Diyarbakır’ın çöreğiyle bulgurlu ekmeğini, Hevsel’in reyhanı ve diğer ürünleri ile bütünleştirip Diyarbakır mutfağını kadın hafızası ve emeğiyle korumaya çalışan KEY MA Kooperatifi’ni Arzu Kelekçier, Meryem Özdemir ve Zeynep Öcal’la konuştuk.

Diyarbakır Sur içinde, 150 yıllık tarihi bir taş binanın gölgesindeyiz. Kapıdan içeri adım attığınızda burnunuza taze pişmiş Diyarbakır çöreğinin mahlep kokusu ile Hevsel’in taze reyhan kokusu birbirine karışarak çarpıyor. Burası, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası’nın (DTSO) eski hizmet binasıyken, kadınların ısrarı ve emeği ile gastronomi merkezine dönüştürülen KEY MA Kadın Kooperatifi.
Key Ma’nın hikayesi sadece kaybolmaya yüz tutmuş yerel lezzetlerin korunmasını değil; ev içine sıkışmış, “ilkokul mezunu, ev kadını olmaktan başka şansı yok” denilen kadınların müşterek bir mutfakta nasıl yeni bir hayat kurduklarını anlatıyor. Bu mutfağı; ev içi görünmez emekten kooperatif şefliğine uzanan Arzu Kelekçier, kooperatifin kurucu idaresindeki Meryem Özdemir ve mutfağın koordinasyonunu sağlayan diyetisyen Zeynep Öcal’dan dinledim.

“Ben evin direğiyim”
Mutfakta fırından yeni çıkardığı Diyarbakır çöreklerini düzenleyen Arzu ve beni karşılayan diyetisyen ve koordinatör Zeynep, ilk olarak bu çöreklerden ikram ediyor. Sonra birlikte bu tarihi konağın Hevsel Bahçeleri’ni gören toplantı salonunda Hevsel’e bakarak sohbet ediyoruz.
Arzu, 19 yaşında evlenmiş, 20 yaşında anne olmuş. Hayatı boyunca hiç dışarıda ücretli bir işte çalışmamış. “Aslında en başında babam izin vermiyordu. Ben çok istedim, o izin vermedi,” diyor. Evlendikten sonra da ekonomik bir zorluk yaşamamışlar, ta ki eşi Kayapınar Belediyesi’nden 2017 Şubat’ında kayyum tarafından ihraç edilene kadar.
Eşinin ihraç süreci, ailenin Arzu’nun deyimiyle komünal ve sade yaşadıkları için maddi olarak büyük darbe gibi görülmese de manevi olarak ağır bir yük bindirmiş. Akademik başarılarla var olmuş, ailesinin bin bir emekle okuttuğu bir erkeğin işsiz kalması evin içindeki psikolojik havayı tamamen değiştirmiş. Arzu o günleri şöyle anlatıyor: “Ben istesem çok fazla depresyona girerdim. Ama ben bir anne olarak bunları tercih etmedim. Gerçekten çok güçlü durmaya çalıştım ki çocuklarım etkilenmesin diye. Eşimle çok sorun yaşadık. Ben evin direğiyim. Eğer benim psikolojim bozulsa ya da bunalıma girsem çocuklarım bugün üniversite okuyamayacaktı.”
Çocuklar büyüyüp üniversite çağına geldiğinde paraya duyulan ihtiyaç artmış ve Arzu çalışmaya karar vermiş. Ancak bu karar, eşinin feodal bariyerlerine çarpmış. “Gururuna yediremedi. Çalışmama çok karşı çıktı. Hem gitmemi istemiyordu hem eve gidince konuşmuyordu. Bana psikolojik baskı kuruyordu” diyor Arzu. Ama o, inatla geri adım atmamış.
Önce Key Ma’nın kurslarına gelmiş, sonra ara ara yemek yapmaya başlamış ve nihayetinde bir yıldır burada düzenli ve ücretli olarak çalışıyor. Toplumun “ilkokul mezunudur, ev kadını olmaktan başka şansı yok” algısını yıktığını söyleyen Arzu aynı zamanda dışarıdan okuyor ve bu konuda ısrarları sonucu iki kez de üniversite kazanmış: “Üniversite de kazandım bu arada, Munzur Üniversitesi Zaza Dili. Ama gidemedim. Bu sene tıbbi sekreterlik geldi, yine gidemedim. Çünkü artık mutfakla tanıştım. Şimdi yeni bir hayat kurdum.”
“Her lezzetin bir hikayesi var”
İçinde bulunduğumuz tarihi konağın da bir hikayesi ve bulunduğu konumdan kaynaklı çok sayıda heveslisi var. Dolayısıyla erkek işletmecilerin iştahını kabartan tarihi mekanların gaspına karşı duran kolektif bir irade de örmek zorunda kalıyor kadınlar. Kooperatifin kuruluş sürecini anlatan Meryem, binanın 150 yıllık geçmişine dikkat çekiyor. 2019 yılında DTSO’nun binayı boşaltmasının ardından burayı bir Gastronomi Merkezi yapmak için büyük bir emek vermişler. Ancak bina güzelleşip ilgi odağı haline geldikçe hem yerelden hem ulusal düzeyden erkek işletmeciler binayı devralmak için sıraya girmiş.
Meryem, bu süreci ve verdikleri mücadeleyi şu sözlerle özetliyor: “Evet, binanın taliplisi çok oldu. Hala da konuşuluyor. Ama biz bu binanın bu işlevi kazanması için kooperatif öncesinde de emek verdik. Merkezin kadınlar tarafından yönetilmesi ve bir kadın kooperatifi üzerinden sürdürülmesi gerektiğini düşünerek 12 Mart 2024’te Key Ma’yı kurduk. Ciddi zorlukları oldu ve hala var. Ama biz burada kentte hiçbir yerde yapılmayan yöresel lezzetleri kadınlarla yaparak ciddi bir boşluğu dolduruyoruz. Sunduğumuz her ürünün bir hikayesi var.”
Kâr amacı gütmeyen Key Ma, elde ettiği tüm geliri yine kadınların eğitimi ve istihdamı için harcıyor. Kasım 2025’te açtıkları satış noktasının ardından, Eylül 2026’da başlayacak pizza ve kadayıf atölyeleri için yatırımlarını tamamlamışlar bile. Tam zamanlı çalışan 8 kadının yanı sıra, kırsaldan ve mahallelerden esnek zamanlı destek alan 15 kadınla birlikte bir dayanışma ağı örülmüş.

“Bazen ev ve mutfağı koordine etmek zor oluyor”
Mutfakta işlerin diyetisyenlik ve koordinasyon boyutunu üstlenen Zeynep ise Diyarbakır’dan 2010 yılında ayrılıp 2025 yılında, yani tam 15 yıl sonra şehre geri dönen genç bir kadın. Samsun ve Ankara’da kendi diyetisyen kliniklerini açan, butik çikolata işiyle uğraşan Zeynep, gelen bir telefonla kendini Key Ma’da bulmuş.
“Geldiğimde kooperatif fikrini ve kadınlarla çalışma süreçlerini konuştuk. Yapabileceğime inandım,” diyen Zeynep, mutfaktaki kadınların ev ve iş dengesini kurarken yaşadıkları zorluklara ve bu zorlukları nasıl birlikte aştıklarına değiniyor:
“Mutfaktaki kadınların neredeyse hepsinin çocukları var. Akşam etkinliklerimiz olduğunda ya da mesaiye kalmaları gerektiğinde ev ile burayı koordine etmekte bazen sorun yaşayabiliyorlar. Evi de dengede tutmak için ikisi arasında gidip geliyorlar. Ama biz dışarıdan da çok destek alıyoruz. Büyük etkinliklerde 50-60 kadını sırayla, olabildiğince eşit ve adil şartlarda çalışmaya çağırıyoruz.”
“Bu sene de ekmezse yatalak olur”
Key Ma’nın mutfağındaki en büyük iddia, Diyarbakır’ın tescilli ve kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel lezzetlerini “anne tarifleriyle” geleceğe taşımak. Bunun yolu ise UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer alan Hevsel Bahçeleri’nden geçiyor. Reyhanından bamyasına, kabağından eriğine kadar tüm ürünlerini Hevsel’den ve kırsaldaki kadın üreticilerden tedarik eden Key Ma, bu yıl Hevsel’de kendi kiraladıkları toprakta üretime de başlamış.
Ancak Hevsel sadece bir tarım alanı değil; ranta, ekolojik yıkıma ve ne yazık ki suç şebekelerine karşı bir mücadele alanı. Arzu, Fiskaya’da kendi bahçesi de olan biri olarak Hevsel’in bugünkü durumunu anlatırken öfkeli ve hüzünlü:
“Eskiden köylerden gelirdi, yerdik. Şimdi köyler bile ekmiyor. Ben de Hevsel’deki bahçemi ekemedim geçen sene. Çünkü her tarafımıza esrar ekilmiş. Ve bilmediğim, tanımadığım insanlar… Ben kendi bahçeme inip ürün ekemiyorum. Benim annem 80 yaşının üstünde, toprakla bütünleştiği için dinç kalmış bir kadın. Ama geçen sene ekemedi, bu sene de ekemeyeceğiz. Onlar (esrar ekenler) çok çalışkanlar bu arada! Kadın bu sene de ekmezse, evde otursa seneye yatalak olacak.”
Arzu da Hevsel’e dair kaygıları olanlar da meselenin sadece ne olduğu belirsiz kişilerin “yabancı madde ekimi” olmadığının farkında. Hevsel’in can damarı olan Dicle Nehri sermayenin pençesinde tahrif ediliyor. Kum ocaklarının nehri parsel parsel bölmesi, şehrin artık giderek kimyasal derecesi artan atık sularının toprağı zehirlemesi ve nehirleri kirletmesi, şehirleşme baskısı…
Arzu da burada yaşananların Hevsel’de yarattığı olumsuz etkiden bahsediyor ve kendi çocukluğunun geçtiği nehre artık ulaşamadığını söylüyor. “Biz küçükken Dicle evin önündeydi, gider yüzerdik. Şimdi elimi ıslatamıyorum o sudan. Üstünde iş makineleri çalışıyor, kum çıkarıyorlar. Şehrin ortasından nehir geçiyor ama sahip çıkan yok” diyerek sitem ediyor.

“İnandığım için buradayım”
Meryem, Hevsel’de kiraladıkları toprakta yaptıkları üretimi, toprağı ve suyu analiz ederek oradaki geleneksel üreticilerle ortaklaşma ve var olma süreci olarak tanımlıyor Key Ma’daki süreci. “Kadın kooperatifleri ile çalışıyoruz ve sunduğumuz her bir ürünün nereden geldiğinin, nasıl üretildiğinin hikayesini anlatıyoruz. Genel olarak kadın kooperatiflerine ilişkin algılar ile biz de karşılaşıyoruz. Genelde desteklendiği ifade ediliyor kooperatiflerin ama daha çok atıl alanlarda yer veriliyor ve kadın kooperatiflerinin ürettiği ürün ve hizmetlere ilişkin algılar oluyor. En genel algı ve sorun ürün ve hizmetlerin sürdürülebilir olmaması yönünde. Tüm bunlara karşı emek verdiğimiz bir alanda kadınlar ile birlikte iki yıldır çalışıyoruz.”
Birlikte olmanın, kadınlarla çalışmanın gücüne Zeynep de inanıyor ve “Yapabileceğime inandım ve böyle geldim, başladım. İyi ki de gelmişim” diyor. Arzu ise buraya dair beklentilerini geleneksel lezzetlerin bir sonraki kuşaklara “anne tarifi” ile aktarılması üzerinden tarifliyor ve “İnandığım için buradayım. Diyarbakır çöreği, fırında yapılan çörekle uzaktan alakası yok. Bu benim annemin tarifi. Mesela bulgurlu ekmeği ben küçükken yemiştim. Çok küçükken annem tandırda yapmıştı. Bir de burada tekrar kursta gördüm. Ya da yaptığımız öbür şeyler hepsi anne tarifi. Böyle de gidecek bizim aktarımımızla.”










