“Kendime “ evet ya, işte budur” diye başlayan mırıldanlanmalarım, kitabın sonuna kadar sürdü. Hani sadece feminist ortamlarda da değil ama kadın kadına oturup erkekliğe ve erkeklere öfkemizi dökerken saydırdıklarımız, hatta bazen o ortamda bile saydırmaya çekindiklerimizi dillendiriyor SCUM Manifesto.”
Bu yazı sadece bir kitap eleştirisi değil. Hülya Osmanağaoğlu, TYÜ kuramını temel alan bir feminist mücadele ile patriyarka – patriayarkal kapitalizm – kapitalist patriyarkayı temel alan feminist mücadele arasındaki temel ayrım, gündelik hayatımızdaki erkek egemenliğini merkeze koyarak bütünlüklü bir mücadele vermek ile sermayenin gündelik hayatımızdaki belirleyiciliğini merkeze koyarak mücadele vermek arasındaki farkta somutlanıyor, tespitini tarihsel analizle de harmanlayarak TYÜ tartışmalarına yeni bir boyut getiriyor.
Gülnur Savran tarafından derlenen Cinsiyetler Arası Toplumsal İlişkiler ve Kesişimsellik kitabını, daha önce Feryal Kadın İşçi’de değerlendirmişti. Şimdi de Hülya, kitabın temel ekseni “cinsiyetler arası toplumsal ilişkiler” kavramını güncel siyasete değen yanlarıyla tartışmaya açarken, feministleri de tartışmaya davet ediyor…
Tüm bu filmlerin bir ortak noktası da –aslında gerçek hayattaki gibi- başrol oyuncusu kadınların yanında mutlaka dertlerini tasalarını paylaştıkları evdeki erkeğe ya da işyerindeki patrona karşı dayanışma gösteren kadın arkadaşlarının varlığıydı.