2026 yılı merkezi yönetim bütçesi Meclis’e sunuldu. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın açıklamasına göre savunma harcamalarına 1 trilyon 202 milyar lira, iç güvenlik için 953 milyar lira ayrıldı; böylece Türkiye 2 trilyon 155 milyar liralık bir savaş bütçesiyle yıla giriyor. Bu, toplam bütçenin yüzde 11’ine denk geliyor. Ayrıca bu haliyle savunma sanayiye ayrılan pay, geçtiğimiz yıla oranla yüzde 41 artmış durumda.
Bütçe görüşmelerini başından beri yakından takip eden Barışa İhtiyacım Var (BİV) Kadın İnisiyatifi, bu durumu “savaş ekonomisi” olarak yorumluyor ve bu oranı “kadınların yaşamlarından çalınan bir pay”, “doğrudan kadınların hayatlarını daraltan bir politik tercih” olarak görüyor. Çeşitli toplantılarla bütçe görüşmelerine dair tartışmalar yürüten ve kadınların fikirlerini, önerileri bir araya getiren BİV İnisiyatifi, “Savaş, yıkım ve rant üzerine kurulu bu bütçeyi tanımıyoruz” diyerek bir rapor hazırladı. Bu rapor kapsamında 17 Aralık Çarşamba günü Antakya, Antalya, Eskişehir ve Ankara’da Meclis önünde açıklama yaptılar. Kadınlar Meclis önündeki açıklamanın ardından hazırladıkları raporu meclisteki kadın vekillere iletti.
“Siyasi iktidarın içeride ve dışarıda güvenlikçi politikalarından vazgeçmesi için dayanışmamızı büyütecek, barış mücadelemizi güçlendireceğiz” diyen BİV’den Nilgün Salmaner ile bütçe üzerine konuştuk. Raporun hazırlanmasında emek verenlerden biri olan Nilgün 2026 bütçesinin, kadınlar için nasıl bir yaşamı “makul”, nasıl bir yoksulluğu “normal” gördüğünü, “Aile Yılı” söylemiyle şekillenen bütçenin, kadın emeği açısından ne anlama geldiğini anlattı.
“Kadın istihdamı denilen şey…”
“Toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının kamuda kullanılmadığını biliyoruz. Onun yerine fırsat eşitliği ve eşitlikten çok adalet diye yeni bir kavram kullanıyorlar. Yine aynı zamanda bakanlıklar, kamu kurumları bütçelerinin toplumsal cinsiyete duyarlı hazırladıklarını söylerken, her bir bakanlık üzerinden bütçe kalemi incelendiğinde ne yazık ki böyle bir uygulamanın olmadığını da görüyoruz. Peki bunları nerelerden tespit edebilmemiz mümkün?
İstihdam üzerinden baktığımız zaman fırsat eşitliğinin vaat edilmesiyle birlikte kadınların ekonomik güçlenmesinden çok uzak olunduğunu biliyoruz çünkü aile odaklı politikalar kadınlardan hem evin tüm yükünü, bakım sorumluluklarını hiçbir karşılık beklemeden yüklenmeye devam etmesini hem de parça başı yarı zamanlı, esnek ve güvensiz işlerle aile bütçesine katkı sunmasını bekliyor. Ki biz bu güvencesiz işlerde, iş cinayetlerinde kadınların hayatını da kaybettiğini biliyoruz. Çok kötü bir hatırlatma olacak ama en son Dilovası örneği var.
Evet, kadın istihdamının arttırılmasına yönelik birtakım projeler var. Bu projeler genellikle bakanlıklarla İŞKUR, kalkınma ajansları, özel sektör, iktidar ve sermayeye daha yakın olan STK’lar üzerinden bakanlık protokolleriyle sağlanıyor. Hatta bakanlıklar kendi aralarında da protokoller yapıyor. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki ömürleri kısadır, kontrol edilmezdir. Bu durum kadınlar için ciddi anlamda bir emek sömürüsünü de beraberinde getiriyor. Yaklaşık 20 ay kadar süren projeler süresi içerisinde asgari ücret üzerinden ödeme yapılan kadınlar, proje bittiğinde ansızın işsiz kalabiliyor.”

“Kadının güçlendirilmesi”ne ayrılan pay: 7 milyar!
“Erkek şiddetinin tamamen görünmez olduğu 2026 bütçesine baktığımızda ‘kamuda tasarruf tedbirleri’nin devam ettiğini görmek mümkün. Sığınaklar, kreşler ve bakım hizmetleri gibi kalemlerin bütçe dışına itilmesi anlamına gelen bu durum kadınlar için, ‘görünmez’ yüklerin artması ve LGBTİ+’larla birlikte şiddet karşısında daha savunmasız bir hatta kalınması anlamına geliyor.
2026 bütçesinde ‘kadının güçlendirilmesi’ için ayrılan pay sadece 7 milyar 997 milyon lira. ‘ailenin korunması’ için ayrılan miktar ise bunun neredeyse üç katı: 21 milyar 804 milyon lira. Kadınların güçlendirilmesi 67 program arasında ancak 58. sırada, yani sondan dokuzuncu sırada yer alıyor. Kadın sığınaklarına, kreşe, sosyal yardımlara, bakımevlerine pay ayırmayan bir bütçe, devlete ve erkeklere daha fazla bağımlılık anlamına geliyor. Savunmaya ayrılan 953 milyarı ve ek olarak çeşitli gizli ödenekleri göz önüne getirdiğimizde kadına ayrılan payın ne denli cüzi kaldığını görmek mümkün.
Belki bir örnek daha verilebilir bu konuda. Cuma hutbelerinde kadınların yaşam hakkını, miras hakkını ve beden bütünlüğünü hedef alan fetvalar veren Diyanet’in 2026 yılı için teklif edilen bütçesi 174 milyar 300 milyon TL’ye çıkarılmış durumda. Yani ‘kadının güçlendirilmesi’ne ayrılan payın 25 katından fazla bir ödenekten bahsediyoruz.”
Nilgün, bu durumun kadınlar ve LGBTİ+’lar açısından eşit yurttaşlık haklarına dönük bir saldırı da olduğunu ve temel haklarının görmezden gelindiğini düşünüyor. “Dolayısıyla kadınlar hem sömürülen emekleri, sömürülen bedenleri hem de var oluşlarına yapılan saldırılarla başa çıkmak zorunda kalıyor. Bunun mücadelesini veriyorlar” diyor.
“Eşitlikçi, ekolojik ve bir barış bütçesi…”
On yıllardır süren savaş politikalarının, bunun yarattığı cezasızlığın, kadınları ve LGBTİ+’ları korumaya yönelik mekanizmaların geliştirilmesine yönelik bütçe çıkartılmamasının erkek şiddetinin neden arttığı sorusunun da yanıtı olduğuna dikkat çeken Nilgün, “Barış talebi çok değerli ve hepimizin yüksek sesle dillendirmesi gereken bir şey. Bu bütçe kadınlara ve topluma barışla ilgili hiçbir şey söylemiyor. Hem bu coğrafyada hem bölgede hem de tüm dünyada özellikle Afrika’da yoksulluğun temelinin savaşa harcanan bütçe olduğunu ve bu politikalarla yoksulluğun çok daha derinleştiğini görebiliyoruz” diyor ve ekliyor:
“Aslında savaşla şiddet arasında çok ciddi bir bağ olduğu için kadınların görülmediği, kadın emeğinin yok sayıldığı, kadınların tüm kesimlerinin yoksunluk ve derin bir yoksullukla karşı karşıya bırakıldığı bir bütçenin barış bütçesi olmadığını biliyoruz. Halbuki biz şunu da çok net söylüyoruz: bu bütçenin barış bütçesi olabilmesi için savaş ekonomisine dur dememiz gerekiyor. Savaşın faili erkekleri, kazananları silah üreticileri…”
“Kadınlar yaşam bütçesi istiyor” diyen Nilgün, “Bütün bakanlıkların toplumsal cinsiyet eşitliğini, politikalarının ana merkezlerine yerleştirip politika dokümanlarını onun üzerinden hazırlamalarını ve bunu hayata geçirmelerini bekliyoruz. Yani bizim barış odaklı bir bütçeden beklediğimiz çok net olarak bu. Eşitlikçi, ekolojik ve bir barış bütçesi…” diyor.
Raporda bütçe için öneriler
Kadınların raporunda öneriler daha geniş yer buluyor. Kadınların en acil talebinin şiddetsiz bir yaşam olduğuna dikkat çekiliyor raporda ve şiddetten korunma mekanizmalarının güçlendirilmesi için “Sığınak sayısı nüfusa uygun seviyeye çıkarılmalı, 7/24 hizmet veren ücretsiz danışma, kriz ve acil destek merkezleri kurulmalı, her şehirde bağımsız kadın dayanışma merkezleri desteklenmelidir” önerilerine yer veriliyor. Kadın istihdamı için özel programlara ihtiyaç olduğu ve bu yüzden de “ücretli istihdam, mesleki dönüşüm programları, kayıt dışılığı azaltan teşvikler, kadın kooperatiflerine kamu alım garantileri bütçede yer almalıdır” deniliyor.
Kadınların karar mekanizmalarına katılımına dair “Bütçe süreçlerinde kadınların söz hakkının olması için yerel yönetimlerde kadın meclisleri, merkezi yönetimde kadın danışma kurulları, her kurumda toplumsal cinsiyet eşitliği birimleri kurulmalıdır” ifadelerinin yer aldığı rapor, kadınların şu ortak sözleriyle son buluyor:
“Kadınlar Yaşam Bütçesi istiyor. Çünkü kadınların yaşam hakkı, özgürlüğü ve güvenliği, ancak militarizmin hükmünü yitirdiği, on yıllardır süren çatışma sürecinin kadınlar açısından açtığı yaraların onarıldığı; çatışmadan etkilenen yerlerde kadınlara dair ekonomik, sosyal, kültürel adımların atılması için gerekli mekanizmaların kurulduğu ve bunun için kaynak ayrıldığı bir bütçeyle mümkün olabilir. Toplumsal cinsiyet eşitliğine göre hazırlanan, toplumsal cinsiyet sorunları, azınlık hakları, insan hakları, çevre sorunları, nüfus artışı, göç, insan kaçakçılığı, yoksulluk gibi başlıkların da dış politikanın asli meseleleri olduğunu gören, şeffaf, barış odaklı bir bütçe modeliyle mümkün olabilir.”