Sadece “ipuçları” arıyoruz “Gülizar” filminde… Birçok konuda izleyiciyi tereddüte sürüklüyor yönetmen. Sinema sanatında birçok yapıtta gördüğümüz gibi doldurulması gereken boşluklar bırakarak izleyiciye alan açıyor. Söze, söylemeye dayalı bir film değil seyrettiğimiz. Baş karakter Gülizar adeta “susarak” konuşuyor!

İşçi Filmleri Festivali’nde çok sayıda emek içerikli film gösterime girdi. İçlerinden biri vardı ki, filmin kahramanı işçi değildi ama kendi ailesinde emekçiydi. Festival kapsamında biz de bir “kadın hikâyesi” olan Gülizar’ı izledik. Belkıs Bayrak, yönetmen olarak dikkat çekiyor. Çünkü ilk uzun metrajlı filmi. Uğradığı cinsel tacizle hayatı altüst olan bir genç kadını anlatmayı yeğlemiş Bayrak ilk yapımında. Başrol oyuncusu Ecem Uzun, rolünün hakkını veriyor. Anadolu’nun bağla bahçeyle uğraşan bir ailesinin kızının başına gelenler konu ediliyor. Yaşanan mekan Sakarya, Taraklı. Aile içinde ilişkiler zaten problemli. Bireyler kendi aralarında konuşmaktan ve iletişim kurmaktan uzaklar. Kızına sürekli emir veren sert ve otoriter bir anne karakteri dikkat çekiyor. Film baş karakterinin yaşadığı travmayla başa çıkma çabası var mı. Ya da nasıl bir iç kırgınlık yaşıyor? Bütün bunlar önceleri filmde pek öne çıkmıyor.
Evden ayrılacak ama nasıl?
“Bağımsız bir yaşam kurma” hayali var Gülizar’ın; ülke dışında, Kosova’da. Bu ülkede ailesiyle birlikte yaşayan Emre (Bekir Behrem) ile bir süredir nişanlı. Evlenmek için Sakarya’dan yola çıkıyor hayalini kurduğu yeni bir hayata doğru. Evlilikle bu “yeni hayat” nasıl olacak? Seyirci henüz bunu tam anlayamıyor! Genç kadının üzerinde kırmızı bir elbise var. Ve boncuk kolyesi de dikkat çekiyor. O aksesuar belki de bir daha görüşemeyeceği kız kardeşinin hatırası. Ne var ki, yolculuk esnasında mola yerinde bu kolye kayboluyor. Lavaboya geri dönüyor bulabilmek adına. Burada bir cinsel ve fiziksel saldırı yaşıyor. Perişanlığını belli etmemek için büyük bir güç harcıyor. Ve bu halde otobüse biniyor, yolculuk travma içindeki ve çürüklerle kaplı bir bedenle sürüyor!

Düğüm doktorda çözülüyor
Kosova’ya varılıyor ama bunları anlatmayı göze alamıyor genç kadın. Düğüm doktorda çözülüyor. Çünkü evlilik öncesi yapılması gereken sağlık muayenesi esnasında bir tıp uzmanı olarak hekim, kızın bedenindeki çürüklerle karşılaşıyor. Bir kuşku gündeme geliyor ve hekim nikah için gerekli olacak raporu vermiyor. Burada önemli bir nokta dikkat çekiyor. Bir kamu hastanesinde evlilik öncesi “sağlık formaliteleri”nde bir hekimin farkındalığı. “Kızın bedeni neden bu halde? Ya zorla evlendiriliyorsa?” gibi sorular hücum ediyor uzmanın zihnine. Bu noktada Gülizar yaşadığı saldırıyı Emre’ye anlatmak zorunda kalıyor. Ve Emre polise gidip bu saldırganın belirlenmesi için şikayette bulunuyor. Dayısı da polis bu arada. Ve bu adamın yakalanması için çalışmalar hız kazanıyor.
“Kurbanlık inek” sembolü
Dramatik çatısı çok güçlü filmin. İzleyiciyi sarıyor ve etkiliyor. Seçilen semboller de ilginç. Emre’nin ailesinin düğün öncesi, gelenek gereği(kesmek üzere) aldığı ve konağın bahçesine bağladığı kurbanlık inek, filmdeki dramı izleyiciye geçirmek için bir “sembol”! Gülizar da bir “kurban” çünkü. Sık sık pencereye gelip, ağaca bağlı ineği kendini izler gibi izleme sahnesi gerginliği yükseltiyor. Gerilimin dozu, her şeyde o travmayı anımsatarak mı ayarlanıyor onu tam bilemiyoruz. Ama filmde böyle bir anlayış seziliyor. Bir başka yönü daha var yapımın. Genç kadının çıkışsızlığını, içe dönüklüğünü ısrarla vurguluyor. Öte yandan da belli ki var olduğu çıkmazı aşmaya çalışan kadının içine sürekli gizli bir öfke pompalanıyor.
Donuk bakışlar
Yönetmen Belkıs Bayrak bunu bilinçli yapıyor! Ve o öfke tüm kadın izleyicide birikiyor! O kadar sağlıksız bir aileden geliyor ki, Gülizar’ın dışa dönük olması zaten bir mucize. Ama yaşadığı travma sonrası üstüne ekleniyor ve donuk bakışlarla karşılaşıyoruz. Sonuna doğru ilerlerken, kadının bedenindeki o çürüklerin, içindeki ruhsal “çürümeye” nasıl yol açtığına tanık oluyoruz. Sadece “ipuçları” arıyoruz izlerken. Film pek çok konuda izleyiciyi tereddüde sürüklüyor. Sinema sanatında birçok yapıtta rastladığımız teknik. Doldurulması gereken boşluklar bırakarak izleyiciye alan açıyor. Ama burada bir fark var. Söze, söylemeye dayalı çok fazla bir anlatı tarzı yok filmde. Gülizar adeta “susarak” konuşuyor!
Kadın karakter incelemesi
Film bir ders verme amacında mı? Böyle bir niyeti yok elbette yönetmenin. Dikkatli ve dokunaklı bir “Kadın karakter incelemesi” koyuyor önümüze. Bu türün tek ana örgüsü var. Hikaye tanıdık bir gidişatı izliyor. Bir kadın vahşice istismara uğruyor. Film sonrasında birçok sahnede hep “ne yapacak” sorusu hakim. Başlara tekrar dönersek, “neden” bakışımızı körükleyen bazı sahneler orada da var. Örneğin annesine içerleyen, kızan ama bunu hissettirmeyen baş karakterimizi mutfakta buluyoruz. Ocağın yanına gelip, kibrit kutusunu eline alıp iki parmağı ile çubuğu tutuşturuyor. Tabii ocakta işi de yok. Yanık haldeki o kibrit pencereden aşağı atılıyor. Ya sönmezse!? Burada da “Gülizar ne yapacak” duraklamasında izleyici. Haklı da, çünkü adeta ateşle oynuyor! Film boyunca beni en çok meşgul eden soru oydu; “Acaba şimdi Gülizar ne yapacak”. Peki, cinsel şiddeti ağır duygularla yaşayan her genç kadın aynı zamanda intikam almayı amaçlıyor mu? Elbette birçok tecavüz-taciz vakasında intikam var.

Yine kapalı kapılar ardında
Kadınlara yönelik cinsel saldırıları konu alan ve kadın yönetmenlerin elinden çıkmış birçok film, mağdurları anlamaya, anlatmaya yönelik. Kırsaldaki o evin içinde uyumsuz bir yaşamda debelenen Gülizar’ın hayatındaki tek güzel kesit, sevgi dolu bir kız kardeşe sahip olması. Otoriter annesiyle kapalı bir hayat yaşayan Gülizar’ın önünde “kurtuluş” olarak gördüğü Kosova kesiti de bir hayal kırıklığı olacaktır… Kosova’da sorunlarıyla başa çıkmasına yardım edecek olan Emre de bekleneni veremiyor. Genç kadının tecavüz travmasını “unutmak’ yönünde ciddi bir isteği var. Ama bu talebi görmezden geliyor adam. İstismar ve şiddet mağdurlarına zaman ve alan sağlamanın kritik öneminden habersiz Emre. Öte taraftan burada da kapalı kapılar ardında kalıyor, özgürlüğüne kavuşamıyor. Dolayısıyla süreç içinde Emre de güvenli bir yürek olmaktan çıkıyor. İlişkinin yapısı yavaş yavaş çatlamaya ve parçalanmaya başlıyor.
Türk sinemasında kadın yönetmenden bir ilk
Filmin görselliğe dökmediği sahneler de var. Senaryonun ana konusu olan ama hiç kadraja girmeyen o bölüm. Tecavüz temalı kimi sinemada, saldırı kültürünün “normalleşmesi” de bazen açık kimi zaman da örtülü işlenir! Bu tür filmler mağduriyet, eylemlilik kavramlarının dile getirildiği, sorgulandığı tartışmalı biçim olarak işlev görecekken, erkek yönetmenler tarafından bir sömürü aracına dönüştürülebiliyor… Yönetmen Belkıs Bayrak, sinemadaki bu erkek egemen anlayışa tepki olarak filmin istismar sahnesini göstermiyor izleyiciye. O sahnede söze dayalı bir anlatı tekniğini benimsiyor. Karanlık bir ortamda Gülizar’ın ve adamın sadece boğuşma, bağrışma seslerini duyuyoruz. Bu tarza, bir Türk filminde pek rastlamayız.
Yakma eylemi
Filmin birçok sahnesinde, “Gülizar” karakterinin yüzünden tüm duyguyu çeken yönetmen, genellikle bir tür uyuşukluk haliyle izlediğimiz genç kadını en sonunda bambaşka yerde konumlandırıyor. Tecavüzcünün izini gizlice süren ve zehirli erkek egemenliğinden intikam alma planı yapan, sürekli içinde öfke biriktiren bir kadın çıkıyor karşımıza son sahnede. Gülizar’ı alevlerle birlikte görüyoruz. O suskun kadın yine konuşmuyor ama bu kez son derece, açıkça söylemek gerekirse ondan beklenmeyecek radikal bir şey yapıyor. Ona ağır saldırıyı yapan adam evinin içindeyken, tüm binayı tutuşturuyor. Her şey küle ve dumana dönüşüyor. Tecavüze yanıt olarak “yakma eylemiyle”de sinemada karşılaşmayız. Öyle bir an gelir ki, öfke insanın içinde yol açar… Kadınların içinde bulunduğu şiddet, tecavüz, cinsel taciz, karmaşa ve bundan nasıl kurtulabileceğine dair bazı düşüncelerde tabii ki öfkenin, nefretin olmaması imkansız. Özellikle şok, acı, korku, umutsuzluk ve kaygı ile harmanlanmışsa bir kadının benliği, öfkeye sarılmaktan başka çaresi var mı ki?
Fotoğraf: OrtaKoltuk










