Skip to main contentSkip to footer

feminist dayanışma her şeyi affeder mi?

hayır. üstelik üstü örtülen durumlar insanın içinde acıtıcı tortular bırakır. o yüzden birbirimize karşı adil olmak, birbirimizi kırmamaya çalışmak zorundayız. bu yazıda anlatmaya çalışacaklarım biraz kişisel deneyimlerimden, biraz feminizmden ve feminist yol arkadaşlarımdan öğrendiğim şeylerden oluşuyor. sadece feminist örgütlenmelerde değil, arkadaş gruplarında, ikili ilişkilerde, feminist olsun olmasın kadınlar arasındaki ilişkilerde işimize yarayacağını düşündüğüm şeyler.

Kadın Emeği

şunu hatırlatayım, işyerlerinde, kapitalizmin ortaya çıkarttığı hiyerarşiler sebebiyle, kadınlar arasındaki ilişkiler başka boyutlar alır. iki kadın sadece iki kadın değil, patron işçi, ast üst de olabilir. yazdıklarım bu durumları kapsamıyor. söylemeye gerek yok; erkeklerle ilişkileri zaten kapsamıyor çünkü onlarla aramızda bir sömürü ilişkisi var.

hepimiz toplum içinde şekillenmiş insanlarız, toplumun bize dayattığı birçok şeyi reddetmeye çalışsak da bazılarını farkında olmadan taşıyoruz. feminist bir örgütlenme biçimi olan bilinç yükseltme grupları başka birçok şeyin yanı sıra bunları da açığa çıkartmayı sağladığı için çok önemli ve yararlı. ayrıca hepimiz harekete bir öfkeyle geliyoruz, zaten politikleşme dediğimiz süreç her şeyden çok öfkemize anlam kazandırmakla ilgili. bilinç yükseltme çalışması bu öfkenin gerçek öznesine yönelmesini de sağlıyor. bu çalışmanın odağında kendimizle ilgili konuşmak olduğunu hatırlatıp devam edeyim.

bence genel olarak, aramızdaki ilişkilerde adil olmanın bir öncelik olması çok önemli. haklı çıkmak değil, üste çıkmak değil, başarılı olmak değil, adil olmak. şunun altını çizmek isterim; herhangi bir konuda üzülmüş olmak haklı olmak anlamına gelmiyor. üzülmenin başlı başına haklılık anlamına geleceği fikri, bence kadınlara dayatılan kırılganlığa, bir ayakta kalma yöntemi olarak başvurma alışkanlığının sonucu. siz de, güçlü kadınların üzerine daha fazla gidildiğini, zayıf ve kırılgan görünen kadınlara, aslında aşağılayıcı olan bir merhametle davranıldığına şahit olmuşsunuzdur. o yüzden, kendi üzüntümüze de sorgulayıcı bir gözle bakmakta fayda var bence.

nasıl ilişki kuracağız?

önceki yazımda şiddetsiz ilişkiden söz etmiştim; mücadeleden değil ilişkiden söz ettiğimin altına çizerek devam edeyim. erkeklerin, erkek tutumunun egemen olduğu ortamlarda yürüttüğü tartışmalara bir bakın. çokça hakaret, hiç olmadı alay içeriyor. mizahtan bahsetmiyorum, başka biriyle alay etmekten bahsediyorum. o yazıların bir kısmı, bütün bu farklılıklara rağmen omuz omuza mücadele etme kararlılığından da söz ediyor çoğu zaman. bunu samimi bulmakta zorlanıyorum.

bence, duygusal şiddeti ve samimiyetsizliği erkeklere bırakalım. mobbingi de içeren duygusal şiddeti tarif etmeye aslında pek gerek yok ama bir örnek vereyim: feminist bir grup içindeki bir kadın, odaya girdiğinde kendi aralarında konuşanların aniden sustuğunu görürse dışlandığını düşünür ve haklıdır. ve bu mobbingin dik alasıdır.

hepimiz, zaman zaman bazı arkadaşlarımızla ilgili olumsuz duygular hissedebiliyoruz, zaman zaman haksızlığa uğradığımızı düşünebiliyoruz. başımızdan geçmiştir, bunlar bir zehir gibi ilişkilere sızar ve çürütür. içimize attığımız her şey orada kök salar. bu duygulardan kurtulmanın en iyi yolu söze dökmek ki bu karşımızdakileri dönüştürmenin de aracı. bu türden olumsuz şeyleri, muhataplarıyla değil de başkalarıyla konuşmak, içini dökmek, o duygulara sebep olanlarla konuşmaktan çok daha kolay ve rahatlatıcı ama -yine çoğumuzun başından geçtiği üzere- çözüm olmadığı gibi, rahatsızlığın katlanmasına ve yayılmasına sebep oluyor. o yüzden bir arkadaşımızın hatta bir muarızımızın yüzüne söylemediğimiz bir şeyi başkalarıyla paylaşmak feminist bir yöntem olamaz.

nasıl eleştirelim?

siz de kabul edersiniz ki, eleştirmek eleştirilmekten daha kolay. eleştiren kalabalık içinde konuşmayı daha kolay bulabilir ama eleştirilen için bunları başkalarının yanında dinlemek daha zor ve savunma mekanizmalarının devreye girip durumu anlamasını zorlaştırması muhtemeldir. o yüzden, böyle bir görüşmeyi örgütlerken, baş başa olmaya çalışmak, suçlayıcı olmaktan ziyade açıklayıcı olmak çok daha doğru, bence. yani örneğin, bir kadınla baş başayken, “toplantılarda ben konuşurken hiç beni dinlemiyor, yanındaki arkadaşlarınla kendi aranızda konuşup gülüşüyorsunuz. bu bende alay edildiğim duygusu uyandırıyor ve aynı durumda herkesin böyle hissedeceğini düşünüyorum” demek bu duygularını toplantıdaki başka kadınlarla paylaşmaktan, toplantı sırasında uyarıda bulunmaktan çok daha sonuç alıcı ve dönüştürücü olabilir.

örnek verdiğim türden tutumların kronikleşmesi, açıkça mobbing amacı taşıması da mümkün. o zaman tabii ki toplantılarda, yine suçlayıcı olmadan ama açıklıkla konuşmak en doğrusu. bunlarla her şey çözülmez, bazen bir feminist yapı içinde yaşananları başka feministlerle tartışmak, onların görüşlerine başvurmak ihtiyacı doğabilir. ama bunu örgütlemek yerine, olup biteni isim vermeden ya da vererek dışarıya aktarmak, hele de sosyal medyada yazmak, bence yol arkadaşlığına sığmaz.

bunları böyle bilmiş bilmiş yazdım ama sanmayın ki kendim her zaman gerçekleştirebildim. ama yaptıklarımız kadar hatta daha fazla yapmadıklarımızdan öğreniyoruz, değil mi?

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar