Belediye şirketlerinde kadrosuz şirket personeli olarak çalışan işçiler kadro hakkı, 52 günlük tediye ve güvenceli çalışma hakkı talep ediyor. Aralarında çok sayıda kadın da var. Kadınlar; “Belediyelerde kadın işçilere kendi statülerine uygun işler verilmiyor. İş ve görev tanımında olmayan işlere zorlanıyoruz. Cinsel tacize, ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Kadrolu ve güvenceli çalışmak istiyoruz” dediler.

Belediye şirketlerinde kadrosuz (şirket personeli) olarak çalışan belediye işçileri; kadro hakkı, 52 günlük tediye hakkı ve güvenceli çalışma hakları için mücadele ediyor. 2018 yılında 696 sayılı KHK ile yapılan düzenlemede belediye taşeronları, merkezi idaredeki “kamu işçisi” statüsüne (4/D) geçirilmedi. Bunun yerine belediyelerde çalışan personelin büyük çoğunluğu, doğrudan belediyelerin kendi bünyelerinde kurulan veya mevcut belediye iktisadi teşebbüslerine (şirket işçisi) geçirildi. Bu durum, aynı Kanun Hükmünde Kararname ile merkezi idarede kadro alan 4/D’li çalışanlara tanınan bazı mali ve özlük haklarından yararlanamamalarına yol açtı. Belediye İşçilerine Kadro Girişimi, kadro hakkı, güvenceli iş hakkı ve 52 günlük ilave tediye hakkı talebiyle bir süredir eylem ve basın açıklamaları gerçekleştiriyor. Belediye İşçilerine Kadro Girişimi, hakları için düzenli olarak Kadıköy Süreyya Operası önünde bir araya geliyor. Girişimle belediye şirketlerinde çalışan kadın işçiler kadro hakkını, güvenceli iş hakkını ve 52 günlük ilave tediye talebini konuştuk.

“Biz kadınlar belediye işçilerin yarısıyız”
Belediye işçisi Tülay Çal, belediye işçilerine kadro hakkı ve ilave tediye hakkı verilmesi gerektiğini vurguluyor. Çal, güvencesiz çalışmak istemediklerini söyledikten sonra kadrosuz belediye işçilerinin yaşadığı sorunları şu sözlerle anlatıyor:
“Yıllardır taşeron firmalarda çalışıyoruz. En ufak bir hak arama durumunda işten atılıyorduk. 2018’de belediye şirketlerine geçirildik. Sendikalara üye olduk, bir araya geldik. Fakat haklarımızın tamamı verilmedi. Alanlarda buluşup yarım kalan bu yürüyüşü tamamlamaya çalışıyoruz. Eğer yarım kalmış bu öyküyü tamamlayacaksak, kadın işçi arkadaşlarımız olmadan, kadınların sesi, rengi ve mücadelesi olmadan bu hikâye başarıya ulaşmaz. Çünkü biz kadınlar belediye işçilerinin yarısıyız. İş yerinde ayrımcılığa en çok kadın işçiler maruz kalıyor. Ücret bakımından, diğer haklar bakımından kadınlar hep ikinci planda kalıyor. Güvencesizliği, adaletsizliği yaşıyoruz. İlk işten atılanlar biz kadınlar oluyoruz. Memur, kadrolu işçi ve şirket işçileri aynı statüde olmuyor. Kadrolu personelin ikramiyeleri, yemek ücretleri, hakları ve pozisyonları farklı. Aldıkları her şey farklı. İşçi sınıfına ve emekçilere de farklı bakıyorlar. Açıkçası bizi eksik görüyorlar. Sorgulanmadan, sebepler araştırılmadan işten atılıyoruz. Bugün memurlar yaza girerken, kıştan çıkarken ilave ödemeler alıyor ama biz alamıyoruz. Bize ‘kamu işçisi’ deniliyor ama aslında kamu işçisi sayılmıyoruz. Ne taşeron işçiyiz ne de tam anlamıyla belediye işçisi sayılıyoruz.”
“Kadroluları kolay çıkaramıyorlar”
İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) iştiraki İSPER bünyesinde sosyal tesis işçisi olarak çalışan Tülay Çal, 29 Eylül 2023 tarihinde iş kazası nedeniyle raporluyken “asılsız tutanaklar” gerekçe gösterilerek, Kod 46 maddesi ile tazminat verilmeden işten çıkarılmıştı. 79 gün işine dönmek için mücadele edip geri dönen Çal, işçi çıkarılacağı zaman ilk olarak güvencesiz, kadrosuz işçilerin ve kadın işçilerin işten çıkarıldığını belirterek şöyle devam ediyor: “Daha önce işten çıkarıldım. Mücadele ettim ve kazandım. Kadrolu işçi olsaydım beni bu kadar kolay işten çıkaramazlardı. İşten çıkarılan bir personel olarak söylüyorum; bunun psikolojisi insanın üzerinden hiçbir zaman gitmiyor. Çünkü kadrolu işçinin hakları da statüsü de belli.” Belediyelerde iş cinayetlerini ve iş kazalarının çok sık yaşandığına da vurgu yapan kadın işçi, “Güvenceli ve güvenli çalışma olmadığı için bunlar yaşanıyor. İnsanlar yapamayacakları işlere zorlanıyor. Sonuç olarak iş cinayetleri ve iş kazaları yaşanıyor. İnsanlar hayatlarını kaybediyor ya da bedensel engelli hâle geliyor.” diyor.
“Eşit davranılmıyor”
Çal, belediyede çalışan kadın işçilerin ayrımcılığa maruz kaldığına vurgu yaptıktan sonra eşit değerde işe eşit ücret alamadıklarını da sözlerine ekleyerek belediyede çalışan kadın işçilere şu sözlerle çağrı yapıyor: “Belediyelerde kadın işçilere, bedensel olarak kaldıramayacakları işler yaptırılıyor. Kadın işçilere kendi statülerine uygun işler verilmiyor. Kadın belediye işçileri, iş ve görev tanımında olmayan işlere zorlanıyor. Belediyelerde çalışan kadın işçiler cinsel tacize maruz kalıyor. Kadınlarla erkeklerin konumu ve statüsü farklı görülüyor. Kadınlar hayata hep eksik başlıyormuş gibi davranılıyor. Aynı işi yapmamıza rağmen erkek personelle bize eşit davranılmıyor. Aynı işi yapıyoruz ama aynı ücreti alamıyoruz. Kadın işçiler ulaşım zorluğu çekiyor. Adres ve iş güzergâhlarına uymayan yerlere gönderiliyorlar. Kişinin görünümüne ve yaşam tarzına göre çalışma yerleri belirleniyor. Oysa insanlar görünüşüyle, mesleğiyle, diliyle, diniyle ya da ırkıyla değil; insan olarak görülmelidir. Buna çok maruz kalıyoruz. Kadınlar işten çıkarılmaya zorlanıyor. Biz kadro, ilave tediye hakkı ve güvenceli çalışma hakkı istiyoruz. Bütün belediye personelinin de bu mücadeleye katılmasını istiyoruz. Kamuda çalışan tüm iştirak şirketleri destek verirse ve çoğunluk sağlanırsa haklarımızı kazanırız. Taleplerimiz insanca çalışmak ve insanca yaşamak. Kadınlara bir çağrım var: Sesimize ses olsunlar. Belediyelerde çalışan kadınları bu konuda örgütlenmeye çağırıyorum. Çünkü kadınlar isterse başarır. Şanlıurfa’daki Özak işçileri çok önemli mücadeleler verdi. Dardanel işçileri de aynı şekilde başardı. Belediyelerde çalışan yaklaşık 700 bin personelin yarısı kadın. Bu kadınlar elini taşın altına koyarsa kadınlar kazanacak.”

“Sendikacıları eleştirdiğim için beni gruplardan attılar”
İsmini vermek istemeyen bir kadın belediye işçisi, baskı, mobbing ve kötü çalışma koşullarında çalıştırıldığını vurguluyor. Kadın işçilerin sendikal örgütlenme ve çalışma hayatında erkeklere göre daha fazla engelle karşılaştığına dikkat çeken belediye işçisi şunları söylüyor: “Çok zorluk yaşıyoruz. Sürgün ediliyoruz, oradan oraya gönderiliyoruz. Mobbinge maruz kalıyorum. Temsilci tarafından da mobbing uygulanıyor. Gruplaşıyorlar. Ben tek kaldığım için hakkımda tutanak tutuluyor, yemek hakkım kesiliyor. Bu yüzden altı öğün yemeğim kesildi. Kadrosuz, güvencesiz çalışıyoruz. Bugün bile işten çıkarılsak kimse bize sahip çıkmaz. Sendika da sahip çıkmıyor. Her gün e-Devlet’e girip işten çıkarılıp çıkarılmadığımı kontrol ediyorum. Kadın olarak çalışmak çok zor. Çok ağır işlerde çalıştım. Erkek personelin yapacağı işleri tek başıma yaptım. Her şeye uzaktan bakakalıyoruz. Kendimize kıyafet bile alamıyoruz. Belki iki-üç yıldır doğru düzgün bir şey almadım. Bir kahve içmeye bile çekiniyoruz. Ben bugün buraya aç geldim, yemek yemedim. Dışarıda yemeğe para vermeyeyim, eve gidince yerim diye düşünüyorum. Çok fazla hak kaybına uğruyoruz. Özellikle sarı sendikalarla çalışmak çok zor. Toplu iş sözleşmesi sürecinde sendikacıları eleştirdiğim için beni gruplardan attılar. Ben de sinirlenip sendikadan istifa ettim. Şimdi sendikanın seçimleri var. Aday olmak istiyorum. Altı kez başvurdum, altı kez reddedildim. Kadınlar sendikalarda daha az yönetici pozisyonunda yer alıyor ve genellikle erkek sendikacılar ön planda oluyor.”
“Her an işten çıkarılma korkusu var”
Belediye işçisi, kadın ve erkek işçiler arasındaki ayrımcılığa ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine son verilmesi gerektiğini söylüyor: “Taleplerimiz kadro. Bize kadro sözü verildi ama uygulanmadı. Güvencesiz çalışıyoruz. Belediyede çalışan kadın ve erkek işçilere kadro verilsin. Erkek işçilerle aramızda ayrım yapılmasın. Kimsenin ekmeğiyle oynanmasın. Kadrosuz, güvencesiz çalışan her belediye işçisinde her an işten çıkarılma korkusu var. Hepimiz bu ülkenin insanıyız. Nasıl herkes eşit vergi veriyorsa, herkesin eşit haklara sahip olması gerekir. Hakkaniyet budur. Kadroya geçmek istiyoruz. Ayrıca 52 günlük ilave tediye hakkımızın verilmesini istiyoruz. Devletin verdiği hakların sözleşme içinde verildiği söyleniyor ama biz bu hakları tam olarak alamıyoruz.”










