Skip to main contentSkip to footer

Hayatları boyunca bir kez bile 1 Mayısı kutlayamayanlar…

10 binlerce fabrika işçisini sokağa çıkaran 1 Mayıs eylemleri… Buradan yola çıkarak kadın işçilerin ücretli emeğine baktık. Sabahın alacasında gidip akşamın karanlığında işten çıkanlar, fabrikada karşılaştıkları zorlukları anlatıyor. Hayatı boyunca bir kez bile “işçi bayramı” izni kullanmamış kadınlar… Onlara kulak veriyoruz.

Güncel

Geçinecek kadar bir ücret, sosyal haklar ve güvenli çalışma koşulları. Bunların yanı sıra daha onlarcasından muzdarip işçiler. “Bugün, işe ilk başladığımız zamana göre daha kötü durumdayız” diyor üretim bantındaki kıdemli işçi. Bu tesislerin çoğunda lüks markalar üretiliyor. Kadınlar uzun saatler çalışıyor ve asgari ücret alıyorlar. Sürekli işini kaybetme korkusu yaygın. Psikolojik şiddete maruz kalıyorlar. “Beğenmiyorsan, işte kapı” sözleri fabrikalardaki görevli şeflerden sık sık duyuluyor. Çok çalışıyor, terleri ve enerjileriyle hayatı inşa ediyorlar ama eve döndüklerinde ücretleri çoğu zaman geçimi sağlamaya yetmiyor. 1 Mayıs mücadele ve dayanışma günü olması nedeniyle, kadınlar için eşit hakların dile getirilmesi açısından önemli bir fırsat olarak takvimde yerini alan bir gün.. İşçilerle konuştuk…

“İnsan olduğumuzu ne zaman anlayacaklar?”

Hülya(*), daha önceki işyerinden atılmış. Yeniden bir fabrikaya girmesi uzun sürmüş. Çok fazla iş aramış. Sanayi sitesindeki bu işi bulmuş. “Bütün fabrikalar gibi bizde de aynı sistem, bantta çalıyorum. Benim bölümümde makine yedek parçaları üretiliyor” diyor. Üretimde ellerinin hiç durmadığını, bir yandan da şefin “çabuk çabuk” diye bağırdığını anlatıyor. İzmir Organize Sanayii Bölgesi’de (OSB) kurulu bir fabrikanın çalışanının anlattıkları bunlarla sınırlı değil; “İki çocuğum var, eşim de çalışıyor ama yine de geçinemiyoruz. Sadece şefin ‘hadi hadi’si değil ki. Her şeyiniz sorun oluyor. Tuvalete kaçta gidip geldiğimiz, yandaki arkadaşla neden konuştuğumuz”. Bu gibi koşulların daha önceki işyerlerinde de var olduğunu söylüyor. İtaati sağlamak ve kontrol yaratmak için bağırma, çağırma hep varmış. Azarlanmaya farklı günlerde başka nedenler de ekleniyormuş. Bu durumun kaygıya, moral bozukluğuna neden olduğunu anlatıyor. 35 yaşındaki Hülya, hayatı boyunca çok istediğini ama hiç 1 Mayıs mitingine katılamadığını vurguluyor. “Özel sektör patronlarının çoğunun gündeminde 1 Mayıs yok. Zaten 12 saat çalıştırıyorlar. Pazar günleri ve resmi tatiller de dahil oluyor çoğu kez”. Fazla mesai, reddetmelerine rağmen zorla yaptırılıyormuş. Sağlık sorunu için izin verilmediğini ve çoğu zaman da ücretinin geç ödendiğini bildiriyor. Peki Mücadele ve Dayanışma günü 1 Mayıs hakkında başka ne söylemek ister? Yanıt veriyor; “Her haksızlık bizde, hep ezilmişlik bizde. İnsan olduğumuzu bu işverenler ne zaman anlayacak? Ben en çok bunu istiyorum”.

Hayriye makinasının başında

Mobilya fabrikası işçiliği

Hayriye, Halk Eğitim’in ücretsiz özel eğitiminden yararlanarak, “döşeme dikişçisi” olmuş. Yaşı da o zaman 35’i geçmiş. Çocuklarını bırakacak kimsesi olmadığı için o zamanlar çalışamamış. Bu kurs bitiminde koltuk döşeme işçisi olarak iş hayatına atılan bir kadın o. Diyor ki; “İnegöl’de yaşıyorum. Koltuk kumaşı ve sandalye minderi gibi şeyleri dikmeyi yıllar sonra öğrendim. İki çocuğum var onlara baktım yıllarca. Hayat şartları dayatınca bu işi öğrenip işçi olmaya karar verdim. İnegöl İşkur’da bir ilan gördüm iki yıl önce. ‘Mobilya dikişçisi’ kursu açılmış. Hemen katıldım. Bu işi dört dörtlük öğrendim o kursta. İnsan kendi becerisinin farkında bile değil. Çünkü hevesleri kırılmış hep kadınların. ‘Sen yapamazsın’ demişler”. Erkeklerin bu sektörde daha fazla olduğunu belirtiyor. Mobilya fabrikasında kadın olmak? Bu soruyu yönelttiğimizde içini döküyor. “Bu sektörde kadın olmak o kadar zor ki. Biz kadınlar sadece koltuğun ya da sandalyenin kumaşını dikiyoruz. Erkek çok fazla olunca bizleri küçümsüyorlar, hatta saygısız davranabiliyorlar. Mesela dikiş işi bitince ‘mobilya zımparalama’ işini de bize veriyor Usta. Bizi zımparada görünce erkek işçiler, ‘Kadın bu işi yapar mı, ne anlar ki’ diye küçümseyici bakıyorlar.”

Koltuğu da dikiyor yemeği de yapıyor!

Yeniden söze giriyor genç kadın; “Biz sadece koltuk kumaşı diken elemanlar değiliz ki. Her şeyi bize yıkıyorlar. Öğlene az kala, ‘geç mutfağa yemek pişir, işçilere servis yap’ diyorlar. Çay demleyip dağıtma da bizde. Dahası da var. İşyerinin temizliğini de biz kadınlar yapmalıymışız. İtiraz etsen atacaklar, mecbur ona da ‘tamam’ diyoruz. Artık kadınlara karşı canavarlaşmış herkes. İşte de, sokakta da. 1 Mayıs’a ben de katılmak isterdim. Bizim sektörde kadınların çok sorunu var, onları dile getirirdim. Anlattım hepsini size. Maaşlar da geç ödeniyor üstelik. Bazen ödenmiyor. İşyerinde her şey biz kadınların üzerine yığılı. Üstelik sayımız çok az burada. 1 Mayıs’a gitmek için izin istesek asla mümkün olmayacak bir şey zaten. Bunun imkanı yok mobilya fabrikalarında. ‘Haydi bugün işçi bayramı, işçilere izin verdik, bugün üretim yok’ diyen bir patron da bulamazsınız İnegöl’deki mobilya fabrikalarında”.

“Zorbalığa maruz kalıyoruz”

Manolya, bir gıda işçisi konserve fabrikasında. Soframıza gelen ton balık konservelerini üretiyor. Fabrikalarda kadınların hangi koşullarda üretim yaptıklarını anlamaya çalışıyoruz. Manolya ile konuşurken konu buraya geliyor. Bir sene önce işyerinde bir zorbalığa maruz kalmış. Onun başına gelen mobbingi farklı işkollarında çalışan kadınlardan da duyduk. “İşçiler bu durumlarla karşılaşıyor. Ama şefler tarafından sessiz kalmamız, başımızı öne eğmemiz ve saygısızlığa katlanmamız söyleniyor bize”. İşçi şunu da ekliyor. “Biz işyerinde ekmek parası için emek harcarken, şef veya başka bir görevli ince ince iğneleyebiliyor. Bütün iş arkadaşlarınızın önünde aşağılamaya, özgüvenimizi zedelemeye çalışabiliyor”.

“Hep kadınlar çekiyor günümüzde”

Manolya’dan dinliyoruz; “Aslında mobbing ve aşağılama hep var. Her şeyimizde hata görüyorlar. Bazen temizliğimize söz söylüyorlar. ‘Ne kadar pissiniz” diyen şefler oluyor. Öyle laflar söylüyorlar ki, adeta dövüyorlar sözle. Psikolojimizi altüst ediyorlar. İşçi demek, azarlanacak, aşağılanacak kişi demek onların gözünde. 1 Mayıs İşçi bayramında tam da bunları düşündüm. Yani kimse kimseyi sevmek zorunda değil ama saygı duymak zorunda. Emekçi de olsa evde de olsa hep kadınlar çekiyor günümüzde. Kadın kadının çağrısı, sesi ve dostu olması gerek bana göre. Omuz omuza olması gerek. İşte 1 Mayıs işçi bayramıyla ilgili, hep bir arada üretim yapan kadın işçi arkadaşlarım yani hepimiz için bunları düşündüm”.

Kaynak: Yurtsever Gazetesi

“Haklarımız çiğnenmesin”

1 Mayıs mitingine hiç katılmadığını söylüyor. Çalıştıkları Dardanel fabrikasında bu gün “işçi bayramı” ilan edilmese de “Bu bizim bayramımız” diyor ve ekliyor; “1 Mayıs’ın biz işçilerin en büyük bayramı olduğunu düşünüyorum. Ayrıca ben en büyük sorunumuzun ‘adalet’ olduğuna inanıyorum. O yüzden 1 Mayıs’ta işçi ve kadın olarak en büyük talebim adalet oldu. Adalet çağrısını kim yapıyorsa ona saygı duysunlar. Sonraki talebim, bir fabrika işçisi olarak haklarımızı çiğnememeleri. Bizi sömürmemelerini ve psikolojik baskı uygulamamalarını istiyorum. İşçilere güzel davranılmalı diye düşünüyorum”.

Tarım işçisi Şiirin

Tarımda her şey kadının el emeği

Ta 6 yaşından bu yana tarım işçisi olan Şirin, 30 yıldır çalışıyor. 1 gün dahi kayıtlı sigortası yok! Yoksulluğun, ağır çalışma koşullarının bel büktüğünden yakınıyor. Tarımda her şeyin el emeği gerektirdiğini ama iş gücünün çok ucuz olduğunu vurguluyor. Daha az işçiye daha çok iş yaptırmanın tarımda artık geçerli olduğunu söylüyor. “Toprak sahipleri ‘kadınlar okuma yazma bilmezler, ses de çıkarmazlar’ diye en ağır işleri yüklüyor. Ücreti günlük veriyorlar. Son derece sömürücü hale geldi tarım”. Sözlerini şöyle sürdürüyor: “Kadın tarım işçileri bir kere işe alınırken sorun yaşıyor. ‘Çavuş’ adlı adamlar var. Çiftliğe biz işçi kadınları bunlar getiriyor. Ektiğimiz tarlada günlük işi bitirip sıra yevmiye almamıza gelince her şey ortaya çıkıyor. Yevmiyemizin bir bölümü bu çavuşlara ödeniyor!”.

“Erkeklere daha yüksek ücretli işler veriyorlar”

Şirin Yıldırım’ın söz ettiği bu gayri resmi aracıların, “kar payı” alması sömürünün tam belgesi. Sosyal güvenlik asla yok tarımda çok yerde. Birçok kadın tarım işçisi çalışma hayatının tamamını resmi olarak SGK kaydı olmadan geçiriyormuş. Eşit olmayan yevmiyelere de getiriyor sözü. Ücret eşitsizliği bu kırılganlıkları daha da artırıyor. “Kadın ve erkekler arasındaki fark çok kötü. Erkeklere daha yüksek ücretli işler veriyorlar. Traktör kullanma gibi. Kadınlara ise daha az paranın verildiği hasat işlerini yaptırıyorlar. Bir de evde iş var. Çocuk, yaşlı bakımı ve ev işlerinden de sorumluyuz. Bu iş yüküne bir de işyerinde şiddet ve tacizi ekleyin.” Tarımdaki taciz olaylarının ‘bir daha asla iş bulamam’ korkusu ile yetkililere duyurulmadığını söylüyor tarım emekçisi Şirin. 1 Mayıs’a katılmayı her sene çok istemiş ama bunun mümkün olmadığını söylüyor. “Çünkü çiftlik sahipleri asla izin vermez. Ben 30 yıldır tarlalarda çalışıyorum. Bir kere bile 1 Mayıs kutlamasına gitmedim. Hani bayramdı, ben işçi değil miyim?”

Tümka-İş Genel Başkanı Dilek Yüksel

Açlık sınırının altında bir yaşam

Türkiye Tüm Kağıt Selüloz Sanayii İşçileri Sendikası (TÜMKA-İŞ) Genel Başkanı Dilek Yüksel, “İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma gününü, ‘derinleşen yoksulluk, hukuksuzca işten atmalar, ücret eşitsizlikleri’ ile karşılıyoruz” diyor ve ekliyor; “Ucuz iş gücü cennetine çevrilen düzen içinde ezilen işçi sınıfının, emeklinin payına, açlık sınırının altında bir yaşam ve sefalete mahkum olmak düştü”. Bilecik’te kağıt havlu ve karton sektörünün ağırlıklı olduğunu öğreniyoruz sendikacı Dilek Yüksel’den. Ve kadın işçilerin çok az olduğu bir alan. Tümka-İş bu sektörde örgütlenme çalışması yürütüyor. Küçük bölgelerde kadın sendikacı olmak çoğu zaman engelleri de getiriyormuş. Bilecik’in Bozüyük ilçesinde faaliyet gösteren kağıt fabrikalarında süren örgütlenme çalışmalarında, karşılarında kadın sendikacıyı gören işçiler önce çok şaşırıyormuş. O fabrikanın önünde sık sık bildiri dağıtarak sendikaya üye olmaya davet ediyor.

İş güvenliği çok büyük sorun

Bir kadın sendikacı olarak kağıt, karton ve kağıt havlu sektöründe işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında çok hassas tutuma sahip olduğunu söylüyor. Yaşanan iş kazalarına da tanık olmuşlar. Bir örnek de veriyor; “Örgütlenme yaptığımız ambalaj fabrikasında çalışan bir kadın işçi arkadaşımız sağ elinin parmağını pres makinesine kaptırmıştı. Bir süre sıkışmış halde bekleyen işçiyi itfaiye ekipleri gelip kurtarabildi. Sıkışan eli itfaiyeciler makineden çıkarabildiler ancak. Düşünün ne kadar önlemsiz olduğunu. 112 Acil Servis ekiplerinin ilk müdahalesinden sonra Bozüyük Devlet Hastanesi’ne oradan da Eskişehir Osmangazi üniversitesi Tıp Fakültesi’ne sevk edildi işçimiz. İşyeri doktoru ve Bilecik Devlet Hastanesinin doktoru ‘iş kazası değil’ raporu verdi! Şok yaşadık. Bu konuda sendikamız bir mücadele başlattı ve iş kazası olduğunu kanıtladık. Küçük yerlerde herkes bir partinin ‘adamı’ olduğu için önümüz daha da kesiliyor”. DİSK’e bağlı sendikanın başkanı “Bu 1 Mayıs’ta da her yıl olduğu gibi bu alanlardaydık” diyor. Taleplerinde bu kez daha fazla vurgu adalete. “Mitingte, ‘Demokrasi, işçinin ekmeği’ dedik. Demokratik seçme, seçilme hak ve taleplerimize sahip çıkmak için sesimizi yükselttik. ‘Gelirde adalet, vergide adalet’ dedik. İş cinayetlerine karşı yaşam hakkını savunmanın herkes için ama özellikle Bilecik işçisi için aciliyeti var. Bunu çok sık dile getirdik”.

Fabrikalarda çalışma, fiziksel ve zihinsel olarak çok zorlu bir üretim süreci. Sadece 1 Mayıs vesilesiyle değil, her anda ve süreçte haklarını savunma noktasında her zamankinden daha kararlı kadın işçiler…

(*) Hülya, takma isim. İşçinin talebi..

Ana Fotoğraf: Malatya Haber

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar