Skip to main contentSkip to footer

Kadının güçlendirilmesine ayrılan bütçe ‘uzay ve havacılık’tan sonra geliyor

2026 Yılı Bütçesi bizleri şaşırtmadı ama öfkelendirdi. Kadınların güçlenmesine, sosyal haklara ayrılan bütçe çok kısıtlıyken savunmaya ayrılan bütçe birçok bakanlığın toplam bütçesinden bile fazla. Diyanet’in açtığı Kuran kurslarına Aile Bakanlığı’nın bütçesinden kaynak aktarılıyor. Bütçeyi DEM Milletvekili Zeynep Oduncu Kutevi ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca ile konuştuk

Güncel

2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi görüşmeleri 8 Aralık’ta TBMM Genel Kurulunda başladı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, 2026 yılı bütçesine ilişkin detayları TBMM’de paylaşmıştı. Açıklamaya göre, öne çıkan bütçe kalemlerinden Strateji ve Bütçe Başkanlığı’na 378 milyar 985 milyon lira, İletişim Başkanlığı’na 7 milyar 564 milyon lira, Diyanet İşleri Başkanlığı’na 174 milyar 389 milyon lira, Savunma Sanayii Başkanlığı’na 1 milyar 547 milyon lira, Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MİT) 39 milyar 496 milyon lira, Milli Eğitim Bakanlığı’na 1 trilyon 944 milyar lira ödenek ayrıldı. Sağlık harcamaları için 1.5 trilyon lira ayrıldı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı için bütçe teklifi 531 milyar 905 milyon 396 bin lira öngörüldü. Genel Kurul’da bütçe görüşmeleri toplam 14 günde tamamlanacak. Son gün olan 21 Aralık 2025 Pazar günü birleşim saat 12.00’de başlayacak ve iki teklif üzerindeki görüşmeler bitene kadar çalışılacak. Biz de 2026 Yılı Bütçesini DEM Milletvekili Zeynep Oduncu Kutevi ve EMEP Milletvekili Sevda Karaca sorularımızı yayınladı.

2026 Yılı Bütçesi’ni değerlendirdiğinizde bütçe en çok nelere ayrılıyor?

Sevda Karaca: Bütçe açık bir biçimde büyük patronlara, finans oligarşisine, uluslararası tekellerle iç içe geçmiş holdinglere ayrılmış durumda. Bu bütçe, emeği değersizleştirerek, emeğin tüm haklarını ortadan kaldırarak, ülkede yasanın, hukukun, demokrasinin yerle yeksan edilmesiyle tekelci sermayeye eşik atlama garantisi veriyor. Bu garanti de, halkın yoksullaştırılmasıyla, korkutulmasıyla, halkı susturmak için çetelerin ortalığa salınmasıyla sağlanıyor.

Rakamlarla konuşalım, 2026 bütçesi 18 trilyon 929 milyar lira. Bütçe gelirleri 16 trilyon 216 milyar TL, yani bütçede 2 trilyon 700 milyarlık açık öngörülüyor. Bu açığın 2 trilyondan fazlası faiz giderleri, yani halkın cebinden alınan her 100 liranın 11 lirası, doğrudan bankalara, gidecek. Dolaylı vergilerin oranı yüzde 70’in üzerinde, yani işçi, memur, köylü, emekli her alışverişte, patronun faizini finanse ediyor. 2026’da faiz harcamaları yüzde 47 artışla 1,95 trilyon liradan 2,86 trilyon liraya çıkacak. Bu rakam, sosyal yardım ve desteklere ayrılan 917 milyar liralık bütçenin üç katı. Patronların ödemesi gereken vergilerden vazgeçilirken 2026’da ortalama bir ailenin aylık vergi yükü ortalama 53 bin TL olacak (2025’te 43 bin liraydı). Çok dikkat çekici bir durum ise 2026 yılında savunma ve güvenlik harcamalarına ayrılan bütçe 2 trilyon 155 milyar lira ile tüm zamanların en yüksek rakamına ulaşıyor. Savunma ve güvenlik harcamalarından, tek adam rejimiyle kalıcı hale getirilen baskıcı otoriter yönetim anlayışının devam edeceği, ülkede yaşanan ekonomik ve siyasi krizin derinleşmesine paralel olarak, iç ve dış politikada tehdit ve gerginlik stratejisinin sürdürüleceği anlaşılıyor.

2026 Yılı Bütçesi’nde kadınlara ayırılan pay sizce yeterli midir? Aile Bakanlığı’nın 2026 bütçesinde ‘Kadının Güçlendirilmesi’ başlığı altında bir kadın için günde 51 kuruş ayrıldı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Zeynep Oduncu Kutevi: Kadınları toplumun öznesi olarak değil aile içinde tanımlayan bir bakanlığın kadınların bakanlığı olamayacağı çok açık. Bu anlayışın hazırladığı bir bütçenin de kadınların eşitliği, özgürlüğü ve şiddetsiz yaşama hakkı için gerçek bir kaynak içermemesi şaşırtıcı değildir. 2026 bütçe cetvelleri de bunu bir kez daha kanıtlamıştır. Biz toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı, şiddeti durduracak mekanizmaları güçlendiren, bakım yükünü kadınların sırtından alan ve kadınların ekonomik bağımsızlığını önceleyen bir bütçe olması gerektiğini defalarca ifade ettik. Ancak iktidarın 23 yıllık yaklaşımı değişmediği gibi bugün de aynı politik hattın sürdüğünü görüyoruz. Nitekim araştırmalar da son 20 yılda kamu harcamalarının sadece yüzde 35,9’unun kadınlara, yüzde 64,1’inin erkeklere yöneldiğini ortaya koyuyor. Kadının güçlendirilmesine ayrılan 51 kuruş, iktidarın kadınların geleceğine biçtiği değerdir. Kadın güçlenmeyince toplum da güçlenemez, şiddet de yoksulluk da devam eder. Diğer yandan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın bütçe payı da her yıl düşüyor, 2026’da merkezi bütçenin yalnızca yüzde 2,81’i. Artan yoksulluğa rağmen sosyal hizmet finansmanının küçülmesi, kadınların ve dezavantajlı grupların nasıl göz ardı edildiğinin somut göstergesidir. Biz kadınlar bu politikalara borçlu değil, tam tersine alacaklıyız. Bu ülkede gerçek bir Kadın Bakanlığı kuracağız. Ve elbette kadınların da, ailenin de yaşam güvencesi olan İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden imzalayacağız.

Sevda Karaca, EMEP Milletvekili

Hastayı garanti et, hastalığı önleme!

Sevda Karaca: Sadece kadınlara özgülenen bütçe kalemlerinin düşük olmasının ötesinde, bir bütün olarak emeğiyle geçinenlerin bu bütçede nereye konumlandırıldığını tartışmak, buna bakmak zorunda çünkü bütçeden emeğin alacağı pay ne kadar küçük olursa, kadınların alacağı pay da o kadar küçük olur. Kamusal hizmetlerin tümüyle piyasaya devredildiği ve halkın, yoksullaşırken daha fazla para harcamak zorunda kaldığı bir hale getirildiği durumda, önce kadınlar kamusal hizmetlerden faydalanmaktan mahrum bırakılıyor. Kadınların eğitim hakkı, sağlık hakkı daha da kullanılamaz hale geliyor.

Örneğin sağlık bütçesine bakalım, 2026 bütçesinde koruyucu sağlık tümüyle tasfiye edilmiş durumda. Tedavi edici sağlık gideri, koruyucu sağlığın 2,6 katı. ‘Hastayı garanti et, hastalığı önleme’ mantığı amentüleri olmuş. Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü’nün bütçesi birçok kalemde yarıya indirilmiş. Ayrılan para da doğru düzgün harcanmıyor. 2025’in ilk 6 ayında koruyucu sağlıkta 14 milyarın 4 milyarı harcanmış, o da mal ve hizmet alımına gitmiş, yani şirketlere. Geri kalanını ne yaptılar? Belirsiz. Kadın sağlığı için en temel alan olan koruyucu sağlık hizmetleri, koruyucu aşılar, gebe takip sistemleri, bebek sağlığını ilgilendiren konular belirsizliğe atılmış durumda. Bütçe görüşmelerinde de söyledik, ülkede bağımlılık oranları almış başını gitmiş. Önleme-tedavi-rehabilitasyon-izleme-koordinasyon zincirinin tüm halkalarından sorumlu olan Sağlık Bakanlığı sadece ‘Bağımlılık artıyor’ diye tespit yapıyor. Bağımlılığa yönelik tedavi ve rehabilitasyona harcanan bütçeyi 2025’te bir önceki yıla göre yüzde 86 düşürmüş durumdalar.

Aile Bakanlığı bütçesinde, kadınları en çok ilgilendiren Kadının Güçlenmesi Programı’na baktığımızda tablo apaçık görünüyor. ‘Kadının güçlendirilmesi’ne ayrılan bütçe, ‘turizmin geliştirilmesi’, ‘ölçme, seçme, yerleştirme’, ‘uzay ve havacılık’, ‘bölgesel kalkınma’dan sonra geliyor. 2026 teklifi ise 6,7 milyar TL. Kadın başına yıllık 156,5 TL düşüyor demek bu, rezaletin ötesi ama şaşırtıcı değil. Kadınların Güçlendirilmesi Programı’na bütçe ayırmamak, Diyanet’e, aile temelli sosyal yardımlara, protokoller imzalanan tarikat ve cemaatlere bütçenin aslan payını ayırmak bir tercih. Bu tercihin bir nedeni var. Saray rejimi kadınları güçlendirmenin değil, kadınları sebatkâr, itaatkâr, sabırlı ve bağımlı kılarak, toplumsal öfkenin yumuşatıcı yastığı haline getirdiği bir düzen inşa ediyor.

Türkiye’de kadın yoksulluğu her geçen gün artarken 2026 Yılı bütçesinde kadın istihdamını artırmaya yönelik bir politika var mıdır?

Zeynep Oduncu Kutevi: Bu bütçe kadın işçiler için değil kadın emeğini güvencesiz ve görünmez bırakan mevcut düzen için hazırlanmıştır. Kadın sağlığına yönelik de kayda değer bir kaynak ayrılmamıştır. Veriler çok net, cinsiyet istihdam açığı yüzde 34’ün üzerinde. On milyona yakın kadın ev içi bakım yükü nedeniyle çalışamıyor. Çalışan kadınların dörtte biri tam zamanlı olmasına rağmen kayıtdışı çalıştırılıyor. Tarımda bu oran yüzde 96’ya kadar çıkıyor. Her 10 kadın işçiden sadece biri sendikalı. Yani kadın emeği hem güvencesiz hem değersizleştirilmiş durumda. Dilovası’nda 6 kadının yaşamını yitirdiği yangın, kayıtdışılığın ve güvencesizliğin nasıl bir ölüm riskine dönüştüğünü hepimize gösterdi. Bu tablo, kısa vadeli esnek çalışma projeleriyle, sosyal yardım paketleriyle çözülemez; bugüne kadar çözmediği gibi eşitsizliği daha da derinleştirdi. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın bütçesi de kadın yoksulluğunu gidermeye değil nüfus politikalarına ve evliliği teşvike ayrılmış durumda. Kadınların ekonomik bağımsızlığını güçlendirmek yerine onları aileye bağımlı kılan bir yaklaşım var. Kadın yoksulluğunu azaltmanın yolu açıktır: Sosyal yardımlar değil, güvenceli, kayıtlı, tam zamanlı istihdam alanları, bakım yükünü kadınların sırtından alan kamusal bakım hizmetleri, yerel yönetimlerde kadın istihdamını güçlendiren politikalar; 2026 bütçesi ise bunların hiçbirini içermiyor.

Dertleri işçi sınıfını ‘aile cennetinde’ uslandırmak

Sevda Karaca: AKP iktidarı sözcülerinin en çok söylediği sözlerden biri kadınların istihdama katılması, bunun aile yaşamıyla uyumlu bir biçimde gerçekleştirilmesi. Az ücret uzun çalışma saati, güvencesizlik, geleceksizlik çıkmazında boğulan işçi sınıfını ‘aile cennetinde’ uslandırmak gibi bir dertleri var. Çocuk, yaşlı, engelli bakımından tümüyle elini çeken devlet, yaşam maliyetlerini arttırırken bunlarla bağlantılı olarak kadınların aile içindeki yüklerini de arttırıyor. Bu yüklerin artmasından sorumlu değilmiş gibi bir de kadınların bu yüklerini bahane ederek daha esnek, daha güvencesiz işler dayatarak ‘iş ve aile yaşamının uyumlulaştırılması’ diyor. Tam bir ikiyüzlülük, tam bir sermaye çakallığı!

Kadın işçilere dayattıkları bu güvencesiz, geleceksiz, sağlıksız, örgütsüz çalışma koşulları üzerinden tüm işçi sınıfına her gün daha da aşağıya çektikleri koşullar dayatıyorlar. İşte Dilovası örneği tam da buydu. Bugün çocuk emeği üzerinden de aynı şeyi yapmaya çalışıyorlar. Kadınlar, bugün patronlar için tümüyle ‘maliyetsiz’ hale getirilmiş durumda. Bu yıl bütçede Kadının Güçlendirilmesi Programı altında işbaşı eğitim programlarına katılan yani ‘eğitim’ adı altında patronlara neredeyse bedava emek gücü olarak sunulan kadın sayısı 38 bin 888 ve 12. Kalkınma Planı’ndaki esnek çalışma hedefleriyle bağlantılı olarak bu sayı her yıl artırılacak. Kadın istihdamını destekleme adı altında kadınların primleri vs. işsizlik fonundan karşılanıyor. Yani yine işçilerin sırtına yıkılıyor. İstihdamın girişimcilik faaliyetleriyle artmayacağı apaçık. Bu iktidar, ‘Kendi işinin patronu ol’ hayalini satıp kadınların borçlandırıldığı bir düzen ortaya koyuyor. Hatta mikrokredi gibi yoksul kadınların girişimci olmalarına yönelik destekler, sosyal korumadan yoksun ve kayıtdışı çalışma biçimlerinin yaygınlaşma riskini de beraberinde getiriyor.

Zeynep Oduncu Kutevi, DEM Milletvekili

2026 hedefi sadece bir yeni sığınak açmak

İktidarın kadına yönelik şiddeti engellemeye yönelik herhangi bir politikası var mıdır? Sığınma evleri, ŞÖNİM’ler, kadına yönelik şiddeti önleyecek kurumlara ayrılan ödenekler yeterli midir? 2026 Yılı Bütçesi’nde erkek şiddetini önlemeye pay ayrıldı mı?

 Zeynep Oduncu Kutevi: İktidarın kadına yönelik şiddeti engellemeye dönük gerçek bir politikası olduğunu söylemek mümkün değildir. Bunu hem uygulamalardan hem de 2026 bütçesinden çok net görüyoruz. Bakanlığın verilerine göre 2024’te sığınak sayısı 150’dir, 2025’te yalnızca bir yeni sığınak açılmış, 2026 hedefi de yine sadece birdir. Kadın cinayetleri artarken yılda bir sığınak açmak şiddetle mücadele değildir. Üstelik, ŞÖNİM’ler ve sığınaklar güvenli alanlar da değildir, gizlilik koşulları yetersizdir, personel sayısı ve niteliği ihtiyacı karşılamamaktadır. Bakanlıkça ‘169 konukevi hedefi’ açıklansa da hem sayı hem kapasite ülkedeki şiddet tablosunun çok gerisindedir. Bugün 30 büyükşehirden yalnızca 13’ünde sığınak vardır. Bakanlık bu 17 büyükşehri sığınak açmaya teşvik etmek için ne yapmıştır? Hiçbir şey. Çünkü iktidarın belediyecilik yaklaşımı kayyum politikalarıyla zaten kadın kurumlarını tasfiye etmeye yönelmiştir. Batman, Mardin, Van ve diğer kayyum atanan belediyelerde kadın merkezleri kapatıldı, kadın birimleri işlevsizleştirildi, kadın çalışanlar cezalandırıldı, kadın müdürlüklerine erkek memurlar atandı. Kadınlara ait alanlar ya kapatıldı ya da erkek yöneticilere devredildi. Gerçek bir şiddetle mücadele politikası için sığınakların sayısını ve kapasitesini artırmak, ŞÖNİM’leri güçlendirmek, gizlilik ve güvenlik standartlarını iyileştirmek, kadın kurumlarını kapatmak değil büyütmek gerekir. 2026 bütçesi ise bunların hiçbirini yapmamaktadır.

2026 Yılı Bütçesi’nde erkek şiddetini önlemeye ayrılan payı siz de değerlendirir misiniz Sevda Karaca?

Sevda Karaca: Bakanlık, Geçen sene ‘Şiddet mağdurları için psikososyal destek modeli hazırlayacağız’ demişti. Yapa yapa şiddet faillerine proje yapmışlar. İçeriği bile belli değil, ona da 10 milyon TL bütçe ayrılmış. Bu sırada sayısını bir tane bile arttırmadıkları sığınma evlerinde yaşam mücadelesi veren kadınlar için ne eğitimi veriyorlar? Finansal Okuryazarlık, Sıfır Atık Yönetimi, Dijital Bağımlılık eğitimleri… Ama en çok da ‘Dini Rehberlik Etkinlikleri’ veriliyor. Bakanlık, ‘şiddetle mücadele’ adı altında faile psikososyal destek projesi hazırlıyor, mağdura dini rehberlik eğitimi veriyor. Şiddeti uygulayan erkeklere proje, mağdur kadına dua! O, ‘meşhur’ araştırmanın en çarpıcı verisi: Boşanan kadınlar şiddetin her türünde açık ara farkla önde ama bütçe boşanmayı engellemeye dönük aile eğitimlerine ayrılıyor. Başka hiçbir somut icraat yok.

Yıllardır milyonlarca insana aile ve evlilik eğitimi verdiler. Ne faydası oldu? En yüksek temsil ve tanıtma harcaması yapan bakanlıklardan biri Aile Bakanlığı. Sadece altı ayda 7 milyon 771 bin TL harcamışlar bu uğurda ama neye para ayırmıyorlar? Sığınma evlerine. Bakanlık verilerine göre her 11 bin kadına yalnızca bir yatak düşüyor. 2024’te sığınma evi hedefi için 174 dediler, 2025’te sayı 151’e düştü. Son dönemin en çok konuşulan meselelerinden biri çocukların suça itilmesi, çocukların şiddet, istismar, ihmal mağduru haline getirilmesi. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı çok ağır ihmal koşullarında bile olsa korunma ve bakım ihtiyacı içerisinde olan çocukları kurum bakımına almıyor. Sebep: ‘Aile yanında olmaları her zaman daha iyi’ diyorlar! Bu çocukları takip edecek meslek elemanı bile istihdam etmiyorlar. Milyonlarca çocuğa karşılık sayısı 5 bin bile etmeyen meslek uzmanı var. Bütçede bu emekçilerin çalışma koşullarına, ücretlerine, istihdam güvencelerine ilişkin tek bir düzenleme yok.

2026 bütçesi de güvenlik ve savunma ağırlıklı

Her yıl Diyanet’e, Savunma ve güvenliğe ayrılan bütçe artarken kadınlar, çocuklar, engelli bireyler, dezavantajlı gruplara ne kadar bütçe ayrılıyor?

Zeynep Oduncu Kutevi: Bu bütçe bir siyasi tercihtir; tercihin odağında kadınlar ve çocuklar değil, ideolojik kurumlar ve güvenlikçi politikalar vardır. 2024 yılı sonu itibarıyla Türkiye’de 21 milyon 817 bin çocuk yaşıyor. Bu çocuklar geleceğin değil bugünün hak öznesidir. Ancak bugün çocukların yaşam hakkı, eğitim hakkı, korunma hakkı sistematik biçimde ihlal ediliyor. Çocuk yoksulluğu yüzde 35,3’e çıkmış durumda; bu oran genel yoksulluk oranından bile yüksek. OECD ülkeleri içinde çocuk yoksulluğunda ikinci sıradayız. 7 milyondan fazla çocuk açlıkla karşı karşıya, 6,7 milyon çocuk temel protein gıdalarına erişemiyor. Buna rağmen ücretsiz öğün programı hâlâ hayata geçirilmiş değil. Çocuk emeği ise derin bir sömürü tablosu sunuyor: Resmî olarak 970 bin çocuk işçi var ama gerçek sayı 4 milyona yakın. Son bir yılda 72 çocuk iş cinayetinde yaşamını yitirmiş, 15’i MESEM öğrencisi. Bu tablo bize şunu söylüyor: Devlet çocukları ne okulda, ne sokakta nede fabrikada koruyabiliyor. Bakanlığın 2026 bütçesinde çocukların korunması ve gelişimi için ayrılan pay yalnızca yüzde 10. Bu bütçe ne çocuk yoksulluğunu azaltmaya yeter ne de önleyici sosyal hizmetleri güçlendirmeye yetiyor. Kadınlara yönelik politikalar da benzer biçimde kısıtlı, korunma mekanizmaları güçlendirilmiyor, bütçede kadına yönelik şiddeti önleyici kaynaklar artmıyor.

Her yıl olduğu gibi 2026 bütçesi de yine güvenlik ve savunma ağırlıklı. Savunma için ayrılan 2 trilyon 155 milyar TL, birçok bakanlığın toplamından fazla. Sosyal riskler artarken sosyal politikalara ayrılan pay düşüyor; savaş politikalarına ayrılan kaynak ise her yıl olduğu gibi büyüyor. Yoksulluğun da şiddetin de istismarın da çözümü güvenlikçi politikalarda değil; eşitlikçi ve demokratik bir bütçede yatar. Bu nedenle biz hem barış sürecinin hem de demokratik dönüşümün kadınların ve çocukların ihtiyaçlarını merkeze alan bir bütçeyle mümkün olacağını söylüyoruz.

Bütçe tartışmalarında, ‘Diyanet’in kuran kursuna 6 ayda 45 milyon lira ayrıldı. Bir tane ücretsiz kreş planı yok’ dediniz? Bunu biraz açar mısınız? Kreşlere bütçe ayrılması neden önemlidir?

Sevda Karaca: Bugün kadınların istihdama katılımının, bağımsız bir hayat kurmalarının önündeki en büyük engellerden biri çocuk bakım yükü. Görüyoruz ki kamu kurumlarındaki kreşler, 1 yılda 643’ten 192’ye düşmüş. Buna karşın aynı yıl içinde çoğunluğu Diyanet’in olan 4-6 yaş kuran kursların sayısı 5306’dan 6267’ya yükselmiş. Ücretsiz kreş yok ama Diyanet kuran kurslarının parasını Aile Bakanlığı ödüyor. 2025’in ilk 6 ayında Diyanet’e 45,7 milyon TL para ödenmiş. Yani Aile Bakanlığı bütçesinden, zaten devasa bir bütçeye sahip olan Diyanet’e kaynak aktarılıyor. Türkiye’de kreş çağında 9,5 milyon çocuk var. Aile Bakanlığı 83 bin çocuğa kreş hizmeti veriliyor, diyor. Kreş açmak yerine çocukları ‘komşu anne’lere teslim edecekleri bir proje hazırlayıp onunla övünüyorlar. Devlete ait kreşlerin yetersizliği, mevcut kreşlerin ‘tasarruf’ adı altında kapatılması ve özelleştirilmesi kadınları yüksek fiyatlı kreşlere mahkum ederken kadının ev içinde tüm bakım yükünü üstlenmesine sebep oluyor. Komşu annelik uygulamasıyla birlikte iktidar bir yandan kamusal olarak sağlanması gereken bakım hizmetlerinden elini hızlıca çekerken bakıcılık yapacak olan kadınlar açısından esnek bir istihdam modeli ortaya koyuyor. Kamu kreşleri açabilirler ama buna bütçe ayırmıyorlar.

Ailenin güçlenmesine 21,8 milyar, kadının güçlenmesine 8 milyar

Toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçe politikası neden önemlidir? Eşit, adil, toplumsal cinsiyete duyarlı bir bütçe için sizlerin bir çağrısı var mıdır?

Zeynep Oduncu Kutevi: Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe, eşit ve adil bir toplum kurmanın en temel araçlarından biridir. Çünkü bütçe sadece rakamlardan ibaret değildir; bir ülkenin değerlerini, önceliklerini ve kime yaşam hakkı tanıdığını gösterir. Eğer bütçe kadınları, çocukları, LGBTİ+’ları, dezavantajlı grupları görmüyorsa, o ülkede eşitlikten söz etmek mümkün değildir. Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme, kamu kaynaklarının kadınlar ve erkekler arasında adil dağıtılmasını, politikaların eşitlik ilkesini gözeterek hazırlanmasını ve toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerin giderilmesini amaçlar. Bu, yalnızca ekonomik bir düzenleme değil; adalet, özgürlük ve demokrasi iddiasının da somut göstergesidir. İktidar, eşitliği gözetmek yerine, önümüzdeki 10 yılı Aile Yılı ilan ederek kadını birey olarak değil aile içinde konumlandıran bir yaklaşımı benimsediğini açıkça ilan etmiş oldu. Bütçedeki rakamlar da bunu doğruluyor: Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi programına 21,8 milyar TL ayrılırken, Kadının Güçlendirilmesi programına yalnızca 8 milyar TL ayrılmıştır. Bu fark, iktidarın politik tercihinin eşitlik değil, geleneksel aileyi merkeze alan bir yapıda olduğunu göstermektedir. Merkezi bütçe çalışmasının tüm aşamalarına kadın örgütlerinin katılımı zorunlu hale getirilmeden gerçek bir eşitlik yaratmak mümkün değildir. Bizim çağrımız nettir: Eşit, adil ve demokratik bir toplum için toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme derhal hayata geçirilmelidir. Kadınların, LGBTİ+’ların, çocukların, dezavantajlı grupların görünür olduğu; kaynakların eşitlik temelinde dağıtıldığı, karar alma süreçlerine sivil toplumun katılımının sağlandığı bir bütçe, olmazsa olmazdır. Toplumun yarısını yok sayan bir bütçe değil, herkes için eşitliği güvence altına alan bir bütçe istiyoruz.

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar