Skip to main contentSkip to footer
Panista işçileri:

“İş tanımı dışında her işi yapıyorduk”

Bir yıl önce maaşları dâhil olmak üzere yıllık izin, kıdem ve ihbar tazminatları verilmeden işten çıkarılan Panista’da çalışan kadın işçiler, işyerinde ciddi işçi sağlığı ve iş güvenliği sorunları olduğuna da dikkat çekip “Onlar evlerinde uyurken biz yollardaydık. Korkarak işe gelip gidiyorduk. Biz sadece haklarımızı istiyoruz” diyorlar.

Örgütlenme/Sendika

Doruk Un iştiraklerinden Kile Unlu Mamuller bünyesinde faaliyet yürüten Panista’da çalışan işçiler, yaklaşık bir yıl önce maaşları dâhil olmak üzere yıllık izin, kıdem ve ihbar tazminatları verilmeden işten çıkarıldı. Çıkarılan işçiler dava açtı, arabulucu ile anlaşıldı fakat haklar ödenmedi. Panista işçileri, ödenmeyen ücret, mesai, yıllık izin ve kıdem tazminatı hakları için Patronların Ensesindeyiz çatısı altında Panista İşçisi Dayanışma Ağı’nı kurdu. Geçtiğimiz günlerde basın açıklaması yaparak yaşadıkları hak gasplarını duyurdular. Hakkını arayan Panista işçileri Cumartesi Günü saat 17:00 Panista Acrloft Şubesi önünde basın açıklaması yapacak. Doruk Un iştiraki olan Panista’da haklarını alamayan kadın işçiler ile yaşadıkları hak kayıplarını, yaşadıkları sorunları ve taleplerini konuştuk.

Ücretler bazen hiç ödenmiyordu’

Panista işçisi Fatma Kol, birçok hakkını alamadığını söylüyor. “Ben 2016 yılında Komşu Fırın’da işe başladım. Daha sonra şirketin battığı söylendi, şirket el değiştirdi. Önce farklı isimler kullanıldı, sonra Panista oldu. Ama aslında değişen sadece isimlerdi. Patron yine aynı patrondu. Şirket iflas etmiş gibi gösterildi. Birçok işçi çıkarıldı ve mağdur edildi. Ben, Komşu Fırın döneminden beri çalışıyordum. Panista’da da 2024 yılına kadar çalışmaya devam ettim. Maaşlar geç ödeniyordu, bazen hiç ödenmiyordu. Yemek ve yol ücretleri yatırılmıyordu. Ben de avukat aracılığıyla ihtar çekip işten ayrıldım. Mahkemeye başvurdum. İki yıldır davam devam ediyor. Tazminatım içeride kaldı. Yıllık izinlerimiz, fazla mesailerimiz ödenmedi. Sekiz sene çalıştım ama doğru düzgün yıllık izin bile kullanamadım çünkü personel eksikti. Mağaza müdürü olarak çalışıyordum. Personel açığı olduğu için sürekli fedakârlık yapıyorduk. Sabah 05.30’da işe gidip akşam 18.00’e kadar çalışıyordum. Mahkemede bunların hepsini delil olarak sundum.”

‘O saatlerde sokaklar güvenli değildi’

Kötü çalışma koşullarında, sekiz yıl boyunca doğru düzgün izin kullanmadan saatlerce çalıştığını, işyerinde kadınlara yönelik mobbingin de olduğunu belirten Kol, “Gece saat 22.00’de, 00.00’da gruplardan mesajlar atılıyor, sürekli baskı kuruluyordu. İnsanlar, gece bile strese sokuluyordu. Avukat ile hesaplamıştık, benim yaklaşık 600 bin lira alacağım var. Yıllık izinlerim, fazla mesailerim ve tazminatlarım içeride kaldı. Bayramlarda, hafta sonlarında sürekli çalışıyorduk.”
Kiralık bir evde oturduğunu sözlerine ekleyen kadın işçi, iki çocuğunun olduğunu, elektrik, su çocukların okul masrafı gibi kalemlere aldığı ücretin çoğunun gittiğini vurguladıktan sonra şöyle devam ediyor; “Yoğun bir mağazada tek başıma mücadele ettim ama sonunda hakkımı alamadım. Sekiz yılın sonunda tek istediğim, hakkımın verilmesi. Kadınlara yönelik sözlü baskılar oluyordu. İşsiz kalma korkusuyla ses çıkaramıyorduk. Bizim çağrımız çok net; Hakkımızı istiyoruz. Fazlasını değil, sadece emeğimizin karşılığını talep ediyoruz. Pandemi döneminde toplu taşıma olmadığı için çoğu zaman yürüyerek işe gidip geldim. Sabahın 05.30’unda yollarda oluyordum. O saatlerde sokaklar çok güvensizdi. Korkarak işe gelip gidiyorduk. Pandemi döneminde herkes evdeyken biz yürüyerek işe gidip geldik.” dedi.

Nagehan Özdemir

‘Geçen sene ilk defa 20 gün izin kullanabildim’

İşten çıkarılan Nagehan Özdemir, yıllar boyunca emek verdiği hâlde hiçbir hakkını alamadığını anlattıktan sonra şöyle devam ediyor: “Ben 2010 yılında Komşu Fırın’da işe girdim. Toplamda 15 yıl çalıştım. Burada çok ağır şartlarda çalıştım. İşten çıkarıldım. Çok soğuk hava koşullarında, -18 derecelik depolarda sayım yaptık. Su basan yerleri gece temizledik. Boyun fıtığım var, kıkırdak sorunlarım var. Bunların hepsi yılların yorgunluğu. Ben hakkımın yenmesini istemiyorum. İlk defa geçen sene 20 gün izin kullanabildim. Onu da zorunlu olarak kullandırdılar çünkü fırınlar kapanıyordu ve personel fazlalığı vardı. Cumartesi ve pazar günleri izin kullanma gibi bir şansımız yoktu. Ailemle hafta sonları bile vakit geçiremedim. Bir keresinde yıllık izinde Kayseri’ye gitmiştim. Oradayken arayıp, ‘Acil gelmen lazım.’ dediler. Tekrar uçak bileti alıp dönmek zorunda kaldım. Şirkete o kadar bağlıydık ki kendi hayatımız kalmamıştı. Kendileri evde otururken bize sürekli, ‘Satışlarınız düşük, biraz yüklenin.’ diyorlardı.”

Devamlı performans ve satış baskıları uygulandığını da sözlerine ekleyen Özdemir, bu baskıların iş kazalarına da yol açtığını anlatıyor. “Bir keresinde elim çok kötü yanmıştı, derim kalkmıştı ama yine de işe gelip çalıştım. ‘Rapor al.’ bile demediler. Son zamanlarda maaşlar ödenmediği için çalışan da kalmamıştı. Yedi kişilik işi üç kişiyle döndürmeye çalışıyorduk. Gece 02.00’de işe gelip sabah 09.00’a kadar tek başıma çalışıyordum. Çok ağır şartlarda çalıştık. Sürekli bölge müdürü ve genel müdür değişti. Her gelen kendi adamını getirdi. Ben çok iyi çalıştığım hâlde beni yıllarca yükseltmediler. Pandemi döneminde hem bölge müdürlüğü hem şube yönetimi yaptım. İzne çıktığımda bile çalıştırıldım. Gece 04.00’te kalkıp kurye takibi yaptırıyorlardı. Emeklerimizi resmen çaldılar. Kadınların önü açılmadı. Çalışanla çalışmayan arasında fark yaratılmadı. Maaşlarda da adaletsizlik vardı. Tanıdığı olan yüksek maaş alıyordu. Biz düşük maaşlarla çalıştırıldık. İnsani değerlerimizi kaybettik. Psikolojik olarak çok yıprandık” diye belirtiyor.

‘Patronlar lüks villalarında yaşamaya devam ediyor’

Özdemir, şirket ile işçiler arasında arabulucu aracılığıyla anlaşma yapılmasına  rağmen haklarının ödenmediğini söyledikten sonra kendi hikayesini anlatıyor: “İşten çıkarılınca Kartal Adliyesi’ne gittim, başvurdum. Oradan beni arabulucuya yönlendirdiler. Arabulucu ile ilk görüşmemizde anlaşamadık. Çünkü ben burada şube müdürü ve yönetici olarak görev yapıyordum. Bana teklif edilen rakam çok komikti. 130 günlük yıllık izin alacağım vardı. Bunun dışında telafi izinlerim vardı. Fazla çalışma saatim zaten çok fazlaydı. İkinci görüşmede avukata, ‘Ne yapmam gerekiyor?’ dedim. Arabulucu ile anlaşmam gerektiğini söyledi. Anlaştık. 25 ay taksit yaptılar. Zaten 60 ayda bile ödeyemeyeceklerini düşünüyordum ama yine de kabul ettim. Sadece Şubat ayında ilk taksidi ödediler. Sonra hiçbir taksit ödemediler. O para da arabuluculuk masrafına gitti. Bizi o kadar mağdur ettiler ki kredi kartlarımız patladı.”

Ne yapabiliriz diye epey düşündükten sonra Patronların Ensesindeyiz Dayanışma Ağı’na başvurmaya karar vermişler.  Sonrasını özetliyor: “İyi ki de başvurmuşuz. En azından bir dönüş olmasını bekliyoruz. Patronların Ensesindeyiz Dayanışma Ağı olmasa bu patronlara ulaşamazdık. Hepsi villalarında, lüks hayatlarında yaşamaya devam ediyor. Şimdi başka bir şirket açmışlar ve onun altında devam ediyorlar ama mağdur olan yine biziz. Benim burada 15 senem var. Normalde almam gereken rakam çok daha yüksekti. Ben arabulucuyla anlaşmıştım ama beni kandırdılar. ‘Ocak ayına kadar maaşların, yemek ve yol ücretlerin yatacak.’ dediler. Bunları yapmayıp beni kandırdılar. Bu yüzden bütün haklarımı istiyorum. İşçilerin hakları yenmesin, kadınların emeği sömürülmesin istiyoruz. İnsanların emeğinin görülmesini istiyorum”

‘Kolumu fırında yaktım’

Beş yıldır bu işyerinde çalışan 28 yaşındaki Rukiye Hozer, iş tanımı dışında işler yapmak zorunda kaldığını belirtiyor. “Ekip üyesi olarak işe başladım, en son genel merkeze kadar yükseldim. Bütün gençlik yıllarımı orada heba etmişim. Bunu sonradan anladım tabii. İşten çıkarıldım. Bize bir arabuluculuk sözleşmesi yaptılar. 370 bin TL alacağımı 17 aya böldüler. İlk sekiz ay sadece 15 bin lira ödeyeceklerini söylediler. ‘17 ay sonra bu para zaten değerini kaybedecek.’ dedim. ‘Süreç böyle.’ diyerek geçiştirdiler. İlk başta düzenli yatınca herhâlde ödemeye devam edecekler diye düşündük. Bu yüzden kredi çekenler oldu. Ben de ücretlerim taksit taksit yatar, kredi borcumu öderim diye düşündüm ama maalesef yatırılmadı. Benim çocuğum yok ama çocuğu olan insanlar çok daha büyük mağduriyet yaşadı.”

Arkadaşlarının büyük bölümü gibi kirada oturan Hozer, işsizlik ücretinin çok düşük olduğunu, faturalarını ödeyemediklerini, günlük ihtiyaçlarını tam karşılayamadıklarını anlattıktan sonra yıldırıcı çalışma koşullarına da dikkat çekiyor: “Biz dört kadın aynı şubede çalışıyorduk ve en yoğun şubelerden biriydi. Ağzına kadar dolu kasalarla mal geliyordu. Bu malları, neredeyse bir evin salonu büyüklüğündeki dev dolaplara, eksi 18 derece soğukta kaldırıp taşımak zorunda kalıyorduk. Hepimizi çok ağır şartlar altında çalıştırdılar. Bize sürekli ağır işler yaptırıyorlardı ve asla memnun olmuyorlardı. Bir iş kazası geçirdim, kolumu fırında yaktım. Buna rağmen gidip rapor almadım çünkü işi sürdürebilecek kimse yoktu. Eksik personelle çalışıyorduk. Bayramlarda, özel günlerde hep tam mesai çalıştık. Kadın olarak yaşadıklarımızda çok zordu. İş tanımımız dışında da pek çok iş yaptık. Ben müdürdüm ama bilgisayar işleriyle, ofis işleriyle ilgilenmem gerekirken dışarı gidip ambalaj alıyordum. Şirket ürün göndermiyordu, ben mağaza mağaza ürün arıyordum. Faturalarda problem oluyordu, onları ben çözüyordum. Başkasının yapması gereken işleri biz yapıyorduk.”

Gecenin üçünde iş başı

Hozer, uzun saatler çalıştırıldıklarının altını çizdikten sonra işsiz kaldıkları ve ödenmeyen haklarını alamadıkları için geçim sıkıntısı yaşadıklarını söylüyor. “Kadın işçiler olarak sabah pişirmeye gitmek için gecenin 03.00’ünde kalkıp taksiyle işe gitmek zorunda kalıyorduk. Güvenli olmayan bir şehirde gece saat 03.00’te yola çıkmak büyük bir risk. Emek sömürüsüne fazlasıyla maruz kaldık. Ay sonu sayım dönemlerinde sabah 07.00’de işe gidip akşam 19.00’da hatta bazen gece 21.00’de çıktığımı biliyorum. Mağaza saat 21.00’de kapanıyordu ama ‘Elektrikçi gelecek, tabela değişecek.’ diye bizi gece 22.00-22.30’a kadar bekletiyorlardı. Çalışma saatlerimizin dışında da çok çalıştırıldık.”

Haklarını almak için Beşiktaş’ta eylem yaptıklarını, sadece ödenmeyen hakları peşinde olduklarını, ekstra bir şey istemediklerini canhıraş anlatıyor: “Kıdem tazminatım, ihbar tazminatım ve yıllık izin ücretlerim içeride kaldı. İnsanlar emek verdi, sakatlandı, iş kazaları geçirdi. Bıçakla kolunu kesenler oldu. Bu kadar emeğin karşılığı verilmeden insanların mağdur edilmesini istemiyoruz. Patronlar hayatlarına devam ediyor. Lüks arabalarla geziyorlar, en pahalı kıyafetleri giyiyorlar. Onların hayatında hiçbir şey değişmedi ama bizim hayatımız altüst oldu. Kim nasıl destek olabiliyorsa bize destek olsun istiyoruz.”

Fotoğraf: Patronların Ensesindeyiz 

 

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar