Skip to main contentSkip to footer

Basit bir ameliyat

İsviçreli yazar Yael Inokai’nin “Basit Bir Ameliyat” adı altında Türkçe’ye çevrilen romanı hesapta olmayan fakat yaşamımızın yönünü değiştiren küçük müdahalelerin, basit görünen şeylerin derinlere uzanan hikayesini anlatıyor. Bu, kadın kadına bir özgürleşme hikayesi aynı zamanda.

Kültür Sanat

Hekimlerin çoğu kez basit bir ameliyat yarım saatte biter, diye özetlediği bedene yönelik en küçük müdahaleyi bile masaya yatanlar farklı yaşarlar.  Onların rutini sizin üzerinizde fiziksel ya da ruhsal olarak muhtemel veya hesapta olmayan çok hayati sonuçlar yaratabilir.

İsviçreli yazar Yael Inokai’nin “Basit Bir Ameliyat” adı altında Türkçeye çevrilen TETES yayınlarından çıkan romanı, işte böyle hesapta olmayan fakat yaşamımızın yönünü değiştiren küçük müdahalelerin, basit görünen şeylerin hikayesini anlatıyor. Yazar seçtiği başlıktan itibaren bizlere -Almancası da böyle- tekinsiz sularda gezineceğimizi çıtlatıyor.

Romanın kahramanı hemşire Meret, Almanya’da Avusturya’da ve İsviçre’de çok sık rastlayacağımız türden bir “görev” kadını. Meslek sahibi olma ve insanlara yardım etme hayaliyle hemşireliği tercih etmiş, tercihinden sonra o işin gerekleri neyse hiç sorgulamadan yerine getirmeye çalışmış fakat hastaları da seven onların bakımını şefkatle yerine getiren, hastane hiyerarşisi içinde hekimlerin otoritesine boyun eğmesine rağmen yaşlı hemşirelere tahammül edemeyen tipik bir çalışandır.

Romanda olaylar iki mekanda; hastane ve hemşire yurdunda geçer. Doğa bazen kar fırtınası bazen orman yürüyüşleriyle anlatının içine girerken zaman hep belirsiz kalır.  Anlatılanlar geçmiş te olabilir, bugün de hatta gelecek de…

Hastaneler fabrikalar gibi kendi günlük yaşantısı kendi işleyiş dinamiği ve katı hiyerarşileri olan yerlerdir.  Meret bir bavula sığan, hasta hayatlarından bahseder girişte uzun uzun, ölüm döşeğinde de olsanız, basit bir ameliyata da girecek olsanız, o bavul hasta olarak adlandırılmadan önceki yaşantıyı bir zamanlar özne olan, hastaneye girer girmez nesneleştirilen kişiye, bedene yönelik sevgi ve özeni gösterir.  Bavullardan yatanın ölüme mi yaşama mı teslim edildiğini ilk bakışta anlayabilirsiniz.

Penceredeki yağmurla başlayan bir sabah

Romanın en güçlü yanı hayatımızın aklımıza gelmeyen kesitlerinde derinde gezinen gerçeği ve şiiri yakalayıp bunu olay örgüsüne dönüştürmek sanki yoksa şu satırlar nasıl açıklanabilir, “Gün başlıyor. Penceredeki yağmurla. Ötekilerin adımlarıyla. Bulundukları yerden çekilen, taşınan bisikletlerin takırtılarıyla, içimizden ilk kişi binip de sabaha karışmadan hemen önce…”

Nüvesinde olan bakım emeği nedeniyle hastanelerde de görünmeyerek değersizleştirilen hemşire emeğine dikkat çekmesi, bu mecranın okurları açısından önemli olabilir.   Orta Avrupa’da hastanelerde hemşirelerin köle gibi çalıştığı pandemi boyunca dile getirilmişti.  Almanya’da hemşire sendikaları hantal konfederasyondan bağımsız, eylemler örgütlemişlerdi. Hatta ufak tefek kazanımlar da elde ettiler. Roman, uykunun, dinlenmenin, yemeğin sıraya konulduğu, bazen nefes almanın bile imkansız olduğu bu çalışma koşullarını, Meret’in nezdinde özetlerken, Batı’da hizmet sektörünün yükselmesinin ağırlıklı olarak kadın emeği vasıtasıyla sağlandığını da gösteriyor. Genç bekar kadın hemşirelerin çalışma dışındaki bir hayatları neredeyse yok gibidir. Boş vakitleri de çalışmaya göre organize edilerek zamandan tasarruf için şehir dışındaki hastanenin yakınlarındaki izole yurtlarda kalmaktadırlar.

Yurt yaşantısında iş yaşamında da olduğu gibi birlikte kalacağınız arkadaşınızı seçme imkanınız, lüksünüz yoktur;  bahtınıza kim düşerse… Meret’in yanına yeni bir oda arkadaşı gelir ve aynı zaman diliminde psikiyatri kliniği olduğunu anladığımız iş yerine de Marianne isimli bir hasta yatırılır. Bu iki olayla hayatına giren iki kadın Meret’in sıradan yaşamına bir anda farklı boyut kazandırır.

Klinikte özellikle kadınlarda rastlanan öfke nöbetleri, şizofreni, depresyon gibi ruhsal hastalıklar beyinde hasarlı bölge diye adlandırılan bölümün yok edilmesi ile ortadan kaldırılmaktadır. Ameliyatlar bir bilim kurgu atmosferinde verilir  ama bir taraftan da psikiyatrinin karanlık geçmişindeki lobotomi ameliyatlarına da gönderme yapılır.  Marianne’nin ameliyatı başarısız olur ve ot gibi yaşamaya başlar.

Diğer mekan olan yurt odasında ise kader ağlarını örmektedir; başlangıçta bir birlerine hayli mesafeli olan Sarah’la Meret yakınlaşır ve bu yakınlaşmadan bir aşk ilişkisi doğar.  Lezbiyen aşk Meret’in servisinde beyinden çıkarılıp atılan hastalıklı bölüm gibidir toplum açısından Sarah’a göre. Peki uzaklaştırılmalı mıdır, sağlıklı bedene ulaşmak için?

Sarah’ın topluma, sağlık sistemine, aşkın resmi yaşanış biçimine yönelik eleştirileri, Mereti’de etkisi altına almaya başlamıştır artık. Marianne’nin ameliyatında tedavi yönteminin yanlış olduğunu iddia eden Sarah’ı takip edip bunu hastalara yansıtarak çok önem verdiği erkek hekimle tartışınca oradaki işinden sürülür…Ve özgürleşme sürecine ilk adımı atar. Arkası hızla gelir, kadın dayanışması ve birlikte özgürleşme imkanı.

Yael Inokai, okuyanları düşünmeye sevk eden incelikli, sıklıkla şiir diline başvurduğu, derin bir roman yazmış. Gelenekle, isyan arasında tökezleyip, sona doğru ayağa kalkarak bir özgürleşme yolculuğuna çıkan Meret’in hikayesi tüm kadınlar için bir ilham kaynağı….

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar