eşine fiziksel, duygusal, ekonomik şiddet uygulamak, tanıdığı, tanımadığı kadınları taciz etmek, evliyken sürekli başka kadınlarla ilişkilere girmek gibi pratikler feminizmden önce de toplum vicdanında kabul edilmezdi.

hepimiz mevcut toplum içine doğup o ilişkiler ağı içinde büyüyoruz. bilincimizin şekillenmesinde toplumun genel yargılarının büyük etkisi oluyor. ama politikleşme, başka birçok şeyin yanı sıra, düzenle (düzen’i, birer sistem olan patriyarka ve kapitalizmin birlikteliğini kastetmek için kullanıyorum) işbirliği yaparken ya da uzlaşırken insanı rahatsız edecek bir bilince ulaşmak anlamına geliyor.
bu açıdan baktığımızda feminizmin toplumsallaşan bir siyaset haline gelmesi çok şeyi dönüştürdü, biz kadınların hayatını, bilincini değiştirdi, erkeklere de etkisi oldu.
sadece feminizm değil, sosyalizm gibi eşitlikçi fikirler de özellikle erkeklerin bilincinde cinsiyet açısından, sınırlı da olsa değişiklik yapmıştır.
küçük ya da büyük bu değişimler, onların davranışlarını, söylemlerini etkiledi. daha önce savundukları fikirlerden vazgeçmelerini ya da bunları dillendirmekten imtina etmelerini, daha önce başvurdukları ifadeleri kullanmamalarını sağladı.
örneğin geçmişte, “ben kadınların çalışmasına karşıyım, onların evde kalıp çocuklarını büyütmesini daha doğru buluyorum” diyebilecek ve belli bir hoşgörüyle karşılanacak bir erkek, artık hangi sosyal çevrede bulunursa bulunsun tepki görmeyi göze alıyor.
ya da, bugün birçok çevrede, “kadın dediğin zeytinyağlı dolmayı güzel yapacak” demek tepki görecekken geçmişte makul sayılabilirdi, özellikle böyle söylem düzeyinde, cinsiyetçilikle hesaplaşmamış, cinsiyet konusunda herhangi bir bilince ulaşmamış erkekler vardı.
burada bir parantez açıp şunu söylemek istiyorum. söylemle çok daha geniş bir bağlamı kastediyoruz ama sözün nasıl, nerede kullanıldığı önemli. bazen söz söylem olmaktan çıkar, eyleme dönüşür. örneğin bir erkek bir kadına, “ulan fahişe” diyorsa, bu bir eylem, bir şiddet eylemidir.
devam edeyim. bir zamanlar -ki o zamanlara f.ö./feminizmden önce diyebiliriz- hoş görülebilen cümleler bugün eleştiriliyor.
aramızda olmayan ya da henüz hayatta olan ama f.ö. zamanlarda da, davranışlarından, hareketlerinden ve söylemlerinden sorumlu bir yetişkin olan bir erkeğin bugünkü ortak bilincimizle kabul etmeyeceğimiz geçmişteki bazı ifadelerini, yaklaşımlarını, “o yıllarda henüz politikleşmemişti, politik bilinci yoktu” gibi gerekçelerle bağışlamak değilse bile anlamak mümkün mü? bu önemsiz bir tartışma değil ama bu yazıda değinmek istediğim başka bir nokta.
erkeklik suçları
değer verilen kimi erkeklerin, geçmişleri aklanmaya çalışılırken, işledikleri erkeklik suçları siyasi bilinçlerinin eksik ya da oluşmamış olmasına bağlanıyor. bu bir çarpıtma.
eşine fiziksel, duygusal, ekonomik şiddet uygulamak, tanıdığı, tanımadığı kadınları taciz etmek, evliyken sürekli başka kadınlarla ilişkilere girmek gibi pratikler f.ö. zamanlarda da, toplum vicdanında kabul edilmeyen işlerdi.
o yıllarda karısının ağzını burnunu kırmak olağan görülürdü, nitekim falanca çok kıymetli yazar/sanatçı/devrimci o yıllarda henüz politikleşmemişti ama siyasi olarak bilinçlendikten sonra değişti gibi bir durum yok. o çok kıymetli yazar/sanatçı/devrimci bilinçlendiği için değişmemiş, çevresinin bilinci onu bağışlamadığı için değişmek zorunda kalmış. bunlar her zaman suçtu, hiçbir yaratıcılığın, devrimci kararlılığın, entelektüel titizliğin affettirmeyeceği suçlar. tam aksine, o zaman ve her zaman suç olan bu pratikler devrimci kararlılığın ve entelektüel titizliğin ve eğer üretimi varsa, o üretimin sorgulanmasını gerektirir. bugün bunların adını koyuyoruz, sebebini biliyoruz. erkek şiddeti bir sistem olarak patriyarkanın sonucudur, diyebiliyoruz.
geçmiş geçmişte kalmıyor. bu suçlar, böyle uyduruk, mesnetsiz bahanelerle olağanlaştırdıkça genç erkeklerin bilinci de karartılıyor, kadınlar korunmasızlaşıyor. ayrıca o kişinin temsil ettiği varsayılan siyasete gölge düşürüyor.
Fotoğraf: Özge Özgüner / csgorselarsiv.org










