Skip to main contentSkip to footer
Nafaka yeniden hedefte:

Süre sınırı kadın yoksulluğunu büyütür

Yeni yargı paketi geliyor. Hedefte yine yoksulluk nafakası. TV kanalları “nafaka mağduru” erkeklere mikrofon uzatmaya başladı bile. Ancak kadın hukukçular Yelda ve Aslı uyarıyor: Süre sınırı, kadın yoksulluğunu büyütür.

Güncel

İktidar bildik bir yöntemi devreye koyuyor ve henüz hazırlığına başladığı bir yargı paketi için önceden nabız yokluyor. Yoklanan nabız ise yine kadınların kazanımları… Çeşitli haber siteleri üzerinden hazırlığına başlandığı belirtilen bu yargı paketinde yoksulluk nafakasına süre sınırı getirilmesi ve boşanmalar için aile arabuluculuğunun devreye konulması gibi düzenlemeler olacağı iddia ediliyor. Bilindiği üzere bu düzenlemeler iktidar tarafından “erkek mağduriyeti” söylemi eşliğinde sık sık gündeme getiriliyor. Bu mağduriyet söylemi medya aracılığıyla yaygınlaştırılıyor. Keza bu yeni yargı paketi ile ilgili TV kanalları erkek derneklerinin başkanlarına mikrofon uzatmaya, “nafaka mağduru” erkeklerin sözlerini ekranlara taşımaya başladılar bile.

Ancak “süresiz” denilerek kavram karmaşası eşliğinde törpülenmeye çalışılan yoksulluk nafakası, kadınlar açısından yaşamsal ve bir o kadar da zorlu bir mücadele gerektiren bir konu. Bu konuda EŞİK gönüllüsü Av. Yelda Koçak ve Diyarbakır Barosu’ndan Av. Aslı Pasinli* ile konuştuk. İki hukukçu da net: Süre sınırı, kadın yoksulluğunu büyütür.

Nafaka Hakkıma Dokunma eylemi, Kaynak: Birgün

“Süresiz nafaka diye bir kavram yok”

Yelda tartışmanın bilinçli bir kavram kaydırmasıyla yürütüldüğünü söylüyor: “Kanundaki kavram ‘yoksulluk nafakası’dır; boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan eş lehine hükmedilir. ‘Süresiz nafaka’ denince sanki ‘ömür boyu otomatik ödeme’ gibi bir algı üretiliyor. Oysa nafaka zaten sona erebilir, kaldırılabilir, azaltılabilir. Kanunda ‘süresiz nafaka’ diye bir kavram bulamazsınız.”

Aslı da aynı noktaya işaret ediyor ve hukuki çerçeveyi hatırlatıyor: “Yoksulluk nafakası kanunda cinsiyetsizdir. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecekse, diğer taraftan kusuru daha ağır değilse ve talep edilmişse, ödeme gücü oranında yardım etmek zorunda. Mahkeme hem kusur durumunu inceler hem de tarafların ödeme gücüne bakar. Nerede çalışıyor, ne kadar maaş alıyor, üzerine kayıtlı nasıl bir mal varlığı var… Bunların hepsi araştırılır.” Aslı, kamuoyunda yaratılan algının hukuki gerçeklikle örtüşmediğini vurguluyor: “Kadının hem nafaka alıp hem de daha ağır kusurlu olduğu bir senaryo kanunen söz konusu değil.”

 

Av. Yelda Koçak, EŞİK gönüllüsü

“Erkek mağduriyeti” söylemi ve gerçekler

“Engelli, çalışmayan erkek nafakaya bağlanıyor” iddiası da sık sık dolaşıma sokuluyor. Yelda, bunun istisnai durumlar üzerinden genelleme yapıldığını söylüyor: “Böylesi durumlar bir elin parmağını geçmeyecek kadar istisna. Çoğu da eşe bağlanan yoksulluk nafakası değil, çocuklara bağlanan iştirak nafakasıdır. Erkekler esasında çocuklara da nafaka ödemek istemiyorlar.”

Yelda, sahada karşılaştıkları tabloyu da aktarıyor: “Erkekler nafaka ödememek için sigortasız çalışıyor, iş yerlerini anne-baba ya da kardeşlerinin üzerine devrediyor, malları akrabalarının üstüne yapıyor. Tapu ve SGK kayıtlarında bunlar görülebiliyor. Mahkemeyi yanıltma girişimleriyle çok sık karşılaşıyoruz.”

Aslı ise 2021’de inceledikleri kararlar ve uygulama pratiğine dair şunları söylüyor: “Mahkeme nafakaya hükmederken karşı tarafın ödeme gücü bu oranda değilse zaten o miktara hükmetmiyor. Basında anlatıldığı gibi astronomik rakamlar yok. Nafaka miktarları çoğu zaman asgari ücretin üçte birine tekabül ediyor. Ortalama 5 bin, 7 bin, 10 bin lira civarında. Bu tutarlar hiç kimseyi yoksulluğa düşürecek rakamlar değil.”

Sansasyonel haber başlıklarına da değiniyor: “‘Böbreğini sattı’, ‘nafaka için evleniyorlar’ gibi söylemlerin gerçeklikle ilgisi yok. Kadın çalışıyorsa nafaka almıyor. Üç ay evli kalıp nafaka almak için kimse evlenmez. İki-üç ayda biten evlilik varsa orada esaslı bir problem vardır.”

“Her ay için üç ay hapis” iddiası

Kamuoyunda sıkça tekrarlanan bir başka iddia da nafaka ödemeyen erkeklerin “her ay için üç ay hapis yattığı” yönünde. Yelda bu söylemi açıkça yalanlıyor: “Bu doğru değil. Nafaka ödenmediğinde süreç icra üzerinden yürür. Şikâyet üzerine ‘3 aya kadar tazyik hapsi’ gündeme gelebilir. Bu bir ‘her ay otomatik 3 ay’ mekanizması değildir. Mantığı cezalandırma değil, ifaya zorlamadır. Üstelik tazyik hapsi kararı çıkartmak büyük şehirlerde 2-3 yılı bulabiliyor.”

Yelda’nın altını çizdiği bir başka nokta ise tahsil sorunu: “Aylarca, yıllarca nafaka ödemeyenler, tazyik hapsi gündeme geldiğinde sadece üç aylık kısmı ödeyip çıkabiliyor. Kadın 3 aylık nafaka için 3 yıl mahkemede sürünüyor; sonra da buradan erkek mağduriyeti çıkarılıyor.”

Aslı da benzer bir tablo çiziyor: “Kadınlar açısından çoğu zaman kazanılan nafakanın tahsil edilemediğini görüyoruz. Erkeklerin üzerlerine kayıtlı mal varlıklarını devrettikleri, kendilerini işsiz gösterdikleri durumlar var. Sorun ‘nafaka mağduriyeti’ değil, tahsil edilemeyen nafakaların mağduriyeti.”

 

Av. Aslı Pasinli, Diyarbakır Barosu

Üç-beş bin lira ile hayat mümkün mü?

Yelda, nafaka miktarlarının gerçek yaşam koşullarıyla kıyaslandığında ne anlama geldiğini soruyor: “İstanbul’da çocuklara bağlanan aylık nafakalar 4.000 TL’yi geçmiyor. Temel ihtiyaçların bu kadar pahalı olduğu bir şehirde hangi kadın 4.000 TL ile geçinebilir? 3-5 bin TL nafaka ile kim barınabilir?”

Aslı da nafakanın bir “geçim kapısı” olmadığını vurguluyor: “Nafaka hiçbir zaman bir geçim kapısı değil. Miktarlar gerçekten çok düşük. Sadece bir destek olarak görülebilir.”

Boşanmaların arttığı ve bunun nafakayla bağlantılı olduğu iddiasına iki hukukçu da karşı çıkıyor. “Tüm araştırmalar ülkedeki temel boşanma sebebinin şiddet olduğunu gösteriyor. Kimse 2-3-4 bin lira nafaka alabiliyor diye boşanmıyor. Kadınlar dayak yedikleri için, aldatıldıkları için, ölümle tehdit edildikleri için boşanıyor. Hatta birçok kadın boşanabilmek için nafaka hakkından feragat ediyor” diyor Yelda. Aslı ise toplumsal bağlama işaret ediyor: “Türkiye toplumunda evliliğe atfedilen anlam, boşanmanın kadınlar açısından yarattığı sonuçlar ortadayken ‘nafaka için boşanıyorlar’ söyleminin gerçekle ilgisi yok. Boşanmak kadınlar açısından zaten başlı başına zor bir süreç.”

Kadınların nafaka aldıkları için çalışmadıkları konusunda ciddi bir manipülasyon hep gündemdeydi. Yelda’nın yanıtı net: “Çalışabilecek durumda olup da bile isteye çalışmayan kadın yoktur. 20-30 bin kazanacak kadın 5 bin nafaka için mi çalışmayacak? Kadınlar okutulmadıkları, kariyer imkânı verilmediği için çalışamıyor.”

Aslı ise evlilik içi bakım emeğini ve yapısal eşitsizliği hatırlatıyor: “Birçok kadın evlilik başlangıcı ile birlikte kariyerine veda ediyor. 10-15 yıl sonra boşanma olduğunda sıfırdan başlamak zorunda kalıyor. Çocuklara bakacak kimse olmadığı için çalışamayan birçok kadın var. Toplumsal cinsiyet rolleri burada çok belirleyici.”

Süre sınırı ne getirir?

Yelda’ya göre sonuç açık: “Zaten düşük olan nafakanın sınırlandırılması boşanma sonrası geçim açığını büyütür. Ekonomik güvence kırıldıkça ayrılma kararı daha riskli hale gelir. Boşanmaları erkekler için kolaylaştırmak, kadınlar için zorlaştırmaktan başka bir işe yaramaz.”

Aslı da benzer bir uyarıda bulunuyor: “Süre sınırı sadece yoksulluğu büyütür. Kadınların hak edilmiş haklarına erişiminde engel yaratır. Hele ki kadın cinayetlerinin bu kadar arttığı, boşanmak isteyen kadınların öldürüldüğü bir düzende, kadınların aldığı 500-1000-5000 liralık nafakalarla uğraşmak eşitsizliği daha da derinleştirir.”

* Av. Aslı Pasinli ile Av. Hatice Demir’in 2021 yılında hazırladıkları “Mahkeme Kararları Işığında Nafaka Araştırması / Hukuki Bir İnceleme” raporu, bu konuda önemli deneyimler içeriyor.
Bkz: https://esikplatform.net/s/2547/i/Diyarbakir_Barosu_Nafaka_Arastirmasi.pdf

Ana Fotoğraf: Gazete Kadıköy

 

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar