Skip to main contentSkip to footer
Haklar yetersiz, sorunlar derin:

Kadın emeği değer görmüyor

“Kadın işçiler bir sorunla karşılaştığında, bunu ilgili birimlere iletip koşullarının iyileştirilmesini talep ettiğinde küçümseyici, aşağılayıcı tavırla karşılaşıyor. O şartların iyi olduğu ancak onun bünye olarak ‘kaldıramadığı’ yönünde bir tavırla karşılaşıyor. Ya da doğrudan işten çıkarılıyor”.

Ücret

Kadın işçinin haklarında geriye gidişi açık olarak görebiliyoruz. Daha işgücüne katılım aşamasındayken karşısına çıkan engeller söz konusu. İşe başladıktan sonra da o kadar çok hak ihlaliyle karşı karşıya kalıyorlar ki. Bu ihlallerin ayrıntıları için duyarlı sendikaların basın bültenlerini okumamız yeterli. Ve özellikle “gece mesaisi” uygulaması önemli bir ipucu. Kanuna göre işçi kadının gece vardiyasında kati şekilde çalıştırılmaması gerekir. Ama bu kural bir çok fabrikada sadece kağıt üzerinde. Öte yandan çoğu kadının işe girişlerde yolu kapalı. Bazı işlere erişimleri engelleniyor. İş bölümünde ise toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılıklarla savaşıyor.. Çok daha fazlası var; Ücretlendirmedeki farklılıklar.. Doğurganlık, hamilelik ve annelik dönemlerinde çiğnenen kurallar. Pek çok engel ve sorun bulunuyor.

Çalışma hayatındaki engeller

Şikayet gündeme gelince bu kez de işi kaybetme korkusu öne çıkıyor. Kadınları koruması gereken sistemler onları yüzüstü bırakıyor. Bir yandan ayrımcılıkla savaşıyorlar diğer yandan adalete erişimde sorun yaşıyorlar. İşçi kadınların özgürlükleri kısıtlanıyor, sesleri susturuluyor. Yaşadıkları istismarlar cezasız kalıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik tepkiler ise giderek artıyor. Sonuç olarak, sadece ülkemizde değil dünya genelinde kadınlar erkeklerin sahip olduğu hakların yalnızca yüzde 64’üne sahip. Bu elbette çok geniş bir çerçeve. Kadınların işte yaşadığı baskıları, suistimalleri, hak ihlallerini işçi hukuku üzerindeki uzmanlığıyla tanıdığımız, kadın işçi hakları platformlarında sık karşılaştığımız Avukat Sevda Karataş’la konuştuk.

Avukat Sevda Karataş

“Sorunlar sistematik”

Kadın işçilerin çalışma hayatında karşılaştığı sorunların istisnai olmadığını, sistematik bir nitelik taşıdığını vurguluyor Av. Karataş ve öncelikli meseleleri sıralıyor: “Hepimizin deneyimlediği ve en sık karşılaştığımız başlıklar var; İşe alımda cinsiyet temelli ayrımcılık, eşit işe eşit ücret ilkesinin ihlali, gebelik ve annelik nedeniyle işten çıkarma baskısı, mobbing ve cinsel taciz vakaları. Oysa yasal olarak da bu alanlar açık şekilde düzenlenmiş durumda”. Kadın işçilerin karşılaştığı eşitsizliğin yalnızca çalışma koşullarıyla sınırlı olmadığının altını çiziyor.

Mülakattaki soru; “Evlenmeyi düşünüyor musunuz?”

Daha işe alım sürecinde tanık oluyorlarmış işçi kadınlar işverenin cinsiyetçi bakış açısına. Avukat Sevda Karataş diyor ki: “İşe başvuran erkeklere yöneltilmeyen sorular, kadınlar için adeta ‘standart prosedür’ haline gelmiş durumda. ‘Evlenmeyi düşünüyor musunuz?’, ‘Evli misiniz?’, ‘Çocuk düşünüyor musunuz?’, ‘Yakın zamanda hamilelik planınız var mı?’ gibi sorular açıkça hukuka aykırı olmasına rağmen yaygın bir şekilde iş başvurusunda bulunan kadınlara soruluyor. İşe alım sürecinde özel hayata ilişkin bu tür soruların sorulması, adayın mesleki yeterliliğiyle ilgisi olmadığı gibi doğrudan ayrımcılık teşkil ediyor. Müvekkillerim, kadın arkadaşlarım ‘bu sorulara cevap vermek zorunda mıyım’ diye soruyor, biliyorlar yasal olmadığını ancak işe alınabilmek için cevaplamak zorunda kalıyorlar. Sorun sadece sorularla da sınırlı değil elbette. Kadın adaylardan ‘esnek çalışma’, ‘fazla mesaiye uyum’, ‘önceliği iş olacak’ gibi erkek adaylara yöneltilmeyen ya da daha az yöneltilen beklentiler talep ediliyor. Bu da kadınların daha en başta ‘potansiyel risk’ olarak görüldüğünü ortaya koyuyor”.

İlk gözden çıkarılanlar kadın işçiler

Daha işe girmeden gelen bu soru yağmuru, işçiyi sadece soğuk soğuk terletmiyor. Gizli bir “işe giriş sınavı” olarak da bir işlev taşıyor. İşçi Avukatı Karataş’a göre bu sorularla kadınlar daha işe alınmadan eleniyor! Hukukçu devam ediyor bu süreci yorumlamaya; “Erkeklere böyle sorular yok. Onlar işe girdikten sonra değerlendiriliyor. Bu yaklaşım iş gücü piyasasında yapısal bir eşitsizlik yaratıyor. Hem erkeklerin hem kadınların istihdam edildiği işlerde, genellikle gözden çıkarılan ise yine ilk kadın işçiler oluyor. Çoğu zaman -açıkça olmasa dahi- nedeni, evin ekonomisinin evdeki erkek tarafından sağlanabileceği, sağlanması gerektiği kanaatidir. Kadın evde hizmet edip çocuklarına baktığı için, bakması gerektiği için kadınlar işe alımda ikinci seçenek, iş akdinin feshinde ise ilk seçenek olarak değerlendiriliyor”. Sevda Karataş “eşit işe eşit ücret” ilkesinin ihlaline ilişkin şunların da altını çiziyor. “Denk okullardan mezun, denk iş deneyimlerine sahip, neredeyse tüm değişkenlerde denk kriterlere haiz olan kadın ve erkek işçi arasında ayrım söz konusu. Aynı işi yapsalar bile kadın ve erkek maaşlarında erkeğin aldığı ücret daha fazla oluyor. Bunlara ilişkin gözlemlerimizi ve ilgili raporları da göz önünde bulundurduğumuzda cinsiyet farklılığı nedeniyle kadınların emeğinin karşılığını alamadığı çok açık ortada”

Yasada var uygulamada yok

4857 Sayılı İş Kanununun 5. Maddesi’ne göre, iş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz. Bu maddenin ayrıntılarını açıyor; “İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz. Aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz. İşçinin cinsiyeti nedeniyle özel koruyucu hükümlerin uygulanması, daha düşük bir ücretin uygulanmasını haklı kılmaz.”

İşçinin kendini ‘kanıtlamak’ zorunda kalması

“Ücrette eşit davranma” ilkesinin, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde de kayıt altına alındığını anımsatıyor; “Herkesin, herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, eşit iş için eşit ücrete hakkı var. Bugün birçok kadın işçi, eşit işe eşit ücret alamıyor, hamile kaldığı anda işten çıkarılma tehdidiyle karşı karşıya kalıyor ya da istifaya zorlanıyor. Doğum izni, süt izni gibi en temel haklar bile ‘”işyeri dengesi’ bahanesiyle kullandırılmıyor. Ya da kadınlar en temel hakları için ‘kendini kanıtlamak’ zorunda bırakılıyor”. Peki ne anlama geliyor bu kendini kanıtlamak? Şu yanıtı alıyoruz. “Doğum izni, süt izni gibi en temel haklar dahi fiilen kullandırılmadığı için hamilelik sürecinde kadın işçilerin kendilerini daha fazla ispatlama çabası içine girdiğini görüyoruz. Daha fazla mesai yapan, daha az izin kullanan, iş yükünü artıran, görev tanımı dışında çalışan kadın işçiler görüyoruz. Çünkü bir güvence sağlamaya çalışıyorlar; doğum sonrası haklarını kullanabilme güvencesi”.

Hamile işçinin iş güvencesi yok

Hukukçu Karataş, altını çizdiği hak ihlalinin yaygın olduğunu vurguluyor ve şunları da ekliyor; “Doğum izni veya süt iznini kullanmak isteyen kadın işçi alabildiğine fazla çalışıyor. Bu hakkı ancak ‘görmezden gelinmeyecek kadar iyi çalışan’ olduklarında kullanabileceklerini düşünüyorlar hamile işçiler. Bu bizim için çok net bir tabloyu ortaya koyuyor; Kadınların hakları sadece kağıt üzerinde eşit! ama pratikte ‘hak etmek’ zorunda oldukları ayrıcalıklara dönüşmüş durumda. Veya hamilelik ve hamilelik sonrası dönemde tahmin edeceğiniz gibi işten ayrılmak zorunda kalıyor ya da işten çıkarılıyorlar. Bir diğer önemli sorun ise psikolojik baskı. Yani mobbing. Kadın çalışanlar çoğu zaman performans bahanesiyle, görünmez bir baskı altında tutuluyor”.

“Şartlar iyi ama işçinin bünyesi kaldıramıyor!”

Yaşatılan mobinglerin ve baskıların çalışanların ruh sağlığını olumsuz etkilediğini ve bir çok sorunla başbaşa kaldıklarını anlatıyor Hukukçu. İşveren veya amirler işçi bu sorunu kendilerine ilettiğinde nasıl bir yaklaşımla karşılaşıyorlar peki? Yanıt şöyle; “Kadın işçiler bir sorunla karşılaştığında, bunu ilgili birimlere iletip koşullarının iyileştirilmesini talep ettiğinde ise küçümseyici, aşağılayıcı, o şartların iyi olduğu ancak işçi kadının onu ‘kaldıramadığı’ yönünde bir tavırla karşılaşıyorlar! Ya da doğrudan işten çıkarılıyor. Cinsel taciz ve işyerinde şiddet ise çoğu zaman görünmez kılınıyor. Kadınlar işlerini kaybetme korkusuyla şikâyet mekanizmalarını kullanamıyor. Denetimlerin yetersizliği, yaptırımların caydırıcı olmaması ve buna ilişkin politikaların geri planda kalması bu tabloyu derinleştiriyor. Denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, işçilerin bilincinin yükseltilmesi ve işverenlerin yükümlülüklerinin daha sıkı takip edilmesi gerekiyor”.

İstatistiklerde işçi kadınlar nasıl görünüyor?

Kadın işçinin işteki konumu, istihdamı vs. bir araştırmayla net olarak saptanmış. TÜİK’in Mart 2026 “Hanehalkı İşgücü Araştırması” bu.(HİA) Sonuçlarından söz ediyor bu araştırmanın Av. Karataş; “Geçtiğimiz(2026) Mart ayını kapsıyor paylaşmak istediğim araştırma. 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2026 yılı Mart ayında bir önceki aya göre 96 bin kişi azalarak 2 milyon 873 bin kişi oldu. İşsizlik oranı ise 0,3 puan azalarak yüzde 8,1 seviyesinde gerçekleşti. İşsizlik oranı erkeklerde yüzde 6,8 iken kadınlarda yüzde 10,7 olarak tahmin edildi. İstihdam edilenlerin sayısı 2026 yılı Mart ayında bir önceki aya göre 226 bin kişi artarak 32 milyon 425 bin kişi oldu. İstihdam oranı ise 0,3 puan artarak yüzde 48,5 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 66,0 iken kadınlarda yüzde 31,5 olarak gerçekleşti. (Yarısından dahi az). İşgücü, 2026 yılı Mart ayında bir önceki aya göre 129 bin kişi artarak 35 milyon 298 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 0,1 puan artarak yüzde 52,8 olarak gerçekleşti. İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 70,8 iken kadınlarda yüzde 35,3 oldu”.

Ana fotoğraf: Çorum haber

 

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar