Skip to main contentSkip to footer

Kadın ve LGBTİ+ eylem ve haberciliği cezalandırma alanına dönüştü

2024-2025 Adli Yılı Gazetecilik ve İfade Özgürlüğü Davaları Raporu üzerine konuştuğumuz Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği Eş Direktörü Barış Altıntaş iki noktaya dikkat çekti: “Kadın gazeteciler daha cinsiyetli müdahalelerle karşılaşıyor.” “LGBTİ+ haberlerini izleyenlere müdahale sistematikleşti.” “Çünkü” diyor Barış, “İktidarın kırmızı çizgilerinin tam üzerinde duruyorlar”

Örgütlenme/Sendika

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) 2024–2025 Adli Yılı Gazetecilik ve İfade Özgürlüğü Davaları Dava İzleme Raporu* yayımlandı. Rapora göre son bir yılda 275 dava ve 430 duruşma izlendi. MLS, bu raporu 28 Kasım günü bir toplantı ile açıkladı. Bunun ardından MLSA Eş Direktörü Barış Altıntaş ile rapor üzerine konuştuk. Barış, raporda en çarpıcı bulgunun, bu adli yılda tutuklu yargılama ve adli kontrol tedbirlerinin olağanlaşması olduğunu söyledi ve aktivistlere açılan davalarda LGBTİ+ ve feminist eylemlere ilişkin dosyaların merkezî hale geldiğini ekledi.

Kanundaki “kin ve düşmanlığa tahrik” ve “halkı yanıltıcı bilgi yaymak (217/A)” maddeleri artık iyi haberle, iyi habercilikle iç içe geçmiş durumda. Bu maddelerin özellikle kadın ve LGBTİ+ haberlerinde nasıl bir baskı ortamı yarattığını gözlemliyorsunuz?

TCK 216 ve 217/A artık neredeyse bir “hazır araç” gibi, özellikle siyasal iktidarın rahatsız olduğu toplumsal cinsiyet ve LGBTİ+ içeriklerine doğru genişletilerek uygulanıyor. Raporda hem “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” (217/A) kapsamında açılan davaların deprem, sağlık politikaları ya da çocuklara dönük istismar iddialarına dair haberleri hedef aldığını görüyoruz. LGBTİ+’lara dair haberler de hedefte. Örneğin “dönüşüm terapisinde taciz” haberi nedeniyle T24 muhabiri Can Öztürk hakkında açılan soruşturma bu tabloya dâhil.

LGBTİ+ aktivisti İris Mozalar’ın, ırkçı saldırıları eleştiren sosyal medya paylaşımları nedeniyle “halkı kin ve düşmanlığa tahrik”ten yargılanması da nefretle mücadele eden bir ifadenin dahi tersyüz edilip cezalandırılmak istendiğini gösteriyor. Bu ortamda sahadaki gazetecilerin “Buna da dava açılır mı?” diye düşünmediğini söylemek mümkün değil. Özellikle yerel ve güvencesiz çalışan kadın ve LGBTİ+ haberciler için elbette büyük bir baskı söz konusu.

MLSA Eş Direktörü Barış Altıntaş, Kaynak-journalismusfest.org

“LGBTİ+ haberlerini izleyenlere müdahale sistematikleşti”

Raporda LGBTİ+ aktivistlerine yönelik tutuklamaların ve adli kontrol uygulamalarının arttığı görülüyor. Bu tablo sizce hem sahadaki habercileri hem de LGBTİ+ haber üretimini nasıl etkiliyor? Dili ve yöntemi nasıl değiştiriyor?

İzlenen 275 dava içinde 47’si aktivistlere açılmış ve bu dosyaların önemli bir kısmını LGBTİ+ Onur Yürüyüşü, 19 Mart protestoları ve 8 Mart kadın yürüyüşleri oluşturuyor. Bu dosyaların bazılarında aktivistler yalnızca 2911’den değil, ek olarak 217/A gibi maddelerden de yargılanıyor; bu da barışçıl protestoyla “dezenformasyon”un hukuken iç içe geçirilmesi anlamına geliyor.

Raporda LGBTİ+ etkinliklerini izleyen gazetecilere dönük müdahalelerin ne kadar sistematik hale geldiğini gösteren somut örnekler var. Bülent Kılıç’ın Onur Yürüyüşü’nü takip ederken boynuna basılarak gözaltına alınıp ardından kendisine “görevli memura direnmekten” dava açılması bu örneklerden biri.  Yine Saraçhane protestolarını takip eden yedi gazetecinin ters kelepçe ile gözaltına alınıp 2911 kapsamında tutuklanması ve ancak bakan açıklaması sonrası serbest bırakılması, LGBTİ+ ve diğer hak temelli eylemleri izleyen herkes için güçlü bir gözdağı oluşturma amacı taşıyor.

Özellikle Aile Yılı ilan edilen bu yılda LGBTİ+ aktivistleri Hivda Selen ve Sinem Çelebi’nin Onur Yürüyüşü davasında tutuklu yargılanması, alanda haber yapan muhabirler üzerinde de baskı yaratıyor. Buna bir de artan adli kontrol ve seyahat yasakları eklenince -bu adli yılda 28 davada tutuklama, 46 davada adli kontrol kararı var; oranlar geçen yıla göre dikkat çekici biçimde yükselmiş durumda- hem aktivizm hem de onu haberleştiren gazetecilik sürekli bir tehdit duygusu altında yürütülür hale geliyor. Bu tablo, özellikle LGBTİ+ haberlerinde kaynak bulmayı, isimli fotoğraf kullanmayı ve sahaya çıkmayı zorlaştırıyor.

Bu koşullarda sahadaki gazeteciler hem dilini hem yöntemini uyarlamak zorunda kalıyor: Daha çok canlı yayın ve anlık kayıtla kendini güvenceye almaya çalışıyor. Dil düzeyinde ise özellikle bazı gazeteciler “suçlama üretilemeyecek söylemler” tercih etmeyi seçebiliyor.

“Kadın gazeteciler daha cinsiyetli müdahalelerle karşılaşıyor”

Kadın gazeteciler toplumsal eylem takiplerinde daha yoğun müdahaleye maruz kalıyor. Buna ek olarak dijital taciz de giderek yoğunlaşıyor. Bu yıl sahada ve dijital alanda kadın gazetecilerin karşılaştığı en belirgin durum neydi?

Rapor rakamsal olarak “kadın gazeteci” kategorisini ayrı kodlamasa da izlenen davalardaki örnekler ve sahadan gelen gözlemler, toplumsal olaylarda kadın gazetecilerin polis müdahalesine daha sık ve daha cinsiyetli biçimde maruz kaldığını gösteriyor. Örneğin Onur Yürüyüşü, 8 Mart ve feminist yürüyüşler gibi alanlarda gerek basın mensuplarının darp edilmesi gerekse daha sonra polislerin müşteki konumuna geçtiği dosyalar -Bülent Kılıç ve Feminist Gece Yürüyüşü dosyaları gibi- kadın gazetecilerin çalıştığı alanların aynı zamanda yoğun şiddet pratiği içeren alanlar olduğunu ortaya koyuyor. Geçmişte bir kadın gazetecinin bir polis şefinin fiziksel tacizine uğradığını, bunun kameralarla görüntülenmesine rağmen bir işlem yapılamadığını hatırlatmakta fayda var.

Cinsiyet temelli saldırılar açısından bizim daha önceki bir raporumuzdan hareketle söyleyebilirim ki iki paralel hat görüyoruz: çevrimiçi kampanyalar ve sahadaki polis/adli pratikler. Çevrimiçi alanda kadın gazeteciler, cinsel içerikli hakaretler, hedef gösterme gibi saldırıların hedefi oluyor. Bu erkeklere göre daha sık rastlanan ve daha kolay görülen bir durum.

“İktidarın kırmızı çizgilerinin tam üzerinde duruyorlar”

Raporda haber içeriklerinin yarıdan fazlasının “suç” sayıldığı görülüyor. Bu yaklaşım, sizce gazeteciliğin sınırlarını nasıl değiştiriyor? Kadın ve LGBTİ+ içerikli haberlerin bu tabloda daha kırılgan olmasına dair neler söylersiniz?

Rapor, incelenen dosyaların yarısından fazlasında (yüzde 53) haber, yazı, röportaj ve gazete içeriklerinin doğrudan suç delili olarak gösterildiğini ortaya koyuyor. Bu, gazeteciliğin klasik sınırını tersine çeviren bir yaklaşım: Haber bugün bizzat suçun kendisi olarak görülüyor. Aynı bölümde dosyaların yüzde 41’inde sosyal medya paylaşımlarının -tek kelimelik bir tweet veya emoji dâhil- delil sayıldığını görüyoruz.

Kadın ve LGBTİ+ içerikli haberler bu tabloda daha kırılgan çünkü iktidarın “ahlak”, “aile”, “kamu düzeni” gibi muğlak kavramlarla çizdiği kırmızı çizgilerin tam üzerinde duruyorlar. Onur Yürüyüşü, feminist yürüyüşler, LGBTİ+ bayrağı veya “adalet” pankartı gibi sembollerin dahi iddianamede suç delili haline getirilmesi, bu haberlerin hedefe çok daha hızlı oturmasına neden oluyor. Sonuçta, kadın cinayetleri, nefret suçları veya cinsel şiddet gibi alanlarda haber yapan muhabirler, yalnızca faille değil, aynı zamanda potansiyel bir ceza davası riskiyle de uğraşmak zorunda kalıyor.

“Yasal düzenlemeler ve dayanışma ağı zorunlu”

Ve son olarak, 2024–2025 adli yılına baktığınızda kadın ve LGBTİ+ odaklı haberciliğin geleceği açısından sizi en çok endişelendiren eğilim hangisi? Bu gidişatı tersine çevirmek için sizce hangi adımların atılması gerekir?

Bu adli yılda en çarpıcı bulgu, tutuklu yargılama ve adli kontrol tedbirlerinin olağanlaşması. 2024 döneminde tutuklu yargılama oranı yüzde 4,5 iken bu yıl yüzde 13’e; adli kontrol oranı yüzde 13,5’ten yüzde 17’ye yükselmiş durumda.  Bu, artık ceza soruşturmasının kendisinin bir cezalandırma aracı olarak kullanıldığını, yargılamaya erişimin “özgürlük karşılığı” verildiğini gösteriyor. Kadın ve LGBTİ+ haberciliği açısından en görünür değişim ise, LGBTİ+ ve feminist eylemlere ilişkin dosyaların merkezî hale gelmesi. Aktivistlere açılan 47 davanın önemli bir kısmının Onur Yürüyüşü, 8 Mart yürüyüşleri ve 19 Mart protestoları etrafında yoğunlaştığını görüyoruz.

Bu gidişatı tersine çevirmek için,

– 217/A’nın kapsamının uluslararası standartlara uygun biçimde daraltılması,
– 216’nın nefret söylemiyle mücadele amacı dışında kullanılmasının açıkça engellenmesi,
– 2911’in barışçıl toplantı ve gösteri özgürlüğünü fiilen imkânsız kılan uygulamasına son verilmesi,
– Adli kontrol ve seyahat yasaklarının istisnaî hale getirilmesi, AYM ve AİHM içtihadının eksiksiz uygulanması zorunlu.

Bunun yanında, sahadaki kadın ve LGBTİ+ gazeteciler için güçlü bir dayanışma ağı, hızlı hukuki destek mekanizmaları ve editoryal kurumların konuya dair politikalar üretmesi önemli.

* Raporun tamamına buradan erişebilirsiniz: https://www.mlsaturkey.com/images/2025/AnnualReport2025/TURKCE%20DAVA%20IZLEME%20RAPORU-1.pdf

Ana Fotoğraf: Evrensel

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar