meclisten medyaya, hiçbir yer güvenli değil

geçtiğimiz hafta ülke gündemine iki farklı alanda sistematik erkek şiddetine dair haberler düştü. medyayı az buçuk biliyorduk da meclis çatısı en şaşırmayanımızı bile şaşırttı. bu kadar pervasızlaşmış erkekler karşısında belki farklı mücadele yöntemleri denemek gerekiyor
Paylaş:
ayşe düzkan
ayşe düzkan
ayseduzkan@hotmail.com

geçmişte erkeklerin bulunmadığı feminist bir dergide (pazartesi) ve anaakım medyada çalıştım. karma çalışılan alternatif medyayla ilgili gözlemim yok. anaakımda ise çalışma arkadaşlarımız ve yöneticilerimiz olan erkeklerin kadın çalışanlara tavrıyla ilgili sık sık konuşulurdu. taciz konusunda namlı bir yöneticimiz vardı örneğin, servise geldiğinde kadınların çoğu bir bahaneyle mekânı terk ederdi. itiraz etmek mümkündü tabii ama sadece o an çalıştığınız işten değil, mesleğinizden de olmak pahasına. medya kuruluşları birbirlerine rakip olabilir ama insan kaynakları bölümleri, özellikle kara listeler hazırlamak konusunda hep el ele olurdu, şimdi nasıldır bilmiyorum. 

eski zamanlardan söz ediyorum. ekran yüzü olan kadınlara ceketlerinin içine bir şey giymeme talimatının verildiği günlerden. erkekler, haberleri izlerken bir dekoltenin derinlerini görebilme umuduyla da bağlanabilsinler ekrana diye. sonra siyasi iklim değişti, mazbut giyinen spikerlerin dönemi geldi. ama yazıişleri masalarında, servislerde olanlar pek değişmedi. cinsellikten söz edilmiyordu artık, cinsel içerikli şakalar da yapılmaz olmuştu ama erkekler küfürlü konuşmaya devam etti, her zaman olduğu gibi, kadınların buna tahammül etmesi beklenirdi; öyle ya, tıpkı futbol tribünü gibi, erkeklerin çoğunlukta ve önemli görevlerde olduğu ortamlarda erkekliğin en katlanılmaz hallerinin de zirvede gezinmesine ses etmeyeceksiniz. ama hepsi bu değil; taciz, ve gücünü, konumunu kullanarak yakınlaşmaya zorlamak gibi suçlar da işlenir. genç ve özellikle bekâr kadınların sürekli tetikte olması gerekir; kadın evliyse iş büyüyebilir çünkü. erkekler kadınlara değil ama başka erkeklere saygı duyar, onların sınırlarını tanır. gerçi geçen hafta yapılan bazı ifşalarda evli olmanın da tacizden korunmak için yeterli olmadığını gördük.

siyasi dengeler meselesi

bu tür kurumlarda, bu tür ahval-i adiyeden sayılan erkek suçlarının ancak belli siyasal dengeler değiştiğinde dökülüp saçılması mümkün olabiliyor. çünkü sadece erkeklikten değil, güçlü erkeklerden bahsediyoruz. taciz ve benzeri suçlarla mücadelemizde bu siyasi dengeler bazı bilgi edinme fırsatları sağlayabiliyor ama kadınların itirazının araçsallaştırılmaması konusunda da dikkatli olmak gerekir, diye düşünüyorum.

aynı günlerde en önemli siyasi kurumda, büyük millet meclisi’nde stajyer çocuklara istismarda bulunulduğunu öğrendik! daha önemlisi, bunun yeni bir olgu olmadığını, 2018’de bu konuda bir önerge verildiği ve reddedildiğini de öğrendik. meclis’te yapılabileceklerin sınırları ve önerge verme pratiğinin anlamı üzerine de bir şeyler yazılabilir tabii ve çok kısa bir yazı da olur bu, içinde “boş” kelimesinin geçeceğine şüphe yok.

olay meclis lokantasında gerçekleşiyor, keşke lokantanın fiyatlarının ucuzluğu kadar bu korkunç suçtan da haberdar olsaydık da bu da konuşulsaydı!

sonra? yapanlar belli -lokanta personeli- ama sonra bir şey olmamış, yıllardır konuşuyorlarmış, lokantada staj yaparken tacize uğrayan çocuklardan birinin ailesinin şikayetçi olması üzerine konu tekrar gündeme gelmiş. chp milletvekili semra dinçer konuyla ilgili verdiği soruşturma önergesinde, meclisin kurumsal itibarının zarar görmesinden de söz etmiş ve meclisin itibarının örtbasla değil, yüzleşmeyle korunabileceğini söylemiş. belli ki olayın duyulmasının meclisin itibarını zedeleyebileceğinden endişe edenler var.

her işyerinde taciz karşıtı komite

gereksiz bir endişe, hiçbir kurumun itibarı tacize imkân sağladığı için zarar görmüyor. aynı şekilde kimse “elim kırılaydı da böyle şeylerin yaşandığı kanalı açmasaydım” demiyor. gündem kalabalık, daha konu, “ama o kızlarda zaten…”e gelmedi ama medyadaki tacizleri teşhir eden kadınlar sosyal medya platformlarında suçlanmaya başlandı bile.

yaş olarak, mevki olarak, güç olarak eşitiniz olan ve tacize yeltenen bir erkeği bile patırtı gürültü çıkmadan durdurmak kolay bir iş değil, ne kadar öfkelenirsek öfkelenelim, ne kadar üzülürsek üzülelim, o patırtı gürültüden çekinmemiz mümkün. ama kaderinizi etkileme gücü olan birine karşı sınır çizmek çok daha zor. bu ancak örgütlülükle mümkün. genel örgütlülükten bahsetmiyorum, kadınlar olarak her işyerinde örgütlü olmaktan, adı bile erkekleri ürkütecek komitelerden bahsediyorum. sadece medyada, sadece fabrikalarda, sadece ofislerde, plazalarda değil, görünen o ki, meclis’te de böyle bir örgütlenme gerekiyormuş. çünkü önergeler, yönergeler, yasalar bizi korumuyor, tanıdığımız, tanıştığımız, omuz omuza çalıştığımız, o erkekleri ve o ortamı tanıyan kadınlar olarak birbirimizi koruyabiliriz. demeçler, kınamalar falan da işlevsiz. medyanın kolay kolay vazgeçemeyeceği güçlü kadınlarının bulundukları kurumlarda böyle örgütlenmelere öncülük etmesi güzel olmaz mı?

Fotoğraf: Bianet

Paylaş:

Benzer İçerikler

“muhalif siyasetin öznesi, siyasetle bir biçimde ilgilenen -ve bu sebeple baskı gören- muhalifler değildir. demokrasi, siyaset yapma, söz söyleme hakkından ibaret değildir… muhalif siyasetin öznesi sömürülenler ve ezilenlerdir. bunu ihmal ederek yürütülecek siyasetin genişleme ve değiştirme şansı yok.”
“siyasette ünlülerin, hatırlıların, zenginlerin, köy köy, mahalle mahalle gezenlerden, afiş, pankart asanlardan, şık basın açıklamaları yapamayanlardan daha kolay “yükseldiği”, kadınların da topuklu giyebileninin, erkek taklidi yapanının ya da itaat edeninin tercih edildiği bir sistem var; buna egemen siyaset diyebiliriz ve bazen aynalarımızda da aksini görebiliyoruz. özlem çerçioğlu yeni yerinde muhakkak ki daha iyidir.”
“o egemenlik ilişkilerini, yani örneğin kayınların gelin üzerindeki tahakkümünü, kocanın eşi üzerindeki tahakkümünü, çocukların çaresizliğini kıracak olan şey öncelikle kadınların ücretli ve güvenceli emekle geçinmesi, kamunun yani devletin ve toplumun denetimi, itirazı, müdahalesi… komşudan dayak sesi geldiğinde “aile içi mesele” denmemesi de buna dahil.”
“mesele yaşlılığın toplumun dışında bir olgu olmayıp herkesin geleceği olduğunun anlaşılması. üstelik, bir ev sahibi olmanın bile git gide daha az emekçinin harcı olduğu günümüzde yaşlılar için elde ettiğimiz her hak aslında emeğin geleceğini de belirleyecek.”
İçeriklerimizi kaçırmamak için e-posta bültenimize ücretsiz abone olun!