Temel Conta fabrikasında asgari ücretle ve sağlıksız koşullarda çalışan kadınlar, Petrol-İş’e üye oldular. Yetki alınmasına rağmen patron masaya oturmadı. Çevreyi kirlettiği gerekçesiyle zehirli gazları dışarı salamayan fabrikada filtre olmadığı için bu gazları işçiler soluyor. “Zehir soluyoruz” diyen kadınlar toplu sözleşmede ücret artırımının yanı sıra işçi sağlığı ve güvenliği önemlerinin de yer almasını istiyorlar.
Bornova Temel Conta’da yeni yılda işçiler grevdeydi: Kadınlar işçi sağlığını gözeten bir toplu sözleşme istiyor

Temel Conta, İzmir Bornova’da 50 yılı aşkın süredir conta üreten bir firma. Ford, Tesla, BMC, Roketsan, Türk Traktör gibi büyük markalara parça üretimi yapıyorlar. Üretimde çalışan 24 işçinin 16’sı kadın. Yıllardır asgari ücretle çalışan, işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmadığı için iş kazaları geçiren işçiler yaklaşık bir yıl önce Petrol-İş Sendikası’nda örgütlenmeye karar vermişler. Meliha’nın deyişiyle “birbirlerine sımsıkı sarılıp haklarını aramaya karar vermişler.” Sendika fabrikada çoğunluğu sağlayarak yetki almasına rağmen, patron toplu sözleşme yapmayı kabul etmemiş. Bu yüzden, işçiler 10 Aralık’tan beri grevde.
Grevdeki kadın işçilerden Meliha, Sevgi ve Ayşe*(takma isimler kullanılmıştır) ile fabrikadaki çalışma koşullarını ve sendikalaşma sürecini konuştuk.
Meliha, 47 yaşında bir kadın işçi, evli bir kızı var. Çeşitli petro-kimya fabrikalarında çalışmış ve dokuz yıldır Temel Conta’da pres operatörü. 2023’te EYT ile emekli olmuş ama bir hafta izin yapıp yeniden burada işe başlamış. Alıştığı arkadaş ortamını bırakmak istememiş.
Temel Conta’daki en temel sorunlardan biri işçilerin çoğunun asgari ücretle çalışıyor olması. Dört yıl öncesine kadar en azından aylara bölünen ikramiyelerle işçilerin maaşı asgari ücretin bir miktar üzerine çıkıyormuş fakat dört yıl önce değişen yönetimle birlikte koşullar giderek kötüleşmiş fabrikada. Üç ayda bir verilen 500 TL yakacak parası ve bayram ikramiyesi dışında herhangi bir yan hakları kalmamış işçilerin. 10 yıllık, 20 yıllık, 35 yıllık işçilerin asgari ücret aldığı bir yer haline gelmiş Temel Conta. Meliha, başka fabrikalarda çalışan arkadaşlarının onların asgari ücret aldığını duyduklarında çok şaşırdıklarını ve dalga geçtiklerini söylüyor. Patron ise işçilerle geçen yıl yaptığı bir görüşmede 17 bin TL’nin bile işçilere “fazla” olduğunu, asgari ücretin bu kadar artacağını beklemediğini söylemiş.
“Boynuma sıcak çapak geldi”
Meliha’ya çalışma koşullarını sorduğumuzda, sıcak preslerle çalıştıkları üretim alanında gerekli iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını ve yaşadığı iş kazasını anlatmaya başlıyor: “Çok sıcak preslerde çalışıyoruz. Eldivenler kaliteli olsun istiyoruz çünkü elimiz yanıyor sürekli. Kaliteli olsun dediğimizde “bununla idare edin” diyorlar. İki tane eldiveni üst üste takıp çalıştığımız oldu… En son mesela boynuma sıcak çapak geldi benim, boynumda bandajla falan gezdim.”
Temel Conta’da sıcak üretimde verilmesi gereken gözlükler ve eldivenler sağlanmadığı için, kadın işçiler sürekli iş kazaları geçiriyor. Kimi zaman parmak kopması gibi uzuv kaybıyla sonuçlanan kazalar da olmuş. Bu sıradanlaşmış iş kazalarından sonra ise “kendi kendilerine” iyileşmeye çalıştıklarını söylüyor Meliha. Ne bir doktor muayenesi oluyorlar, ne de bir iş kazası tutanağı tutuluyor. Fabrikaya en azından haftada bir gelmesi gereken doktor hiç uğramıyormuş, telefonla kadınlara istedikleri ilaçları yazmakla yetiniyormuş sadece.
Temel Conta’daki en kritik işçi sağlığı problemi ise yaklaşık üç- dört yıldır kadınların kimyasal soluyarak çalışmak zorunda olması. Fabrikanın çevreye zehirli gaz saldığına dair şikayetler yapılmış ve bakanlıktan fabrikaya denetime gelmişler, bunun üzerine havalandırma kapatılmış, fakat patron taktırması gereken filtreyi bir maliyet unsuru olarak gördüğü için, üretim alanındaki kimyasallar artık çevreye değil kadınların ciğerlerine doluyor. Sabahtan akşama kimyasal soluyan kadın işçiler, günde iki-üç ağrı kesici içerek baş ağrılarını geçirmeye çalışıyorlar. Çoğu, nefes darlığı ve kalp sıkışması gibi şikayetlerle birçok kez hastaneye kaldırılmış. Meliha eve döndüklerinde kendilerini hep çok yorgun hissettiklerini anlatıyor: “Oradaki bu kimyasal kokusundan dolayı ciddi bir yorgunlukla geliyoruz eve. Eve gelince iş yapmamız da gerekiyor. Kendi kendimize böyle kavga ediyorduk sanki. İnsan yatıp uyumak istiyor. Ben ağrı kesici, kas gevşetici içiyorum sürekli, bunlarla çalışıyoruz yani.”

Emekli işçilerde görülen akciğer kanseri
11 yıldır pres operatörü çalışan Sevgi’nin anlattığına göre ise, Temel Conta’dan emekli olan işçilerin bir kısmı “akciğer kanseri”nden dolayı vefat etmiş. Fabrika yönetiminin almadığı işçi sağlığı önlemlerinin, uzun vadede iş cinayetlerine dönüştüğünün çok açık bir göstergesi bu.
Bir diğer önemli sorun, fabrikada gerekli ısınma ve soğuma sistemlerinin olmaması. Kadınlar kışın evlerinden kendileri soba götürüyor, yazın vantilatörlerle sıcak üretim alanına dayanmaya çalışıyorlar. “Üretimde ısınma yok, kışın çok soğuk oluyor, kendimiz evden soba götürüp takıyorduk. Yazın da çok sıcak, klima falan yok, sadece küçük pervaneler var. Biz dört pres mesela yan yana çalışıyoruz, sadece küçücük bir vantilatör var. Mesela şu an biz dışarıda grevdeyiz, ateşimizi yakıyoruz, içerisi daha soğuktur yani. Bir ara kendi götürdüğümüz sobaları da yasaklamaya kalkmışlardı, biz üşüyoruz dedik de yasaklanmadı ama kendimiz götürüyorduk.”
“Aileyiz deyip fedakarlığı bizden beklediler”
Sevgi, 35 yaşında bir kadın işçi. Evli ve altı yaşında bir kızı var. 11 yıldır Temel Conta’da kauçuk bölümünde pres operatörü olarak çalışıyor. Kadınları hep “ucuz işçi” olarak görüyorlar, o yüzden daha çok tercih ediyorlar diye başlıyor sözlerine. Sevgi, ilk işe başladığında erkek operatörlerin sayısı daha fazlaymış, sonra kadınların bu işi daha temiz ve titiz yaptığını ve daha çok sayı çıkarabildiklerini görünce kadın operatörlerin sayısı da giderek artmış. Fakat fabrikadaki işçi sirkülasyonu sürekli devam etmiş, yeni gelen elemanlar “bu paraya bu iş olmaz” deyip işi bırakmış çoğu zaman.
Sevgi, kadınlar olarak onlardan istenen her türlü fedakarlığı yaptıklarını, “biz bir aileyiz” söylemini uzun süre sorgulamadan kabul ettiklerini anlatıyor: “11 yıldır burada çalışıyorum ve hep “biz bir aileyiz” diyerek bizden bir fedakarlık beklediler, ki biz de bu fedakarlığı çok çok fazla verdik. İş yetişecek, mesaiye kalalım dedik. İşte o makine yetişmeyecek, iki makine bakalım dedik. Yani bir sürü taviz verdik, yapmamamız gereken görevleri üstlendik. Çünkü neden? İşi o kadar benimsedik, ben ve arkadaşlarım aynı şekilde. Ama bugün biz görüyoruz ki biz o ailenin hiçbir zaman bir ferdi olamamışız. Yani gerçekten öyle düşünmemiz de saçma olmuş ama.”
Patronların işçileri baskılamak için en yaygın kullandığı yöntemlerden biri “tutanak tehdidi”. Temel Conta’da da kadınlar sürekli bu tehdide maruz kalmışlar. Hasta olup rapor almak, başka bir bölüme geçmeyi reddetmek ya da hafta sonu mesaisine gelmemek bu tehdidin bir bahanesi olmuş.
Burada çalışırken çocuk bakımına dair de birçok zorluk yaşadığını anlatıyor Sevgi. Çocukla ilgili bir durumda izin almak istediklerinde yönetimin küçümseyici ve tehditkâr söylemleriyle karşılaşıyorlarmış. “Çocuk hastalandığında izin istemeye gidiyoruz, “sen götürme babası götürsün”, “Senden başka götürecek kişi mi yok”, “her defasında çocuk için izin alınır mı, bak kimse bunu kabul etmez”, “Kusura bakma ama işine gelirse çalış, işine gelmezse kapı orda derler”, “Bir çocuk sen de mi var” gibi söylemler çok oluyordu” diye anlatıyor.
Tuvalet kapılarını kilitlediler
Birçok başka fabrikada gördüğümüz gibi, Temel Conta’da da tuvalet kısıtlamaları kadınlar üzerindeki baskının bir aracı olarak kullanılıyor. Bir dönem, tuvaletlerin molalar hariç kilitlenmesi dahi gündem olmuş fakat kadın işçiler karşı çıkınca yapamamışlar.
“Öyle çok sık tuvalete gittin mi “işte bak şu bayan personel çok tuvalete gidiyor, neden gidiyor” diyorlar. İşte mesela “sen bugün beş kere tuvalete gittin, fazla gittin” diye bile yüzümüze gelip söylüyorlardı. Bizi takip ediyorlardı yani. Biz zaten sayıyı çıkaramayız korkusuyla çok sık tuvalete gidemiyorduk…Mesela bir ara “tuvalet kapılarını kilitleyin” dedi patron. Biz “tuvalet kapıları kilitlemek ne demek ya” dedik. Biz burada üç lt su içiyoruz, çünkü çok sıcak, presler sıcak, hava sıcak… Tuvalet kilitlenirse biz ne yapacağız dedik.”
Ayşe ise 50 yaşında bir kadın işçi, 20 yıldır Temel Conta’da çalışıyor. Evli ve 23 yaşında bir kızı var. Eşi de üç yıl önce aynı fabrikadan emekli olmuş. Ayşe, yeni yönetimle birlikte işçilere yönelik kötü muamelenin ve baskının giderek arttığını anlatarak başlıyor. Kadın işçiler, yıllık izinlerini istedikleri zaman kullanamamaya başlamışlar bu süreçte. Müdür bir anda gelip “izinler iptal edildi, iş çok, mesaiye kalacaksınız” diyebiliyormuş. Kadınlar, hastaneye gitmek için bile kendi aralarında ayarlama yapıyormuş: “Mesela doktora mı gideceğiz, önce kimin aciliyeti varsa o gidiyordu. Kendi aramızda bile bunu ayarlıyorduk yani, izin konularını, ikimizin de üçümüzün de aynı güne denk getirmeyelim diyorduk.”
Ayşe’nin iş tanımı hiçbir zaman kendi bölümüyle sınırlı kalmamış, hangi bölümde iş daha yoğunsa o bölümdeki makinelerde çalıştırılmış. Bu açıdan kendisinin ve grevdeki arkadaşlarının “vasıflı” eleman olduğunun altını çiziyor. Örneğin, makinede bir sorun olduğunda dahi kendi başlarına çözebiliyorlarmış. Ayşe’nin uzun yıllar makine başında çalışmasının sonucu ise boyun fıtığı olmuş, düzenli fizyoterapiste gitmesi gerekiyormuş.
Ayşe’ye fabrikanın sendikal geçmişini de soruyoruz ve şu andaki sürece kadar fabrikada hiç sendikal örgütlenme olmadığını öğreniyoruz. Ayşe bu durumu “aramızda birliktelik olmadı, illaki birileri patronun kulağına su kaçırdı” diye anlatıyor. Bu son süreçte ise, kadınlar bu birlikteliği inşa etmeyi başarmış.
Aslında işçiler sendikalaşmadan önce çeşitli yöntemlerle sorunlarını çözmeye çalışmışlar. Örneğin, ücretlerde iyileştirme yapılması için toplu dilekçe yazmışlar, fakat bu talepleri karşılanmamış ya oyalanmışlar ya da “kapı orada” gibi söylemlerle karşılaşmışlar.

Patronun küfrüne maruz kaldılar
Kadınları o son noktaya getiren ise, patronun sendikalaşma söylentilerini duyup işçilere çok ağır küfür ve hakaretler etmesi olmuş. “Sizi gidi işe yaramaz işçiler, Allah topunuzun cezasını versin”, “bunları bir tarafınıza sokun”, “*** kafalılar” gibi küfürler etmiş patron üretim alanına gelerek. Bu hakaretlere maruz kalan işçiler, makineleri kapatarak tepkilerini göstermişler. Bu olaydan hemen sonra ise toplu bir şekilde Petrol-İş’e üye olmuşlar. Meliha bunu “Artık dayanamadık, böyle kadınlar olarak birbirimize güvendiğimiz için de hadi dedik hakkımızı arayalım” diye anlatıyor.
İşçiler sendika üyesi olduktan sonra işyerindeki baskılar daha da şiddetlenmiş. Son dönemde sürekli hafta sonu mesaisine çağrılmaya başlanmış kadınlar, gelmeyenlere tutanak tutulacağı söylenmiş. Kimi işçilere sendikadan istifa etmesi için para teklif edilmiş, kimileri müdür odasına çağırılıp tehdit edilmiş.
“Normalde sene sonu geldiğinde bizim işlerimiz duruluyordu. Ama nedense bizi şu iki-üç aydır cumartesi mesailerine gelmeye zorladılar. Ama işi olanı nasıl baskılıyorlar, ne işin var diye soruyorlar, ya bunu ben sana niye açıklayayım?”
“Birbirimize sıkı sıkı sarıldık”
Kadınlara grev sürecinde neler hissettiklerini soruyoruz. Sevgi, “ilk defa özgür olduğumuzu hissettik”, Ayşe “insan olduğumuzu anladık” diyerek anlatıyor ruh hallerini.
Meliha ise kadınlar arasındaki güçlü dayanışmayı şu şekilde ifade ediyor:
“Biz hepimiz birbirimize sıkı sıkı sarıldık, bırakmaya da niyetimiz yok. Ne kadar sürer bilmiyoruz ama. Daha iyi koşullarda, daha sağlıklı koşullarda çalışmak istiyoruz. Bu havalandırma olayı bizi çok etkiliyor. Hastaneye doktora gittiğimizde, nerde çalışıyorsun diye soruyor artık, kronik hastalığa dönüşüyor yani.”
Bir yandan grev süreci, kadınların işyerinde maruz kaldıkları haksızlıkları daha iyi fark etmelerini de sağlamış. Hem kendi aralarında hem de dayanışma ziyaretlerine gelen işçilerle konuşunca, “biz nasıl bu kadar şeye katlanmışız, nasıl sabretmişiz” diye düşünmeye başladığını söylüyor Sevgi.
Ayşe ise bu kadar yıl dayanmasının bir sebebinin de belli bir yaştan sonra sigortalı bir iş bulamama korkusu olduğunu belirtiyor: “Ben niye bu kadar dayanmışım? Neden? Sigortalı bir iş diye. Belli bir yaşa gelmişim, buradan çıkıp nereye işe gireceğim mantığı oluyor.” Şimdi ise bunca yıldır yaşadığı haksızlıklardan dolayı çok öfkeli hissediyor.
“Zehir soluyoruz”
Kadınlara toplu sözleşmeye dair fikirlerini sorduğumuzda ise, en temelde insanca muamele, işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınması ve ücrete dair talepler öne çıkıyor.
“Öncelikle insan gibi bir muamele görelim, önceliğimiz bu. Sağlık koşullarımız çok önemli, havalandırmaları kapattılar, kimyasal soluyoruz. Ücretlerin de iyileştirilmesi lazım. Benim yaptığım iş 17 bin liralık iş değil yani. Keza bütün arkadaşlarımız da aynı fikirde. Şu an grevde olan herkes her makinada çalışabiliyor.”
Meliha ise tüm kadın işçilere seslenerek bitiriyor: “Bizimle benzer şartlarda çalışan kadınlar bizden belki güç alırlar, birbirlerine kenetlensinler, onlar da haklarını savunsunlar.”
Temel Conta’da grevde olan kadın işçilerinin taleplerinin bir an önce karşılanmasını ve sendika ile toplu sözleşme sürecinin başlamasını istiyoruz. Yapılacak toplu sözleşme ile işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin garantiye alınması, üretim alanındaki havalandırmanın çevreye ve işçilere zarar vermeyecek şekilde ayarlanması ve kadınlara insanca bir yaşama yetecek ücretin sağlanması gerekiyor. Birbirinden güç alarak direnen kadın işçilerin sonuna kadar yanındayız.










