Amazon Türkiye işçisi kadınlar: Biz robot değiliz!

Amazon Türkiye’de sendikalaştıkları için işten atılan depo işçisi kadınlar, erkeklerle eşit ücret alıyor. Ama bir farkla: Kadınlardan fiziksel güç gerektiren işlerde erkeklerle aynı performansı göstermeleri bekleniyor! Toplama kampını andıran depolarda insanlık dışı koşullarda çalıştırılan işçiler, “Robot değiliz biz, bunu öğrenecekler! Kadınlardan öğrenecekler! Boyun eğmeyeceğiz” diyor
Paylaş:
Bahar Gök
Bahar Gök
bihargok1982@gmail.com

Jeff Bezos’un kurduğu ABD merkezli perakende şirketi Amazon’un New York deposundaki işçiler, sendikal hakları için mücadele edip, nisan ayında yaptıkları oylama ile çoğunluğu sağladı. Şirketin 27 yıllık tarihinde ilk defa sendikalaşan işçilerin mücadelesi, Amazon’un diğer tesislerinde de örgütlenme çalışmalarını tetikledi. Şirketin Türkiye’deki depolarında çalışan işçiler ise sendikal örgütlenme haklarını kullanmak istedi ama işten atıldı.

Dünyanın pek çok ülkesinde depoları bulunan Amazon’un Türkiye ayağında Ceva Lojistik bulunuyor. Gebze Dilovası bölgesindeki Ceva Lojistik’in üç deposu, Amazon’un Türkiye’deki tek deposu olarak faaliyette. Yaklaşık 3 bin kişinin çalıştığı bu depolarda yoğun mesai ve düşük ücretlerle çalıştırılan işçiler DGD-Sen’de örgütlenmeye karar verdi. Bu nedenle geçen ay işten çıkarılan işçiler 7 Haziran günü Amazon depo önüne giderek, depo işçilerine seslenip örgütlenme çağrısı yaptı. İşçiler sendikal örgütlenme üzerindeki baskıların kalkmasını istedi, patronlarına “Biz robot değiliz” diye seslendi.

İstifamı yazdırmışlar bana

Kötü çalışma koşullarıyla bilinen Ceva’da, hukuksuz biçimde, bir günde tutulan sahte tutanaklarla atılan Semra Yaman ve Mehtap Tütün ile Amazon depo işçisi kadınların neler yaşadığını konuştuk.

Evlilik hazırlıkları yapan Semra 35 yaşında ve ilk defa depo/fabrika işçisi olarak burada başlamış. Daha önce güvenlik görevlisi olarak çalışan Semra, maaşını düzenli ve tam olarak alamadığı için güvenlik işini bırakmış. 11 aydır çalıştığı depoda kimseyle tartışmadan verilen her işi yaparken, bir gün gece vardiyası çıkışında işten çıkarılmış:

“Sabah eve gitmek üzere çıkış yapmışken, beni İnsan Kaynakları’na yönlendirdiler. Öğlene kadar ayakta beklettikten sonra, benimle çalışmak istemediklerini söylediler. O anda bir dilekçe yazdırdılar bana, anlamadım. Meğer kendi istifamı yazdırmışlar. İtiraz ettim sonrasında, işimi bırakmak istemiyorum diye. Çok zor şartlarda çalışıyor olmamıza rağmen işimi severek yapıyordum. Her gün yeni umutlarla gidiyordum işe. Ramazan ayında 30 gün boyunca 12 saat çalıştık biz. Psikolojik baskıya, toza ve pisliğe rağmen bana verilen tüm işleri yapıyordum. Bir tane tutanak tutmuşlar bana haksız yere. Kameralara baktırarak aksini ispatladım, tutanakta ismi geçenlere tutanağı işlettim ama yine de çıkarılmış oldum.”

Kadın işçiler arasında rekabet yaratıyorlar

Mal toplama, yerleştirme, mal kabulde çalışan Semra, depo işçilerinin yarısından fazlasının kadın olduğunu tahmin ediyor. Erkeklerle ücretlerinin aynı olduğunu söylüyor. Ancak bir farkla; “Ücret eşit ama iş eşit değil. Kadınlar için eşitsizlik var” diyor. Özellikle fiziksel güç gerektiren işlerde aynı performansı göstermeleri bekleniyormuş kendilerinden:

 “24’lük soda şişeleri var mesela. Bunu her gün 8 saat yapınca kadınlar fiziksel olarak düşüyor. Genelde de kadınlara veriliyor bu işler. Yapılamadığı zaman da başka birimdeki kadınların çalışmalarını örnek göstererek bizim bütün emeğimizi çöp ediyorlar. Adamın her dediğini yaptığım halde, beni nasıl başkalarıyla kıyaslıyor diyordum. O zaman ben niye bu işi yapıyorum diyordum. Bizi psikolojik olarak da çökertiyordu bu kıyaslamalar.”

Bu kıyaslamaların Pic Tower denilen raflardan çıkan ve dayanılması zor olan gürültüyle sersemlemiş haldeyken yapılmasının daha da katlanılamaz olduğunu anlatıyor Semra. Bununla ilgili olarak defalarca kulak tıkacı istemişler, bir defa bile verilmemiş. İşyerinde kullanılacak kıyafetleri vermişler yalnızca. Onu da yılda bir kere… Kışın giyilecek iş kıyafetlerini dahi baskı yaparak alabilmiş işçiler. Yedeği olmadan elbette… Yedek isteyenlere “Terziye gidip diktirin” denilmiş.

“Doğru düzgün yemek vermiyorlar, kıyafet vermiyorlar, doğru düzgün çalışma ortamı sağlamıyorlar, ekipmanlar tam değil; ama her sabah bizi deponun ortasına çekip, kadınlar arasında kıyaslama yapıyorlar. Söyledikleri şu: ‘Öbür birimin kadınları sizden daha iyi çalışıyor. Onların yarım saati sizin 8 saatinizden daha iyi.’ Bizi bu şekilde rencide ediyorlardı. Hakaret, tehdit, her cümlenin sonu ‘Sizi işten çıkartırım, tutanak tuttururum, set kartınızdan keserim.’ Sistematik mobbing uygulamaya başladılar adeta.”

3 ay önce daha yoğun uygulamaya başladıkları mobbingin sebebinin sendikal çalışma olduğunu düşünüyor Semra. Ramazan ayındaki yoğun kampanyayı atlatır atlatmaz işten çıkarmalara başvurulmasının başka bir sebebi olmadığını söylüyor. Kendisinin ise evlenmeye yakın olduğunu bildiklerinden çıkışını vermiş olabileceklerine ihtimal veriyor. “Çünkü işyerinde sevilen sayılan biriydim. Bir tane bile tutanağım yoktu. Çıkarılmam için hiçbir sebep yoktu” diyor.

Rencide edip alay konusu yaptılar

Pic Tower denilen çok katlı ve oldukça yüksek rafların en alt katından ürün almanın ve yerleştirmenin kadınlar için çok daha zor olduğunu belirtiyor Semra. Temel ihtiyaçlarını karşılamalarının dahi engellendiğine dikkat çekiyor:

“Eğildiğin yerde o ürünleri düzenli bir şekilde yerleştirmek ve sayımını yapmak zorundasın. Bu sadece toplama yapan kadınlar için değil, aynı zamanda yerleştirme ve marşal yapan, envanter yapan kadınlar için de zor bir bölüm. Bizim işimiz olmadığı halde, kurulan ikinci Pic Tower’ı da bizim düzenlememizi istediler hep. Depo çok soğuk olduğu için de ayrıca yoruluyorduk. Hele kış zamanlarında… Eldiven de olmazdı. Troleyler dediğimiz metal sepet arabaları tutarken bile donardık. Yaşını başını almış kadınlar, kışın bitimine kadar eldiven, polar istediler ama alamadılar. Poları olana yelek, yeleği olana polar vermiyorlardı. Bu kısıtlamalar içinde bizler çok fazla yıpranıyorduk.”

Semra, tuvalete ve namaza izin almadan gidemediklerini anlatıyor. İzin almadan gittiği için hakkında tutulan bir tutanağı, bütün depoya duyurarak rencide etmelerini unutamıyor bir türlü:

“İzin almadan namaza gittiğim için yöneticim beni çağırdı. ‘Şu kadar boşluğun var, neredesin’ dedi. Namaza gittiğimi söyledim. ‘Kime söyledin, birine söyle öyle git’ dedi bana. ‘Bu bir uyarıdır Semra Hanım’ deyip teşekkür etti beni odadan çıkartırken. Çıktıktan sonra telsizle anons geçerek beni rencide etti. Telsiz herkese açık. ‘Semra Hanım’a tutanak tutulsun’ diye seslendi. Hem rencide oldum, hem de arkadaşlarıma alay konusu oldum. Yine de elimden geldiği kadar işime yansıtmamaya çalıştım ama böyle insanlarla uğraşmaktan bıktım. Çünkü ben bir şeye taktığım zaman otomatikman hata yapıyorum. Bu herkes için geçerli.

Özellikle kadınlara, erkeklerle eşitlik adı altında aynı işleri yaptırmaya çalıştıklarında itiraz ediyordum. İtiraz eden kadınları çıkartıyorlardı. Onlardan biri oldum.”

Irkçılığa karşı birlik olduk

Kadın depo işçilerinin onlarca sorunla boğuştuğunu anlatan Semra, hamile kadınların istemedikleri halde X-Ray cihazlarından zorla geçirildiğini görmüş. Düşük riskinin yüksek olduğu dönemlerde ayakta çalıştırılan kadınların, karınları belirginleşmeye başladığında oturarak çalıştırıldığını da. “Önemli olan başlarda o önlemi almak. Çünkü o zamanlar risk daha fazla” derken, işyerinde yapılan ırkçılığa da değiniyor:

“İki arkadaşımız Kürtçe konuşarak giderken, arkalarında yönetimden biri vardı. ‘Başka frekansta konuşmayın’ diye uyarıda bulundu yönetici. Arkadaşlarımız, yanlış mı anladık acaba diyerek yöneticinin odasına gidip konuşmaya çalıştılar. Bu sefer de aşağılanarak odadan çıkartıldılar. Bu bütün depoya yayıldı. Çoğunlukla Kürt arkadaşlarımızın olduğu bir ortamdı orası. Toplantı yaptılar. Sözcümüz de Mehtap oldu. Yöneticiler özür dilemediler ama dilediklerini söylediler. Yine de o yöneticinin işine son verdirdik. Keşke her konuda bu kadar güçlü birliktelikler yaratsaydık. Şu an bunlar başımıza gelmeyecekti. Sendikayla birlikte başaracağız inşallah.”

Ben varsam sen varsın

Semra, “Haklarımı çok iyi bilen biri değilim. İlk defa böyle bir yerde çalıştım. Buna bağlı olarak benim hakkımı arayacak bir örgüt, sendika varsa her zaman onun yanındayım. Benim hakkımı yiyen insanlar var. Beni haksız yere işten çıkartan insanlar var. Haklarım elimden gitti. Baskıya yenildim, imzamı attım çıktım. İçerde çalışan arkadaşlarım benden sonra böyle bir muameleyle karşılaşmasın diye buradayım artık. Kendi hakkımı geçtim” sözleriyle mücadeleyi devam ettireceğini vurguluyor. “Nasıl bir yerde çalışmak isterdin?” diye sorduğumuzda verdiği yanıtlardan, çalışırken çok incitildiği anlaşılıyor:

“Kimse benim günümü mahvedemez diye başlıyorum işe. Manevi olarak çok güçlü başlıyorum. Sonra işe gidiyorsun; kendini bilmez adamın biri, iki kelimeyi bir araya getiremeyen biri ortaya geçip de seni böyle alt üst ediyor, işte o beni çok kahrediyor. Sen kimsin? Ben varsam eğer sen varsın. Erkeksin ama iki kelimeyi bir araya getiremiyorsun. Ben çalıştığım için ikinci Pic Tower kuruldu, içine milyonlarca ürün konuldu. Biz kadınlar yaptık bunu. Erkekler gerçekten işi çok savsaklayıp kaçıyorlardı. Ama kadınların elinin değdiği yer güzelleşiyordu.”

8 Mart’ta konuşmaları erkekler yaptı

Erkek egemenliğinin son bulması için bütün kadınların çok güçlü olmasını ve birlik olmasını istediğini söyleyen Semra, çok fazla bir şey istemiyor aslında. Yapabilecekleri kadar iş verilmesini istiyor. “Çünkü bir o kadar da evde çalışıyoruz” diyor. Uzmanların da kadın olmasını istiyor. Ağırlıklı erkek olan uzmanların kadınlarla kurdukları ilişkilerin, beden sömürüsü ve ‘cinsel beklentiler’ üzerine kurulu olduğunu söylüyor:

“Tepede duracak, ezecek, her lafı söyleyecek pozisyonda erkekleri tutuyorlar ama çalıştırmaya gelince çalışan hep kadın olacak. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde bile bizi yukarıya topladıklarında erkekler konuştu. Bize bir karanfille şal verdiler. Bütün konuşmaları yapanlar erkekti. Benim günümde beni temsil eden kadın bir yönetici yoktu. Görmek isterdim açıkçası. Yaşadığı her şeyi anlatabilecek, her işin üstesinden gelebilecek bir sürü kadın, işsiz kalma korkusundan geri duruyor. Herkesin bir sıkıntısı var. Hak etmediğimiz muameleyi yaşamak hepimizin zoruna gidiyor.”

Burası benim için nimetti

43 yaşında 3 çocuk annesi olan Mehtap Tütün, hayatı tek başına omuzlayan bir kadın. Eski eşinin, nereye harcandığını bilmediği kredi borçlarını ödemekle geçmiş hayatı. İki kişi çalışarak rahat geçinelim derken bir bakmış ki evi tek başına geçindiriyor. “Bu şekilde nereye kadar çekeceğim” deyip boşamış kocayı.

Ev temizliğine giderek başladığı ücretli çalışma yaşamı, okul servisi hostesliği, market elemanı, restoranlarda garsonluk ve bulaşıkçılık yaparak devam etmiş. Çoğunlukla sigortasız çalışmış elbette. Aynı anda iki işte birden çalıştığı da olmuş. Bir ara Hyundai’de çalışmış. Sonra yine restoran… Pandemide restoranlar kapanınca birkaç ay işsiz kalmış ve Ceva Lojistik Amazon depo hikayesi böyle başlamış. Tam üç defa başvuru yapmış. “Maaşları ve çalışması çok iyi bir yer olduğunu duymuştum. Oraya başlamak benim için nimetti” diye başladığı cümlesi, hayal kırıklıklarıyla devam ediyor Mehtap’ın.

Paketlemede işe başlamış, toplama ve sevkiyat alanında sistem hatası olan kolilerin düştüğü kritik bölümlerde de çalışmış. Çalışırken hiç sabit olamamış. Koşuşturarak çalışmalarını şu şekilde anlatıyor Mehtap: “Ha babam mal kabule, envantere sürekli gönderirlerdi. İnbaunt, alt bant, envanter… Buralar için, hepimiz biriz deyip, destek olmak için gönderirlerdi bizi.”

Hepimiz biriz dedikleri bölümlerde çalışanlara bayramda tatil izni verilmesine rağmen kendilerinin çalıştırıldığını söylüyor. Bunu dile getirdiklerinde ise o birimlere bağlı olmadıkları cevabını almışlar. Açıklama yapmaktansa işçileri baştan savan yaklaşımlarla karşılaşmışlar yani. Konu ne olursa olsun yöntem aynı olmuş:

“Çok çelişkili cevaplar veriyorlar. Herkesin performansına göre zam yapıldığı söylendi mesela. Herkesin 5 bin 400 lira brütü var. Üniversite mezunlarının 5 bin 800 lira. Nete vurduğunda benim aldığım maaş 4 bin 536 lira. Mesela asgari ücret 2 bin 824 TL iken bizim maaşımız 3 bin 100 liraydı. Bizim almamız gereken maaş yükselmesi gerekirken düştü. Sorduk, doğru düzgün cevap alamadık. Set karta zam yapmadıkları gibi vergi dilimine de tabi olmuş olduk. Bu ay iki katına çıkardılar set kartı ne olduysa. Normalde 400 liraydı, bu ay 800 liraya çıkarmışlar. Beni işten çıkardıkları zaman söylediler. Maaşına zam işine son…”

Kadınların yönetime gelmesini engelliyorlar

Hem işin zor olması, hem de çalışanların değersiz görülmesi nedeniyle işçi sirkülasyonunun çok yoğun olduğuna değinen Mehtap, kıdem farkının bu nedenle de olmadığını söylüyor. En uzun çalışanın üç senedir Amazon depoda olduğunu biliyor. Üç senenin üzerinde çalışan sayısının bir elin parmakları kadar olduğunu söylerken, kadınlara pek çok konuda hiç şans verilmediğine dikkat çekiyor:

 “Bir uzman vardı, kadın. Çok iyi niyetlidir. Ona ciddi haksızlıklar yapıldı. Yönetime doğru ilerliyordu. Depo içerisindeki bütün işleri biliyor. Onun önünü kestiler. Başka uzmanların himayesindeki işçilerin şikâyet etmesi sağlandı. Kadının yerinde saymasına neden oldular. Kadınların yönetime gelmesi çok zor. İşi biliyor olman çok önemli değil; yönetim, uzman dışarıdan alınır. Adam gelmiş, deponun içerisinde zerre bilgisi yok. Gelip bana soruyor bu nedir diye. Ben ilkokul mezunuyum. Bana verilen görevi yaparak bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Ama bu kadar bilgisiz, işten uzak insanları başımıza yönetim diye koyuyorlar. Bana ‘sevkiyatın başına geçecek kadınsın’ deyip birkaç hafta sonra beni işten çıkarttılar. Alan sorumlularını da uzmanlar belirliyor. Kendi emri altında, ajanlık yapabilecek, baskı kurabilecek kişileri seçiyorlar. Kadınları bu şekilde kullanabilecekleri zaman görüyorlar.”

DGD-Sen’e bağımsız bir sendika olması nedeniyle güvendiğini, o nedenle sendikal çalışmalara başladığını ısrarla vurgulayan Mehtap, depo önünde eylem yaptıkları gün hem içerde çalışanların hem de kapı önündeki arkadaşlarının kendisine de bu nedenle güvendiğini bir kez daha gördüğünü söylüyor.

Sonra yine başlıyor çalışırken yaşadığı, tanık olduğu haksızlıkları, usülsüzlükleri anlatmaya. Zorla mesaiye bırakılmalarının kendilerini çok fazla yıprattığını anlatıyor. Üstelik kalmak istemeseler bile, servisleri de 12 saate göre ayarladıkları için mecburen kaldıklarını söylüyor. İzin almanın mümkün olmadığı mesailer, genellikle kampanya dönemlerinde dayatılıyormuş. Kampanyaların da ardı arkası kesilmiyormuş. “Ya işe gitmeyeceksin ya da 12 saat çalışacaksın. Çok yorulan insanlar rapor alıyorlardı. Rapor alanlar listeleniyor, eleman çıkardıklarında ise bu listeden eliyorlardı. Ramazan ayında bir kampanya vardı mesela. İnançlı arkadaşlarımızın birçoğu oruç tutamıyordu. Dayanamıyorlardı çünkü. Çoluk çocuğumuza, hiçbir şeye yetemiyorduk. 24 gün boyunca haftalık izinlerini hiç kullanmayanlar oldu.”

Emzirme odası göstermelik

Dört vardiya çalıştıkları için 3-4 ayda bir hafta tatilleri cumartesi ve pazara denk gelen işçiler, 6 gün çalışıp 2 gün izin kullanıyorlarmış. Çoğunlukla zorunlu fazla mesailer olduğu için bu izinlerini de kullanamıyorlarmış haliyle. Fazla mesailerin tamamı yüzde 50 olarak ödeniyormuş. Bayram ve resmi tatillerde yüzde 100 olması gerekirken yüzde 50 üzerinden ödenmiş hep. Fazla mesaileri eksik yattığında İK’ya gidip hesaplattırmışlar ancak değişen bir şey olmamış:

“Bir kere benim de başıma geldi. 5 saatlik mesaimi yatırmamışlardı. Yine bir kampanya dönemiydi ama öyle böyle değil. Ayaklarımın altında belediye çukurları gibi delikler açılmıştı koşturmaktan. Çıktım İK’ya. ‘Tamam, bu aya 5 saat fazla mesai yazdık’ dediler ama yine yatırmadılar.”

Zorunlu olduğu halde kreş açmayan depoda emzirme odası olduğunu gülerek anlatıyor Mehtap. Göstermelik olduğunu düşünüyor doğal olarak. Kadınlara yönelik onur kırıcı söylemlerin yanında bir de tuvalet eğitimi verilmiş kendilerine. Gösterdiği tepkiyi şu sözlerle aktarıyor:

“Kadınlar tuvaleti bir gün temiz kullanılmamış. Bununla alakalı olarak bize, tuvaletleri nasıl kullanacağımızın eğitimini verdiler. Koskoca insanlara tuvalet eğitimi vermeye kalktılar. Çok iğrenç bir şey. Ben bunu onur kırıcı bulduğumu söyleyip tepki gösterdim. Mola saatleri dışında tuvalete gitmemiz yasaklandı o dönem. Ona da tepki gösterdim. İhtiyaç duyduğum zaman giderim dedim. Zaten kadınlar bu yasağa çok uymadı. Kısa bir süre uygulayabildiler.”

Kadın işçilere çıplak arama dayatması

Soyunma odalarında dip dibe giyinmekten, X-Ray cihazlarında, turnikelerde kuyruk beklemekten bıktıklarını söyleyen Mehtap, işe gelirken o kadar sıkı olmayan aramaların vardiya çıkışında eziyete ve hakarete dönüştüğünü söylüyor. Ayakkabılarına varana kadar arandıkları halde bunun yetmediğini ve polarlarının dahi açtırıldığını söylüyor. Erkeklerin olduğu yerlerde kadınların üst aramasında fermuarların açtırıldığını görmüş Mehtap:

 “Bir kadın arkadaşın içinde sadece iç çamaşırları olmasına rağmen yine de polarını açtırdılar. Zaten bütün bedenimize dedektör tutuyorlar ama yine yetmiyor onlara. Espri yaptım bir gün. Zincirli iç çamaşırıyla geçersem ne olur, ötüp ötüp duracak dedim. ‘İçerde kabin var, götürüp orada soyarım seni’ dedi güvenlik. ‘Bir de göz taraması koyun, tam cezaevine dönsün burası’ diyebildim artık.

Zaten o aramalarda ortalık curcuna. Çocuk azarlar gibi bağırıyorlar bize. ‘Çıkma, bekle, giriş sağlama’ diye. Arama için de kuyrukta beklemek ölüm gibi. Hırsızlığı önlemek adına yapılıyor bunlar sözde. Ama hırsızlığı yapanlar da uzmanlar, yönetimdekiler. İmzamı atarak söylüyorum. Benim pozisyonumda çalışan işçilerden hiçbirinin tek bir iğne bile çıkartabileceğini, buna cesaret edebileceğini zannetmiyorum. Telefon çalan biri vardı, üstünü kapatıp, tazminatını vererek çıkarttılar mesela. Bütün olay, bizim üzerimizdeki baskıyı her an hissettirmekti.”

Opex, Panoptikon, ücretli cezaevi

İşçiler üzerindeki baskılardan en ahlaksızının ajanlaştırma olduğuna dikkat çekiyor Mehtap. Kendi uzmanının Mehtap’ı izlemesi ve açığını bulması için yakın bir arkadaşını ‘görevlendirmek’ istemesiyle durumun farkına varan Mehtap, bunun sürekli olarak işçilere uygulandığını anlatıyor. Uzmanların kafayı taktığı işçileri tazminatsız olarak gönderebilmek için, kendi yakınlarında bulunan kişilere fotoğraf çektirdiğini söylüyor.

İşleri o kadar ileriye götürmüşler ki ajan/muhbirliğe mesleki bir tanımlama getirmişler. Opex adı verilen bir bölüm oluşturulmuş. Opex çalışanlarının yaka kartlarında lojistik mühendisi yazıyormuş ama mühendis değiller. Depo içerisinde işçi sağlığı ve iş güvenliğiyle ilgili uygunsuz durumları fotoğraflandırmaları gerekiyormuş Opexçilerin. Asıl görevlerinin ne olduğunu Mehtap’tan dinleyelim:

“İşçilerle uğraşırlar, gözlem tutarlar. Üç gözlem bir tutanağa dönüşüyor. Gözlem tutulan işçi imzalamadığında, işçinin uzmanı imza atıyor. Ve o haliyle kabul ediliyor. Opex dediklerimiz bütün bölümlerde ellerinde telefonla fotoğraf çeke çeke dolaşır sadece.”

Baskının, sindirmenin, sömürünün dibinin olmadığı Amazon’da kan dondurucu bir düzenleme yapılıyormuş bugünlerde. Panoptikon tipi gözlem kuleleri. A depoda aktif olarak kullanılan gözetleme kulesi C depoda hâlâ inşaat halindeymiş. Birkaç hafta içerisinde biteceğini düşünüyor işçiler. İşçilerin her saniyesini kameralarla kayıt altına almak da yetmemiş olacak ki, yönetimin bütün gün işçileri birebir gözetlemesine ‘ihtiyaç duyulmuş.’ Bir nevi ücretlendirilmiş ceza sistemi.

Mücadeleyi kadınlardan öğrenecekler

Yaklaşık 2 aydır sendikal çalışma yapan Mehtap, 4-12 vardiyasında olduğu gün işten çıkarılmış. Üyelik çalışması yaparken bir sıkıntı yaşamamış. Çalıştığı yerde sevilen, sayılan ve güvenilen biriymiş; ancak işçilerden birinin kendi uzmanına durumu bildirmesiyle, anında hakkında tutanaklar tutulmuş.

Önce sendikal gerekçelerle tutulan tutanağın suç teşkil ettiğini anlayan uzmanlar ve yöneticiler, birkaç işçiye “iş esnasında onları işten alıkoyduğuna, işlerine engel olduğuna ve rahatsız ettiğine” dair şikâyet dilekçesi yazdırmışlar. Mehtap savunma yapmayınca tutanağa çevirip tazminatsız işten atmışlar. Akşamın 9 buçuğunda kapının önüne konulan Mehtap, o gün tesadüfen aracıyla işe gitmemiş olsa, sanayi bölgesinde kalacakmış öyle. “Muhtemelen servislere de almayacaklardı beni, ne yapardım bilmiyorum” diyor. Sonrasında sendika ile iletişime geçip hukuksal süreci başlatıyor.

Yaşadığı ve gördüğü tüm haksızlıklara karşı gelmenin sonucu olarak işten çıkartıldığını bilen Mehtap özellikle kadın işçilere sesleniyor:

“Baskılara boyun eğmeyin. Bu sendikal çalışmada gördüm ki kadınlar çok daha güçlü ve dirayetli. Nasıl direndiklerini, yeri geldiği zaman haklarını nasıl aradıklarını gördüm. Kadınlardan öğrenecekler. O baskılara boyun eğmediğim için darbe yapılır gibi çıkarıldım işten bir gece vakti. Korkmayın, adalet yerini bulacaktır kesinlikle. El birliğiyle, güç birliğiyle karşı gelelim diyorum çalışan arkadaşların hepsine. Biz buradayız, her ne olursa olsun bir telefon uzağınızdayız.”

Paylaş:

Benzer İçerikler

Yoksulluğa Feminist İsyan, Acarsoy Tekstil’in üretim yaptığı tekstil devi Inditex’in Etik Komitesi’ne mektup yazdı, sendikalaştıkları için işten atılan 4 kadın işçiye yaşatılanları ve fabrikadaki hak ihlallerini tek tek anlattı. İşlem yapılmasını isteyen kadınlara komiteden “Talebinizi inceleyeceğiz” yanıtı geldi.
Acarsoy Tekstil’de baskıya, mobbinge, tacize, ücret eşitsizliğine karşı sendikal çalışma yürüttükleri için işten çıkarılan dört kadın, tam 100 gündür direniyor. Yoksulluğa Feminist İsyan olarak hafta sonu direnişçi kadınları ziyaret ettik, seslerine ortak olduk.
Sağlık alanında 25-30 yıldır çalışan kadınlar 2018’den beri ek göstergeyi bekliyorlardı, bir tık daha insani bir emeklilik yaşayabilmek için. Yıllarını hastane koridorlarında geçiren, sağlık meslek lisesi mezunu binlerce kadın bu yasadan basit artışlarla yararlanabilecek, bu denli eriyen maaşlar karşısında yapılan ağza bir parmak bal çalma bile değil.
Alpin Çorap’a yıllarca emek veren Ayten, şubat ayında direnişle hakkını alan işçilerden… Şimdi işten çıkarılmanın, üstelik nankörlükle suçlanmanın öfkesini yaşıyor. “Ben kötü bir şey yapmadım. Sendika üyesi olmak benim anayasal hakkım. İşimi geri istiyorum” diyor.
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!