Skip to main contentSkip to footer

Körfez’de Feminist bir Festival

Edremit Körfezi’nde düzenlenen Körfez Fem-Fest, atölye çalışmaları, tiyatro, müzik ve dans gösterileriyle uzun zamandır eksikliğini çektiğimiz bir kadın etkinliğini Ege’nin kuzeyine taşıdı… Bu etkinlikte kadına yönelik şiddetle mücadelenin karşısına çıkarılan aile odaklı politikalar, laikliği hedef alan uygulamalar, çevre duyarlılığı gibi konular konuşulup tartışıldı. Festival gücünü 2013’ten beri bölgede faaliyet gösteren Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması’ndan alıyor

Kültür Sanat

Edremit Körfezi’nde düzenlenen Körfez Fem-Fest, atölye çalışmaları, tiyatro, müzik ve dans gösterileriyle uzun zamandır eksikliğini çektiğimiz bir kadın etkinliğini Ege’nin kuzeyine taşıdı… Bu etkinlikte kadına yönelik şiddetle mücadelenin karşısına çıkarılan aile odaklı politikalar, laikliği hedef alan uygulamalar, çevre duyarlılığı gibi konular konuşulup tartışıldı. Festival gücünü 2013’ten beri bölgede faaliyet gösteren Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması’ndan alıyor

Geçtiğimiz günlerde, Edremit Körfezi’nde, Körfez Fem-Fest 2025 adıyla bir festival düzenlendi. Festival, Edremit Körfezi’nin çevresindeki Küçükkuyu, Altınoluk, Edremit, Burhaniye, Gömeç, Ayvalık, Dikili gibi kasabalar ve İzmir’den gelen kadınları buluşturdu.

Kadınları geleneksel rolleri ile sınırlayan ve kadına yönelik şiddetle mücadeleyi zayıflatan aile odaklı politikalara, eşit yurttaşlığın güvencesi laikliği hedef alan uygulamalara, LGBTİQ+’ların uğradığı hak ihlallerine karşı mücadele kararlılığını vurgulamayı hedefleyen bu etkinliğin isminin: Fem-Fest olması da oldukça manidardı. Dünyada ve Türkiye’de aynı isimle yapılan benzerleri gibi kadınlarla, kadınlar için düzenlenmiş bir festivaldi ve ‘ya hep beraber ya hiçbirimiz’ diyen yürekli kadınları buluşturdu. 

Festivalde atölyeler düzenlendi, tartışmalar yapıldı ve bu çalışmalar önemli saptamaların yapıldığı bir bildirgeyle sonuçlandı.

Mücadele kararları

Neydi bu kararlar derseniz; “Eşitlikçi ve kapsayıcı kent politikalarının gereği olarak kadın danışma merkezlerinin açılması konusunda belediyelerin ilgili birimlerini, Kent Konseyi Kadın Meclisleri’ni, harekete geçirmek.

Kadın Danışma Merkezleri’ne destek ve gerektiğinde işbirliği, bilgi alışverişi daha etkin çalışması için kadın hareketinin bilgi ve deneyimlerini hayata geçirmesi için bu yapıları işbirliğine açık hale getirmek.

Bölgedeki kadın hukukçu, akademisyen, doktor, sağlık çalışanı, sosyal çalışmacı, sosyolog gibi uzmanlarla daha güçlü iletişim kurmak, kazanılmış hakların korunması için etkili adımlar atmak.

Kadının İnsan Hakları Derneği tarafından yürütülen KİHEP eğitimlerini ilçe belediyeleri aracılığıyla yaygınlaştırmak.”

Kısacası kadınlar bir kere daha olması gerekeni, hayatı eşitlikçi paylaşmanın koşullarını hatırlattılar. İki günlük festivalin sonuç bildirgesinden söze başladık ama bu sonucu doğuran kurulan bağlar, edinilen deneyimler değil mi? Festivalin programından söz etmemek haksızlık olur.

Ayrımcılığa, ırkçılığa karşı sanat!

Körfez Fem-Fest 2025, atölye çalışmaları, tiyatro gösterileri, müzik ve dansı ve pek çok çok önemli konuya feminist pencereden bakan, alanında uzmanlaşmış insanları da bir araya getirdi.  “Kadının insan hakları ve feminizm”, “Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı”, “Ekofeminizm”, yeni çıkacak yasalar ve son zamanlarda çokça konuşulan miras kanunu ele alınan konuların başlıklarındandı.

Festivalin önemli bir etkinliği Dünden Bugüne Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması Sergisi’ydi. Körfezdeki kadın dayanışmasının odak noktası ve Fem-Fest’in dayanaklarından biri olan Bağımsız Kadın Dayanışması’nın 2013’ten beri yaptıklarını ortaya koyan sergi, kadın gücünün bir simgesi olarak, tarihe düşülmüş bir not gibiydi. Sergide Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması’nın 2013 yılından itibaren yaptığı eylem ve etkinliklerin fotoğrafları, basın açıklamaları Öğretmenler Mahallesi’nde iki gün boyunca sergilendi.

Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması, kadın cinayetlerine kitlesel tepkiler vererek, faillerin yargılandığı davaların izlenmesiyle bir güç odağı haline gelmiş, 2016 yılında bu birliktelik Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması adını almıştı. Sergide Nebahat Dinler’in arşivinden yararlanarak Körfez’deki kadınların mücadele tarihi sergilendi. Sergi mücadele edenlere “havanda su dövüyorsunuz” ya da “hiçbir sonuç çıkmaz” diye dudak bükenlere ibret oldu, mücadele içinde olanlara direnme enerjisi verdi.

Kadının İnsan Hakları

Festivaldeki ilk atölye Kadının İnsan Hakları Derneği’nden Nigar Etizer Karacık’ın katılımıyla yapıldı ve Kadının İnsan Hakları ve feminizm konuşuldu. Yoğun ve aktif bir katılımla geçen atölyenin ardından, KİHEP’in Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı’nın bölgede yaygınlaştırılmasının gerektiğine karar verildi. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığının ele alındığı ikinci atölye “Benim Çocuğum” belgeselinin gösterimiyle başladı, ardından LGBTİQ+’ların uğradığı hak kayıpları ve bununla mücadele yolları tartışıldı.

İki günlük festivalin ikinci gününde ekoloji mücadelesini ve ekofeminizmi konu alan bir başka atölye yapıldı. Ayşe Durakbaşa, Füsun Kayra, Hatice Engin, Süheyla Doğan gibi aktivistler atölye boyunca sunum yaparak mücadelelerini anlattılar. Atölyede bölgedeki ekolojik yıkım sonucunda kadınların topraksız kaldığı, meraların yok olduğu, tarlaların, bahçelerin talan edildiği anlatıldı. “Kadınların birçok kez doğa ile kurdukları barışçıl ve saygılı ilişki, biriktirdikleri bilgi, bilgelik ne yazık ki çalınıyor. Maden şirketlerinin kuşatması altında olan bölgemizde, kadınlar ekokırıma karşı yaşam savunucularıyla birlikte ve en önde mücadele ediyor. Karma yapılardaki bu birliktelik ancak cinsiyet eşitliğini gözeten etik yaklaşımlarla, ekofeminizmden beslenerek gerçekleşebilir. Bu nedenle önümüzdeki dönemde ortak etik oluşturabilmenin yolunu açacak yeni etkinliklere ihtiyaç duyuyoruz“ denildi. 

Kadının korunması gereken hakları

Fem-Fest 2025 kapsamındaki son atölyede Eşitlik için Kadın Platformu/EŞİK gönüllüsü Av. Hülya Gülbahar, 11. Yargı Paketi’nde yer alması beklenen düzenlemelerle ilgili bilgi verdi. Bu bilgiler ışığında kadın haklarını korumak ve bu toplumda toplumsal cinsiyet eşitliğini her alanda etkin kılmak için yapılabilecek çalışmalar değerlendirildi. Atölyede ele alınan konular arasında kadınların boşanma sonrasında aldıkları nafakanın sınırlandırılmak istenmesi, zorunlu arabuluculuk uygulaması, miras ve mal paylaşımında uzlaşmaya zorlanma gibi konular yer aldı. İstanbul Sözleşmesi’nin öngördüğü eşitlikle ilgili düzenlemelerden vaz geçilmiş olmasının, kadına karşı şiddetle mücadeleyi zayıflattığı, kadınları savunmasız bıraktığı tüm katılımcıların ortak görüşü oldu.

Sokak tiyatrosu ve halaylar türküler…

Festivalin ilginç etkinliklerinden biri de Filiz Çağlayan Kayalı’nın yazdığı metinlerin sahnelendiği sokak tiyatrosuydu. Kadınların, feminizmin farklı bakış açılarıyla üretilmiş tanımlarını seslendirdiği bu sokak etkinliği, oldukça ilgi gördü. Sokağın Sesi Kadın müzik grubu ise şarkılarıyla festivalin yapıldığı alanı canlandırdı.

Özlem Gökçekaya’nın doğaçlama dans performansı, türküler ve halaylar Fem-Fest boyunca sürdü. Fem-Fest’i düzenleyenler bunu şöyle anlatıyor: “Bir araya gelişimiz sadece bilgi ve deneyim paylaşmak için değil, kendimizi kutlamak, kolektif neşeyi ortaya çıkarabilmek amacına da yönelikti. Kadın, Yaşam, Özgürlük mottomuz oldu.”

Körfez’de kadınların sözü yükseliyor!

Konuşulan ve tartışılanlar, yaşanan ayrımcılık, hak kayıpları gibi sert konular olmasına rağmen, mücadeleyle ilgili ortaya çıkan fikir yürek ısıtıcı ve barışçıl oldu. Bu yazıyı burada bitirip, sözü onlara bırakmak lazım: “Cinsiyet ayrımcılığı, şiddet iklimi, ırkçılık ve nefret suçları karşısında film gösterimi, tiyatro, dans ve diğer sanatsal etkinlikler aracılığıyla barışçıl iletişim ve ilişkileri, duyarlılığı, direnişi güçlendirmeyi hedefliyoruz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz! Yaşasın kadın dayanışması!” İmza Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması

Fem-Fest organizasyonunda emeği geçenlerden hem Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması’nı anlatmalarını hem de festivali değerlendirmelerini istedik:

Nebahat Dinler, ortada

Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması kurucularından Nebahat Dinler: Yakınları şiddet mağduru olan aileler için ne gerekiyorsa yapmaya çalıştık

Bölgemizde cinsel istismar, kadın cinayeti yaşandığında kendi yerel halkımızla dayanışmaya ihtiyacımız olduğu ortaya çıktı.  Zihinsel engelli bir genç kadına cinsel istismar vuku bulmuştu. Süheyla Doğan’ın haber vermesiyle bilgimiz oldu ve 2013’ün temmuz ayında telefon trafiğiyle bir araya geldik ve tepki gösterdik. 2016 yılında Gömeç’te bir polis eşini öldürdü. Mahkeme önünde okuduğumuz bildirimiz yerel basında yer alınca, adımız duyulmaya başlandı. O eylemden sonra bir pastanede oturduk ve biraya gelişimizi örgütlü şekle büründürmek istedik. Bir platform değil, kişilerin tüzel kişiliklerinin olmadığı bir yapı olsun istedik. Böylece adını Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması koyduk ve Süheyla’nın çağrıları ve desteğiyle örgütlendik. 

2017 Mayısında Esra Güven boşandığı kocası tarafından öldürüldüğünde, ailesi bizden dayanışma talep etti. Ailenin hukuk mücadelesinde yanında olduk ve gönüllü avukatlar sürece katıldı. Bu davanın haberleri yerel basında yer alınca, başka ailelerden de yardım talepleri gelmeye başladı. Davaların dışında, mağdur aileler için ne gerekiyorsa onu yapmaya çalıştık. Pandemi dönemi kısıtlayıcıydı ama zoom toplantılarıyla çalışmalarımızı sürdürdük.

Benim arşiv merakım 1970’li yıllarda TİP’in gazetesiyle tanışmamla başladı. Zonguldak’taydım ve gazetenin çalışmalarına katılmam bir bakış açısı kazandırdı. Türk Tarih Vakfı’nın kuruluş çalışmaları sırasında belgelerin önemi konusunda söylenenlerden etkilendim ve her şeyi belgelemeye ve yayınlanan belgelere ulaşmaya çalıştım. Gazetelerde çıkanları arşivliyorum ve internette gezenler için de dijital arşiv oluşturdum. Böyle bir festival olsun denince ilk baştan bu tarihe kadar yaptığımız etkinlikler ve katıldığımız davalar, yazdığımız basın bültenleri, duyurular da yer almalı deyip, sergi için malzemeleri düzenledik. Ülfet bu işlerin hayata geçmesi için uğraştı.

Ülfet Taylı

Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması’ndan Ülfet Taylı: Neşe direnişi canlı tutacak

Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması’na iki yıldır katılıyorum. İlkelerinin, amaçlarının özenli örüldüğünü gördüm. Toplumsal cinsiyet eşitliğini, kadın ve LGBTİQ haklarını savunma, bölgede büyük sorun oluşturan ekolojik yıkıma karşı durma bunlar arasında bulunuyor. Sadece belli bir ilçedeki değil, Altınoluk’tan, Dikili’ye kadar birçok ilçedeki kadınları harekete geçirebilecek potansiyele sahip olması heyecan verici. Kendi bulunduğumuz ilçelerin dışına taşıp bir araya gelebilmenin apayrı bir dinamizmi var.

Fem-Fest için yola çıkarken bu dinamizmden ve feminizmin birleştirici gücünden yararlandık. Son iki yılda da ortak etkinlikler yapmıştık. Bölgede muhalif partiler, sendikalar, demokratik kitle örgütleri içinde pek çok kadın bulunuyor. Bu yapılar içinde yer alan kadınların feminist bir zeminde buluşma ihtiyaçlarını göz önüne aldık. Bölgede çevre hareketi ise bilindiği gibi çok güçlü. Çevre ve kadın hareketleri arasındaki bağı konuşabilme ihtiyacı mevcut. Fem-Fest atölye çalışmaları ile bu ihtiyaçları karşıladı kanımca. Tiyatro grubunda yer alan, metin yazan, oynayan, türkü söyleyen, dans eden kadınlar festivali tam da baştan öngördüğümüz gibi neşeyi de kapsayan bir etkinliğe çevirdi. Neşe, direnişi canlı tutmanın anahtarı. Fem-Fest yarattığı atmosferle yeni etkinliklere kapı açacak. 

Kadın ve çevre hareketlerinin kesişimi ve ekofeminizm atölyesi katılımcısı Ayşe Durakbaşa: Fem-Fest ismi bir tavırdır

Emekli akademisyenim ve alanım toplumsal cinsiyet sosyolojisi… Emekli olunca zeytin tutkum nedeniyle bölgeye yerleştim. Gelir gelmez bir arkadaşım beni bu iletişim grubuna üye yaptı ve bağlantı kurdum. Çalışmalarımız kendi eğitimlerimizle başladı. Farkındalık ve kadının insan hakları temelinde eğitimler yaptık. Kendini eğiten ve tepki vermesi gereken yerlerde tepki veren bir grup olarak Burhaniye, Dikili ve Ayvalık’ta bu yörenin kadınları olarak sesimizi duyurduk. Bu tür çalışmaları sürdürüyoruz. Grubumuz çok genç değil ve gençleştirmek için çalışmalar yapmayı planlıyoruz.

Genel olarak feminizme yönelik olumsuz algılar kendi içimizde bile var. Feminist kimliği benimsemiş olanlar, genellikle İstanbul gibi büyük şehirden gelmiş ve hareketin içinde yıllardır bulunan insanlar. Ama burada özellikle partilerden gelen arkadaşlarda, feminizme dair çekinceli bir tavır olabiliyor. Feminizm toplumsal cinsiyet eşitliğini savunan insanların hareketi ya da kadın hakları savunucusu olmak feminist olmak demek. Uluslararası bir tanım ve üzerine sonradan yüklenen algılarla alakası yok. Festivalde, tiyatro gösterisi de vardı ve bu bölgede oyunlar yazıp tiyatro çalışmaları yapan Filiz Çağlayan Kayalı bu konuya nokta atışı bir katkıda bulundu. “Feminizm nedir?” adını verdiği ve arkadaşlarımızın canlandırdığı metin, feminizmle ilgili farklı görüşleri başarıyla ortaya koyuyordu.

Günlük hayatta konuşulan “Çirkin kadınlar feminist olur”, “Feministler erkek düşmanıdır” gibi kabuller dile getirildi. Çok çok iyi bir gösteriydi ve feminizmi anlatmak adına çok başarılı oldu. Fem-Fest adını toplumdaki feminist sözünün negatif algılanmasına karşı bir tavır olarak koymayı tercih ettik. Feminist sözcüğünün korkutucu tanımlarından arındırmak, pozitif anlamıyla görünür kılmak istedik. “Kadın, yaşam, özgürlük” sloganını haykırdık. Bunu haykırabiliyorsak neden feminist kimliği benimsemekten kaçınalım diye düşündük.

Bu deneme bir ilkti bizim için. Çok güzel tartışmalar yapıldı. Burası ekokırım alanı olan bir bölge ve bu nedenle aramızda çok sayıda çevre aktivisti vardı. Kadın hareketi ile çevre hareketi nasıl yan yana durabilir konusunda da konuşma ve tartışma fırsatımız oldu. Bundan sonra Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması grubundan çevre eylemlerine katılımın daha fazla olacağını düşünüyorum.

Filiz Sonsuz

Festival açılış konuşmasını yapan Avukat Filiz Sonsuz: Feminizm zorlanan ve zorlayan bir hareket

Ekonomik olarak zor durumda olan kadınlara destek olmak için ücret almıyorum. Burhaniye Çevre Platformu gönüllüsüyüm. Festival çok değerliydi. Sabahki bölümlerine katılabildim, Kadınların her zaman bir arada olmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Festival, kentli kadınların ağırlıklı olarak varlık gösterdiği bir alandı. Kırsaldaki kadın, işçi kadın, fabrikadaki, atölyedeki kadınların pek katılamadığı bir toplantıydı. Bütün arkadaşların bunu dert ettiklerini düşünüyorum. Bir gün her kesimden katılımın arttığı festivallerin yapılmasını diliyorum. Ulaşamadığımız kadınlar bireysel sorunlarını çözmeye çalışıyor olabilirler, dayanışmaya inançları kalmamış olabilir; bizim onları anlamayacağımızı düşünüyor olabilirler… Bir gün bir araya geleceğimizi umuyorum. Feminist hareket, zorlanan ve zorlayan bir hareket. Bütün baskılara rağmen yine de varlığını sürdürüyor ve bunun gibi sol partiler, LGBT gibi oluşumlar da benzer yapılar ve onların verdiği mücadeleler sayesinde sıradan insanların özgürlükleri güvence altında.

Bu festival gibi çalışmalar biz yalnız değiliz ve örgütlüyüz anlamına geliyor. Farklı alanlardan kadınlar kendi mücadelelerini anlattı ve bizim bu konular hakkında duyarlılıklarımızı ölçme şansımız oldu, Değişik insanları tanıdım, tartışmaları dinledim; farklı fikirleri duydum. Bu festival benim için çok yararlı oldu.

Kadın ve Çevre hareketlerinin kesişimi ve ekofeminizm atölyesi katılımcısı Hatice Engin: Ne kadar güzel dediğimiz yerlerin yok olacağını bilmekle başladık ekoloji mücadelesine

Hem Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması içindeyim hem de Burhaniye Çevre Platformunun kurucularındanım. Taciz edilen, öldürülen kadınların yanında olup kamuoyu oluşturmak, hukuki yardım verebilmek için çalıştık. Balıkesir’de, öldürülen kadınların tek tek isimlerinin yer aldığı bir kadın ormanı oluşturduk. İsimlerinin yaşatıldığı tek tek ağaçlar diktik 2017 yılında, 8 Mart’ta… Küçük bir ormanlık alan ve her gelen belediyeyle bu ağaçların bakımı için cebelleşiyoruz. Yaşatılsın diye mücadelemizi veriyoruz. Bu bizim için çok değerli çünkü bu kadınlar bizim yöremizin kadınları… Bazıları mahkemelerini bizzat takip ettiğimiz kadınlar. Çevreyle ilgili mücadelemize başladığımızda deniz kirliliği, altyapı yetersizliği gibi sorunlar öncelikliydi. Biz Burhaniye Çevre Platformu’nu kurar kurmaz önümüze Çalık grubunun TÜMAD maden şirketi ve yaptıkları düştü. Bugün bütün Edremit körfezi ve civarı aynı şirket tarafından ele geçirildi ve mücadelemiz sürüyor… Burası ne kadar güzel dediğimiz yerlerin yok olacağını bilmekle başladık ekoloji mücadelesine…

Körfez Bağımsız Kadın Dayanışması’nın 2016’dan beri içindeyim. Her iki alanda da kadını var etmeye çalışıyoruz. Bugün aynı maden şirketinin meralarını yok edecek olan bir köye gideceğiz. Bizi orada kadınlar karşılayacak. Erkekler kahvelerde, kadınlar kahvelere giremiyorlar. Onlarla sözleştik. Güzel kadınlarımız var. Kadın üretimden gelen gücünün farkında. Geçmişten gelenleri geleceğe taşıyan da kadın aslında… Pazarda, yaylada onlar var. Kadın üretimden tüketime kadar giden o süreçteki pratiklerini aktaran kişi. En büyük sıkıntımız belki de kentteki kadının köydeki kadını anlayamaması. Kurduğum cümlelerde henüz feminizm sözünü geçiremiyorum. Kadın mücadelesi bizim toplumumuzda daha anlaşılır bir söz. Çok uzaklar o kavramdan. Hep deriz ya mahalle çalışması, köy çalışması… Bunu yapmak için kişisel bütçelerimizi zorluyoruz ve mücadelenin maliyeti cebimizden çıkıyor. Emekli üç beş kişinin yarattığı bir kolektif ile yapıyoruz yaptıklarımızı… Öte yandan sürdürmemiz gereken bir mücadele çünkü Hacıhüseyinler yaylasındaki kadınlar iklim krizinin çok farkında. Suyunu maden şirketinin aldığını biliyor; çünkü bahçesindeki ceviz, elma kuruyor. Belki de yavaş yavaş ekoloji mücadelesinin güçlü tarafı olmaya başladılar… Bu nedenle yanlarında olmak çok önemli. Festival, bilgi alışverişi yaptığımız ve yaptıklarımızı görebildiğimiz, yeni şeyler öğrendiğimiz ve tartıştığımız bir ortam sundu.

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar