Acil servis görevlileri her türlü şiddete açık çalışırken hastaya şefkat göstermek zorundalar! Hemşireler, paramedikler, teknisyenler, kadın hekimler… Hiçbirinin can güvenliği yok. Gün geçmiyor ki, acilde bir hemşirenin üzerine yürünmesin, itilmesin, kakılmasın, cinsel ve psikolojik tacize uğramasın. Sağlık emekçisi kadınlar için ne yazık ki bu vahim tablo “işin bir parçası”.
“Acilde çalışma koşulları cinsiyet temelli eşitsizlikleri derinleştiriyor”

Acil serviste hemşire olarak çalışan Gül, 12 saatlik gece vardiyasını saat 06.00’da bitirdi. Evine giderken “şanslı” sayıyordu kendini. Bu mesai sinir bozucu değildi. Acil vakalar arasında koşturdu, yoruldu. Ama onu asıl yoran, acilde yatan hasta yakınlarının saygısızca tutumları, çoğu kez de azarlarcasına hitaplarıydı. Şiddeti de yaşıyor, kimi kez itilip kakılıyordu. Yakında mesleği bırakacaktı zaten. Sağlık personeli için acilde hasta yükü gittikçe artıyor ve yıllarca bölümlerin işleyişini sağlayan deneyimli hemşireler işten ayrılıyordu. Ayrılmak istemesinin sebebi, çalışma sisteminin ona göre bozuk oluşuydu. Kimsenin bunu düzeltmek için bir çaba harcamadığını fark etmişti Gül. Son aylarda birçok kadın arkadaşı gibi o da tükenmişlik sendromu yaşıyordu. “Çok fazla hasta acillik ama hemşire ve Acil Tıp teknisyeni yeterli sayıda değil. Çoğu kez yemek molası vermeden çalışıyoruz çünkü yerimize bakacak kimse yok” diyordu.
Sürekli bir gergin ortam
İnsanların sağlık sorunlarının yeri ve zamanı yok. Bir bakmışsınız ki acil servisin kapısındasınız. Acile ilk kez gelen insan, karşılaştığı kalabalığa şaşırıyor. Hastanelerde adı dahi insanı ürküten bir servis. Hastalarla uzun bir iletişim kurmaya değil, tamamen kişiyi acile getiren nedene odaklı bu alan. Kan almak, kırıklara alçı uygulamak, serum vermek veya hayati belirtileri izlemek. Bütün bunlar hemşireler ve acil tıp teknisyenleri tarafından gerçekleştiriliyor. Biz dışardan bunları görüyoruz. Fakat gittikçe yükselen hasta sayısı nedeniyle acil servislerde sürekli bir gergin ortam söz konusu. Bekleme sürelerinin artması, tedavilerin gecikmesi doktorlar, hemşireler veya acil tıp teknisyenleri için bir risk. Çünkü bu durumlarda hasta yakınları tarafından tehdit edici veya korkutucu davranışlara maruz kalıyorlar. Bu şiddet, acilde görevli sağlık personelinin güvenliğini ve ruh halini etkilediği gibi, hastanedeki sağlık ortamına da olumsuz yansıyor.

Bazen azar bazen tokat
Bu kadar insanla yığılı bir yerde, sayısı az olan sağlık personelinin bu yoğunlukla nasıl başa çıktığı ise tam bir muamma. Bu kaos ortamında hasta yakınlarının bazen de hastaların uyguladığı şiddetle kadın çalışanlar daha fazla karşılaşıyor. Hemşirelerin şiddet yaşama riski ise daha yüksek. Hasta ve ailesiyle doğrudan temasa en yakın konumdalar çünkü. Yapılan bir araştırma, sağlık emekçisi kadınların sözel veya duygusal taciz, tehditler ve fiziksel şiddet yaşadığını ortaya koyuyor. Yumruklama, tekmeleme ve tokat atma bu saldırılardan sadece birkaçı. Bu vakalar Gül hemşirenin de yaşadığı gibi depresyona, hayal kırıklığına, strese, kaygıya ve tükenmişlik sendromuna yol açıyor. Bütün bunları, yaşamla ölüm arasındaki insanın hayatına dokunan, en kritik anlarında ilk müdahaleyi gerçekleştiren acil çalışanı kadınlara sorduk.
Bizden yüksek performans ve özveri bekleniyor
Eylem Çapık yaşamı boyunca hep hemşire olmak istemiş. “Öğretmen babam benim de aynı mesleği seçmem için çok çaba harcadı. Fakat ben kesinlikle öğretmen olmak istemiyordum.” Dayısının hemşire eşi o kadar rol model olmuş ki. En sonunda hayaline kavuşmuş. Yolu sık sık acil servislerle kesişmiş. “Acillerde hasta yakını öyle vandal erkeklerle karşılaşırsınız ki. Hiçbir şey yapmasa bile bakışlarıyla sizi ezmeye çalışır, size şiddet uygular. Sataşan çok oluyor. İlk bize sarıyorlar zaten”. Emek yoğun bu servisler hakkında genel bir yorum yapıyor; “Acil Servisler bizim mesleğimizde özellikli birimlerden biri. Sağlık hizmetleri doğası gereği her zaman dinamik. Bu dinamizm, biz sağlık çalışanlarından her zaman yüksek performans ve özveri bekliyor. Ne var ki, herkesin olan kaynaktan, tüm toplumun yararına eşit, adil, ulaşılabilir olması gereken tüm sağlık hizmetleri gittikçe daha çok kişinin ulaşamadığı bir hizmet şekline dönüşmekte. Sağlık hizmeti bir hak olmaktan çoktan çıktı! Poliklinik hizmetlerine ulaşamayan ya da zor ulaşan vatandaşlarımız, acil servisleri ‘gece polikliniği’ gibi kullanıyor.”

Mesleki mutsuzluk ve depresyon
Ülkemizde sağlık hizmetlerinde çalışan emekçilerin sayısının dünya ortalamasının çok altında olduğuna değiniyor. Acillerde bizi şaşırtan o inanılmaz kalabalığı yorumluyor; “Hizmet vermemiz gereken nüfusun sayısı sürekli artıyor. Bu çelişki en sert şekilde acil servislerde hissediliyor. Diğer yandan tüm emekçilerin olduğu gibi biz sağlık emekçilerinin de alım gücü her geçen gün daha da düşüyor. O nedenle ‘Ücretsiz Sağlık Hizmeti’ masalı bu ülkede çoktan bitti. Karar vericiler ve hizmeti alanlar bunun farkında olsalar da sorumluluk almıyorlar. Aksayan sağlık hizmetlerinin bütün yükünü acil servis hizmetlerine yüklediler. Acil Hemşiresi Eylem Çapık, sözü tükenmişliğe getiriyor; “Tüm bu koşullar çerçevesinden bakınca, acil servisler sağlık çalışanlarının cinsiyetten bağımsız fiziksel, ruhsal tükenmişlik ve yıpranma yaşadıkları alanlar haline geldi. Mesleki mutsuzluk ve depresyon yaşama ihtimalleri her geçen gün artıyor.”
“Alanlarda tek kalmamaya dikkat ederiz”
Şu an çalıştığı hastane özelinde, herhangi fiziksel ya da sözlü şiddet şiddet olasılığı ortaya çıktığında bölüm çalışanları ortak hareket ediyormuş; ” Öyle anlarda birbirimizi kollarız. Sağlıkta şiddet prosedürlerini derhal devreye sokarız. Güvenlik ekibi her zaman kapımızın önündedir. Özellikle gece mesailerinde bu konuda yönetim hassastır. Alanlarda tek kalmamaya dikkat ederiz” diyor. Bu meslekte “duyarsızlaşma” pek mümkün değil. Hatta bünyeye alabildiğine daha fazla hassasiyet yükleniyor. Verdiği şu örnek çarpıcı: “Ben acil servis ambulansının herhangi bir yerde siren sesini duysam hala irkilirim”. Hemşire Eylem, özel yaşamından bir kesit ekleyerek sürdürüyor konuşmasını; “Bunların üzerine bir de anne olmak, kadın olmak eklenince, işten çıkıp eve gidince dinlenmek yerine yapmanız gereken bir çok ev işi ve sorumluluk arka arkaya sıralanmakta ne yazık ki”.
“Acil, en stresli ve en kritik hizmet alanı”
Nursel Yücesoy, SES Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası Genel Merkez Yönetim Kurulu üyesi. SES Genel Kadın Sekreteri olarak görev yapan Yücesoy, acil servislerin sağlık sistemlerinin en yoğun, en stresli ve en kritik hizmet alanlarından biri olduğuna vurgu yapıyor. Diyor ki; “Bu birimler yüksek hasta sirkülasyonu, öngörülemeyen klinik tablolar ve zaman baskısı nedeniyle sağlık emekçileri açısından fiziksel ve ruhsal yıpranmanın en yoğun yaşandığı çalışma ortamlarını oluşturuyor. Türkiye’de sağlık işgücünün önemli bir bölümünü kadınlar oluşturmasına rağmen, acil servislerdeki çalışma koşulları, toplumsal cinsiyet temelli eşitsizlikleri derinleştiren bir yapıda”. Hekimlikte ve yönetsel pozisyonlarda erkeklerin ağırlığının sürdüğünü belirtiyor ve mevcut durumun altını çiziyor; “Kadınlar sağlık hizmet sunumunun omurgasını oluştururken, karar alma mekanizmalarında daha sınırlı temsil ediliyorlar. Bu durum, emek süreçlerinde cinsiyete dayalı hiyerarşilerin yeniden üretildiğini gösteriyor. Acil servislerde kadın çalışanlar çoğunlukla hemşire, ebe, paramedik ve tıbbi sekreter olarak görev yapıyor. Yüksek riskli klinik karar süreçlerinde ve idari pozisyonlarda ise daha az yer alıyorlar”.

“Kadın çalışanlar, daha fazla tükenmişlik yaşıyor”
“Eksik istihdam nedeniyle artan iş yükü, uzun nöbetler” problemini gündeme getiriyor sendika yöneticisi. Sağlığın ticarileştirilmesinin, performans baskısının ve personel yetersizliğinin en sert biçimde acil servislerde hissedildiğine vurgu yapıyor. SES Genel Merkez Kadın Sekreteri Nursel, dinlenme hakkının gaspının kadın emekçilerin yaşamını nasıl kuşattığı meselesine değiniyor; “Acil servislerde vardiyalı ve düzensiz çalışma sistemi hâkim. Gece nöbetleri, 24 saate varan çalışma süreleri ve yetersiz dinlenme aralıkları; uyku bozuklukları, kas-iskelet sistemi hastalıkları ve kronik yorgunluk riskini artırmakta. Araştırmalar vardiyalı çalışan kadınlarda uyku bozukluğu görülme sıklığının daha yüksek olduğuna, hormonal düzensizlik ve üreme sağlığı sorunlarının daha da arttığına işaret ediyor. Tükenmişlik sendromu riski erkek meslektaşlarımıza kıyasla kadınlarda daha fazla”. Kadınların ev içi bakım emeğini büyük ölçüde üstlenmesi ise dengeleri altüst ediyor ona göre; “Bu durum dengesizliğini derinleştiriyor. ‘Çifte mesai’ olgusunu o nedenle daha fazla tartışmamız gerekiyor” sözleriyle tekrar altını çiziyor.
Gece vardiyalarında cinsel taciz
Sağlıkta şiddet vakalarının en yoğun yaşandığı birimlerin acil servisler olduğunu anımsatıyor ve diyor ki; “Kadın sağlık emekçileri yalnızca fiziksel saldırıya değil, hakarete, tehdide ve cinsiyetçi aşağılamalara da maruz kalıyor. Türkiye’de yapılan saha araştırmaları, sağlık çalışanlarının önemli bir bölümünün meslek yaşamı boyunca en az bir kez fiziksel veya sözel şiddete maruz kaldığını gösteriyor. Kadın sağlık çalışanları açısından daha yüksek. Sözel sataşmalar ve psikolojik taciz çok yaygın. Fiziksel saldırı riski, gece vardiyalarında güvenlik kaygısı, kadınlar için çalışma alanlarını daha da güvencesiz hale getiriyor”. Şiddetin önlenememesinin, faillerin cezasız kalmasının ve idarelerin koruyucu mekanizmaları işletmemesinin kadın emekçileri yalnızlaştırdığına dikkat çekiyor. Acillerde şiddetin artmasının münferit değil, politik olduğuna dikkat çekiyor; “Kadın sağlık emekçilerine yönelen şiddet; emeği değersizleştiren, kamusal hizmeti piyasaya açan ve çalışanları korumayan politikaların sonucu” Yücesoy’a göre.
Kadınlardan beklenen o “şefkat”
Şiddetin süreklilik kazanması, kadın çalışanlarda mesleki yabancılaşma, kaygı bozuklukları ve işten ayrılma eğilimini artırıyormuş. Acil servislerde madalyonun diğer yönüne bakmamızı sağlıyor Nursel’in şu yorumu; “Sağlık personeli kadınlar yoğun bir duygusal emek de harcamak zorunda. Hasta ve yakınlarının kriz anlarını yönetme, ölüm ve travma süreçlerine eşlik etme ve çatışmaları yatıştırma sorumluluğu çoğu zaman kadın çalışanlara yükleniyor. Toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle kadınlardan beklenen ‘şefkatli ve sakinleştirici’ tutum. İşte sağlıkta bu görünmeyen emek, psikolojik yıpranmayı artırıyor”. Nursel Yücesoy’a göre, tükenmişlik, psikolojik yıpranma ve meslekten kopuş kadın sağlık emekçileri arasında giderek yaygınlaşıyor. İdareler ise daha fazla nöbeti, daha fazla performans baskısını ve daha fazla esnekliği dayatıyor”. SES Kadın Sekreteri Nursel Yücesoy, sendikanın acil servis taleplerini şöyle sıralıyor; “Acil servislerde yeterli personel istihdamı olmalı. Şiddete karşı etkin ve caydırıcı yasal düzenlemeler hayata geçirilmeli. Güvenli çalışma ortamı ve etkin güvenlik önlemleri alınmalı. Adil ve insani vardiya sistemleriyle çalışılmalı. Eşit işe eşit ücret politikası uygulanmalı. Kreş hakkı, güvenli ulaşım ve bakım destekleri kesinlikle sağlanmalı”.
“Bizi doktor görmeyecek mi?”
Acil’de kadın emekçi sorununu, alanı tamamen Acil Tıp olan bir kadın hekimle de konuştuk. Bu servislerdeki hekimler hasta yakınları ile neler yaşıyorlardı. Dr. Sena Özge Aslan, hastanın acil servise başvurduğu andan itibaren muayenesinin yapılıp gerekli tetkiklerin istendiğini anlatıyor; “Sonuçları değerlendirilen hasta eğer tedavisini gerçekleştiren bir kadın hekimse şu soruyu yöneltebiliyor; ‘E… bizi doktor görmeyecek mi? Bu biz kadın hekimlerin yabancı olmadığı bir soru”. Dr. Sena, “Bu soru, çoğu zaman bilinçli bir ayrımcılıktan çok, yerleşik bir hekim algısının yansıması. Toplumda ‘doktor’ figürü, 2026 yılına gelmiş olsak dahi, hâlâ belli kalıplarla tanımlanmakta. Bu kalıpların dışında kalan hekimler ise farkında olmadan görünmez hale gelebiliyor” diyor ve ekliyor; “Acil serviste tüm klinik süreci yürüten kadın hekim, kararlarını daha fazla gerekçelendirme ihtiyacı hisseder çoğu zaman. Hastalığın seyri hasta yakınına daha detaylı anlatılır, tekrar tekrar açıklanır, doğrulanır. Böylece tıbbi bir süreç ‘kabul ettirilmesi gereken’ bir anlatıya dönüşür”.

“Sözel şiddet yaşadım”
Ülkemizde hekime yönelik şiddetin her geçen yıl arttığını vurguluyor Dr. Sena Özge Aslan. Hekimlerin yüzde 84’ü meslek hayatında en az bir kez şiddete maruz kalırken, 2025’in ilk yarısında “Beyaz Kod” bildirimlerinin 8.795’e ulaştığını belirtiyor. (“Beyaz Kod”, sağlık çalışanlarına yönelik şiddet, hırsızlık ve cinsel taciz olaylarında verilen bir alarm sistemi). Peki ya kadın hekimler? Bu konudaki deneyimlerini özellikle paylaşıyor; “Kadın hekimler olarak kararlı ve otoriter davrandığımızda sıklıkla ‘agresif’, ‘huysuz’ veya ‘fazla iddialı’ diye etiketleniriz. Oysa aynı tavrı bir erkek hekim sergilediğinde ‘kendine güvenen, kararlı lider’ olarak değerlendirilir. Bu olaylara meslek hayatım boyunca defalarca tanık oldum. Hasta yakınının agresif tutumuna sınır koyduğumda, bu yaklaşım çoğu zaman sözel şiddeti daha da körüklerken, aynı kararın bir erkek meslektaşım tarafından iletildiği durumlarda ise bu arkadaşımıza daha ılımlı hatta saygılı davranıldığına sıkça şahit oldum”.
“Kadın hekimin görünmezliği”
Herhangi bir meslek dalında, kadın olmanın görünmezliği Dr. Aslan’ın da altını çizdiği konulardan biri. Şöyle detaylandırıyor görüşlerini; “Acil servis gibi kaosun ve hızın hâkim olduğu bir ortamda bu görünmezlik çok daha belirgin hale geliyor. Yanımda bir erkek meslektaşım ya da bir öğrenci varken, hastaların ve hasta yakınlarının göz temasını onunla kurduğunu, sorularını ona yönelttiğini sayısız zamanlarda yaşadım. Oysa hastayı değerlendiren, tedavisini planlayan ve süreci yöneten bendim. Buna rağmen çoğu zaman kadın kimliğimden dolayı onlar için görünmezdim. Görünür olduğum anlar ise genellikle farklı bir şekilde gerçekleşti. Kararlarımın sorgulandığı, ses tonlarının yükseldiği, hatta kapı açılır açılmaz içeride kadın bir hekim olduğunu görüp öfkeyle üzerime yüründüğü durumlarla da defalarca karşılaştım. Bugüne kadar fiziksel şiddete maruz kalmadım. Ancak her nöbete başlarken, bunun ne zaman yaşanacağına dair tedirginlik hissi zihnimin bir köşesinde hep var. Sorun yalnızca iş yükü ya da acilin yoğunluğu değil; hekimin otoritesinin hâlâ cinsiyet üzerinden algılanıyor olması”.

“İttikleri arkadaşım yere düştü”
Doktorlar, hemşireler ve acil tıp teknisyenleri için, acil servisin güvenliği yüksek öncelikte. Güvenliğin tehlikede olduğu anda hissettikleri tek şey, motivasyonlarının tamamen düşmesi. Acil Tıp Teknisyeni Nilay da yaklaşık 12 ve daha fazla saatlik vardiyalarla çalıştıklarını anlatıyor; “Hem fiziksel hem de zihinsel olarak çok yorucu. Hasta yakınlarından gelen şiddet, hakaret olaylarına haftada bir tanık oluyoruz. Önce bağırıyor, hırsını alamayıp üstümüze yürüyor. Hep erkek oluyor bunu yapan. Bazen itişme oluyor. Sadece birkaç hakarete değil, yumruklaşmaya, elindekini fırlatmaya çok kez tanık olduk. Bundan iki ay önce ittikleri arkadaşım düştü. Bu düzeyde bir iş ortamı gerçekten kabul edilemez. Birçok hemşire dostumuza meslekten neden ayrıldığını sorduğunuzda, bunun nedeni olarak şiddeti söylüyor. Ama rapor da etmiyor. Hastane yönetiminin bunu ciddiye almayacağını düşündüğü için. Bu iş yükü de bunalıma sebep oluyor. Çalıştığım acil serviste bir günde onlarca hasta görüyoruz. Acil durum müdahaleleri, yaralılar. Her çeşit travma. Bebeklerden yaşlı hastalara kadar her türlü vakayla uğraş sonra da tokat ye! Anlatması çok zor, ancak yaşayan bilir”.
“Ne meleği!”
Yılların hemşiresi Sevim içi bu iş artık çok zorlayıcı. Oturma fırsatı olmadığını anlatıyor. Hastaları taşıma, tahliller, serumlar. Sevim’i dinliyoruz. Dert yine çok; “Yoğun bakım ünitesindeydim daha önce. Acilin kendine özgü bazı özelliklerini anlamanız biraz zaman alıyor. Yoğun bakım deneyimime bakarak, bana daha uygun olduğu için o bölüme geçtim. Adı ‘acil’ ama gelen vakaların çoğu aslında acil değil. Bazılarının servise başvurdukları konuyla acillik arasında herhangi bir ilişki göremiyorsunuz”. 14 yıldır bu işi yapıyor Duygu. Yaşanan istismarların sağlık çalışanlarını “tükenme noktasına” getirdiğini anlatıyor; “Fiziksel şiddete en az haftada bir tanık oluyoruz. Her 10 kişiden biri sözlü tacizi yaşıyor. Tüm hastanelerde acil servislerde görev yapan özel güvenlik görevlileri var ama her şey onlar gelene kadar oluyor. Hastalar ‘ilk gelen ilk hizmet alır’ durumunun burada geçerli olmadığını anlayamıyor. Hemen tedavi edilmedikleri için strese giriyorlar. İnsanların hayal kırıklıklarını anlıyoruz ve bekletilmelerden biz de hoşlanmıyoruz. Sıra bekleyenlerin öfkelenmesi gerçekten üzücü. Bazı hasta yakınları en sıkıştığı anlarda olay çıkarıyor. Onların hemşire arkadaşlarımıza ‘melek’ dediği günler geride kaldı. Ne meleği! ”
Ana Fotoğraf: Nefes Gazetesi










