Ebeveynler eğitim masraflarıyla baş edemiyor. Bunlardan biri de, ölen eşinden kalan emekli maaşıyla geçinmeye çalışan, iki çocuğu öğrenci olan Fatma. “Eğitim masrafları için özellikle tek ebeveynli ailelere destek verilmesini istiyorum. Kırtasiye ve test kitapları devlet tarafından sağlanmalı. Çünkü eğitim lüks değil, temel bir ihtiyaç” diyor
ege ve akdeniz’in pek çok yerinde kıyı talanını, ormanların otel ya da site yapmak için imha edildiğini biliyorsunuz. doğa katliamı buralarda büyük bir sorun. fakat sol siyasetin ilgisinin sadece bununla sınırlı olması doğru mu?
İşçi ve emekli kadınlar, son zamlarla adeta ekonomik pranga içine sıkıştırıldı. Düşük ücretli sektörlerde çalışan ve cüzi bir emekli aylığı bağlanan kadınlar, bu “zam”larla açlığa ve ölüme mahkûm edildiklerini, belirtiyorlar. Konunun önemine binaen sendikacı ve işçi kadınlarla konuştuk.
Çocuk yaşta evlendirilen Reyhan ve Emel’in hayatı hane halkına hizmet etmekle geçmiş. 6 ve 20 Şubat depremleri hayatlarını daha da zorlaştırmış… Pahalılıkla baş etmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarını unutmuşlar. Çocukları için sağlıklı ve güvenli bir ortam yaratmaya çalışıyorlar. Konteyner kent koşullarında ne kadar mümkün?
Okulların açılmasıyla her yer rengarenk reklamlarla doldu. “Okullar başladı, siz hâlâ şunu bunu almadınız mı?” diye soruyor billboardlar. Ama çocukların binlerce liralık okul masraflarıyla başa çıkamayan ve iş yükleri misli misli artan, “boğulur hale gelen” kadınlara kimse halini sormuyor. Sözü onlara bırakıyoruz…
Yaz tatili sona erdi, okullar açıldı. Okulların açılması aile bütçesinde aslan payının o ay okul masraflarına ayırılması demek. Ama bu dönemde kadınlar bazı açılardan nefes alabiliyor. Malum bakım sorunu. “Hiç olmazsa evde değiller, telefonum sık sık çalmıyor ve neredeler, nasıllar diye düşünmüyorum. Kafam biraz rahat ediyor.” diyorlar.
Geçen hafta başı, 30 yaşındaki Damla Aydın’ın sokağına bir sürü adam doluştuğunda saat öğleni geçmişti. Bir karanlık el gelip, su saatini söktü. Bir diğeri elektriğin kablolarıyla oynayıp, evi karanlıkta bıraktı! Artık 3 küçük çocuğa yemek yapacak tek bir bardak su dahi yoktu evde. Bu genç kadına “dönüşüm”ün hediyesi, susuzluk ve karanlık olmuştu.
Ressam Şükran Yangın Üst, hem eşitsizlik ve ayrımcılıkla hem de ekonomik krizle boğuşan kadın ressamların desteklenmesi gerektiğini söylüyor: “Bir sergi açmak istesek maliyeti çok yüksek. Boyalar, fırçalar, tuvaller çok pahalı. Kadın ressamlar, sergi açacak parayı bulamıyor. Bize, eserlerimize destek verilmiyor.”
Xiaomi Salcomp’da sular bir türlü durulmuyor. İşverenle sendika arasında imzalanması gereken sözleşme hala imzalanmadı. Kadın işçiler beklemeye sabırlarının kalmadığını, artan hayat pahalılığı karşısında ücretlerin iyice eridiğini, toplu sözleşmenin bir an önce imzalanması gerektiğini söylüyorlar.
Vakıf Üniversitelerinin sayısı devlet üniversitelerine yaklaşırken, hocalara idari personele ödenen ücretler hızla düşütü. Son zamlardan etkilenen çalışanların ücreti artmadı. Hatta pandemide kesildi. Evrak, hizmet işlerinin ve angaryanın kadınlara yüklendiği, çocuk bakımı olanaklarının olmadığı üniversitelerde, yöneticilik görevlerine erkekler getiriliyor. Cinsiyetçi uygulamalar ayyuka çıkarken, sendikalaşma neredeyse yok…
Piyasadan satın aldığımız tüketime yönelik mal ve hizmetlerin fiyatlarındaki ortalama artışa enflasyon oranı denir. Kendi enflasyonumuz kavramıyla kastettiğimiz ise pahalılık nedeniyle satın alma gücümüzde farklı kayıplar yaşamamızdır. Yaşanan kayıplar herkes için aynı değil. Kısaca TÜİK’in hesapladığı resmi enflasyon rakamı, enflasyonun herkesin yaşamında o rakam kadar kayıp yarattığı anlamına gelmiyor.
Memurlar, işçiler, ücretsiz ev emekçisi kadınlar, emekliler hepimiz zamlardan ve pahalılıktan günlük yaşamımızı devam ettiremez hale geldik. Bazılarımız kirasını ödeyemiyor, kimilerimiz yemeğinden kesiyor, bazılarımız dayakçı kocayı terk edemiyor, kimileri ise taksiye binemiyor artık. Arkadaşımız Ayla Önder memur, işçi, emekli sendikaları ve kadın örgütleri temsilcileriyle pahalılığı, “geçinememeyi” konuştu.
Her şeyin, her gün zamlandığı asgari ücretin açlık sınırının da altında olduğu bir dönemde ücretli çalışmanın dışında ev işlerinin de artan yükünü kadınlar taşıyor. Yemesinden, giyiminden, gezmesinden kısarak, sosyal aktivitelerden uzaklaşarak buldukları ‘çarelerin’ çare olmadığını biliyorlar bilmesine de yine de dayanmaya çalışıyorlar. Ancak nereye kadar?
Afyonkarahisar’ın Dinar ilçesinde mevsimlik tarım işçisi kadınlar, şu günlerde bağda bahçede harıl harıl çalışıyorlar. Yazın gelmesiyle başlayan iş temposunun ekim ayına dek devam edeceğini söylüyorlar. Güneşin altında günde 10 saat sigortasız çalışıp 85 lira ücret alan kadın işçilere, yemek parası olarak da yalnızca 5 lira ödeniyor