Skip to main contentSkip to footer

Milyon dolarlık inşaatlar içinde asgari ücretle çalışıyorlar

Devasa vinçlerin, beton yığınlarının ve erkek egemen atmosferin kuşattığı inşaat sektöründe, o parıltılı yapıların arkasında bambaşka bir kadın emeği var. Şantiyeden çıkıp evdeki işlere koşan kadınlar mutfakçı Hanife, çaycı Leyla, temizlikçi Asiye anlatıyor.

Ücret

Türkiye’de inşaat sektörü, sermayenin en çok palazlandığı ve erkekliğin en sert kurulduğu alanların başında geliyor. Ancak bu “erkek kalesi”nin içinde, her gün sabahın kör karanlığında yollara düşen, yemek yapan, bulaşık yıkayan ve inşaat izlerini temizleyen kadınlar da var. Kadın emeği burada sadece düşük ücretle değil, aynı zamanda “yan iş” etiketiyle, yani asıl işin bir eklentisiymiş gibi görülerek değersizleştiriliyor.

Oysa devasa vinçlerin, beton yığınlarının ve erkek egemen dilin kuşattığı inşaat sektöründe, her şey bittiğinde ortaya çıkan o parıltılı yapıların arkasında bambaşka bir kadın emeği var. Ortak noktaları ise hiç bitmeyen mesaileri. Şantiyeden çıkıp evdeki işlere koşan kadınlar mutfakçı Hanife, çaycı Leyla, temizlikçi Asiye anlatıyor.

“Kendime vakit ayırmaya ihtiyacım var”

Hanife, bir şantiye mutfağında çalışıyor. Mesaisi sabah 09.00’da başlıyor, 18.30’a kadar dur durak bilmeden devam ediyor. Yaptığı iş sadece yemek dağıtmak değil; mutfağın her bir zerresinden o sorumlu.

“Geliyorum, tepsileri siliyorum, tabakları taşıyorum. Kaşıkları siliyorum, ortaları sileyim, süpürüyorum… Onları yapıyoruz. Tabakları dolduruyorum. Gelirse salataları mesela, haydari geliyor, onu dolduruyorum işte. Öğleden yemekleri dağıtıyoruz, ondan sonra da bulaşıkları yıkamaya geçiyoruz. Her işi yapıyoruz yani.”

Hanife, inşaat sahasında mutfak dışında da sorumluluk alıyor ama ücreti her zaman emeğinin tam karşılığı değil: “Zamanında ödeniyor evet ama tam şeyimizi alamıyoruz. Hakkımızı alamıyoruz. Sigorta primini tam yatıralım diyorlar ama ödemeler elden ve IBAN’dan şeklinde oluyor.” Yüzlerce erkeğin arasında tek kadın olarak çalışmanın yarattığı o teklik hissi Hanife için alışılması gereken bir durum: “Herkes erkek, tek kadın, biraz insan tuhaf hissediyor. Tabii öyle oluyor da zamanla alışıyorsun işte tek olduğun için. Nazik ve saygılılar, olumsuz bir davranış görmedim ama o his var.”

Hanife için asıl ağır mesai ise şantiye kapısından çıkınca başlıyor: “Yemek, iş, hepsi, çocuk, hepsi bizi bekliyor. Koşuşturmaca tabii, eve varınca dinlenme yok. Altı buçuk, yediği buluyor eve varmam. Yemektir, ev işidir, çocuktur, onlarla uğraşıyoruz. Kendime şu anda vakit yok. Mesai 24 saat bitmiyor. Dört çocuk var, hepsi bana bakıyor. Destek yok, eşim gece çalışıyor zaten. Birazcık daha kendimize vakit ayırmaya ihtiyacımız var.”

Milyon dolarların içinde asgari ücret

Bir satış ofisinde çaycılık ve temizlik yapan Leyla, pırıltılı emlak dünyasının en altında çalışıyor. “Sabah 7.50’de kalkıyorum, 8.20’de çıkıyorum. Ofis temizliği, çay, sonra gün içinde bu işlemlere devam. Akşam 6.30’da bitiyor. Arada örnek daire temizliği istiyorlar, söylememişlerdi işe alırken. İtiraz etmeye çekindim. 4 saatimi alıyor orası. Milyon dolarların içinde asgari ücretle çalışıyorum ben. Çünkü ev satışları öyle… 2+1 45 lira, 3+1 55 lira kira… Yemek paramızı bin lira yaptılar, biz o parayı yiyemiyoruz, eve harcıyoruz. Gün içinde tost yapıyoruz, evden bir şeyler götürüyoruz. Satıştakiler yüksek aldıkları için dışarıdan söylüyorlar.”

Leyla’ya paradan daha ağır gelen şey, kendisi ile ofis çalışanları arasındaki mesafelenme halleri: “Çaycı olarak beni çok da insan yerine koymuyorlar. Çok önemsenmediğimi hissediyorum. Arada konuştuğum zaman ‘şimdi değil’ falan diye el işaretleri yapıyorlar ya da hiç konuşmuyorlar. İlk girdiğimde çok strese girdim. Hiç konuşmadan gün nasıl geçebilir? Bir muhatap arıyorsun, sohbet etmek istiyorsun. Sonra pes ettim, kitap götürdüm, boş kaldığımda kitap okuyorum. Beni kendileriyle eşit görmüyorlar. Ben öyle biri değilim; çayı yapsam da temizlik yapsam da kendimi geliştiren, okuyan birisiyim. Fikrimi söylemek istiyorum, merak ediyorum, soruyorum ama onlar iki kuruş fazla alınca kendilerini yanındaki insandan farklı görüyorlar.”

“Yerimden kıpırdamaya korkuyorum”

Leyla’nın korkusu ise güvencesizlik ve gelecek kaygısı: “Yürüyerek gidip geliyorum yol parası vermemek için, 40 dakika sürüyor. Alışveriş yap, evi topla, yemek yap… Kızımı metrodan alıyorum dershaneden geldiği için. Dinlenme günümde ev temizliği yapıyorum. Boşandım, eski eşimin evinde oturuyorum, kira versem imkansız. Eski eşim giderken hiçbir birikimim yoktu, evde kalmış asosyal olmuştum. Haftalık 500 lira veriyordu, çok zor günler geçirdim. İş hayatına alışamadım, sürekli iş değiştirdim. Şimdi yaşlandım, temizlik işinden başka yere almıyorlar. Yerimden kıpırdamaya korkuyorum, kaygılıyım.”

“Sigortamızı maaşınız yüksek diye yatırmıyorlar”

Asiye, biten inşaatların ağır tozunu temizleyen taşeron işçilerden biri. Onu ve arkadaşlarını sadece inşaatın tozu değil, taşeron sisteminin hak gaspları da yoruyor. “24 katlı bina giriyoruz. 24. kattan başlıyoruz, sıfıra kadar gidiyoruz. Yorucu geçiyor. Şirket para ödemedi, iki ayın sonuna geldik ödeme gelmedi. Kadınlar o soğukta çalışamaz, lambalarda elektrik yok, karanlıkta çalışamaz. Sigortalarımızı 5 gün, 10 gün yatırıyorlar. ‘Niye yatırmadınız?’ diyoruz. ‘Sigortanızı komple yatırsak maaşınız bize yüksek geliyor’ diyorlar. Maaşımızdan keseriz demiyorlar da yüksek geliyor diyorlar.”

Asiye’nin çalıştığı alanda Dev Yapı-İş Sendikası’nın da belirttiği gibi ciddi bir hak gaspı yaşanıyor. Kuzu Holding taşeronu Uysal Temizlik bünyesinde çalışan kadınlar, Emlak Konut’un Fikirtepe projesinde ücretleri ödenmeden bekletiliyor.

“Şantiyede hiç olmazsa mola var”

Asiye, evdeki ve işteki temizlik arasındaki o farkı şöyle özetliyor: “İşten bir ay uzak kalsam evde çok rahatım. İşe giderken bu ev işine nasıl yetişiyordum diyorum. Yetişemiyorum. Geliyorum; çocuk, çorba, yemek… Saat oluyor 12. Sabah 6’da yine kalkıyorsun. 7’de servis alıyor, 5’e 10 kala çıkıyoruz. Evin işi daha zor gelir bize. Şantiyede hiç olmazsa 15 dakika çay molası var, evde o da yok. Ev işi bizim için daha zor.”

Şantiyede tuvalet ihtiyacını bile temizledikleri dairelerde gidermek zorunda kalan bu kadınlar, binaları temizleyip teslim ederken kendi hayatlarındaki güvencesizliği temizleyemiyorlar. Asiye’nin dediği gibi; Ramazandayız herkes alışveriş yapıyor ama şantiyenin görünmez kadınları hâlâ içeride kalan paralarını bekliyor.

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar