Gebze Taysad OSB’deki Döksan Döküm fabrikasında iki ay boyunca maaşları ve sosyal hakları ödenmeyen işçiler, 1 Aralık’ta işten kaçınma hakkını kullanarak fabrikayı terk etmeme eylemi yaptı. Dört gün boyunca fabrika içinde kalan işçiler Kod 49’la işten atıldı. Direnişe katılan bir kadın işçiyle konuştuk

Kocaeli Gebze’deki Döksan Döküm’de çalışan işçilerin 1 Aralık’ta dayanacak güçleri kalmadı. Aylarca düzensiz ödenen maaşlar, bozuk makineler, işçi sağlığı ve iş güvenliği eksiklikleri ve artan borç yükü altında çalışıyorlardı. Eyleme geçtiler, dört gün fabrikayı terk etmediler. Güvenlik sebebiyle adını açıklamak istemeyen bir kadın işçi hem çalıştıkları bölümleri hem patronun Bilecik’teki ikinci fabrikasına yaptığı yatırımı hem de 3 Aralık’ta Kod 49 ile işten atılmalarını anlattı.
Yaklaşık 2 yıldır düzenli olarak maaş alamadıklarını söyleyen bu kadın işçi fabrikanın Ankara’daki Aselsan’a güvenlik kamera sistem parçalarını ürettiğini anlattı ve dökümhane, CNC, son kontrol, pres ve sevkiyat bölümlerinin bulunduğu fabrikada kadın işçilerin ağırlıklı olarak pres ve son kontrolde çalıştırıldıklarını bunun sebebinin de ücret eşitsizliği olduğuna dikkat çekti.
Yaklaşık 250 işçi çalışırken dönem dönem yapılan işçi kıyımlarıyla toplam çalışan sayısının 54 kişiye düştüğünü ifade eden işçi, bunların yirmisinin kadın olduğunu belirtti. Genel olarak tek vardiya çalışan kadın işçiler 31 bin TL civarında maaş alıyormuş ancak fazla mesailerle birlikte 40 bin TL’ye yakın bir rakama ulaşır gibi görünmesine rağmen bu miktar vergi kesintileri altında eriyormuş. Tamamen erkeklerin çalıştığı dökümhane gibi bölümlerde ise ücretler daha yüksekmiş. Talebimizi hatırlatalım: Eş değer işe eşit ücret!
İşçileri son çare olarak 4 gün boyunca fabrikayı terk etmeme eylemine götüren nedenleri kendisinden dinledik: “Maaşlar ödenmediği zaman patron hep ‘Şu an sıkışığım, idare edin’ diyordu. Hatır gönül derken iş bu raddeye geldi. Biz baktık işin cılkı çıktı, sonra da suçu üstümüze atmaya başladılar. Bilecik’te ikinci bir fabrika açtı. CNC makinelerinin bir kısmı oraya götürüldü, sonra geri getirildi. Dökümhane makinelerinden bazıları da taşındı. Üretimi orada yaptılar, sonra getirip işlemesini burada yapmaya başlayınca bu sefer döküm boşluğu olmaya başladı. Peynirin içindeki delikler gibi… Gün içinde 200 ürün çıkıyorsa 150’si hurdaya gidiyordu. Bilecik’te düzgün bastıramadığı için bizde sıkıntı çıkıyordu. Bunun bizimle ne ilgisi var?”
İSG tedbirleri yok, işçilerin de parmakları
Biraz geriye gidersek; uzun yıllardır faaliyette olan Döksan 4 yıl önce el değiştirerek YK Holding’in sahibi Yalçın Yalçınkaya’ya satılmış. İlk iki yıl maaş ve sosyal hak ödemeleri yolunda gidiyormuş. Türk Metal Sendikası’nın da yıllardır örgütlü olduğu fabrikada, iki yılın ardından üretim müdürünün işçilerle mahkemelik olduğu bir dönem yaşanmış ve ödemeler düzensizleşmeye başlamış. Zaten çeşitli bahanelerle işten çıkarılan işçilerin maaşları ve tazminatları da ödenmemiş.
“Ben işe başlarken maaşlarımızda en fazla 20 gün gecikme olur dediler. Sonra bir ay oldu, iki ay oldu. Parayı kaptıracağımız kadar kaptırdık. Benim maaşım hacizliydi; ödemelerimi aksattım, iyice battım. Patron daha sonra Bilecik’teki fabrikayı faaliyete geçirdi. Sendika her defasında maaş ödemeleri için uyarı verdi. Önceleri çekiniyordu sendikadan, uyarıyı alınca ödüyordu. Bir süre sonra bu uyarıları dikkate almamaya başladı. İki ay önceye kadar taşeronlara da ödeme yapmamış. İki tane taşeron firma vardı. Onlar kendi ceplerinden vermiş işçilerin maaşını, sonra işçilerini çektiler. Döksan öyle kalakaldı. Servis şirketinin ödemelerini de yapmamış. Bu yüzden sık sık servis değişti. Yemekler kötüydü, yeri geliyor aç kalıyorduk. İSG (İşçi Sağlığı ve Güvenliği) eğitimleri verilmiyordu, kimseyi göremiyorduk. Parmakları kopan işçiler vardı mesela. İyileştikten sonra bu işçileri başka bölümlerde çalıştırmaya devam ediyorlardı. Makineler sık parça değişimlerinden dolayı da bozuluyordu. Ustalar tamir ettikten sonra pat diye başka bir parçaya geçiyorlardı bu yüzden ayarlar yeniden bozuluyordu. Düzenli bakım olmayınca kaza da oluyor, parçalar da bozuluyordu.”
İşten kaçınma hakkına Kod 49’la karşılık verildi
Yaptıkları işin ağırlığını ve riskleri yukardaki cümlelerle anlatan kadın işçi her parça değişiminin karşılarına acil uyarısıyla çıktığını ve bu yüzden pek çok işçinin ve ustanın yoğun stres altında çalıştığına dikkat çekti. Pres makinelerindeki kadınların fazladan risklerle çalıştığını ancak herhangi bir tedbir alınmadığını da anlattı. Kritik bölümler olan son kontrol ve preste kadın işçilerin çalıştığını ve ücretlerinin fabrikadaki ortalamanın altında olduğunu vurguladı.
Sağlıksız koşullarda çalışırken üstüne bir de artık hiç maaş alamamak işçilerin sabrını taşırmış. Bilecik’teki fabrikaya makinelerin nakliyesi parça parça devam ederken ödeme alamayan işçiler 1 Aralık’ta makineler arasında bir araya gelerek işten kaçınma haklarını kullanmaya karar vermiş. Sendika temsilcileriyle birlikte, fabrikada kalan makinelerin başında bekleyerek üretimi durdurmuşlar. Devamını kendisinden dinledik:
“Hiçbirimiz çalışmadık. Taşerondaki işçiler de çalışmadı. Bir kısmı çalıştı sadece. Bize tutanak tutmuşlar. Tutanakta yazan suçlamaları kabul etmedim, imzadan feragat ettiğimi yazdım. Çay içtiğimiz toplanma alanında da bekledik. Fabrikada yatıp kalktık. Dışarı çıksak bizi bir daha içeri almayacaklardı. Belki tüm makineleri taşıyıp kapatıp kaçacaktı. Sonra ‘Çalışma olacak, bir kaza olmasın’ diyerek bizi bahçeye çıkardılar. Toplanma alanında çalışmaktan kaçınma hakkımızı kullanmaya devam ettik. Bu sırada başka tutanaklar da tutmuşlar ama bizim haberimiz olmadı bunlardan. 3 Aralık günü de verilen görevleri yapmadığımız gerekçesiyle Kod 49’dan işten çıkarıldığımız mesajı geldi telefonlarımıza. O sırada da savcılığa gidip şikâyette bulunmuş bizimle ilgili, işyerime/makineme zarar verdiler diye. Biz yine orada kaldık. Sadece tuvalet ihtiyacımız için binaya giriyorduk. O zaman da telefonumuzun kameralarını açıyorduk çıkana kadar. Çünkü başka bir suçlama yapar diye düşündük.”
5 Aralık Cuma gününe kadar fabrikanın toplu kullanım alanlarında sloganlarla, telefon ışıklarıyla basını ve kitle örgütlerini haberdar ederek destek çağrısı yapan işçiler, sendikanın tavsiyeleriyle eylemlerini hukuksal boyutta takip etme kararı almış. Soğuk havada açıkta beklerken hasta olmaya başlamışlar çünkü.

Direnişte dahi evi düşünmek
Bu bekleyiş içerisinde kadın işçiler son ana kadar fire vermeden fabrikadaydılar. 45-50 yaş aralığında olan kadın işçilerin direncinin önde olduğu videolara bakınca gözlerimizden kalpler çıktığını söylediğimde videolarda görünmeyenleri de anlattı konuştuğumuz kadın işçi. “3–4 gün fabrikada yatıp kalkmak zordu. Çoluğu çocuğu olanlar okula götüremedi, evde yemeğini yapamadı, aileleri merak içindeydi. Hepimiz telefonla iyi olduğumuzu söyledik defalarca.” Özellikle geceleri kadın işçiler tüm aile fertlerine kendilerinin iyi olduğuna dair bilgi verip ailelerinin durumunu öğrenmeye çalışırken erkek işçilerin bir iki defa bilgi vermek dışında böyle bir çabalarının olmadığını da öğrendik. Direnişlerin kadınlar açısından böyle farklı bir yanı var.
İşten çıkış bildirgesinde maaşlarla birlikte yıllık izinlerin ve sosyal hakların ödeneceği tarih de yazmasına rağmen henüz bir ödeme yapılmamış. Bu bildirgelerle birlikte işçiler bir gerçeği daha öğreniyor. BES (Bireysel Emeklilik Sistemi) ödemeleri işçilerin maaşından düzenli olarak kesilmiş ancak bankalara ödenmemiş.
“Benim hacizli maaşımdan kesip bankaya göndermeleri gerekiyordu. Sadece bir ay göndermişler. Diğer aylar da kesilmiş ama bankaya göndermemişler, şirkette duruyor. BES kesintileri de yapılmış ama bankaya gönderilmemiş. Bir çoğumuz iş bulamayacak. Yaşı geçenlerin işi zor. Adam işlerini büyütürken biz borç altında kaldık. Hem ekmeğimizden hem geleceğimizden olduk.”
Döksan Döküm’deki 1 Aralık eylemi, düşük ücretler, bozuk makineler, ağır çalışma koşulları, İSG önlemlerinin alınmaması ve patronun ödemediği borçların birikmesiyle ortaya çıktı. Kod 49 tehdidine rağmen kadın işçilerin anlattıkları, sanayi bölgelerinde giderek yaygınlaşan güvencesizliğin ve özellikle kadın emeğinin daha kolay hedef hâline getirildiğinin bir başka örneği.










