Sigortasız çalışma, elden ücret, kız çocuk işçiliği, koruyucu ekipman eksikliği, kaldırımlarda yenilen yemekler… Ziyaret ettiğimiz evlerde kadınların nasıl ölümüne çalıştırıldığını birinci ağızdan dinledik
Feministler Dilovası’nda Ravive Kozmetik’te katledilen kadınların evlerini ziyaret etti: “Bu bir kaza değil, katliam”

Bir grup feminist olarak, 8 Kasım’da Ravive Kozmetik’te meydana gelen patlamada katledilen altı kadın ve kız çocuğunun ailelerini ziyaret ettik. Evlerde dinlediğimiz tanıklıklar, bölgedeki güvencesizliğin ve sömürünün yakıcılığını bir kez daha gösterdi. Ziyaretlerin ardından fabrika önünde gerçekleştirdiğimiz açıklamada seslendik: “Bu cinayet hesap verilmeden kapanmayacak.”
Dilovası’nda ziyaret ettiğimiz evlerin her biri aynı hikâyenin farklı bir yüzüydü: Yoksulluğun, güvencesizliğin, sigortasızlığın ve kadın emeğinin sistematik olarak ucuzlaştırılmasının hikâyesi. Ravive Kozmetik’te katledilen kadınların ve kız çocuklarının isimleri, yaşları, aileleri farklıydı ama ortak bir kaderi paylaşıyorlardı: Kapitalizmin en dipteki basamağında, kayıtdışı, korumasız ve ölümüne çalışmaya itilmek.
Ziyaret ettiğimiz evlerde tekrar eden beş büyük ortak nokta vardı:
- Sigorta yok: SGK’sı var denildiği halde hiç yapılmamış.
- Koruyucu yok: Eldiven, maske, önlük yok; kimyasal ayakkabı tabanını eritiyor.
- Temel hak yok: Yara bandı bile yok; çay-şeker evden getirin deniyor.
- İnsanlık dışı koşullar: Yemek kaldırımda yeniyor, içerideki tuvalette sabun bile yok.
- Denetim yok: Denetim geldiğinde kadınlar dışarı çıkarılıyor; çalışma saatlerinden ücreti düşülüyor.
Bu koşullar kadınların “razı olduğu” koşullar değil; sistemin onları mahkûm ettiği koşullar. Çünkü yoksulluk, işsizlik ve toplumsal cinsiyet rolleri birleştiğinde kadınlar en kırılgan noktada kalıyor.
Patronların sömürüsü kamu kurumları tarafından korunuyor
Ailelerin anlattıkları sadece patronun sorumluluğunu değil, denetimsizliğin nasıl sistematik olduğunu da ortaya koyuyor:
- Denetimde işçileri saklayan patronlar.
- Şikâyetlere rağmen kapanmayan işletme.
Kadınların ölmesinin koşullarını sadece patronlar değil, görmezden gelen kamu kurumları yarattı.
Kapitalist düzende ucuz emek olarak görülen kadınlar “kolay vazgeçilebilir” sayılıyor
Ravive’de öldürülenlerin tamamının kadın ve kız çocukları olması tesadüf değil.
Ev ziyaretlerinde duyduklarımız bunu doğruluyor:
- Kadınların ücretleri en düşük seviyeden veriliyor. Tam asgari ücret alan dahi neredeyse yok.
- İtiraz edecek güçleri yok çünkü işsizlik tehdidi büyük.
- Çocuklar bile “aile yükünü hafifletmek” için çalışıyor.
- Güvensiz koşullar kadınlar için “normalleştiriliyor”.
Bu düzenin en görünür yanı şu: Kadınlar kapitalizmin yedek işgücü; en kırılgan oldukları için en ağır koşullara sürülüyorlar.
Kadınlar öldükten sonra bile sömürünün izleri evlerde sürüyor.
Her evde aynı cümle tekrarlandı:
“Elden maaş veriyorlardı.”
“SGK’sı yokmuş.”
“Koruyucu ekipman yoktu.”
“Ayakkabı kimyasaldan eriyordu.”
“Tuvalette sabun bile yoktu.”
Bu cümleler artık yalnızca çalışma koşullarını değil; bu cinayetin nasıl adım adım işlendiğini de gösteriyor.
Bu ölüm düzeni tesadüfi değil, sistematik
Ziyaret ettiğimiz evler bize bir kez daha şunu gösterdi:
Bu kadınlar ve kız çocukları “yanlışlıkla” ölmüyor.
Onları öldüren, kapitalizmin en alt katmanında kadın emeğini ucuz, çocuk emeğini görünmez sayan; kamu kurumlarını ise patronların çıkarına göre işlettiren bir düzen.
Tam da bu yüzden:
Bu bir iş kazası değil; bu bir düzenin işlediği, sistematik bir kadın işçi katliamı
Fabrika önünde basın açıklaması: “Bu bir katliam”
Ziyaretlerin ardından Ravive Kozmetik’in önünde basın açıklamamızı gerçekleştirdik. Aşağıda açıklamanın tam metni yer alıyor:
Bugün burada, 8 Kasım 2025’te, Ravive Kozmetik fabrikasında katledilen Esma Dikan, Hanım Gülek, Şengül Yılmaz, Tuğba Taşdemir, Nisa Taşdemir, Cansu Esatoğlu için bir aradayız. Üzgünüz, yastayız; en çok da öfkeliyiz. Çünkü bunun kaza da, kader de olmadığını biliyoruz.
Bu bir katliam. Fabrikada çalıştırılan kadınların, kız çocuklarının emeğini, canını kendi kârından daha değersiz gören fabrika sahiplerinin; şikayetleri görmezden gelen, patlayacağından herkesin emin olduğu bu fabrikayı denetlemeyen kamu yetkililerinin faili olduğu bir iş cinayeti.
Sabah 08.00’den gece yarısına kadar, sigortasız, güvencesiz, 600–800 liralık yevmiyeyle çalıştırılan kadınlar ve kız çocukları, yangın çıkışı olmayan, yangın tesisatı olmayan, ruhsatsız, tek kapılı bir merdiven altı atölyede hayatlarını kaybetti. Daha önce yapılan CİMER şikayetleri, mahalledeki uyarılar ve tespit edilen eksiklikler görmezden gelindi; etkili denetimler yapılmadı; yıkım kararı olmasına rağmen bu karar uygulanmadı.
Ravive’de ölenlerin tamamının kadınlar ve kız çocukları olması tesadüf değil. Çünkü patriyarka ve kapitalizm için kadın emeği evde bedava, işte ucuz! Kadınların hayatı ise değersiz ve harcanabilir. Kadınların kazançları ev bütçesine katkı olarak görülüyor; ücretler olabildiğince düşük ve koşullar güvencesiz tutuluyor. Kadınlar; patriyarkal baskılar, yoksulluk ve işsizlik nedeniyle bu koşullarda çalışmak zorunda bırakılıyor. Okulu bırakmak zorunda kalan, en güvencesiz işlere gönderilen kız çocukları bu sistemin bedelini canlarıyla ödüyor.
Hayatını kaybeden kadınların yaşları ise kadın yoksulluğunu gözler önüne seriyor: 18 yaş altı ve 65 yaş. Emekli olacak yaşta kadınlarla, okulda olacak yaşta çocuklar bu koşullarda çalışıyor; çünkü emeği ucuz. Çünkü yoksullukla, işsizlikle sigortasız çalışmaya razı gelmek zorunda kalıyorlar ve hayır deme, itiraz etme imkanları yok.
LCW, Zara, Koton gibi markalar 8 Mart’larda “kadınların güçlenmesi”ni reklam malzemesi yapıyor; ama kendi kârları uğruna, tedarik zincirlerinde kadınların sömürülmesini, haklarının gasp edilmesini, kız çocuklarının çalıştırılmasını, kadın işçilerin iş cinayetlerinde öldürülmesini görmezden geliyor.
Bu katliamın ardından gözaltına alınan 11 kişiden 7’si tutuklandı. Patron Kurtuluş Oransal’ın, oğlunun ve yeğeninin de aralarında bulunduğu beş kişi “olası kastla öldürme” suçundan, iki kişi ise “suçluyu kayırma” suçundan tutuklandı. Yedi kamu görevlisi ise açığa alındı.
Soruyoruz: Denetlemeyerek, tüm ihmalleri ve şikayetleri görmezden gelerek fabrika sahipleri kadar bu katliamın sorumlusu olan kamu görevlileri sorgulandı mı? Hangi suçtan yargılanacaklar?
Pandemi döneminde tüm Meclis’e kolonya satan kişinin ailesinin şirketi olduğu için mi denetlenmedi bu fabrika?
İŞKUR’un yan binasında, hakkında yıkım kararı bulunan, sayısız şikayet yapılan bu yer siyasetçilerle olan akrabalık yüzünden mi kapatılmadı?
Bu cinayetin sorumluları yalnızca fabrika sahipleri değil.
Denetim yapmayan kamu kurumları, şikayetleri yok sayan yetkililer, bu üretim zincirinden kâr eden markalar da sorumlu.
Göstermelik gözaltılarla, tutuklamalarla bu katliamın geçiştirilmesini kabul etmiyoruz.
Biz, fabrika sahiplerinden bakanlara kadar tüm sorumluların hesap vermesini istiyoruz.
İktidar–sermaye ilişkilerinin açığa çıkarılmasını istiyoruz.
Emeğimiz de bedenimiz de, hayatlarımız da iktidarın, patriyarkanın ve kapitalizmin çıkarlarına hizmet edecek araçlar değil. Hayatlarımız onların politikalarından, kâr hesaplarından, ahlak dayatmalarından daha değerli ve biz hayatlarımıza sahip çıkacağız.
Eşdeğer işe eşit ücret alabildiğimiz, güvenceli, güvenli işlerde çalışmak istiyoruz. Tacize, mobbinge, ihmale, yoksulluğa, ölümüne çalışmaya razı olmuyoruz.
Kaybettiklerimizin yasını tutarken öfkemizi büyütüyoruz; çünkü bu pervasızlığa, bu umursamazlığa alışmayacağız. Birbirimize sarılıp birbirimizden güç alıyoruz.
Bu cinayetin hesabını birlikte soracağız.
“Hayatlarımız Patronların Kâr Hırsına Feda Edilemez”
Açıklamamızda bir kez daha vurguladık:
- Bu bir kaza ya da kader değil.
- Denetlemeyen kamu görevlileri de fabrika sahipleri kadar sorumlu.
- Kadın emeği patriyarka ve kapitalizm için ucuz ve harcanabilir görülüyor.
- Çocuk işçiliği görmezden gelindiği için kız çocukları can verdi.
- Biz, tüm sorumlular hesap verene kadar mücadeleyi sürdüreceğiz.
“Hayatlarımız, patronların kâr hesaplarından daha değerli. Bu cinayetin hesabını birlikte soracağız.”










