Kadınlar iş yükünden bıkmış durumda

Kahramanmaraş’ın Merkez ve Pazarcık ilçelerinde kadınlarla konuşuyoruz. Tuvalet ve banyo sorunları hâlâ çözülmemiş. Aşevlerinin çoğu bölgeyi terk ederken yemek yapma, çamaşır yıkama zorunluluğu kadınların bellerini iyice büküyor. Kapanan fabrika ve atölyeler nedeniyle işsizlik de gelir düşüklüğü de had safhada…
Kahramanmaraş’ın Merkez ve Pazarcık ilçelerindeydik:
Paylaş:

Depremden etkilenen 11 ilde yaşayan insanlar zorlu koşullarda hayatını sürdürmeye çalışıyor. Dayanışma çalışmalarıyla yaralar bir nebze sarılırken kimi yaşamsal ihtiyaçlara ulaşmak için hâlâ insanüstü çaba gerekiyor. Hijyen malzemeleri, su ve konteyner krizi devam ediyor. Bunların yanı sıra yıkılan binaların enkazı kaldırılıyor. Ancak ağır hasarlı, çevreye ve canlı hayatına risk oluşturan binaların pek çoğu duruyor. Enkaz kaldırma çalışmalarının kendisi de başlı başına bir facia zaten. Kaldırılan enkazların çevresine güvenlik şeridi çekilmeden, etrafında yaşam alanları olduğu dikkate alınmadan, sulama yapılmadan vs. sürdürülen çalışmalara bağlı olarak bölgelerden solunum yolu rahatsızlıkları, enfeksiyon hastalıkları haberleri geliyor mütemadiyen.

Fabrikaların, dükkânların, hastanelerin, okulların, karakolların, işyerlerinin vb. yıkıldığı/hasar gördüğü deprem bölgelerinde yaşayan bazı aileler memleketlerini şimdilik terk etmek zorunda kaldı. Kalanlar da sınırlı olanaklarla yaşam alanlarını yoktan var etmeye çalışıyor. Bu çabayı sarf edenlerin çoğunluğu elbette kadınlar. Yatak ve kıyafetlerden başka eşyanın olmadığı çadırlarda sabahtan başlayan yemek, temizlik, tedarik, çocuk ve yaşlı bakımı ile bu eksendeki tüm diğer uğraşlar tozlu, gürültülü, her türlü yaralanmaya müsait olan ortamlarda kadınların psikolojilerini oldukça zorluyor.

Duvardan çadıra…

İlk günlerden itibaren biz de deprem bölgelerindeki çalışmalara dâhil olup yaşanan insanlık dramına birinci elden tanık olduk. İlk gün yaşanılanları anlatacak yer bulmaya çalışan, bugün yaşadıkları zorlukları paylaşmayı isteyen, rantsal bölüşümün bedelini ağır ödeyen, işsizlik ve gelir yoksunluğu kıskacında sıkışan kadınların deneyimlerini paylaştık. İl il, ilçe ilçe hatta mahalle ve köy bazında farklılaşan biçimler olsa da kadın emeği sömürüsünün deprem bölgelerindeki korkunç boyutuyla bir kez daha karşılaştık. Duvarların ardında görünmeyen bakım emeğinin çadır yaşamında katmerlenmesi ve çok yönlü olarak yaşadıkları psikolojik ağırlık da gözle görülür biçimde yoruyor kadınları.  Devletin 6 Şubat’tan bu yana sergilediği tutumu düşününce deprem bölgelerinde yıllar sürecek mağduriyetlerin yaşanacağı gün gibi ortada. Daha çok gidip geleceğiz.

Üretimin tarımsal ağırlıklı olduğu bu şehirlerde bağ/bahçe/tarlalarda yevmiyeci olarak çalışan kadın yoğunluğu ilk gözümüze çarpanlardan. Kamuda çalışanlar ‘güvenceli’ ve sosyal hakları olan bir çalışma yaşamındayken hizmet sektörü, temizlik işçiliği, çocuk/hasta bakıcılığı, tarım işçiliği, parça başı işler, ev eksenli üretimler gibi çalışma biçimleri içerisinde yer alan kadınlardan asgari ücretle bile çalışanla karşılaşmadık. Kıdem ve konumuna bakılmaksızın asgari ücretin altında, sigortasız, yevmiyeci, iş kazası riski yüksek hatta sabah ve öğlen yemeklerini bile evden götürerek çalışan kadınların elde ettiği gelirler hane halkının ihtiyaçları için kullanılıyor. Keza sanayide çalışan kadınlar açısından da durum benzer.

Çalışanlar Maraş’ı terk etmiş

Kahramanmaraş’a yaptığımız ziyarette Merkez ve Pazarcık ilçesinde dolaştık. Toplu çadır alanlarının belirgin olduğu Maraş’ta diğer illere nazaran AFAD çadırları daha düzgün ve sayıca çoktu. Şehirde genel olarak fazla insan kalmamasından dolayı da olabilir bu derli toplu ve belirgin olma hali. Merkez çarşıda deprem ağır hasar yaratmıştı. Hasarlı binaların girişinde büfe ve restoranlar açılmıştı. Esnafa konteyner dağıtılmadığı için buna mecbur kalmışlar! AFAD Çarşı logolu 3-5 metrelik konteynerlerin kurulumu henüz bitmemişti.

14 Mayıs seçimleri öncesi gittiğimizde Yeşil ve Sol Parti’nin seçim çadırına uğrayıp kadınlarla sohbet ettik. Bölgede yürüttükleri seçim çalışmalarının engellendiğini anlattılar. Çadırda bulunan depremzede kadınlar ise kendilerine yardım ulaştırılmadığını, devletin keskin bir şekilde mezhep ayrımcılığı yaptığını söylediler. Anlattıklarına göre yandaş Whatsapp grubu dahi oluşturulmuş. Kürt ve Alevi kökenli halk gece 23.00’e kadar yardım dağıtım noktalarında kuyruklarda bekletilirken Whatsapp’tan mesaj atılan insanların hızlıca kolilerini alıp çıktıklarını görmüşler. Kendilerine su bile verilmediğini söyleyen kadınlar oldu. Hijyen ve temizlik ürünlerinin, suyun çok büyük bir ihtiyaç olduğunu da dile getiren kadınlar, zaten ekonomik olarak çok zorlandıkları bir dönemde depremin yaşanmış olmasının daha büyük mağduriyetlere yol açtığını anlattılar.

Fabrikaların ve işyerlerinin önemli bir kısmı yıkıldığı için şehir dışına çıkan insanlar kentin işgücünü oluşturuyormuş. Yıkılan işletmeler açılmadığında, devlet istihdam yaratmak için yeni projeler üretmezse bu işgücünün Maraş’a geri gelmeyeceğini söylüyorlar.

Önlem alınmadan yıkım yapılıyor

Asıl olarak Pazarcık’ta çadırlar toplu olarak kurulmuş. Evlerinin bahçesine çadır kuran çok az insan var. Buradaki çadırların tamamında da AFAD yazıyor. Ancak bunlar bölgeye 72 saat sonra gelmiş. İlk ulaşan ise Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ve ekibi olmuş; insanlara sıcak yemek ve çadır ulaştırmış. Eczacılar Birliği, gönüllü doktorlar, öğretmenler ilk 15-20 gün kalıp geri dönmüşler. Çadır kentte şu anda bir tane sağlık ocağı ve özel bir eczane var.

Evlerin tamamına yakını hasarlı. Yüzde 95’inin yıkılacağı söyleniyor. Enkaz kaldırılmış, ağır hasarlı evler tek tek yıkılmaya devam ediyor. Hatay gibi her yerde iş makinelerinin gürültüsü yok. Ancak burada da yıkılan binaların 200 metre ilerisinde kurulu yaşam alanları var. Toz ve asbestten kaynaklanan hastalıkların baş göstermesi an meselesi. Kronik rahatsızlıkları olan insanlar gündüz dışarda duramıyor, gece nem kokan çadırlarda yatamıyor. Bölgedeki eski müteahhit ve mühendisler, evlerin tamamına yakınında asbest kullanıldığı uyarısında bulunmuşlar. Ancak önlem alınarak yürütülen bir çalışma yok.

İlk deprem olduğunda Maraş’ta genel olarak insanlar dışarıya çıkabilmiş. Büyük yıkım ikinci depremde olmuş. Bu süre zarfında eve girmemek gerektiğini Elazığ depreminden deneyimlemiş insanlar bu sayede hayatta kalabilmişler. Bu yüzden burada ölüm oranları Hatay ve Adıyaman gibi illere göre düşük. Yurtdışında yaşayanların çoğunluğunun ev sahibi olduğu Pazarcık’ta, yaz mevsiminde deprem olmuş olsaydı çok daha fazla insanın öleceği konuşuluyordu.  

Tuvalet ve banyolar yetersiz, yemekler sağlıksız

İlk günler çeşitli dernekler ve örgütlenmelerin de dayanışmada bulunduğu Pazarcık’ta şu anda Dersim Belediyesi, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), YSP, TKP ve Alevi dernekleri bulunuyor. Bizim gittiğimiz dönemde Silopi Belediyesi’nin kurmuş olduğu aşevi yemek dağıtımı yapıyordu. Aşevinin Ramazan Bayramı’ndan sonra gideceği duyurulmuştu. Pazarcık halkı gitmelerini istemiyordu. Çünkü sağlıklı, doyurucu ve lezzetli yemek yapan tek aşeviymiş. Kızılay’ın da yemek dağıtımını yaptığını söylediler. Ancak buradan yemek yiyenler genel olarak mide rahatsızlıkları yaşamaya başladığı için yalnızca ekmek alıyorlarmış artık.

Bir de çocuklar için meyve suyu dağıtımı yapan Kızılay da bayramdan sonra gideceklerini ve insanların kendi başlarının çaresine bakmaları gerektiğini duyurmuş. Zaten oruç ayı boyunca çocuklara meyve suyu dağıtımını da durdurmuşlar. Alevilerin yoğun yaşadığı bir bölgede örnek alınası bir davranış. Kadınlar yemek dağıtımlarının durmaması gerektiğini söylemişler defalarca. Çünkü çadırlarda yemek yapma olanakları olmayan insanlar var hâlâ. Ve artık üç öğün boyunca bu işler kadınların sırtına binecek yeniden. Ancak AFAD’dan da aynı cevabı almışlar. Hatta “Çadırlarınızı evlerinizin yakınına taşıyın” demişler. 20 Nisan’da Pazarcık’ta yaşanan hortum felaketinde halkın yeniden ilk günkü gibi akut ihtiyaçları olunca ne Kızılay ne de AFAD gidebilmiş tabii. 29 Mayıs’ta ise hiçbir açıklama yapmadan tası tarağı toplayıp gitmişler. Yarın ne olacak kaygısını derinden yaşayan insanlar, kendilerini iyice ortada bırakılmış hissediyorlar şu anda.

Çadır kentler göçmenler için daha riskli

Dersim Belediyesi ve SMF, iki konteyner getirerek dayanışmayla gelen malzemeleri insanlara ulaştırmaya devam ediyor hâlâ. Hijyenik malzemeler, su ve kahvaltılık, en çok istenilenler. Çocuklar ise su, odun ve oyuncak istiyorlardı. Geceleri hâlâ soğuk olduğu için uyuyamıyorlarmış; çünkü yakacak odunları kalmamış. Bir gün oyuncak yüklü bir kamyonun geldiğini, “Oyuncak dağıtacağız” diye tüm çocukları topladıklarını anlattı çocuklar. Sonrasında ise çocuklarla fotoğraf çekip oyuncakları dağıtmadan gitmişler. Jandarma bu kamyonu ve şoförünü arıyor.

Bütün korkuların kaygıların üstüne bir de çocuklarının kaçırılacağı korkusunu yaşayan kadınlar çok endişeli. Onları yanlarından ayırmamaya çalıştıkça gün içerisindeki işleri ve yorgunlukları da artıyor haliyle. Bir de Suriyeli göçmenlerle iç içe olmaktan tedirginler. Kültürel olarak uyuşamayan ve mesafeli duran Kürt Alevi toplumu, deprem sonrasında iç içe konumlandırılmalarından hiç memnun değil. Henüz bilinen bir çatışma yaşanmamış olsa da göçmen karşıtlığının Maraş’ta bu süreçte artacağı ihtimali biraz yüksek.

Saatlerce kuyrukta bekliyorlar

Yol çizgisine göre hizalanmış çadır kentlere sekiz adet çamaşır makinesi konulmuş. Bir o kadar da tuvalet ve duşakabin. Ancak bunlar orta kısımda kalan çadırların arasında olduğu için diğer yerlere uzak kalıyor. Geceleri korkan kadınlar ve çocuklar bu tuvaletleri kullanmıyor. Çadır kentin etrafında çiş yapılıp atılmış çokça pet şişe var. Tuvaletler temiz tutulmadığı için gündüz de tuvalete girmeyen kadınlar var. Bu yüzden hasarlı evleri kullanıyorlar.

Çamaşır yıkanması için de aynı durum söz konusu. Saatlerce kuyrukta beklemek, kadınlar için hem yorucu oluyormuş hem de daha gergin hissediyorlarmış kendilerini. Bıkmışlar. Çamaşır yıkama işini de hasarlı binaları kullanarak halletmeye çalışıyorlar. Çadırına makine çıkartabilen yok denecek kadar az. Çadırlar birbirine çok yakın olduğu için halat yığınında boğulmuş bir çadır kentte halatlara ve kazıklara takılıp düşenler oluyormuş. Özellikle çamaşır asarken ve toplarken… Çocuklar da oyun oynarken… Yağmur yağdığında zeminin daha da kayganlaştığı bu alan, deprem öncesinde ekim yapılan bir tarım arazisiymiş. Yağmur çiselediğinde dahi koşan çocuklar düşüp kendilerini yaralıyorlar.

Psikolojik desteğe ihtiyaç var

En başta hijyen sorunu kadınların canını çok sıkıyor. Ateş başında sohbet ettiğimiz, çadırlarına misafir olduğumuz kadınlar, hijyen sorunuyla birlikte psikolojik desteğin olmamasından şikâyetçiler. Maraş’ta şu anda bu yardıma ulaşabilecekleri hiçbir olanak bulunmuyor.

Çocuklar için oluşturulan çadırda dört sınıf iç içe eğitim görmüş bir süre. Gönüllü öğretmenler gittikten sonra çocuklar eğitim alamamışlar. İlk günlerde oluşturulan oyun alanı da terk edilmiş. Okul ve oyun alanı olmayan çocuklar çok güvensiz bir ortamdalar.

İnsanların çoğu yüksek binalara bakamıyor. TOKİ’nin yüksek yerlere ev yapacağını duyan insanlar daha da korkmaya başlamışlar. Hem TOKİ’nin en az sekiz katlı binalar yapacağını söylüyorlar hem de dağların eteklerinin olası bir doğal afette güvenli yerler olmayacağını biliyorlar. Çünkü deprem esnasında dağlardan kopan kayaların düştüğü köylerde bu kayaların altında kalarak hayatını kaybeden insanlar olmuş. 400 nüfuslu Büyüknacarlar köyünde hayatını kaybeden 170 insanın çoğunluğu bu şekilde ölmüş. Kendi suçunu örtbas etmek için devletin hızlıca bu tür kararlar aldığını dile getiren insanlar, yine bir rant hırsına kurban gitmek istemiyorlar.

Depremzedeler işten çıkarılmış

Depremden önce sarımsak, yeşil soğan, Maraş salçalık biberi ve fıstık bahçelerine ya da temizliğe giden kadınlarla karşılaştık Maraş’ta. Bunlar düzenli ve güvenceli işler değil. Farklı yaş gruplarında olsalar da sigorta ile tanışmamışlar. Çabaları olmuş ancak karşılık bulmamış. “İş bulamayız” tedirginliğini hissetmişler sürekli. Bu nedenle sigorta ulaşılmaz bir hayal olarak kalmış birçoğu için.

Hizmet sektöründe, hastanelerde, çuval ve geri dönüşüm fabrikasında da çalışan kadınlar varmış. Çuval fabrikası az hasarlıymış ve yaklaşık 20 gün sonra üretime başlamış. Depremzedelerden bazıları henüz işe başlayacak durumda olmadıklarını söylemişler. Bu işçiler kıdem ve ihbar tazminatları ödenerek işten çıkarılmış. Geri dönüşüm fabrikasının önümüzdeki günlerde açılabileceği konuşuluyor. Ama önce fabrika kolonlarının güçlendirilmesi gerekiyor. Un fabrikası tamamen yıkıldığı için fabrika çalışanları halen boşta.

Kadınlar hem güvencesiz hem de erkeklerden düşük ücret alıyor

Depremden önce sarımsak, yeşil soğan, biber, fıstık bahçelerine giden kadınlar 150 liraya yevmiyeci olarak çalışıyorlarmış. Erkekler ise 250 lira alıyormuş. Tamamı dönemsel ve sigortasız. Yemek verilmiyor; sabahın köründe kalkıp, sabah ve öğlen yemeklerini hazırlayarak yanlarında götürüyorlarmış. Kadınlar daha çok hastanelerde, hizmet sektöründe, tarım işlerinde, tekstil fabrikalarında, temizlik işlerinde, tarhana ve biber fabrikalarında, mağazalarda çalışıyormuş.

Pazarcık’ta un, çuval ve geri dönüşüm fabrikaları var. Bunlardan yalnızca çuval fabrikasında kadınlar çalışıyor. Depremin ikinci haftasında çuval ve un fabrikaları, işçileri çağırarak fabrikayı temizletmiş. Un fabrikası çalışamayacak durumda. Çuval fabrikası üretime başlamış durumda. Depremzede olduğu için işe başlamak istemeyenlerin işten çıkışını yapmışlar. Geri dönüşüm fabrikası ise yakın zamanda açılacağını duyurmuş. Tarhana fabrikasının ne olacağına dair henüz kimsenin bir fikri yok.

Fabrikaların geneli yıkılmış ve iş alanları daralmış olduğu için şehrin işgücünün yüzde 40’ı başka yerlere göç etmiş. Tekstil sektöründe ağırlıklı olarak konfeksiyon fabrikaları bulunan Maraş’ta iplik ve kumaş üretimi yapılıyormuş daha çok. Henüz bu atölyelerin ne kadarının açılacağına ve devam edeceğine dair de bir öngörüde bulunamıyor insanlar. Çünkü lojistik ve hammadde, deprem bölgelerindeki tekstil fabrikaları için kriz olmaya devam ediyor.

*Bu haber, Rosa Luxemburg Stiftung tarafından desteklenen ‘Deprem bölgesinde ücretli ve ücretsiz kadın emeğinin analizi ve politika önerileri’ başlıklı çalışmamız kapsamında yayımlanmıştır.

Fotoğraflar: Bahar Gök

Paylaş:

Benzer İçerikler

Üç yıldır yayın hayatını sürdüren kadınların ücretli, ücretsiz emek deneyim, talep ve direnişlerini dile getirmek için hak haberciliği yapan sitemiz Kadınİşçi, Metin Göktepe Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü. Yolumuzu aydınlatan ve halkın, sınıfın gerçeklerini aktarırken yaşamını yitiren Metin Göktepe’yi saygıyla anıyoruz.
Yoksulluğa, erkek şiddetine, savaşa, emek sömürüsüne karşı sokakları terk etmeyeceklerini vurgulayan kadınlar, “Haklarımız, hayatlarımız için mücadelemizi büyüteceğiz” dedi.
6 Şubat depreminin birinci yılındayız. Bu büyük felakette 11 ilde binlerce insan yaşamından olurken, devlet geride kalanların hayatını kolaylaştıracak hiçbir şey yapmadı. İnsanlar çoğu zaman dayanışma ile ayakta kaldı. Depremin her türlü yükünü çekmek zorunda kalan kadınların sorunlarına kulak verenler ise yine kadınlardı. Bölgede çalışma yürüten Kadın Savunma Ağı,  Afet İçin Feminist Dayanışma, Mor Dayanışma, Kadın İşçi’den arkadaşlarımızla kadınların dertlerini, deneyimlerini konuştuk.
Düşük ücretler, ağır çalışma koşulları, yoksullaşma 2023’de kadın işçi yaşamına damgasını vurdu. Grev ve direnişlerde kadın işçiler en öndeydi. Kadınların kadın işçilerin mücadelesi 2024’te de devam edecek. Herkese mutlu ve dayanışma dolu bir yıl diliyoruz.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!