Skip to main contentSkip to footer
Kamu kurumlarında kreş yönetmeliğindeki değişiklik:

“Taşrada çalışan kadınlar yine yararlanamayacak”

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın yürürlüğe giren yeni yönetmeliğiyle kamu kurumlarında çocuk bakımevi açılmasına ilişkin şartlarda değişikliğe gidildi. Eğitim- Sen’den Simge Yardım uygulamada çıkacak sorunlara dikkat çekerken, SES’ten Ferdane Çakır kreşlerin mali yükünün çalışanlara yüklenilmesini eleştiriyor.

Ücret

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yeni yönetmeliğiyle kamu kurumlarında çocuk bakımevi açılmasına ilişkin şartlarda değişikliğe gidildi. Kreş açılması için gerekli asgari çocuk sayısı 50’den 30’a düşürülürken, aynı kurumda görev yapan en az 30 kamu görevlisinin yazılı talebi halinde kurumlar çocuk bakımevi açmakla yükümlü olacak. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Şişli Şubesi Sekreteri Ferdane Çakır ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren yeni yönetmeliği, kreş hakkını ve taleplerini konuştuk.

Eğitim-Sen Merkez Kadın Sekreteri Simge Yardım

Yönetmelik çıkarmak değil uygulamak önemli”

Simge Yardım, AKP dönemimde kamu kreşlerinin kapatıldığını belirttikten sonra kamu kreşlerinin kapatılması politikası ile birlikte kadınların çalışma yaşamından uzaklaştırılarak, bakım yükünün daha da ağırlaştığını söylüyor. “AKP iktidarının uzun süredir kamu kreşlerini kapatmaya, kamusal alanları daraltmaya yönelik bir politikası vardı. Kamu kreşleri de bu anlayış doğrultusunda kapatıldı hatta belediye kreşlerinin de yargı kararlarıyla kapatılması yönünde girişimler gündeme geldi. Özellikle son dönemde, uzun zamandır devam eden fakat giderek daha görünür hâle gelen bir gerçek var: Artan ekonomik kriz ve ağırlaşan çalışma koşullarında, kamu kreşlerinin kapatılması kadınları çalışma yaşamından uzaklaştıran, bakım yükünü ise daha da ağırlaştıran bir sonuç doğurdu. Bu nedenle yeni yönetmelikte kreş hizmetinin 0-6 yaş grubunu kapsayacak şekilde düzenlenmiş olması olumlu bir gelişmedir. Daha önce düzenleme 3-6 yaş grubu üzerinden tartışılmıştı. O dönemde de bunun yeterli olmadığını, hizmetin mutlaka 0-6 yaş arasındaki tüm çocukları kapsaması gerektiğini ifade etmiştik. Bu yönüyle yeni düzenleme olumlu bir adımdır. Ancak yalnızca yönetmelik ve yasa çıkarmanın yeterli olmadığını, asıl önemli olanın uygulama olduğunu geçmiş deneyimlerden biliyoruz. Yönetmelikler çıkarılıyor ancak uygulanmadığında ya da işlevsel hâle getirilmediğinde yalnızca yazılı bir belge olarak kalıyor” diye belirtiyor.

“Kreşlerin açılmaması ihtimaliyle karşı karşıya kalabiliriz”

Yardım, yönetmelik uygulama esaslarının daha işlevsel hâle getirilmesi gerektiğini söylüyor. “Yönetmelikte kreş açılması için en az 30 çalışanın talebinin bulunması şartı getirildi. Ancak bu uygulamanın pratikte birçok kurum açısından karşılığı olmayacaktır. Örneğin bir okulda 30 çalışanın aynı anda kreş talebinde bulunması çoğu zaman mümkün değildir. Bu nedenle yönetmelik anlamlı olmakla birlikte uygulama esaslarının daha işlevsel hâle getirilmesi gerekiyor. Birbirine yakın kamu kurumlarının ortak kreş hizmetinden yararlanması, taleplerin birleştirilerek 30 kişi şartının sağlanması gibi yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır. Çünkü talep oluşsa bile bütçe veya farklı gerekçeler öne sürülerek kreşlerin açılmaması ihtimaliyle karşı karşıya kalabiliriz” diye ekliyor.

Kadınların kreş ücretlerini karşılayamadığı için işlerinden ayrılmak zorunda kaldığını belirten Yardım, toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı olarak çocuk, yaşlı ve genel bakım sorumluluğu hâlâ büyük ölçüde kadınların görevi olarak görüldüğünün altını çizdikten sonra bu durumun ve artan kreş ücretlerinin kadınların çalışma yaşamından çekilmesine, sosyal hayattan uzaklaşmasına ve yaşamlarının birçok alanda daralmasına neden olduğunu da vurguluyor: “Pek çok kadın, kreş ücretlerini karşılayamadığı için işinden ayrılarak ev yaşamına dönmek zorunda kalıyor. Ancak ev içi yaşam kadınlar açısından daha fazla görünmeyen emek, daha fazla sorumluluk ve ekonomik bağımsızlığın kaybedilmesi anlamına geliyor. Üstelik birçok kadın için ev içi alan aynı zamanda şiddetin de yaşandığı bir ortam olabiliyor. Kadınlar yalnızca fiziksel değil, psikolojik ve ekonomik şiddetin de farklı biçimleriyle karşı karşıya kalıyor. Bu nedenle kadınların kendi yaşamlarını kurabilmeleri, ekonomik bağımsızlıklarını kazanabilmeleri, çalışma hayatında yer alabilmeleri ve özgürleşebilmeleri açısından kreşler son derece önemli bir ihtiyaçtır. Kreşlerin yaygınlaştırılması da bu nedenle temel taleplerimiz arasında yer alıyor.”

Erkekleri de çocuk bakımına teşvik eden çözümler

Çocuk bakımının yalnızca annenin değil, babanın da sorumluluğu olduğu kabul edilmesi gerektiğini vurgulayan Yardım kreş talebinin sadece kadınların talebi olmadığına bir ebeveyn talebi olduğunu da söylüyor. Simge Yardım, son dönemlerde iktidarın, ‘Aile Yılı’ politikalarıyla birlikte çocuk sahibi olmayı teşvik eden söylemlerinin artmasının, kadın bedeni ve doğurganlığı üzerinden politikalar geliştirilmesinin kadın haklarının önümüzdeki dönemde daha da daraltılabileceğini gösterdiğini de belirttikten sonra şöyle devam ediyor: “Ancak kreş yalnızca kadınların talebi değildir. Toplumsal cinsiyet rolleri nedeniyle böyle algılansa da aslında bu bir ebeveyn talebidir. Çocuk bakımının yalnızca annenin değil, babanın da sorumluluğu olduğu kabul edilmelidir. Kreş hizmetleri de bu anlayışla planlanmalıdır. Çalışan erkeklerin talepleri de aynı şekilde değerlendirilmelidir. Son dönemde ebeveyn kavramı daha fazla kullanılmaya başlandı ancak bu durum henüz toplumsal zihniyeti değiştirmiş değildir. Kreş hâlâ ağırlıklı olarak kadınların ihtiyacı olarak görülüyor. Oysa bakım krizi dediğimiz sorun yalnızca çocuk bakımını değil yaşlı bakımını da kapsıyor ve görünmeyen emeğin önemli bir bölümünü kadınların omuzlarına yüklüyor.”

Kaynak: Ekmek ve Gül

“Kreş hizmeti birçok aile için ulaşılabilir olmaktan çıktı”

İşçilerin ekonomik kriz ve geçim zorluğu ile karşı karşıya olduğu ve kreş ücretlerinin büyük bir ekonomik yük oluşturduğu koşullarda, kamu için alınan bu kararın özel sektörde de uygulanması gerektiğini söyleyen Yardım: “Bugün kreş ücretleri aylık yaklaşık 15 ila 20 bin lira arasında değişiyor. Ülkede çalışanların büyük bölümü asgari ücretle yaşamını sürdürmeye çalışırken bu maliyetlerin karşılanması mümkün değildir. Böyle bir ortamda kreş hizmeti birçok aile için ulaşılabilir olmaktan çıktı. Kreş ücretlerinin neredeyse bir çalışanın maaşına denk geldiği koşullarda ailelerin bu maliyeti karşılaması mümkün değildir Dolayısıyla kamu kreşleri yalnızca kamu emekçilerini değil, özel sektörde çalışan işçileri de kapsayacak biçimde yaygınlaştırılmalıdır.

Ücretsiz, erişilebilir ve gerektiğinde 24 saat hizmet veren kreşler oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Özellikle sağlık çalışanları gece nöbetleri tutuyor. Benzer şekilde özel sektörde, özellikle fabrikalarda vardiyalı çalışma sistemi yaygın olarak uygulanıyor. Bu nedenle yalnızca gündüz hizmet veren kreşler ihtiyacı tam anlamıyla karşılayamayacaktır. Ayrıca kreş hizmetlerinin anadilinde eğitim verebilmesi de önemlidir.”

Kreşlerde, çocuğun üstün yararını esas alan, bilimsel, demokratik ve pedagojik ilkelere uygun bir eğitim anlayışı benimsenmesi gerektiğini söyleyen Yardım, çocuk gelişimini esas almayan, demokratik olmayan, dini eğitimi merkeze koyan ve çocuk haklarını gözetmeyen bir anlayışın okul öncesi döneme taşınmasının da bir risk oluşturacağını dikkat çekiyor: “Kreşlerin açılması elbette olumlu bir gelişmedir. Ancak bu kurumlarda çocuğun üstün yararını esas alan, bilimsel, demokratik ve pedagojik ilkelere uygun bir eğitim anlayışı benimsenmelidir. Daha önce okul öncesi dönemde çeşitli dini yapılar aracılığıyla yürütülen uygulamalara tanıklık ettik. Benzer bir yaklaşımın kamu kreşleri üzerinden yaygınlaştırılması önemli riskler taşımaktadır.”

“Taşradaki kamu kurumları için geçerli olacak mı?”

SES Şişli Şubesi Sekreteri Ferdana Çakır, kreşler ile ilgili yönetmeliği değerlendirerek yönetmelikteki olumsuzlukları şu sözler ile anlattı; “Söz konusu yasal düzenleme, zaten yürürlükte olan ancak çok az sayıda kamu kurumunda fiilen uygulanan bir yönetmelikti. Revize edilen hâliyle kapsamının genişletilmesi ve o kurumda çalışan ebeveynler için gerekli çocuk sayısının düşürülmesi ilk bakışta olumlu düzenlemeler olarak öne çıkıyor. Ancak yönetmeliğin uygulanmasında kamu kurumlarının fiziki koşulları, ilgili mevzuatın hayata geçirilmesi, yeterli personel istihdamı gibi çok önemli unsurlar konusunda yeterli bir yaptırım öngörülmüyor. Büyükşehirlerde bu koşullar sağlansa bile taşradaki kamu kurumları için aynı durum geçerli olacak mı? Çünkü bu kurumlarda çalışan ve dolayısıyla kreş ihtiyacı bulunan çocuk sayısı büyük olasılıkla 30’un altında kalacaktır.”

“Yönetmeliğin ucu açık görünmektedir”

Yönetmelikte ücretlere ilişkin bir üst sınır belirlenmemiş olmasının sorun yarattığını ve yönetmeliğin ucu açık olduğunu belirten Çakır şöyle devam ediyor: “Bence en önemli mesele açılacak kreşlerin mali yüküdür. Nitekim Sayıştay’ın şu değerlendirmesi bunu açıkça ortaya koymaktadır: ‘Memurlara hizmet veren kreşler, ‘sosyal tesis’ kapsamında kabul edilir. Bu nedenle işletme ve bakım giderleri kurum bütçesinden karşılanmaz. Giderler, personelin maaşından kesilen aidatlarla veya döner sermaye işletmeleri aracılığıyla finanse edilir.’ Bu açıklamaya göre, zaten oldukça düşük olan kamu emekçilerinin maaşlarının önemli bir kısmı yine kreş ücretine gidecektir. Yani sadece adı devlet kreşi olacak; bunun dışında anne ya da babaya, kreşin iş yerine fiziki yakınlığı dışında kayda değer bir avantaj sağlamayacaktır. Bugün bile mevcut hastane kreşlerinin ücretleri ile özel kreş ücretleri arasında çok az fark bulunmaktadır. Ücretlere ilişkin bir üst sınır belirlenmemiş olması, aslında yalnızca kreşin fiziki olarak açılıp diğer bütün yükümlülüklerin yine çalışanların omuzlarına bırakıldığı bir düzenleme yaratmaktadır. Yönetmeliğin Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından güncellenerek denetim ve işletim mekanizmalarının tek merkezde toplanmasının, yerel yönetimlerin özellikle çocuk gündüz bakımevleri ve kreş açma, mevcut kreş sayılarını artırma gibi olumlu girişimlerini güçlendirmek yerine sınırlandıracağını ve bu alanda yeni bir engel oluşturacağını düşünüyorum” diyor.

Daha fazla yoğunlaşmalı ve mücadele etmeliyiz”

Çakır bakım emeğinin yalnızca kadınlar üzerinden karşılanmasının toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en somut örneklerinden biri olduğuna, kreş hakkı için daha çok mücadele etmek gerektiğine dikkat çekiyor: “Çok küçük bir kesim dışında bırakılırsa, biz kadınların yaşadığı sorunların büyük bölümü ortaktır. Günün 24 saati içinde kendimize ayırabildiğimiz zaman neredeyse hiç yoktur ya da oldukça sınırlıdır. Hepimiz çalışıyoruz; eve geldiğimizde ise ikinci mesaimiz başlıyor. Yaşlıların, çocukların ve özel gereksinimli bireylerin bakımı hâlâ büyük ölçüde kadınlar üzerinden çözülmektedir. Oysa bakım dediğimiz şey, çok fazla detayı içinde barındıran, yaşamsal öneme sahip ve son derece kıymetli bir iştir. Bu nedenle bakım, bireysel değil toplumsal bir meseledir. Tam da bu noktada sosyal devlet anlayışı vazgeçilmezdir. Sosyal devlet, bu üç grubun bakımını bir yük ya da kara delik olarak görmek yerine kamusal bir görev ve sorumluluk olarak değerlendirmelidir. Öte yandan bakım emeğinin yalnızca kadınlar üzerinden karşılanması, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en somut örneklerinden biridir. Bu eşitliği sağlayamadığımız sürece hem fiziksel hem de duygusal olarak en fazla yıpranan yine kadınlar olacaktır. Yirmi dört saat esasına göre çalışılan hastanelerde yönetmeliğin güncellenmiş hâli elbette önemlidir. Ancak bu düzenlemenin gerçekten hayata geçebilmesi için bu mesele üzerinde daha fazla yoğunlaşmalı, mücadele etmeli ve idareler üzerinde yönetmeliğin etkin biçimde uygulanmasına yönelik baskı oluşturmalıyız.”

Ana Fotoğraf: Evrensel gazetesi

 

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar