Emekli aylıkları açlık sınırının da altına indi, “geçinemiyoruz” sloganı ile geçtiğimiz günlerde emekliler sokaklardaydı. Kadınlar eylemlerde başı çekiyor. Emekli sendikalarından kadın yönetici ve temsilcilerle emekli kadının taleplerini, haklarını ve cinsiyet temelli mücadelelerini konuştuk.

Temmuz’da asgari ücret zamlarının yanı sıra emeklilere yönelik zamlar da gündeme geliyor. Emekli aylıkları son yıllarda asgari ücretin iyice altına düştü. Emekliler en zor yıllarını yaşarken onların sosyal ve ekonomik haklarını korumak için kurulan emekli sendikaları ise zor durumda. Siyasi örgütlenme hakkını kullanmak için kurulan emekli sendikaları geçtiğimiz günlerde, 44 farklı noktada ve eş zamanlı yaptıkları eylemlerle dikkati çekti. Eylemlerde emekli olsalar da günlük hayatın işlerinden emekli olmakta zorlanan kadınlar en öndeydi. Öyle ya, “mutfaktaki yangını”, ekonominin “ihtiyaçlar sonsuz kaynaklar sınırlıdır” ilkesini mesaili-mesaisiz işte ve evde “çalışan” olan kadınlardan daha iyi kim bilebilir ki?
Kadın emeklilerin, giderek eriyen emeklilik hakları için mücadelede istekli olup olmadıklarını, emekli kadınlar olarak neler yaptıklarını, eylemlerde sesini yükselten, sendikal örgütlenmede sorumluluk alan, kadınların gördüğü ataerkil eziyetlere karşı tepki koyan, örgütlü kadınlarla söyleştik.
Yaşlı turist kafilelerine gıpta ile bakıp, şehir içi yolculuk yaparken bile bütçesini düşünmek zorunda kalan, hayatın sorumluluklarından emekli olmakla kurtulamayan, aldığı maaş her geçen gün eriyen ve asgari ücretin altında bir gelirle yaşamaya zorlanan emeklilerden biri olarak “bizim örgütlenmemizin” neden önemli olduğunu konuştuk.

Birlikten kuvvet doğar!
Kadın eylemci ve örgütçülerden biri Çanakkale Tüm Emekliler Sendikası Şubesi başkanı Fatma Hazırcı… Hayatı mücadeleyle ve hak arayışıyla geçmiş, pek çok farklı sektörde çalışmış Hazırcı, sendikayla 2017 yılında hak arayışı ihtiyacı duyduğu zaman tanışmış. 2021’de Tüm Emekliler Sendikasının temsilciliğinin kuruluşunda aktif rol oynamış temsilcilikten şubeye geçildiğinde başkan olarak göreve gelmiş. 43 kişi ile başladıkları mücadeleyi bugün 310 kişiyle sürdürüyor.
Sendikada kadınların örgütlenmesi konusunda neler yapıyorsunuz? diye sorduğumuzda, “Kadınların sendikal faaliyette aktif olduklarını söyleyebilirim. Bu konuda karşılaştığımız en büyük problem bütün toplumun yaşadığı yılgınlık. Mücadele etse de sonuç alamayacağını düşünenler toplumda artmış durumda. 8 Mart bileşeniyiz ve kadınların yanındayız. Yaptığımız eylemlerde de bunu gösteriyoruz. Geçtiğimiz günlerde Çanakkale’de 4 kadın öldürüldü 15 gün içinde. İnsanlara bunu söylediğimizde farkında olmadıklarını, haberlerinin olmadığını görüyoruz. Kadınlarla ilgili konularda duyarlılığı yükseltmek için de mücadele ediyoruz. Kadınların daha önce sendikalı olmasalar bile kendi hayatlarında yaşadıklarından kazandığı deneyim ve duyarlılık, olgun yaşlarda hem kendisi hem de sendikal mücadele için önemli hale getiriyor” diye cevaplıyor.
Ezildi ama ezik olmadı!
Bu kadın enerjisi Çanakkale şubesinin eylemlerinde kendini hissettiriyor. “8 Mart bileşeniyiz ve kadınların yanındayız” diyor Hazırcı… 17 yaşında tekstil sektöründe işe başlayan ve çaycılıktan aşçılığa pek çok iş yapan Hazırcı’nın kendi hayatı da kişisel deneyimleriyle örülü. O, bir çeşit demir leblebi. Küçük yaşta aile zoruyla evlilik, ataerkil dayatmalar, kendinden başka kimsenin hayatını değiştiremeyeceğini gördüğünde yönetimi ele alışı, önce kendini örgütlemesi… Ben feyz aldım onun hikayesinden.
“Baskılanmış ve ezik büyüdüm. Annem de öyleydi. Hizmetçi gibi yetiştirdiler beni. Evlendiğim kişi baskıcı, çalışmayan, eve otel gibi gidip gelen bir adamdı. Azıcık yükselsen dayak bile vardı. Niye bunu hak ediyorum diyordum” diyor onu bugün sendika il başkanı yapan hikayesini anlatırken.
Dayak yese ailesine sığınsa geri çevrilen, evinde eziyet gören ve yardım talepleri geri çevrilen Hazırcı, “O gün kimseye sığınamayacağımı ve başıma ne gelirse gelsin böyle yaşayamayacağımı anlayıp evi terk ettim” diye anlatıyor. Bu terk ediş bağımsızlaşma ve hak arama mücadelesinin de başlangıç noktası aslında. Kafesini kırıp çıktıktan sonra, zekası ve çalışkanlığıyla sorunlarını çözmüş, toplum baskısının her çeşidine karşı ayakta kalmayı başarmış. Bu bilinçle, sendika çalışmalarının kadın mücadelesiyle ayrı gitmemesi gerektiğini anlatıyor.
Hala bir balık restoranında part time işçi, kendi belirlediği saatlerde çalışıyormuş… Evdeki işleri artık eskisi kadar birincil mesele olarak görmüyormuş… Eşiyle zaman zaman kadın erkek rolleri konusunda ters düşse de, artık onun da tırnakları daha güçlü ve bu gücü başka kadınlarla paylaşmak onun mücadelesini daha da samimi kılıyor.

Bir sendikadan diğerine
DİSK Emekli- Sen Sendikası Disiplin Kurulu ve DİSK Ankara Kadın Komisyonu üyesi Nermin Yurttaş’ın sendikacılık hikayesi de işyerindeki örgütlenme ihtiyacıyla başlamış. Yurttaş, emekli olduğunda da sendika çalışmalarına devam etmiş. 2015-2021 yılları arasında Genel- İş Sendikası’nda 3 No’lu Şube sekreteriyken, hastanelerden sorumlu olarak görev almış. Sendikalaşma süreci, Hacettepe Hastanesi’nde bir temizlik şirketinde muhasebede görevliyken başlamış. “Firma hak edişini alıp, maaş olarak çeyreğini ödüyordu. Bu adaletsizliği görmek benim için bir kıvılcım oldu.” diyor.
Boykot ve grev çadırlarında, toplu sözleşme masalarında süren sendikacılık ve çalışma hayatının emekliliğe evrilmesiyle, sendikacılık faaliyetini emekli sendikacılığı kapsamında sürdürmeye başlamış.
Emekli sendikacılığında kadın katılımının çok önemli olduğunu düşünüyor ancak önünde güçlükler olan bir süreç olduğunu da ekliyor.
Nermin Yurttaş şöyle anlatıyor: “Emekliler maddi sıkıntı içinde. Emekli, yol parası vermemek için evden bile çıkmıyor. Çıktığı zaman da mecbur kalıp harcamamak için bir an önce eve dönmeyi istiyor. Ülkemizde evin bütün sorumluluğu kadınlara ait ve bütün iş ve yük kadının sırtına yıkılıyor. Sendikalı olmak isteseler de, ev işlerinin yükü, evin sorumluluğu ayak bağı oluyor. Yürekli ve yürekli olduğu kadar özgüveni de olan kadınlar geliyor sahaya. Ülkemizin genel şartları bu.”
Hak arayışımızı sürdürmek zorundayız
Yurttaşa göre emeklilerin yaşadığı ekonomik sorun, sosyal hayatla bağlarını da etkiliyor. “DİSK’e bağlı Emekli Sen üyesiyim çünkü asgari ücretin altında maaş alıyorum. Bu öncelikle bir hak mücadelesi ve haklarımızın peşinde olmak zorundayız. Emekli asgari ihtiyaçlarını karşılayacak kadar bile maaş almıyor ve sosyal hayattan giderek kopuyor. Oturup, sıradan bir kafede çay içmesi bile bütçesini sarsacak hale geldi. Ankara’da Çankaya Belediyesi bir yer açmış çayı 10 liradan satıyor. Oraya gittiğiniz zaman emeklilerin rağbet ettiğini görürsünüz. Çünkü artık dışarıda bir çay içmek bile neredeyse imkansız. Birlik olmak, hak arayışımızı sürdürmek zorundayız.”
Yurttaş’ın sahada gözlemlediği önemli birkaç sorun kadınların örgütlenmesini etkiliyor. Sosyal izolasyon, kadınların emekli oldukları halde, ev işlerinde tek sorumlu olarak görülmesi, kendi çocuğunu yetiştirdikten sonra, görevlerin azalmak yerine artması ve “torun bakımı”ndan görevli addedilmesi, kısacası erkeklerin ayrıcalıklı olduğu bir dünyada kadına atfedilen rollerin içinde hapsedilmesi sendikalaşma sürecini de etkiliyor. Tabii bunlardan çok daha ağır olan bir sorun var ki, o da yılgınlık duygusu. Sivil toplum kuruluşlarını, sendikal çalışmaları, yani toplumun mücadele alanlarını değersizleştirmek için yıllardır sürdürülen ezici baskının ürettiği bir yılgınlık bu, “Sendikalı olsak ne olacak?” diye soranlara yeniden ve yeniden, bıkmadan cevap vermek de artık mücadelenin bir parçası.
Nermin Yurttaş, DİSK Kadın Komisyonu olarak, ekonomik meselelerin dışında da kadınlarla dayanışma içinde olduklarını anlatıyor. “Sendikalı olmanın kazanımlarını ben kendi hayatımda gördüm. Emeğin gücüyle büyük mücadeleler kazanılır. Yeter ki örgütlenelim. Kadınlar için örgütlü olmak çok daha önemli çünkü çalışma alanında, evde sırf kadın oldukları için sorunlarla karşılaşıyorlar. Mobbinge uğradığında, işyerinde tacize uğradığında da sendika yanındadır. Emekli sendikacılığında da durum bundan farklı değil. Sendika, dayanışma gerektiren her konuda kadınların yanında durur” diyor.
Nermin Yurttaş, emeklilik günlerinde, emekli sendikacılığı dışında kendini geliştirmek ve yeni uğraşılar edinmek için Halk Eğitim Merkezlerinin verdiği kurslara devam ediyor. İspanyolcayı zevk için deneyimlerden, takı kursundan edindiği beceriyle takı üretiyor ve el emeği ürünleri satılan bir pazarda ürünlerini satıyor. Elbette ki, her yer onun için örgütlenme alanı.

Görüştüğümüz bir başka kadın ise Tüm Emekli Sen MYK üyesi ve Genel Kadın Sekreteri olan Nuran Kamalı Şahin. Şahin’in görevi yurt içi ve yurt dışı kadın örgütleriyle ilişki kurmak, fikir alışverişinde bulunmak, kadın üyelerin sayısını artırmak için programlar üretmek… 8 Mart ve 25 Kasım gibi günlerde ve ansızın gelişen ve sokağa çıkmayı gerektiren konularda reaksiyon geliştirmekten sorumlu olan Şahin, sıkıntılı süreçlerden geçilse de başarılı olacaklarına duyduğu inançla mücadeleyi sürdürüyor.
İş gücünden kopmuş, grev yapma ya da ücret belirleme sürecinde belirleyici olmayan emeklilerin bu mücadelede başarılı olacaklarına inancını şu örnekle anlatıyor:
“Evet, grev ve toplu sözleşme hakkı çok önemli. Biz memurlar olarak bu haklara sahip değildik ve bu hakları KESK’le mücadele ederken kazandık. Eğitim-Sen üyesiydim ve KESK’in geçtiği süreçlerde oradaydım. O zaman memurların sendika kurma hakkı yok deniyordu. Fiili meşru mücadele ettik ve Kızılay meydanında iki gün 15 bin kişi gaz yedik. Cop yedik, dayak yedik ama pazartesi günü sendikaları tanıdı devlet. Direniş ve kararlılığın sonucudur. Ve diyoruz ki niye bir emekli mücadelesi yaratılmasın? 5510 sayılı yasa çıkıncaya kadar 2000 de emekli olmak için dilekçe verdiğimde, emekli maaşımla, çalışken aldığım maaş kuruşu kuruşuna aynıydı. Bugün duruma bakın. Emekli maaşı en düşük memur maaşına eşitlensin diye niye söylüyoruz? Aradaki uçurum 5510 sayıyla o kadar büyütüldü ki, Bu yasanın acilen kaldırılıp, emeklilerin insanca yaşayabileceği bir yapıya döndürülmesi lazım. Bu yasa maaşlarda büyük kayıplara yol açtı. Yetmedi, maaş bağlanma oranları düşürüldü. Devlet bize şunu dedi: Ben sizi açlığa mahkum ettim. Devlet bizi uyguladığı politikalarla örgütlü mücadeleye zorladı. Çok da iyi yaptı. Bugün haberlerde Avrupa emekli maaşları vardı. Sıralama yapmışlar biz sondan ikinci sıradayız. Belki de bu yıl birinciliği alırız diye düşünüyorum” diyor.
“Her yapının kadın öznesi olmalı”
Emekli kadınların sendikalaşması neden önemli? diye sorduğumuzda “Her yapının, her kurumun kadın konusunda her tür demokratik mücadelenin içinde bir kadın öznesi olmalı. Kadının olmadığı bir yapı eksiktir, kadüktür. Sendikamızda kadın üye sayısı 6 bin 500 ve artmasını hedefliyoruz… Kadınların yönetimde olduğu, görevlerde örgüt daha istikrarlı, düzeli gidiyor. Ben kadınları demokrasi mücadelesinin çok önemli bir parçası olarak görüyorum. Emek cephesinde yer alıyorsam ve bugünkü yaşananlar beni rahatsız ediyorsa, beni temsil eden bir örgüt varsa o örgüte omuz vermeyi, içinde olmayı isterim. Çağdaş bir insan olduğum, kadın olduğum için örgütlü olmayı isterim, yoksul olduğum için örgütlü olmayı isterim. Kadın cinayetlerine karşı olduğum için örgütlü olmayı isterim” diye cevaplıyor.
Kadınları örgütlemek için neler yapılıyor?
Kadınların örgütlenmesinin bölgesel ve kültürel altyapı ile ilgi olduğunu anlatan Şahin, planlı çalışmanın önemini de vurguluyor. Belediyelerle sendikanın ortaklaşa yürüttüğü yaşlı bakım evleri, kadın sığınma evi projeleri, emeklilerin hakları üzerinden verilen tepkilerin, kadın sağlığıyla ilgili yapılan çalışmaların sendikanın tanınmasına yardımcı olacağını düşünüyor ve ekliyor: “Biz kadının sorunlarını ortaya koyabileceği, hak arayışında bulunabileceği bir alan örgütüyüz. Her gelen kadın kendi birikim ve donanımını ile geliyor, bu büyük bir zenginlik. Sendikacılık bir kariyer yarışı değil, bayrak yarışı. Kadınlara kota ile değil, dişil temsil olarak bakmak gerekir. Örgütlülük bir mağduriyetin sonucu verilmiş bir karardır. Çocuğuma verdiğim en önemli miras, verdiğim mücadeledir.”
“Gülümsemeyi unuttuk” diyor Şahin, Yeniden gülmek için ne gerekiyor diye sorduğumuzda şöyle yanıtlıyor: “Ülkenin en gerici ittifakıyla karşı karşıyayız. Hayatlarımız fetvalara boğuluyor. İstanbul Sözleşmesini fütursuzca fesheden, kazanılmış hakları gasp eden bu gerici ittifakın, siyasallaşmış ve tarafsızlığını yitirmiş hukuk eliyle uyguladığı şiddet yaşamlarımızı tehdit ediyor. Bu karanlık kadın ve emek düşmanı, cinsiyetçi ve ayrımcı homofobik iktidarın yarattığı her türlü şiddete karşı 22 yıldır nasıl barikat kurduysak yine kurmaya devam edeceğiz. Direnme gücümüzü, inadımızı karanlığın içinde parlayan umudumuzla, gericiliğin kuşattığı bu ülkenin sokaklarında birbirini bulan kadınların dayanışmasının sıcaklığında yıkılmaz sanılan bir diktatörün karşısına dikilen binlerce kadının cesaretinde bulacağız.”
Bir emekli olarak ben ikna oldum. Hala genç, hala mücadeleciyiz. Ben varım dayanışmaya….










