“Kedimiz, köpeğimiz, kuşumuz ve hepsinin kendi anneleri, onlarla türlerinin belirlediği ilişkileri var. bir canlıya karşı herhangi bir ailevi illiyet kurmadan da sevgi ve sorumluluk duymak mümkün. çocuk sahibi olmak her kadının kendi kararı ve tercihi, evcil hayvan bakmak da öyle. ama bunlar birbirlerinin yerini tutacak deneyimler değil, bence.”

istanbul’da oynanan uefa final maçında sahada bulunan güzel bir tekirin fotoğrafları dünya basınında yer aldı. istanbul’un sokak kedileri epeydir şehrin turistik malzemelerinden biri, kemirgenleri şehirden uzaklaştırdıkları için türkiye’nin dört bir tarafındaki kedilere teşekkür borçluyuz. ege’de sık sık görülen yaban domuzu sürülerinin köpeklerin ortadan kalkmasından sonra çok arttığını hatırlatayım. evcilleşmiş hayvanların sokakta yaşaması da mümkün ancak bunun için belli koşulların sağlanması gerekiyor ve bu tabii ki kamunun görevi.
ama son günlerde hayvan düşmanlığı sokakta yaşayan hayvanları aştı, evcil hayvanı olan kadınlar da hedef alınmaya başlandı. devam etmeden şunu söyleyeyim, şafi mezhebinin evde köpek beslemeyi mekruh sayması dışında islam’da evcil hayvanlarla ilgili olumsuz bir kural olmadığı gibi şafilik de köpeklerin av vb, işler için beslenmesi uygun görüyor ki evcilleşmeleri süreci zaten böyle. diğer yandan, hayvanlara eziyet yasaklandığı gibi, peygamberin bir kedisi olduğu, onu rahatsız etmemek için üzerinde uyuduğu seccadesini kestiği, kuşu ölen bir çocuğa taziyeye gittiği, tekir kedilerin başının üstündeki çizgilerin onun elinin izi olduğu yönünde rivayetler dahi var. yani karşımızda “islami” bir hassasiyet falan yok. zaten türkiye muhafazakârlığı uzun zamandır amerikan meslektaşlarının argümanlarından besleniyor.
kadınların çocuk doğurmaktan imtina etmesinin birçok sebebi var, erkekler -gayet isabetli bir biçimde- bunun itaat zincirinin bir halkasının kırılması olarak görüp tutuşuyor! kadınların kendilerine layık görülen yükü omuzlarından atmak istemeleri feministler sayesinde olmadı ama bunun mümkün olduğunu göstererek, o imkânların oluşmasına katkıda bulunduğumuza şüphe yok!
mevcut hedef göstermelerinin, feminist olmadığı halde erkekleri eleştiren kadınları feminist olmakla yaftalamalarının hatta kurucuları arasında sümeyye erdoğan bayraktar’ın bulunduğu kadem’i (kadın ve demokrasi vakfı) bile bir karalama aracı olarak kullanmalarının sebebi bu. muhafazakâr erkekler panik içinde, “bizim kadınlar da erkekleri eleştirmeye başladı, kıyamet alameti bu!”
bu işin hayvanlarla ne alakası var?
abd menşeili bu muhafazakâr düşüncenin son yıllarda iki şeytanlaştırma aracı var; biri uyuşturucu/uyarıcı maddeler, diğeri hayvanseverlik. geçmişte epey işe yarayan içkinin etkisi azaldı.
az da olsa bir kısmı hâlâ kırsal alanlarda yaşayan, bu sebeple hayvanlarla yakın ilişki içinde olan, hayvan seven, şehirlerde sokak hayvanlarını aç susuz koymamaya çalışan bir toplumda hayvan düşmanlığı büyütülmeye çalışılıyor ve şiddete meyyal olanların -özellikle erkeklerin- hayvanlara hatta hayvan severlere eziyet etmesinin, canlarına kastetmesinin önü açılıyor. bu ortamda çocuğu olmayıp evcil hayvanı olan kadınların düşmanlaştırılması için bütün koşulların oluştuğunu görmek zor değil. bunlar bildiğiniz şeyler de bu vesileyle başka bir şeyi tartışmak istiyorum.
annelik sevgiden mi ibaret?
bir insanın evcil hayvanına karşı sevgi, şefkat ve sorumluluk duyması çok güzel bir şey. fakat annelik bunlarla tanımlanabilir mi? evcil hayvan bakmak bir tercih ama annelik tercih olabilmesi için mücadele verdiğimiz bir dayatma. çok uzun süreli ve çok yoğun emek gerektiriyor. o yüzden anneliği bir duygu silsilesi olarak değil, bir emek süreci olarak değerlendirmek gerekiyor bence. köpek bakmak kedi bakmaya göre biraz daha meşakkatli ama o da bir insan yavrusunu büyütmekle kıyaslanamaz.
duygusal anlamda ise kendisinin doğurmuş ya da doğurmamış olmasından bağımsız olarak, bir insan yavrusuyla yetişkin bir kadın arasındaki biyolojik bağ bir hayvanla olabileceğinden daha güçlü çünkü ikisi arasındaki biyolojik benzerlikler daha fazla. ayrıca bir kedi ya da köpek, sizi eleştiremez, itiraz edemez, herhangi bir entelektüel alışveriş yapmanız, ne bileyim siyasi tercihlerinizi tartışmanız, eşit bir ilişkinizin olması onun ve sizin ömrünüzün herhangi bir aşamasında mümkün değil. çocuklar böyle değil. hayvanlarla ilişkiyi insanlarla ilişkiden daha değerli sayanlar olduğunu görüyorum, bunu o eşitsizliği hesaba katarak ele almak gerektiğine, eşiti olmayanlarla ilişkiyi eşiti olabileceklerle ilişkiye tercih etmenin sorgulanabilir olduğuna inanıyorum. hayvanların evimizde ya da sokağımızda olmadıklarında sadece sosyal medyadaki fotoğraflarıyla bile hayatımıza neşe kattığını da unutmuyorum, tabii.
kedimiz, köpeğimiz, kuşumuz ve hepsinin kendi anneleri, onlarla türlerinin belirlediği ilişkileri var. bir canlıya karşı herhangi bir ailevi illiyet kurmadan da sevgi ve sorumluluk duymak mümkün. çocuk sahibi olmak her kadının kendi kararı ve tercihi, evcil hayvan bakmak da öyle. ama bunlar birbirlerinin yerini tutacak deneyimler değil, bence. itirazın inatla değil akılla şekillendirilmesi bence daha doğru. “çocuk doğuracağınıza kedi bakıyorsunuz” dediler diye “onlar da bizim çocuğumuz” demek, en azından benim içime sinmiyor.
fotoğraf: x.com/gundemio










