Skip to main contentSkip to footer
Eğitim-Sen Kadın Sekreteri Simge Yardım:

“Eğitim politikasının değiştirilmesi gerekiyor”

“Ebeveynler arasında son 10 yıldır trend haline gelen, ‘prens ve prenses yetiştirme’ eğilimi var. Sınırlarını bilmeyen öğrencilerle karşı karşıyayız. Çocukların aileleri ise öğretmenlere değer vermiyor. En küçük bir durumda hemen Cimer’e şikayet ediliyoruz. Bu polisiye tedbirlerle çözülmez. Esaslı bir biçimde güvenli bir okul politikasının oluşturulması gerekiyor. Bu da çok boyutlu olarak eğitim politikasının değiştirilmesini gerektiriyor.” Okul saldırılarını öğretmenlerle görüştük.

Güncel

İçinde bulunduğumuz ortam çocuklar için de adeta korku filmine dönüştü. Kalemle, bilgiyle buluşturma misyonuna sahip bir okuldan silah sesleri duyulması gelinen son noktaydı. 15 Nisan günü, Kahramanmaraş’ın “Onikişubat” ilçesindeki Ayser Çalık Ortaokulu’nda bir saldırı gerçekleşti. Okulun 14 yaşındaki erkek öğrencisi İsa Aras Mersinli, yanında getirdiği silahlarla sınıfları taradı. Biri öğretmen olmak üzere 8 çocuğu öldürdü. 13 kişiyi de yaraladı. Ayla öğretmen, bu saldırıda kaybettiğimiz kadın eğitimci. Maalesef, “Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak” satırının yer aldığı okul “and”ının her sabah okunduğu bir eğitim kurumunda o ve 8 küçük öğrenci yaşamlarını yitirdi.

Çocuklara çevrilen silahlar

Durumu daha da vahim kılan, bu vakadan iki gün önce Urfa, Siverek’te bir okulda da benzer saldırının yaşanmasıydı. Yine silahla biri okula giriyor ve öğrencileri tarıyor! Urfa ve Kahramanmaraş’ta iki gün arayla arka arkaya meydana gelen bu iki vaka karşısında kilitlendik kaldık. Çok katliam oldu bu ülkede ama namlular, öğrencilere çevrilmemişti. Fail İsa Aras Mersinli daha 14 yaşında. O da çocuk! Eğitim- Sen, bu olayın ardından katliamı ve okullardaki güvenlik sorununu protesto etmek amacıyla iki gün iş bıraktı. Bu eylem Milli Eğitim Bakanlığı önünde de sürdü. Sendika, “yaşam nöbeti” olarak duyurdu MEB önündeki bekleyişini. Eğitim-Sen Kadın Sekreteri Simge Yardım ve öğretmen Öznur ile tüm toplumu derinden sarsan okul katliamını konuştuk.

Ailelerin endişesi

Eğitim-Sen yöneticisi Simge Yardım’a göre okullar bir korku iklimine dönüşmüş durumda. Ailelerin endişesini dile getiriyor; “Öğrenciler kaygılı ve ciddi anlamda travmatize olmuş durumdalar. Aileler çocuklarını okula göndermekte tedirginler. Okullarda önlem alınmaması ise aslında tamamen velilerin ve çocukların kendi halinde bırakılması anlamına geliyor. Oysa MEB, eğitim hakkını, çocuk haklarını ve çocukların üstün yararını gözetmeliydi. Eğitim politikalarını çocuk hakları yönünden de iyileştirmeyi düşünen bir Milli Eğitim politikamız maalesef yok. Aksine eğitimi ve çocuk haklarını nasıl daha fazla geriletebiliriz noktasındalar. Dolayısıyla önlem alınmadığından dolayı bu olaylar maalesef yaşanıyor”.

“Son dönemlerde çok olay yaşadık”

Milli Eğitim Bakanlığı’nın(MEB) aslında uzunca bir zamandır yetkin olmayan insanlar tarafından yönetildiğine dikkat çekiyor Eğitim-Sen Kadın Sekreteri; “Önemli olan eğitim değil siyasi iktidarın ideolojik anlayışı. Dolayısıyla bu ideolojik yaklaşım bir bütün olarak eğitim politikalarını da etkileyen noktada” diyor. Yakın zamanda okullardaki benzer olaylardan da söz ediyor Simge Yardım; “Son dönemlerde çok olay yaşadık. Fatmanur öğretmenin okulda öğrencisi tarafından öldürülmesi de bunlardan biriydi. Göz göre göre yaşanan bir olaydı. Ancak bunun ardından, ne Milli Eğitim Bakanı ne iktidar hiçbir şekilde sorumluluğu üstüne almadığı gibi en ufak bir açıklama yapma gereği de duymadı. Aslında bu da açık bir biçimde eğitimin nasıl yönetildiğini bizlere gösteriyor. Ki okullarda önlem alınmasından bahsedildiğinde MEB bu önlemi ‘güvenlik tedbiri’ olarak ifade ediyor. Aslında okullarda güvenlik görevlisiyle ya da polisiye tedbirlerle bu çözülmez. Esaslı bir biçimde güvenli bir okul politikasının oluşturulması gerekiyor. Ve bu da çok boyutlu olarak eğitim politikasının değiştirilmesini gerektiriyor”.

“Çocuktan katil yaratan bir sistem”

Eğitimdeki güvensiz ve niteliksiz koşulların, çocukların eşit eğitim hakkına erişememesi gibi durumların MEB’de karşılığının olmadığını vurguluyor sendikacı Yardım ve şunu ekliyor; “Oysa okullar çocukların güvenli olarak eğitim alabildiği, kendini geliştirebildiği, mutlu olduğu ve kendini değerli hissettiği mekanlar olmalı. Ama bugün okullardan silah sesleri geliyor. Ebeveynler de çocuklar da oldukça endişeli. Çünkü bu yaşanan bir katliam! Onlar açısından esas olan, kendi toplumsal neslini inşa etmek. AKP’nin ideolojisine uygun, biat eden, sorgulamayan bir nesli oluşturmak. Bu çocukların ne yaşadığı, neden bu hale geldiği meselesini değerlendirdiğimizde, eğitim sisteminin geldiği nokta açık biçimiyle ortaya çıkıyor. Bugün bir çocuktan katil yaratan bir eğitim sistemiyle maalesef karşı karşıyayız. Bunun daha ne kadar ötesi olabileceğini düşünmek te mümkün değil”.

İlk hedef haline gelenler kadın eğitimciler

Eğitim-Sen yöneticisi Simge Yardım, Sadece kadın eğitimciler açısından değil tüm kadınlar açısından da can güvenliğinin olmadığı yönünde düşüncelerini paylaşıyor; “Her yer şiddet mahalline dönüşmüş. Bu şiddet çok ciddi anlamda meşrulaştılmış durumda. Ve failler yargılanmıyor, aklanıyor. Toplumda yaygın bir cinsiyet eşitsizliği söz konusu. Kadın haklarına karşı toplumda çok ciddi bir erkek aklının örgütlendiğini görüyoruz. Dolayısıyla bu kadın eğitimciler açısından da karşılık buluyor. Okullarda da yine böyle saldırılarda ilk hedef haline getirilen kadın eğitim emekçileri. Olayın ardından birkaç açıklama yapmanın, sorumluların bu olaylar karşısında üzgün olduklarını ifade etmelerinin bir anlamı yok. Eğitimde can güvenliği sorununun olmamasına halk çok tepkili.”

“Çocuklarını şahane görüyorlar”

İlköğretimde görevli Öznur Öğretmen ise şiddetin yapısal olarak eğitimde her zaman var olduğuna dikkat çekiyor; “Bundan 30 yıl önce öğrenciler, öğretmenler tarafından yoğun bir şiddete maruz kalıyorlardı. “Eti senin kemiği benim” zihniyeti öğrenciler üzerinde psikolojik, fiziksel şiddete yol açtı. Son kırk yılda kadınların ve insan hakları savunucularının verdiği mücadele ile şiddet suç olarak tanımlandı ve çocuk hakları gündeme geldi. Eğitim sisteminin neoliberal muhafazakar müfredatlarla değiştirilmesi de aynı sürece eşlik etti. Aynı zamanda öğretmenlik mesleği itibarsızlaştırıldı. Alo 187 şikayet hattına veya Cimer’e öğretmenleri şikayet ediyorlar. Öte yandan garip bir ebeveyn tutumu da var; Veliler çocuklarını şahane görüyor. Okul idareleri ve MEB eğitim emekçisinin arkasında durmuyor. Eğitimci hedef haline getirildi. Giderek artan biçimde her türlü şiddet biçimi devlet ve toplum tarafından sanki normalmiş gibi bir değer haline getirildi. Yetişkin dünyasındaki şiddetin küçük yaş gruplarına da sirayet etmesi kaçınılmazdı”.

Gittikçe büyüyen öfke

Kadının, hayvanın ya da ağacın katledildiği dünyada, okulların bundan bağımsız olamayacağını anımsatıyor Öznur ve şöyle devam ediyor; “Şiddet yaşamayan öğretmen ve öğrenci yok gibi. Ben de yaşadım. Öğrenciler arasında artık ilkokullara kadar inen akran zorbalığı sınırı aşmış durumda. Öfkenin birçok nedeni var. Yoksunluk duygusu, akran zorbalığı, yoksulluk v.b. gibi. Bugün okullar çocuklara uygun yapılanmış mekanlar değil. Şu durum da var; Veliler arasında son 10 yıldır trend haline gelen ‘prens ve prenses yetiştirme’ kafası hakim. Çocuklara bir sorumluluk verme anlayışından uzaklar. Sınırlarını bilmeyen öğrencilikle karşı karşıyayız. Şu anda Türkiye’de öfkenin değil kontrol edilmesi, daha çok büyümesi sorunu var. Yönetmelikler ise bu öfkeyi olumluya dönüştürmek yerine önünü açıyor.”

Yetkililer sorumluluk almıyor

Okullarda küfür eden, zorbalık yapan, hakaret eden, saygı sınırlarını aşan öğrencilerin sürekli “idare edildiğine” dikkat çekiyor ve şunları da vurguluyor Öznur Öğretmen; “Okullardaki yapısal şiddette karşı yetkililerin sorumluluk almaması yeni katliamlara zemin hazırlıyor. Bir başka dikkat çekilmesi gereken nokta da, anne ve babaların çocuklarını yetiştirememesi. Öte yandan rehberlik servisleri çalışmıyor. Bir diğeri; güvenlik önlemleri yetersiz. Ne yazık ki Ayla arkadaşımızı öğrencilerini korurken kaybettik. Bu kaçıncı katledilmemiz? Sorumluluk duymayan herkes bu katliamların suç ortağı. Görüldüğü üzere ne yetkililer ne toplum bir yükümlülük hissetmiyor. Sanırım tek sorumluluk alan biz öğretmenleriz. Ve bunun bedelini de canımızla ödüyoruz!”

“Çocuklarımız bugün okuldan sağ gelecek mi?” endişesini taşıyan tüm ebeveynlere bir önerisi var; “Onların da sorumluluk alması ve yetkili kurumları sorgulaması gerekir. Okullara kaynak ayırmayan, hijyen koşullarını çözmeyen, öğle yemeği bile vermekten imtina eden MEB’e bunları sormak veli olarak hakları”. Okul koridorlarında oynayan çocukların gülüşlerini solduran katliama karşı ses yükselten, “yaşam nöbeti” sürüyor. Buruk ama kararlı ve inançlı…

Fotoğraflar: Yadigar Aygün

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar