Sur Belediye Eş Başkanı Gulan Önkol ile 2015 sonrası kent kırımına varan çatışmaların, yoksulluğun kadınları nasıl etkilediğinin yanı sıra tarımda çalışan kadınlara dönük nasıl bir alan yarattıklarını, belediye çalışanı kadınlara yönelik hakların toplu sözleşmeye nasıl geçtiğini konuştuk.

Kayyumların yoğun bir şekilde hayatımıza girmeye başladığı 2016 öncesinde de kayyumla tanışmış olan ve üç kez kayyum atanan Diyarbakır’daki Sur Belediyesi, ağırlığı kırsal alanda olmak üzere yoksul bir yerleşim alanı. Hevsel Bahçeleri’nin, tarihi Amed surlarının büyük bölümünü kapsayan bu bölge özellikle 2015’te kent kırımına varan çatışmaların ardından yeniden yapılaşmaya açıldı. Ancak DEM Partili Sur Belediye Eş Başkanı Gulan Önkol’un da dediği gibi bu “ucube” yapılaşmalar zaten yoksul olan Sur halkının daha da şehir dışına sürülmesine, yoksullaşmasına yol açtı. Gulan ile bu sürecin kadınlar üzerindeki etkisini, belediyenin bu konudaki çalışmalarını konuştuk.

“Göç de savaş da şiddet de etkiledi”
2015 sonrasında bölgenin yapısı kadınlar açısından nasıl değişti?
2015 direniş döneminden sonra göç politikaları, zorunlu yerinden etmelerle demografik yapının değiştiğini söyleyebiliriz. Şöyle ki yerinde dönüşüm adı altında yapılan ucube yapılaşmalar tamamen kentin kimliğine aykırı bir şekilde inşa edildi. Acele kamulaştırma adı altında birçok insan yerinden edildi, zorunlu göçe maruz kaldı. Aynı zamanda bu savaş bölgesinde birçok insan hakları ihlallerine şahitlik ettik, maruz kaldık. Bu da kadınlar ve çocuklar üzerinde ciddi bir savaş travması oluşturdu. İç göçe sebep oldu. Yani Sur Mahallesi’nden, ilçesinden diğer bölgelere göç başladı. Bundan en ağır etkilenen işte kadınlar ve çocuklar oldu. Kadınlar daha güvensiz ortamlarda, ekonomik anlamda daha daraltıldığı, zorlandığı bir ortamda yaşamını idame etmek zorunda kaldı. Sur çok kültürlü, çok kimlikli yapısıyla birden fazla çok inancı kendi içinde barındıran, komşuluk ve toplumsal ilişkileri gelişkin olan bir yerdi. Şu anda birbirinden kopuk halde birbiriyle konuşmayan ya da birbirinden haberdar olmayan, yalnızlaşan bir kitleye dönüştü.
Aslında kadın yoksulluğu bir bütün olarak Türkiye’nin kendi politikasının içerisinde her yerde hissedilen bir şey. Bu bölge daha yoksul bir kesime hitap ettiği için elbette ki yoksulluktan da en ağır etkilenenler kadınlar oldu. Çünkü ekonomik özgürlüğü yok. Ekonomik özgürlüğü olmadığı gibi çocuk bakmakla, aile işlerini, ev işlerini yapmakla yükümlü. Bir bütün ücretsiz emek sömürüsü, emek gücü üzerinden bir hiçleştirme, yok sayma söz konusu. Savaştan önce de böyleydi ama öncesinde kadınlar kendi mahallesinde iletişim halinde, kendi küçük üretim alanlarını sağlayarak bir şekilde yaşama dahil oluyorlardı. Ama o güvensiz ortamın gelişmesi, savaş ortamının oluşması, ağır tahribatlarını da beraberinde getirmesiyle kadınlar kendi yarattıkları küçük ekonomik alanlarından da oldular. Göç de savaş da yoksulluk da şiddet de kadınları etkiledi. Ki bu son dönemlerde Sur bölgesinin özel savaş politikalarının bir parçası olarak madde bağımlılığı, fuhuş da kadınları özne olma halinden çıkarmaya başladı. Bunlar kadınlar için evin içine hapsedilme, evden çıkamama, ev içinde tecrit edilme haline maalesef yol açtı.

“Doğduğum yerde doymak istiyorum”
Peki Sur Belediyesi’nin kadın istihdamını artırmak ve bu yoksullukla mücadele üzerine nasıl çalışmaları var?
Şunu belirteyim öncelikle, Sur Belediyesi de aslında halkı gibi yoksul bir belediye. Maalesef bazı çalışmalarda eksik kaldığımız bir gerçeklik. Ama belli başlı çalışmalarımız, çabalarımız var. Geçen sene bir kadın komün bostanı kurduk. Oradan ana tohumlar üzerinden kadınların kışlık ya da mevsimlik ev içi ihtiyaçlarını karşılayacak ölçüde bostanlar oluşturduk. O bostanlarda kadınların bir nebze de olsa dışarıdan pazar alışverişini yapmak yerine kendisinin ürettiği, takip ettiği, sorumluluk aldığı bir üretime evrildi durum. Şu an da bir projemiz var. Tohum Kadın Kooperatifi ve Medico International ile ortak yürüttüğümüz bir proje. Burada özellikle genç işsiz kadınlara iş alanı, ekonomik gelir aracı yaratmak adına yüksel tünelli sera alanları kuruyoruz. Belediyenin herhangi bir kâr amacı yok bunda. Hem kooperatif fiiliyatını geliştirmek, büyütmek hem de kadınların ekonomik gelirine destek sunabilecek bir çalışma içerisindeyiz.

Kaç kadına ulaşması hedefleniyor bu proje ile?
Şu an on altı kadın üzerinden bir planlama var. Belki bu on altı kadın seneye otuz iki kadın olacak. Bir dahaki seneye daha altmış dört kadın. Yani böyle kendini katlayarak devam eden bir şekilde gelişecek. Bu çalışma yeterince hedefine ulaşırsa önümüzdeki dönem kooperatifi, daha özgür bir kooperatif haline dönüştürüp kadınlara devretmek niyetindeyiz. Bağıvar mahallemizde bu projeyi düşünüyoruz ve şu an buradan görüştüğümüz kadınlar da mevsimlik tarım işçisi olan kadınlar. “Doğduğum yerde doymak istiyorum” sloganıyla yola çıktık. Kadınların burada kendi istihdam alanlarını geliştirebilirsek belki iç Anadolu’ya, Türkiye’nin diğer illerine mevsimlik tarımsal işçi göçü vermektense, kendi doğduğu yerde doyabilmesini sağlamak ve oradan doğru bir ekonomik gelir sağlamak bizim için çok anlamlı olacak.

“Aşefçiler’in eski kültürüne dönmesini istiyoruz”
Aşefçiler Çarşısı, kadınların kalmadığı bir yer olmuş. Bununla ilgili bir çalışmanız var mı? İkinci olarak da tarımla ilgilenen kadınların bu bilgilerini, deneyimlerini toparlayacak bir çalışma var mı?
Kadın öncülüğünde bir şey yapılıyor, sonra erkek tarafından alınıyor. Bir ekonomik gelir ya da bir refah seviyesinin oluşması durumunda doğrudan erkek oraya müdahil oluyor ya da müdahale ediyor. Şimdi Aşefçiler de öyle. Tam da sizin belirttiğiniz gibi yıllar evvelinde aslında kadınların reyhanları ya da yeşillikleri, Hevsel Bahçeleri’nden toplayıp getirip sattığı bir yer, şu anda tamamen ya tekstile ya kozmetiğe evrilmiş bir durumda. Ve tamamen neredeyse dediğiniz gibi erkek eliyle işletilen işletmelere dönmüş.
Kendimiz için şöyle bir misyon biçtik: Buradaki kadın esnafları tek tek ziyaret etme, sohbet etme, hikayelerini bilme ve onun üzerine bir dayanışma pratiği içerisine girebilme adına kadın esnaf ziyaretleri gerçekleştiriyoruz. Bu kapsamda Aşefçiler’deki kadınların işlettiği iki dükkana girdik. İkisi de 35 yıldır çarşıda yaşıyor, çalışıyorlardı, abla-kardeşlerdi. Biri çeyizlik, el emeği ürünler satarken diğeri de 30-35 yıldır terzilik yapıyor. Kadın esnaflar lokal de olsa, küçük ölçekte de olsa hala var ama dediğiniz gibi oradaki kadın esnafın tek tek legale edilmesi, sahadan çekilmesi, yine erkek aklının orayı da kadın iradesinden kendi tekeline alması, gündemimizde olan bir şey. Ki birkaç ay öncesinde büyükşehirle aldığımız bir toplantıda Aşefçiler’in çarşı tescilinin tanınması ve yine eski kültürüne dönmesi üzerinden bir tartışmamız var. Henüz somutlaşmış bir şey değil ama bu tartışma mevcut. Keza Hevsel’den yeşillik alıp satan kadın arkadaşlar var, onlara dair yine bir çalışmamız var.

“Diyarbakır’ı kadın kenti ilan ettik”
Üç kez kayyum atanan bir belediye burası aynı zamanda. 31 Mart 2024’ten bu yana da yönetiminiz altında. Bu dönemde kadın belediye çalışanları açısından ne gibi düzenlemeler yapıldı, mesela toplu iş sözleşmesinde nasıl yenilikler var?
Toplu iş sözleşmesi kapsamında kadınlar 8 Mart ve 25 Kasım’ı idari izinli sayılıyorlar. Her ay, ayda bir gün, istediği vakitte kullanmak üzere regl izni de TİS’e eklendi. Bunun dışında olası psikolojik ya da fiziksel şiddet durumlarında doğrudan kadının beyanının esas alınması, şiddet durumlarında istenildiği takdirde doğrudan iş akdinin sonlandırılması; erkek çalışanların da kendi eşlerine şiddet uygulaması, bunun tespiti ya da şikayeti durumunda da kişinin kendisine değil eşine maaşın yatması üzerine bazı değişiklikler de var. Hatırladığım kadarıyla toplu iş sözleşmesinde bunlar vardı.
Kadın meclisimizi ilan ettik, belediye emekçilerinden oluşan. Oradan doğru komisyonlar oluşturuldu. Yerel yönetimlerin kararıyla Diyarbakır’ı kadın kenti* ilan ettik zaten ve o ilan neticesinde de belediyeleri aldığımızda da “kadın meclislerimizi kuracağız” şeklinde karar almıştık. Kadın fikriyle, kadın aklıyla, kadın bakış açısıyla bir kent inşa etme, kent düzenleme, kadın ekseninde kadın proje üretme hedefinde bir kadın meclisimiz var.
* DEM Parti, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, “Ber Bi Bajarên Jinan Ve / Kadın Kentlerine Doğru” şiarıyla Diyarbakır’da “Kadın Kenti” deklarasyonunu duyurmuştu.










