Birçok suçlunun cezaları bitmeden salıverilmelerini sağlayan 11. yargı paketi, Türkiye’nin kalabalık gündeminde hak ettiği kadar tartışılmadı. Oysa bu düzenlemenin tüm kadınları etkileyen sonuçları var. Diğer yandan, paketle salınanlar arasında kadınlar da var ve onları da olumlu koşullar beklemiyor. Bütün bunları feminist avukat Selin Nakıpoğlu ve Ceza Ve İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nden avukat Özge Akyüz ile konuştuk

Selin Nakıpoğlu: Erkek şiddeti failleri fiilen cezaevinden çıkarıldı
Yeni yargı paketinde serbest bırakılanlar hangi suçlardan cezaevindeydi?
1. Yeni 11. yargı paketi ile getirilen infaz düzenlemeleri, adı reform olsa da gerçekte ciddi sorunlar yaratıyor. Resmî ifadelerde ağır suçların kapsam dışı bırakıldığı söylense de uygulamada, özellikle 31 Temmuz 2023’ten önceki suçları işleyen binlerce hükümlü için koşullu salıverme, denetimli serbestlik ve benzeri infaz kolaylıkları uygulanmaya başladı. Bu; hırsızlık, yağma, dolandırıcılık, uyuşturucu ticareti gibi suçların yanı sıra erkek şiddeti ile bağlantılı dosyaların da dolaylı yoldan tahliye edilmesine yol açtı çünkü çoğu dosya farklı maddelerden hüküm kurularak sonuçlanmıştı. Bu nedenle erkek şiddeti failleri de fiilen cezaevinden çıkarıldı. Siyasal iktidar bunu her af paketini kamuoyuna sunarken inkâr etse de, hakikat bu.
Bu durum bir ceza indirimi veya teknik infaz kuralı olmaktan çıktı; erkek şiddetini önleme amaçlı koruyucu düzenlemeleri işlevsizleştiren bir mekanizmaya dönüştü. Kadın örgütleri bunun erkek şiddetini cesaretlendiren bir zemin yarattığını söylüyorlar. Erkek şiddetinin zaten yaygın olduğu bir toplumda bu tür infaz kolaylıkları, erkeklerin elini daha da güçlendiriyor; yani cezaevi kapısından çıkan erkeğin sokakta tekrar şiddet eylemi gerçekleştirme ihtimali artıyor. Bu da kadınların kamusal ve özel yaşamda artan bir tehdit algısıyla karşılaşması demek.

Bunun kadınlar için sonuçları ne olacak?
Bunun kadınlar açısından sonucu doğrudan artan güvensizliktir. Devletin erkek şiddetini önleme sorumluluğu zayıflarken, risk yeniden kadınların omzuna bırakılıyor. Koruma kararlarının etkisizliği, kolluğun yetersizliği ve cezasızlık algısı birleştiğinde, bu tür paketler erkek şiddetini cesaretlendiren bir zemine dönüşüyor. Kadınlar için bu, kamusal alanda, evde ve özel ilişkilerde daha fazla tehdit demek. Kadınları, çocukları, LGBTİ+ları öldüren erkeklerin cezasız kalması, infaz indirimleri ve yargı politikaları erkek şiddetini meşrulaştıran ve cesaretlendiren bir zorbalık üretimidir.
Geçtiğimiz hafta Diyarbakır’da Dicle Amed Kadın Platformu ve Diyarbakır Şiddetle Mücadele Ağı, 11. yargı paketinin erkek şiddeti faillerini serbest bırakmasını protesto etti. Eylemciler, erkek şiddeti faillerine karşı caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemelerin uygulanmasını istediler. Protestonun gölgesinde somut ve trajik bir olay da yaşandı: 11. yargı paketi kapsamında cezaevinden çıkan bir erkek, sevgilisi Rojda Yakışıklı’yı öldürdü. Bu cinayet hem infaz düzenlemesinin sonuçlarını toplumsal gerçeklikle ilişkilendiriyor hem de devletin erkek şiddetini önleme sorumluluğunu göz önüne seren en somut örnek.
Erkek şiddeti bireysel bir sapma değil, sistemin ürettiği bir davranış biçimi
Erkek şiddeti suçuyla ceza almamış olan erkekler de çıktıklarında kadınlara yönelebiliyor, bunu nasıl açıklarsın?
Erkek şiddeti sadece sabıkayla açıklanamaz çünkü bu şiddet bireysel bir sapma değil, sistemin ürettiği bir davranış biçimidir. Erkeklik, tahakküm, kontrol ve cezasızlıkla birlikte inşa ediliyor. Daha önce şiddet suçundan ceza almamış erkekler de, kadın üzerinde hak iddia eden, sınır ihlalini meşru gören bu kültür içinde ilk şiddet eylemini rahatlıkla gerçekleştirebiliyor. Yani mesele sadece cezaevi kapısından çıkanlar değil, şiddeti mümkün kılan düzenin kendisi. Bu af paketleri sadece infaz hükmüyle ilgili teknik bir değişiklik olmadığını, aynı zamanda erkek egemen kültürü güçlendiren bir siyasal tercih. Erkek şiddeti, erkeklik ideolojisinin tahakküm, kontrol ve cezasızlıkla iç içe olduğu bir kültürel ortamda üretiliyor. Sıklıkla görüyoruz ki, afla cezaevinden çıkmış erkek failler aynı eğilimi yeniden ortaya koyabiliyorlar çünkü hiçbir af paketi erkek şiddetini önleyecek güçlü mekanizmalar içermiyor. Hatta siyasal iktidarın böyle bir konu başlığı bile olmadı bu zamana kadar.
Bu paketle salıverilen kadınların durumu nedir?
Bu paketle tahliye edilen kadınların büyük bölümü; yoksulluk, borç, adli para cezalarını ödeyememe ya da kendini savunma nedeniyle cezaevine girmiş kadınlar. Ancak devlet bu kadınları cezaevinden çıkarırken onları ayakta tutacak hiçbir sosyal destek mekanizması kurmuyor. Barınma, gelir, istihdam ve güvenlik güvencesi sağlanmadığı için bu tahliyeler kadınlar açısından bir özgürlük değil, yeniden yoksulluğa ve erkek şiddetinin olduğu ortamlara geri dönüş anlamına geliyor. Devletin kadınları koruması gereken yerde, sorumluluğu onların omzuna bırakan yalnızlaştırıcı bir serbestlik rejimi işletiliyor.

Özge Akyüz: Hapisten çıkan kadınları damgalanma, işsizlik, yalnızlık bekliyor
Yeni yargı paketiyle cezaevinden çıkacaklar arasında kadınlar da var, değil mi?
Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün açıkladığı istatistiklere göre 2025 Aralık ayında Türkiye hapishanelerinde 20.298 kadın mahpus bulunmaktayken, 2025 Ocak ayında 18.946 mahpus bulunmaktadır. Her ne kadar bu ara süreçte kaç kadının hapsedildiğini bilmesek te, en az 1352 kadın mahpusun bu süreçte tahliye edildiği öngörülmektedir. Tahliye edilen kadınların tahliye sonrasında barınma, geçim, güvenlik gibi ihtiyaçlarını nasıl karşıladığına ilişkin herhangi bir bilgi paylaşımı yapılmamış, istatistiksel veri paylaşılmamıştır.
Bu kadınlar hapishanede kaldıkları sürede dışarıdaki hayatlarında yardımcı olacak herhangi bir destek görüyorlar mı?
Ataerkil toplumlarda kız çocuklarının ve kadınların hayatlarının gidişatını hatta davranışlarını, alışkanlıklarını tek başına belirlemesine, kendi seçimlerini yapmasına da çoğu zaman izin verilmez. Kadının belirleyen değil belirlenen olması beklenir. Tüm bu kontrol mekanizmaları uygulanırken sürekli gözetim altında tutma söz konusu olur. Kadınların toplum içerisinde zaten maruz kaldıkları ayrımcılık, hapsedilmeleriyle birlikte yoğunlaşarak devam etmekte ve tahliye sonrasına da katlanarak yansımaktadır. Türkiye’de kadınların özgün durumlarını göz önünde bulunduran ayrı bir infaz rejimi öngörülmemiştir. Kapatılmışlığın etkilerini azaltabilecek uygulamalar çok yetersiz olduğu gibi tahliye sonrasına yönelik destek mekanizmaları da yeterince geliştirilmemektedir.
Ailelerin yaklaşımı nasıl oluyor? Bu yaklaşımın kadınlar üzerinde nasıl sonuçları var?
Kadınlar erkeklere oranla hapsedilme sebebiyle yakınları tarafından daha fazla damgalanmaya ve yalnızlaştırılmaya maruz kalmaktadır. Bunun sonucu olarak aile ve yakınlar tarafından ziyaret edilmeme, aranmama, mektup yazılmaması durumları karşımıza çıkabilmektedir. Ziyaret edilmeyen, aranıp sorulmayan mahpus açısından dışardaki hayatla olan bağ neredeyse tamamen kopmaktadır. Dışardaki hayatla hem ailesi hem de sosyal çevresi üzerinden bağı kopmuş olan kadının tahliye sonrası süreçte dışarıdaki dünyaya uyum sağlaması daha zor olmaktadır. Bunun sonucu olarak söz konusu kadınlar iş, barınacak yer bulmakta, sosyalleşmekte zorluk çekmektedirler. Bu yalnızlaşma hali, iş ve ev bulamama durumu ortaya çıkartabilmektedir. Bu da kadınları şiddete açık hale getirmekte ayrıca yeniden yasalarca suç sayılan fiilleri işlemeye itebilmektedir. Aile tarafından damgalanma durumu da kadınları şiddet tehlikesiyle karşı karşıya bırakabilmektedir.
Türkiye hapishanelerinde, hapishaneye girerken kadın mahpusların şiddet geçmişlerine ilişkin herhangi bir veri tutulmamakta, hapsedilme süreçlerinde bu doğrultuda bireyselleştirilmiş psikososyal destek mekanizmaları oluşturulmamaktadır. Eril şiddete karşı başvurulabilecek hukuki yollar olduğunun ya da bu yollara başvurma yönetiminin yeterince bilinmemesi de ciddi bir sorundur. Nitekim tahliye sonrasında şiddete uğramaları halinde başvurabilecekleri kurumlara ilişkin herhangi bir bilinçlendirme çalışması yapılmamaktadır.
Hapisten çıkan kadınları neler bekliyor?
Hapsedilen kadınların büyük çoğunluğunun bağımsız ve düzenli bir geliri bulunmamaktadır. Hapsedilme nedeniyle maruz kaldıkları damgalanma ile, mahpusluk sürecinde tahliye sonrası düzenli gelir elde etmelerini sağlayacak nitelikli mesleki alanlarda desteklenmemeleri, tahliye sonrasında iş bulmalarını ciddi biçimde zorlaştırmaktadır. Nitekim hapishanelerde kadınlara sunulan çalışma olanakları, ataerkil iş bölümü anlayışı çerçevesinde şekillenmekte; kadınlar ağırlıklı olarak mantı atölyeleri gibi “kadın işi” olarak görülen, istihdam olanaklarını genişletmeyen alanlara yönlendirilmektedir.
Bangkok Kurallarına göre, hapishane yetkilileri, kadın mahpusların hapis durumundan özgürlüğe geçişlerini kolaylaştırmak, damgalanmayı azaltmak ve aileleriyle mümkün olan en kısa sürede yeniden iletişim kurmalarını sağlamak için ev izni, açık hapishaneler, geçiş kurumları ve toplum temelli program ve hizmetler gibi seçenekleri kullanmalıdır. Hapishane yetkilileri, denetimli serbestlik ve/veya sosyal yardım hizmetleri, yerel topluluk grupları ve sivil toplum örgütleriyle iş birliği içinde, kadınların toplumsal cinsiyete özgü ihtiyaçlarını dikkate alan kapsamlı salıverilme öncesi ve sonrası yeniden entegrasyon programları tasarlamalı ve uygulamalıdır. Serbest bırakıldıktan sonra psikolojik, tıbbi, yasal ve pratik yardıma ihtiyaç duyan kadın mahpuslara, yereldeki kurumlarla iş birliği içinde, başarılı bir şekilde toplumsal olarak yeniden entegrasyonları için ek destek sağlanmalıdır.
Bu sebeplerle Bangkok Kuralları başta olmak üzere uluslararası insan hakları standartlarıyla uyumlu, kadınların özgün ihtiyaçlarını merkeze alan kapsamlı tahliye öncesi ve sonrası destek mekanizmalarının gecikmeksizin oluşturulması gerekmektedir. STÖ’lerle iş birliği yapılarak, birtakım programlar aracılığıyla kadınlar tahliye sonrası sürece hazırlanmalı, barınma, iş bulma, tahliye sonrası şiddetten korunma gibi konularda danışmanlık hizmetleri verilmeli, özel psikolojik destek programları geliştirilmelidir. 21. Şiddet tehlikesi olan kadınlara 6284 Sayılı Kanun kapsamında tahliye öncesi hukuki destek verilmeye başlanmalı, gerekli mahkeme kararları alınmalı, ŞÖNİM ve diğer ilgili kurumlarla iletişime geçilmelidir.
Ana Fotoğraf: T24










