Adana’nın damgalı mahallelerinden birinde, bir veteriner kliniğinde karşılaştık Güllü ile. Sohbet derinleşince röportaja dönüştü. Ailesinin yanında güvencesiz bir işte uzun dönem çalışan Güllü, “Mesela ben yevmiyemi hiç kendim almadım. Genelde aile yakınım alıyordu. Hiç haberim bile olmazdı” diyor.

Adana’nın ismi damgalanmış mahallelerinden birinde, veteriner kliniği ve evcil hayvan dükkanı karışımı bir mekanda karşılaştık onunla. Evinin bahçesinde baktığı kedilerin bazılarının sağlık sorunu için fikir danışıyor ve sokak hayvanları için uygun fiyatlı kedi maması bakıyordu. Sohbetimiz derinleşince bunu röportaja dönüştürmeye karar verdik.
Adı Güllü. 44 yaşında ve yaklaşık 20 senedir evli. İki çocuğu var. Hayatı boyunca güvenceli ve düzenli bir ücretli işte çalışmamış ama hayatının her döneminde evin işlerine ek olarak parça başı ya da yevmiyeli işlere gitmiş, evine ek iş getirmiş. Şimdi de buradan artırdıklarıyla mama alıyor.
“İlk olarak ücretli bir işte ne zaman çalışmaya başladın?” diye sorunca, “Bekarken depo işine gitmiştim” diyor. “Depo işi”ni biraz açmasını istiyorum. “Nohut, fasulye tanelerinin bantlara dökülüp arasından taşın, yabancı cismin seçilmesi, onların paketlendikten sonra 50 ya da 25 kiloluk çuvallarının el arabasıyla çekilmesi, elenmesi… Depoda yaptığımız işler. Orada yevmiye usulü çalışıyordum. Sigorta yoktu. Düzenli bir iş değildi. Sezonluk olurdu.”
“Erkek ile kadın yevmiyesi farklıydı”
Güllü’nün bahsettiği depo işinin neredeyse tamamında kadınlar çalışır. Erkekler buralarda ya hamallık yapar ya da elek makineleri kısmında çalışırlar. “Kadınlarla erkeklerin yevmiyeleri farklı olurdu.” Bu, erkeklerin lehine olan bir fark. “Neden kaynaklanırdı o farklılık sence?” “Erkekler ağırlıkta güç işi yaparlardı. Kadınlar da daha basit, böyle seçme, taşıma, çuvalların ağzını dikiş…” Sonra biraz düşününce ekleme yapıyor Güllü: “Aslında seçme basit değildi. Daha zeka işi gerektiriyordu. Erkeklerde de güç işi gerektiriyordu. O yüzden farklılık bu.” Peki bu, ücret farkını gerektirecek bir farklılık mıydı? “Bence kadınların daha çok fazla alması gerekiyordu. Çünkü genel olarak kadınlar daha fazla iş yapıyordu.”
Depo işinde kadınlar ve erkeklerin görev ve sorumlulukları tam olarak cinsiyet rollerine göre düzenlenmiş gibi. Erkekler bir yandan güç gerektiren (hamallık) işlerde çalışıyor ancak diğer yandan işin en makineleşmiş ve kolay kısmı olan elek bölümünde de sadece onlar var. Elek bölümüne gelen mal (fasulye, nohut, barbunya vb.) boyut ve ağırlığına göre ayrılıyor. Ve bu ayrıştırma işlemi sırasında elek makinesinin etrafı kirleniyor. Makinenin başında erkekler durmasına karşın bu etrafa dökülen malların temizliği, o sıra seçme, dikiş ya da el arabası işinde çalışan bir kadın çağrılarak ona yaptırılıyor.
“Erkekler kaba işi yapıyordu. Asıl kadınlar derleyip toparlıyordu. Temizliğini, toparlamasını kadınlar yapıyordu. Ama yeteri kadar değer görmüyordu. İşin aciliyetine göre mola zamanlarına denk gelse bile kadınlar o işi yapmadan bırakmıyorlardı. Acil orası süpürülmesi gerekiyorsa mola önemli değildi. Önemli olan işin yapılmasıydı.”
“Yevmiyemi aileden biri alıyordu”
Burada ailesinden birileriyle çalışmış hep. Başka türlüsüne izin vermemişler hiç. “Aileyle birlikte çalışmanın, dışarıda başkalarının yanında çalışmaktan nasıl bir farkı var?” diye sordum. “Bana göre daha zordu. Çünkü sürekli gözler üstünde oluyordu. Hata yapınca, zor durumda kalabiliyordum. Mesela yabancı birinin yanında çalıştığın zaman yanlış da olsa onu sen toparlayabiliyordun. Ama tanıdık birinin yanında olduğu zaman, yanlış yaptığında o yanlışın sürekli yüzüne vurulacağından endişe ediyordun. Tedirgin oluyordun ve daha çok yanlış yapıyordun. Mesela ben yevmiyemi hiç kendim almadım. Genelde aile yakınım alıyordu. Direkt onun elinden geçtiği için ben hiç görmüyordum bile. Ne zaman alıyorlardı? Ne için kullanıyorlardı? Hiç haberim bile olmazdı.”
Aile büyükleri ile birlikte çalışmanın diğer zorluklarını şöyle anlatıyor Güllü: “Arkadaş çevrem pek yoktu. Çünkü ailemle çalıştığım, onlar kendi aralarında daha özel konuşmalarını benim onlara yansıtacağımı düşündükleri için benimle yakınlık kurmazlardı. Kendimi yalnız hissediyordum. Yani sevilmediğimi, bir arkadaşlık yapılacak kadar değerli olmadığımı hissediyordum.”
“Kışın çok üşürdüm”
Epey yorucu olan bu depo işinin bir de neden olduğu sağlık sıkıntıları vardı. “Nohut, fasulye elendiği zaman çok toz ve duman oluyordu. O da insanın ciğerine dokunduğu için öksürme, nefes alma gibi zorluklar oluyordu çoğunlukla. Seçme işi bantta, bazen de yere çuval sererek yapılıyordu. Özellikle yerde yapılırken sırt ağrısı çok oluyordu. Bantla yapılırken de sırt ağrısı, omuz ağrısı gibi ağrılar çoktu. Ama kışın daha zor olurdu. Oturduğun yerde seçme yaparken çok üşürdüm mesela. Çünkü o kocaman bir depo, ısıtma sistemi yoktu. Ama o yüzden kışın araba çekmesini tercih ederdim, ısınmak için.”
Depo işi kadın ağırlıklı olduğu kadar çocuk ağırlıklı da bir alan. Güllü, 17-18 yaşlarında çalışmaya başlamış ama o dönemde bu yaş, “geç bir yaş” sayılırmış bu işe başlamak için. “Ben biraz geç bile kalmıştım çalışmaya başlamakta. Benden daha küçük yaşta çalışmaya başlayanlar da vardı. Kardeşlerim benden küçük yaşta başladı. Ama onlar sürekli çalışmıyordu. Onlar okula gittiği için yazın gelirlerdi. Kışın okula giderlerdi. Ama benim için yaz, kış yoktu.”
Okula gitmek kardeşlerin büyüğü Güllü açısından hep böyle içinde kalan bir ukde olmuş. “Ben ilkokul mezunuydum. Evlendikten sonra eşim karşı çıkmadı, sağ olsun. Liseyi, ortaokulu liseyi dışarıdan bitirdim. KPSS’ye de katıldım. Güzel de bir puan aldım, 70 puan aldım. Ama tercih yapmadım. Yani tercih edebilecek bir alan bulamadığım için.”
“Parça başı dört lira”
Evlendikten sonra uzun bir dönem ücretli bir işte çalışmamış. Şimdilerde ülkenin dört bir yanına perde, püsküllü perde ucu satan bir firmadan parça başı iş alıyor. “Mutfağıma halı kestirmek için gitmiştim bu firmaya. Arkadaşım da halı kestirmiş, perde yaptırmıştı. Onu arayıp da böyle bir iş olduğunu, yapmak istersek ikimizin de bu işi yapmamızı istediklerini söylemişler. Biz de gittik, baktık. Kabul ettik. Yaptığımız püskülleri Türkiye’nin her tarafına yolluyorlar. Daha çok da Trabzon tarafına gönderiyorlar. Püskül topu başına 4 lira alıyor. Evde fırsat buldukça yapıyorum. Götürüp veriyorum. Paramı alıyorum.”
Dört lira düşük değil mi, diye sorunca, “Başka yerler daha düşük verip malzemelerini kendileri getirip götürüyor. Bizde ise fiyatını 4 lira yapıyor. Malzemeyi biz kendimiz alıp geliyoruz. Yaptığımızı da kendimiz götürüyoruz.
Peki bu kez buradan aldığın ücreti kendine ait bir bütçe olarak kullanabiliyor mu? “Evet. O bana aittir. Eşim hiç ona karışmaz. Genel olarak kendime harcıyorum ya da birikim yapıyorum. Öyle kullanıyorum yani.”










