Vakıf üniversitelerinde son aylarda yaşanan akademisyen kıyımları, akademideki güvencesiz çalışma koşullarını ve vakıf üniversitelerinin kâr amacı güden “şirket mantığıyla” yönetildiği eleştirilerini yeniden gündeme taşıdı. İşten çıkarılanların önemli bir bölümünü kadınlar oluşturuyor. Akademisyenler, sendikacılar ve bu süreçten etkilenen öğrencilerle hem vakıf üniversitelerinde yükselen emek mücadelesini hem de üniversitelerin içinden geçtiği dönüşüm sürecini konuştuk.

Vakıf üniversiteleri yönetimlerince “sözleşme fesihleri” ile yapılan toplu işten çıkarmalar, yalnızca eğitim emekçilerinin iş güvencesini değil, üniversitelerde özgür, bilimsel ve akademik eğitimin nasıl ve ne yönde değiştiği gibi konularda kapsamlı tartışmaları da beraberinde getirdi. Tüm bu tartışmaları, Beykent Üniversitesi’nden işten çıkarılan Dr. Derya Avcı Dursun ile İstanbul Arel Üniversitesi’nden işine son verilen Prof. Dr. Feryal Saygılıgil ve Dr. Nur Tuğçe Biga ile Kadın İşçi için konuştuk. Akademide yaşanan işten atmaların sadece akademisyenler değil, öğrenciler ve üniversite hayali kuran gençler üzerindeki etkilerini anlamak için de Bilgi Üniversitesi öğrencisi Meryem ve tam da üniversite tercih döneminde akademisyenlerin protestosuna tanıklık eden üniversite adayı Ecrin’in sözlerine kulak verdik.
Beykent Üniversitesi Sosyoloji bölümünde araştırma görevlisi olarak yaklaşık altı sene çalıştıktan sonra 2025 Şubat ayında işten çıkarılan ve davayla 10 ay sonra işe geri dönen Dr. Derya Avcı Dursun “yeniden” işten çıkarıldı.
“İlkinde 33. maddeye göre çıkarılmıştım, yani tekrar atama yetkisinin ilgili anabilim dalı başkanlığı, dekanlık veya müdürlüklerin olumlu görüşü ve rektörün onayı ile en çok üç yıl süreyle yapılması ile ilgili madde… Şimdiyse işten çıkarılmama doktoramın bitmiş olması, kontenjanların dolmaması ve üniversite kaynaklarının verimli kullanılması gibi gerekçeler sunuldu. Fakat bu gerekçeler açtığım ilk davada onların savunma dilekçesinde yer alıyordu. İlkinde davayı kazanmama rağmen şu an yine hukuksuzca işten çıkarıldım.”
İstanbul Arel Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde “bölüm başkanlığı” dahil 14 yıldır çeşitli akademik unvanlarla çalışan ve Kadınİşçi yayın kurulunda yer alan Prof. Dr. Feryal Saygılıgil ise 30 Haziran itibariyle “EBYS” olarak adlandırılan “Elektronik Belge Yönetim Sistemi”ne düşen bir “fesih yazısıyla” işini kaybettiğini öğrendi:
“Norm kadro fazlalığı ve Sosyoloji Bölümü’ne öğrenci alımının durdurulması gerekçesiyle ‘hizmetinize son verilmiştir’ diye bir fesih yazısı tebliğ edildi. Ama geri döneceğim, mutlaka döneceğim. Çünkü hukuki olarak hiçbir şeye denk düşmeyen sebeplerle sözleşmem feshedildi. Geçtiğimiz tüm bir yıl boyunca akademiyi dersliklere ve binaya sıkıştıran bir anlayışla karşı karşıya kaldım. Akademi kampüsten ibaret değildir, bunu vurgulamak gerekiyor.”
Arel Üniversitesi Sinema-Televizyon Bölümü’nde 11 yıldır çalışan ve aynı zamanda Öğretmen Sendikası Yürütme Kurulu Üyesi Dr. Nur Tuğçe Biga ise 30 Haziran’da işten çıkarılması üzerine bir kez daha vakıf üniversitelerindeki güvencesizliğe karşı “sendikal mücadelenin” önemine dikkat çekti:
“Beş yıla yakındır sendikal mücadele içindeyim, bir buçuk yıldır da yönetim kurulundayım. Sendika olmasa kendimi daha da zayıf hissederim. İyi ki sendikalıyım diyorum, vakıf üniversitelerinde bu mücadeleyi vermemiz gerekiyor.”

“Yüz yüze bir muhatap yok”
Bu sene Mart ayından itibaren Beykent Üniversitesi’nde kendisi gibi işten çıkarılan “80’den fazla” öğretim elemanı olduğu bilgisini veren Dr. Derya Avcı Dursun, işten çıkarmaların herhangi bir “yüz yüze bilgilendirme olmaksızın” sadece İnsan Kaynakları ve Elektronik Belge Yönetim Sistemi-EBYS üzerinden olduğu bilgisini de verdi:
“İlk önce İnsan Kaynakları aradı, böyle bir fesih yazısı olduğundan söz ettiler. Telefonla arandık ve yazıyı elden almam gerektiği söylendi. Aynı zamanda EBYS’de sisteme düşmüştü bu fesih yazısı. Yüz yüze bir muhatap yok. Sadece bize gönderilen bir fesih yazısı var. Bunun dışında işten neden çıkarıldığımıza dair yöneticilerden, dekanlıktan ya da rektörlükten herhangi bir dönüş ya da bilgilendirme almadık. Mesele sadece ben değilim. Erişebildiğimiz kadarıyla 80’den fazla öğretim elemanının işine son verildi. Gerekçeler çoğunlukla norm kadro fazlası, kaynakların verimli kullanılması gibi.”
Akademisyenleri “maliyet hesabı” olarak görüyorlar
Vakıf üniversitelerinin “norm kadro fazlası” gerekçesiyle kendisi ve meslektaşlarını işten çıkarmasını “pervasızlık” olarak değerlendiren Dr. Derya avcı Dursun “asıl problemi” şöyle özetliyor:
“Bizleri bir maliyet hesabı olarak görüyorlar, esas problem bu. Fakat vakıf üniversiteleri zaten kar amacı gütmemesi gereken kurumlar. Ancak vakıf üniversiteleri bizleri bilimsel üretim yapan akademisyenler olarak görmüyor, onlar için sayıdan ibaretiz. Bu pervasızlığın da son noktası Beykent Üniversitesi’nin bu kadar fazla öğretim elemanının işine son vermesi oldu.”

Tacize susmadığı için önce mobbing, sonra işten çıkarma
8 Temmuz 2026’da İstanbul Arel Üniversitesi Rektörlüğü’ne dava açarak işe geri dönmek için hukuki mücadelesine başlayan Prof. Dr. Feryal Saygılıgil sözleşmesinin feshedildiği tarih 2026’nın Haziran ayı. Ancak bu sürecin asıl başlangıcı, Prof. Dr. Feryal Saygılıgil’in üniversitede yaşandığı iddia edilen bir “taciz” iddiasının peşini bırakmaması üzerine “ciddi bir mobbing ve yıldırma” ile karşı karşıya kaldığını ifade ettiği 2025’in Eylül ayı sonrası süreç ile başlamış:
“Cinsel taciz iddiasını gündeme getirdiğim ve peşini bırakmadığım için oradan başladı aslında ve kampüs benim için korkunç bir hale geldi. Bu meselede öğrencilerin güvenliği söz konusuydu, öğrenciler de bir dilekçe verdi zaten. Taciz iddiaları bulunan öğretim görevlisinin atılıp atılmadığı, hakkında bir soruşturma açılıp açılmadığı hakkında bana hiçbir açıklama yapılmadı, bölüm başkanı olduğum halde. Bu şekilde üzerimde bir baskıyla ben iki akademik dönemi geçirmiş oldum.” Hakkımda soruşturma açıldı, disiplin komisyonu kınama cezası verdi. Şimdi de sözleşmem feshedildi.”
“Taciz” iddiaları konusunda sessiz kalmaması sonrası yaşadığı mobbing sürecinde her an sürekli “izlendiğini” ve “denetlendiğini” belirten Prof. Dr. Feryal Saygılıgil’e göre tüm bu baskının amacı akademisyenleri biat ettirmek:
“Her şeyim kontrol altındaydı: Kaçta derse giriyorum, kaçta çıkıyorum, ders kaç dakika sürüyor ve benzeri. Mesele şu: Bir kere ben 14 yıldır o kurumda çalışıyorum ve hiçbir zaman yaptığım işten taviz vermedim, orayı 9-5 oturacağım, kahve çay içip çıkacağım bir şirket olarak görmedim. Ben bir yandan da barış imzacısıyım, o dönemde de birtakım sıkıntılar olmuştu ama bunlar halledilmişti. Ancak kurumu bir şirkete dönüştüren anlayış biat etmemi istedi. ‘9-5 burada olacaksın, ne yaparsan yap o sürede’ gibi bir anlayış.”
“İşten çıkarılanlardan biri hariç hepsi kadın”
Prof. Dr. Feryal Saygılıgil İstanbul Arel Üniversitesi’nden kendisiyle birlikte çok çeşitli gerekçelerle yaklaşık dokuz akademisyenin işine son verildiği bilgisini veriyor. “Bunlardan kaçı kadın acaba?” diye sorduğumda ikimizi de bir anda şaşırtan şekilde: “Sanırım biri hariç hepsi kadın!” yanıtını veriyor.
“Akademide yöneticilerin hepsi erkek, bizim üniversiteyi düşündüğünde. Her sene odaya çekilip seninle sözleşme imzalıyorlar. O odada oturan yöneticilerin hepsi erkek” diyen Prof. Dr. Feryal Saygılıgil’in bu sözleriyle birlikte düşünüldüğünde Arel Üniversitesi’nde bir anda işlerini kaybeden akademisyenlerden neredeyse tamamının kadın eğitim emekçileri olması, akademideki erkek egemenlik üzerine tüm kamuoyuna üzerine düşünülmesi gereken yeni bir “veri” sunuyor.
Özel üniversitelerde “şirket mantığı” ve “güvencesizlik”
Sözleşmesinin feshedilmesine gerekçe olarak sunulan “norm kadro” gerekçesini sorduğum Prof. Dr. Feryal Saygılıgil bunun ne gerçekçi ne de kabul edilebilir bir gerekçe olduğuna dikkat çekerek “Norm kadro değil, biz şu an asgari kadronun altına düşmüş durumdayız” yanıtını veriyor. “Peki ya bölüm kadro açığını nasıl dolduruyor?” sorusuna verdiği yanıt ise özel üniversitelerdeki “iş güvencesinden” yoksun çalışma koşullarını gözler önüne seriyor:
“Yeni mezun doktorları ucuz iş gücü olarak çalıştırıyorlar. Onlar da çok güvencesiz. Senin yerine o genç yeni mezunu alıyor, başka bölümden kaydırıyor. Zaten her Haziran’da biz ‘Şimdi kim atılacak, sıra kimde’ diye bekliyoruz. Devlette böyle bir şey yok. Ama ben işe başladığımdan beri her Haziran’da bunu düşünüyoruz: Acaba kart basmada sorun var mı, acaba bu sene sıra bana mı gelecek… İnanılmaz güvencesiz ve keyfi. Bu hem bir ekmek mücadelesi, bir hak mücadelesi hem de üniversitenin ne olduğunu hatırlatma, üniversiteler üzerine tekrar konuşma mücadelesi.”

“Patronların yönettiği üniversite anlayışı var”
Vakıf üniversitelerinde çalışan akademisyenlerin pandemi döneminde birlikte mücadele üzerine yan yana geldiği Vakıf Üniversiteleri Dayanışma Meclisi’nden (VÜDAM) bu yana üniversitede emek mücadelesi konusunda çaba sarf eden Dr. Nur Tuğçe Biga vakıf üniversitelerinde “sendikal mücadelenin” önemi konusu üzerine duruyoruz, Çünkü kendisi sadece işten çıkarılan değil, aynı zamanda sendikacı bir akademisyen olarak bu işten çıkarmalar sürecinde sözünü söylüyor:
“Sendikal mücadele yürütmemiz çok önemli. Üniversiteler kar amacı gütmeyen kurumlar yasal olarak, ama kar amacı güdüyorlar; işten çıkarmalar da bunu gösteriyor, vakıf üniversiteleri maliyetten kısmak için emekçiyi, yani bizi gözden çıkarıyor. Bütün bunlara tahammül edemiyorum artık, üniversiteler üniversite gibi davranmıyor. Hem yönetim kurulları, hem bölüm başkanları, dekanlar, rektörler… Bunlar aşırı derecede yetkisizler. Patronların yönettiği bir üniversite anlayışı var.”
Dr. Nur Tuğçe Biga’ya bu “patron anlayışının” üniversitelere pratik yansımalarını sorduğumda şöyle açıklıyor:
“Akademisyene reva görülen muamele çok kötü. Kart basma sistemleri ile okula giriş-çıkışlarımız kontrol ediliyor, QR kodlarla derslerimiz kontrol ediliyor. Fabrikalarda kaç üretim yapıldığına bakılır ya, bizimki de öyle, ders saatini hesaplıyorlar. ‘Şu kadar saat ders eksik yapmışsın’ diyerek soruşturma açılan akademisyenler var. Bu baskı ve gözetim koşulları altında bizim akademik üretim yapmamız bekleniyor. Üç öğretim üyesiyle bölümleri idare etmeye çalışıyorlar. İş yükü fazla, idari iş yükü de akademisyenlere yüklenmiş durumda.”
“Akademisyen bir işçidir”
Vakıf üniversitelerindeki örgütlülük ne durumda? Eğitim emekçilerini sendikaya üye yapmak, örneğin bir fabrika işçisini sendikaya üye yapmaktan daha mı kolay?Öğretmen Sendikası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Nur Tuğçe Biga bu sorulara doğrudan kendi deneyimi ölçüsünde oldukça dikkat çeken yanıtlar veriyor.
Öğretmen Sendikası’nın “akademisyen üye” sayısının yaklaşık “500 civarında” olduğu bilgisini veren Dr. Nur Tuğçe Biga, vakıf üniversitelerinde çalışan toplam akademiysen sayısının yaklaşık “30 bin” olduğu düşünülürse bu oranın hala düşük olduğuna dikkat çekerek şunu ekliyor:
“Tabii sayılar çok iyi değil. İnsanlar çekiniyorlar, baskı ortamı var. Yaptığımız basın açıklamalarına gelmekten, videoda gözükmekten çekinen arkadaşlarımız var. Üniversitede sendikaya üye kazanmak daha bile zor. Çünkü pozisyonlar, unvanlar, ortalamanın biraz üstünde bir gelir gibi kaybedecek daha çok şeyi olduğunu düşünüp bunları kaybetmek istemediği için de geride durabiliyor bazı akademisyenler, çekinceler olabiliyor. Ama akademisyen bir işçidir, bunu artık netleştirmek gerekiyor. Sendikamız bunu böyle tanımlıyor. Biz de işçiyiz ve gördüğünüz gibi güvenceli de değiliz, bir patronun iki dudağı arasındayız.”

Akademide işten çıkarmalar öğrencileri nasıl etkiliyor?
Prof. Dr. Bülent Bilmez’in tarih bölümündeki 21 yıllık görevinin ardından işten çıkarıldığı İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin Kültürel İncelemeler bölümünde yüksek lisans yapan Meryem, üniversitesinde görev yapan Bülent Hoca gibi vakıf üniversitelerinde işten çıkarılan pek çok akademisyenin işten çıkarılmasıyla ilgili oldukça kaygılı olan bir öğrenci.
“Artık akademide hiçbir güvencenin kalmadığını fark ediyoruz” diyen Meryem, bu işten çıkarmaların özellikle yüksek lisans düzeyindeki öğrencilerin kafasında “akademide kariyer” konusunda pek çok soru işareti yarattığını dile getiriyor:
“Vakıf üniversitelerindeki hocaların çoğu zaten güvencesiz çalıştırılıyordu, bunları görüyorduk. Ama şu anda bu toplu işten çıkarmalarla beraber bunu daha net görüyoruz.”
Bilgi Üniversitesi’nin bir gece kararname ile kapatılması ve sonrasında verilen mücadeleyle yeniden geri açılması sürecini de sorduğum Meryem “Üniversite bir günde yeniden açılınca hiçbir şey değişmedi” diyerek bunu şöyle açıklıyor:
“Hala kayyum bir rektör var, hala polisler içeri giriyor. Hala yetkileri var ve istediklerini yapıyorlar. O yüzden çok da üniversitede kendimi güvende hissetme ve üniversiteye ait hissetme durumumuz kalmadı. Bilgi Üniversitesi’nden de bu işten çıkarmaların devamının gelmesinden dolayı da ayıca kaygılıyız. Şu anda bildiğim kadarıyla Bilgi Üniversitesi’nden işten çıkarılan Bülent Hoca var. Hem onun çıkarılmasına hem de vakıf üniversitelerindeki kıyıma karşı ses çıkarmamız gerektiğine inanıyorum. Bu toplu çıkarmalar bize tüm vakıf üniversitelerinde bundan sonra daha zorlu bir sürecin olabileceğini gösteriyor.”
Yakın zamanda akademide işe alımlarda “güvenlik soruşturmalarının daha da sıkılaştırılacağı” haberi aldıklarını da hatırlatan Meryem, “Akademi işe gireceklere yönelik güvenlik soruşturmalarının genişletileceğine dair bilgiler dolaşıyor. Akademide devam etmek giderek zorlaştırılıyor. Normalde hocalarımızla belki dayanışabiliyorduk, ama belli hocalar hedef seçilip çıkartmaları öğrencileri daha çok geriyor. Üniversiteyi üniversite yapan şeyleri yavaş yavaş parçalıyorlar. Bu akademik ve bilimsel eğitimi de geriye sürükleyen bir şey.”
“Ben çok bir gelecek görmemeye başladım. Onurlu bir yaşam için önümüzde çok da fazla bir seçenek olmuyor. Mezun olduğumuzda sınıf mücadelesini bölen holdinglerde onların beyaz yakası olarak aslında yine bir işçi olarak çalışmamız gerekiyor. Ben buna karşı akademide bir umut bulmaya çalıştım. Ama artık o umudum da kalmadı. Giderek akademide bana bir yer olmadığını fark ediyorum tüm bu baskılarla beraber.”

Üniversite adayı Ecrin işten çıkarılan akademisyenleri görünce…
İşten çıkarılan akademisyenlerin Öğretmen Sendikası ile birlikte 25 Temmuz Cumartesi akşamı basın açıklaması yaptığı İstanbul Kongre Merkezi’nde vakıf üniversiteleri kendilerini üniversite sınavına yeni giren ve bu sene tercih yapacak öğrencilere tanıttığı tanıtım günleri etkinliği devam ediyordu. Bu açıklamaya tanıtım günlerinden çıkan öğrenci ve velilerin nasıl yaklaştığını izleyip anlamaya çalıştım.
İçeriden elleri kolları çeşitli üniversitelerin verdiği bez çantalar, rengarenk tanıtım broşürleri ve çeşitli eşantiyonlarla dolu çıkan üniversite adayları ve ailelerinin kimisi meraklı gözlerle işten çıkarılan akademisyenlerin seslerine kulak verirken kimisi alkışlarıyla akademisyenlere destek veriyordu. Akademisyenleri alkışlarla destekleyen pek çoğu genç “konuyu çok bilmediklerini” söyleyerek görüş vermek istemedi, kimisi utangaç ve kısa destek mesajları verdi, ama açıklamayı dikkatli şekilde dinleyen Ecrin’in söyleyecek çok daha fazla şeyi vardı:
“Bu noktaya gelebilmek için çok emek sarf eden insanların bu noktaya geldikten sonra bunları yaşaması çok kötü. Üniversitede öğretmenlik yapan bir insanın kariyerinde ilerledikten sonra usulsüz şekilde işten çıkarılması çok onur kırıcı bir şey. Adalete başvurduğumuzda da pek karışık alamıyoruz. Bence o yüzden bu şekilde seslerini çıkarmak zorunda kalıyor insanlar.”
Görsel İletişim ve Tasarım okumak isteyen Ecrin, vakıf üniversitelerinden hangisinde bu bölümü okuyabileceğini görmek için Tanıtım Günleri’ne katıldığında işten çıkarılan akademisyenlerin protestosunu görerek bu durumdan haberdar olan üniversite adaylarından biri. Henüz 18 yaşındaki bu genç üniversite adayı annesi, babası ve erkek kardeşiyle Tanıtım Günleri’ne gelmiş. Ailesi böyle cesurca konuşan Ecrin ile gurur duyduklarını ifade ederken Ecrin’e son bir soru olarak “Akademisyenlerin işten çıkarıldığı bir ortamda nasıl bir gelecek hayal ediyorsun? Bu sende bir kaygı yaratıyor mu” diye sorduğumda şöyle yanıtlıyor:
“Kesinlikte yaratıyor. Kariyer anlamında da almış olduğum puanla güzel bir üniversiteye gidip üniversite sonrasında güzel bir işe girmek isterim tabii ki. Ama insanların işten çıkarıldığı bu ortam beni kesinlikle endişelendiriyor tabii ki. Çünkü çok başarılı olup başarısının karşılığını alamayan insanları görmek benim kendi hedeflerime yönelik odaklanmamda baya etkili oluyor, azmimi kırıyor diyebilirim.”
“Şimdi dayanışma zamanı”
Dr. Derya Avcı Dursun’un tüm kadınlara ve kamuoyuna vermek istediği son mesaj şöyle:
“Birlikte hareket etmemizin ve dayanışmamızın son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Birbirimize destek olmamız gereken en sıkıntılı zamanlardan geçiyoruz. O nedenle herkesin bu dayanışmaya ve sendikal mücadeleye destek olmasını çok isterim.”
Tüm kadınlara vermek istediği son mesajı sorduğum Prof. Dr. Feryal Saygılıgil ise sözlerini şöyle noktalıyor:
“Şimdi dayanışma zamanı. Biz bunu çok önemsiyoruz. Biz asla vazgeçmeyeceğiz. Herkesi sesimizi çoğaltmaya ve dayanışmaya bekliyoruz. Bu bir emek ve ekmek mücadelesi. Bizi lütfen görünür kılın ve sesimizi duyun. Hak mücadelemizde tek başımıza olmadığımızı biliyoruz, iyi bir dayanışma var ama bunun sönümlenmemesi gerekiyor, hep gündemde kalması gerekiyor.”
Arel Üniversitesi’nden çıkarılan meslektaşı Prof. Dr. Feryal Saygılıgil ile birlikte işe geri dönmek için dava açan Dr. Nur Tuğçe Biga da hukuki zeminde kendi işe geri dönme mücadelesini sürdüreceğini dile getirerek tüm Kadın İşçi okurları ile son olarak şu mesajı paylaşıyor:
“Dava sürecimize devam edeceğiz. Eylemliliklerimiz sürecek. Güvencesizliğe dair bir yasanın TBMM’den geçmesi için mailler attık, medyada bunun görünür olması biçim için çok önemli. Elimizden geldiğince bu mücadeleyi sürdüreceğiz, üniversiteleri ve hukuksuzlukları teşhir ederek tabii ki. Sadece sendika üye sayısını değil, dayanışmayı artırmamız gerekiyor.”










