. Sen gelen işçine işin çabuk bitsin diye ya da hakkını tam vermek için fazlasını ödersin belki ama senin verdiğin para ücreti belirlemez. İşçinin eline ağanın kararlaştırdığı ücret geçer. Ağa pazarlığı kendi yapar işverenle, fiyatı belirler. Ardından işçileri toplar, yevmiye şu kadar der. Ne kadar verildi, sen ne kadar aldın, bilemezsin. Kadın işçiler de mecbur, kabul eder. Boyun eğerler. Aldıkları paranın bir kısmını araba parası yapar, ağanın verdiği bin liraysa, 800 lirayı ceplerine koyar sessizce giderler.”
“Peki neden kadınlar buna tepki göstermez? Neden kabul ederler düşük ücreti? Neden örgütlenmezler, tepki vermezler?” diye sorunca “Öyle bir şey yapmaya kalkışsalar önce erkekleri buna mani olur” diyor. Sonuçta erkeğin sahibi olduğunu düşündüğü kadının neye layık olduğuna dair inancı ücreti belirliyor belki de. Bu inanç çok tehlikeli.

Zeytin bakımlıysa bil ki kadının eli üstündedir
Eskiden zeytin işine gitmiş olan ve şimdi kendi zeytinliğinde çalışan “Hayatım roman ama okuyan yok” diyen Gülsüm’e bırakıyorum sözü.
Kadınların zeytinlikte işleri nedir? Neler yaparlar?
Genellikle toplama yapılır bu mevsimde. Mesela eşimin köyü Adatepe’de… Zeytinin gübresini kadın atar, çapasını kadın yapar. Zeytin toplamaya da kadın gider. Adamlar sadece zeytin budamaya gider. Çıkan dalları bile kadın yakar. Bizim köylerde ise genellikle kadın toplamaya gider sadece. Kadınlar işlerini bitirince adamlara ne yaparsan yap derler ve bizim zeytinlikler de bakımsızlıktan dökülüyor açıkçası…
Bakımlı bir zeytinlik görürsen, bil ki kadının eli o işin üstündedir. Ben eşimle birlikte çalışırım. O keser, ben yakarım. Tarımı çok iyi bildiğim için eşime şu tarlaları keselim derim. Ben karar veririm bu tür işlere. Sürülmesi gerekiyorsa sürdürürüm, gübresini ben atarım. Köy yanında birkaç parça yerim var, diyorlar ki senin ağaçlar ters dönük… (Zeytin bolluğundan ağacın dalları yere değiyor neredeyse…) Ama ben onlara baktım, kestirdim, sürdürdüm… Gübresini kullandım, ilacını attırdım.
Zeytin işinde kadın zarar görüyor mu?
Görmez mi? Dizleri. Gözleri, beli, ayakları… Elleri perişan oluyor. Karşılığında hiçbir şey yok. Yok demeyelim, sadece evinde yiyecek yağını buluyor… Eskiden köyde yağ karşılığı alışveriş olurdu. Bir kova yağ götürür, karşılığında almak istediğini alırdın. Şimdi o da kalmadı. Gelen satıcı yağın fiyatını belirler, karşılığında ona uyan fiyatta ürün verirdi. Belim, dizlerim… Kilolu olduğum için daha çok harabiyet oluşuyor.
Son yıllarda yaşadığımız ekonomik durum nasıl etkiliyor tarımla uğraşan küçük üreticiyi?
Ben yılda 2 ton gübre kullanıyordum. Gübrenin çuvalı bin 800 lira olmuş. Benim ürün alabilmem için 70 bin liranın üzerinde gübre parası vermem gerekiyor. Silkim makinem var. Eşim rahatsız, makineyi kullanacak biri lazım. Geçen sene 2 bin 500 lira idi yevmiyesi, bu sene 7 bin lira istiyorlar silkme işine. Sırıkla silken 2 bin 500 istiyor. Toplayıcı bin 500 lira istiyor… Bu şartlar altında en az 200-250 bin lira masraf etmem lazım. Ama bu hava koşullarında çıkartamam. Külliyen zarardayım. Yüz bin lira içerideyim.
Patron musun?
Hayır işçiyim. Kendimi patron olarak göremiyorum. Ben patron değilim. Sadece zeytinliğim var. Yine köylülerden birileri gelir birlikte çalışmaya… Yarın birisine sırığa geliver diyeceğim. Yaz kış burada duran, ihtiyaç olduğunda yetişen birisi. Herkesin istediğinden 500 lira fazla istiyor ama başkasını aramaktansa onu tercih ediyorum.
Tarım işçisi olarak gittiğin işler oldu mu?
Tabii, ama hiçbir zaman hakkımı almadım.
İşçi olarak patrona bilendin mi?
Ayıp ediyon, hem nasıl bilendim.
Şimdi sana bileniyorlar mı?
Ben hiçbir zaman işçime karışmam. İstediği ücreti de veririm.










