Skip to main contentSkip to footer

Eşikler

Marianne Brooker’ın kaleme aldığı Eşikler (Intervals), anı ile deneme arasında konumlanan bir eser. Kitap, yazarın annesine Multiple Skleroz teşhisi konulmasıyla başlayan ve on yılı aşkın bir süreye yayılan hastalık, bakım ve nihayetinde annenin yaşamına kendi isteğiyle son verme kararıyla noktalanan süreci merkezine alıyor.

Kültür Sanat

Bakım emeği, binlerce yıldır büyük ölçüde kadınların omuzlarında olmasına rağmen, bu deneyimi samimiyetle ve politik bir açıklıkla ele alan metinlerin sayısı oldukça sınırlı. Bu nedenle Eşikler, feminist bir refleksle okunmayı ve tartışılmayı hak eden bir kitap olarak öne çıkıyor.

Yapı Kredi Yayınları tarafından, Özge Çağlar Aksoy çevirisiyle Türkçeye kazandırılan eser, 2022 Fitzcarraldo Deneme Ödülü’ne layık görüldü. Brooker, kişisel bir yas anlatısını toplumsal ve felsefi bir eleştiriyle harmanlayarak sarsıcı bir metin ortaya koyuyor.

Yazar, annesinin “onurlu bir son” arayışını aktarırken, bu sürecin yoksulluk, kemer sıkma politikaları ve sosyal destek mekanizmalarının zayıflamasıyla nasıl iç içe geçtiğini de görünür kılıyor. Anne Boyer ve Sara Ahmed gibi feminist yazarlardan beslenen anlatı, bakımı konumlandırıyor.

Kırılganlık bir imkân mı?

Yaklaşık 150 sayfalık hacmine rağmen kitap; hastalık, engellilik ve yas üzerine derinlikli bir düşünme alanı açıyor. Okuru “eşikler” olarak adlandırılan o belirsiz zaman aralıklarında dolaştıran Brooker, vedanın ağırlığını şiirsel bir dil ve felsefi bir berraklıkla ifade ediyor.

Brooker, “bakım etiği” kavramını bireysel bir yükümlülük olmaktan çıkararak politik ve felsefi bir zemine taşıyor. Bu yaklaşım, bakımı yalnızca birine “bakmak” olarak değil, karşılıklı bağımlılık ve ilişkisellik içinde yeniden tanımlıyor.

Bakımı “hayatı onurlandırmanın” bir yolu ve bir ilişki kurma biçimi olarak ele alan yazar, kırılganlığı bir eksiklik değil, insanlar arasındaki bağı güçlendiren bir imkân olarak okuyor. Modern toplumun dayattığı “tam bağımsız birey” idealine karşı çıkarak, insanın özünde başkalarına bağlı ve muhtaç olduğunu; gerçek özgürlüğün de bu karşılıklı bağımlılık içinde aranması gerektiğini savunuyor.

Kitap, bakım sistemlerinin yalnızca ailevi ya da tıbbi bir mesele olmadığını; aksine yoksulluk, kemer sıkma politikaları ve sosyal devletin çözülmesiyle doğrudan ilişkili olduğunu da vurguluyor. Bu bağlamda bakım, mevcut düzene karşı radikal bir “birlikte yaşama” pratiği olarak yeniden düşünülüyor.

Brooker, bakım sürecindeki suçluluk duygusunu, tükenmişliği ve empatinin sınırlarını gizlemeden aktarırken; “onur” kavramına da eleştirel bir mesafeden yaklaşıyor. Ona göre bu kavram, insanı insan yapan kaotik ve kırılgan yanları dışlama riski taşıyor.

Eşikler, meseleyi yalnızca devlete ya da sisteme indirgemeyen; aynı şekilde çözümü bütünüyle aileye —ve çoğunlukla kadınlara— yükleyen yaklaşımlardan da uzak duran bir yerden konuşuyor. Bu yönüyle, bakım üzerine düşünme biçimlerimizi dönüştürme ve yeni bir perspektif açma potansiyeli taşıyor.

 

Yazarın Diğer Yazıları

Herhangi bir sonuç bulunamadı.

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar