“O emeği harcamasının haksızlık olduğunu fark eden nice kadın var, oruçlu ağızlarını bozmasalar da kökü derinde bir öfkeyi büyütüyorlar. Ramazan’da da emeğin kadınlara, inancın en makbulünün erkeklere mahsus olduğu zihniyeti sarsan onlar, umudumuzun bir kısmını da onlar besleyip büyütüyor.”

ramazan’la birlikte sokaklar, işyerleri, toplu taşıma araçları, marketler bitap ve öfkeli erkeklerle doluyor. açlık ve susuzluk başlarına vurmuş, sigarasızlığın darbesi daha da acımasız olmuş. saatler ilerledikçe öfke de, bitkinlik de artıyor. ezanın okunup sofranın başına oturacakları ânın, ardından tellendirecekleri sigaranın hayali ayakta tutuyor onları, o da ancak bir nebze. iki hurma üç zeytin, bir bardak su… *
neyse ki zaman akıyor, akşam saatleri geliyor, hava kararmaya yüz tutmuş, şunun şurasında kalmış 40 dakika, bilemedin bir saat. trafik de yoğun ama eve varılacak işte.
o sırada, evde, evlerde, kimi işten yeni gelmiş, kimi günü evde geçirmiş kadınlar oruçlu ve ayakta. gündüz işte olanlar yemekleri akşamdan yapmış, son dakikaya pilav kaldı, bir de çay ve iftariyeliklerin hazırlanması. tatlısız iftar olmaz diye dünden sütlaç yapılmıştı. ramazan sofrası gündelik sofradan daha zengin olmalı. günü evde geçirenler, temizlik ve yemek işlerini mümkün olduğu kadar erkenden bitirmeye çalıştı, şimdi o son ve belki de en zor saatte iftar hazırlıklarıyla uğraşıyorlar.
Oturmak lafın gelişi kadınlar için
çocuklar acıkmış, ezanı bekleyemezler, onlara sofra kuruldu bile. sonra büyüklerle masaya otururlar tekrar, ramazan sofrasında ailecek oturmanın tadı başka. oturmak lafın gelişi, kadınlar için.
o arada pilav ve çay demlendi, tepsi hazır, salata hazır, çorba hazır, yemekler hazır, tatlı buzdolabında. erkekler eve geldi, onlar ellerini yüzlerini yıkarken kadınlar sofranın son eksiklerini tamamlıyor. çocuklar da dahil herkes sofraya oturup ezanı bekliyor.
dualar ediliyor, allah kabul etsin eşliğinde oruç açılıyor. fakat sofrada yoğurt eksik kalmış, evin hanımı kalkıyor, bir parça pide ve zeytin ancak yiyebildi ki, sıra çorbaya geliyor, herkesin kasesini dolduruyor, kendisi çorbasını bitiremeden yemeklerin servis edilmesi gerekiyor. derken, şükür herkes doydu, yemekler beğenildi, sıra tatlıda, çay da ister yanına, tekrar demlemek gerek.
erkekler sigaraya davranıyor, birazdan keyifleri yerine gelir. aralarında teravihe gidecek olanlar var, kadınlara da farz teravih namazı ama evde kılmalarının daha faziletli olduğu söyleniyor. zaten sofra toplanacak, sahur hazırlıkları yapılacak, erkeklerin ertesi günkü gömleği ütülenecek, işe gidecek olan kadınlar kendi kıyafetlerini hazırlayacak.
börek iyi olur sahura, hazır yufkaya dudak büküyorlar gerçi. işler bittiğinde saat onu geçer, beşte tekrar kalkılacak, sofra kurulacak, erkekler uyandırılacak. ezan okunduktan sonra bulaşıklar toplanacak.
erkekler, sabah işe gitmeyen kadınların gün boyu uyuduğunu, orucu uykuya tutturduğunu iddia eder çünkü hafta sonu kendileri öyle yapar. o kısacık şekerlemeyi dahi kadınlara çok görürler.
inanan, oruç tutan müslüman kadınlar için başka bir ramazan mümkün değil mi? özellikle büyük şehirlerde, tabii ki mümkün. evlenmemiş genç kadınlar aileleriyle birlikte yaşadıklarında annelerine yardım etmekle yetinebiliyor, daha önemlisi, yalnız yaşıyorlarsa veya karışan görüşenleri yoksa teravihde camileri dolduruyor, iftarın daha geç, sahurun daha erken olduğu zamanlarda, ikisinin arasını dışarıda arkadaşlarıyla geçirebiliyor. ama din sohbetlerinin kapısı nadiren açılıyor onlara da. camilerde yerleri olmadığı söyleniyor. ** yine de biliyoruz, başkası mümkün.
çünkü o emeği harcamasının haksızlık olduğunu fark eden nice kadın var, oruçlu ağızlarını bozmasalar da kökü derinde bir öfkeyi büyütüyorlar. o emeği vermeye razı olsa da şiddete razı gelmeyen, şiddet de, dört eş de erkeğin hakkıdır diyenlere kulak asmayan, yolunu kendi çizmeye çalışan kadınlar var.
ramazan’da da emeğin kadınlara, inancın en makbulünün erkeklere mahsus olduğu zihniyeti sarsan onlar, umudumuzun bir kısmını da onlar besleyip büyütüyor. tutan tutmayan, itikadında dahi oruç olmayan bütün kadınlar… derdimiz, öfkemiz ortak, emeğimize, hayatımıza ve tabii maneviyatımıza sahip çıkacağız.
*hurma demişken, kudüs hurması israil’den geliyor, aslında almamak gerek ama filistinli çocuklar için dua ediyorlar sürekli, bunlar önemsiz ayrıntılar duaların yanında.
** mütedeyyin bir arkadaşım, şöyle dedi: “camilerde kadınlar genelde istenmiyor. kadınlara ayrılan nadiren güzel yerler var fakat genelde ana gövdeden ve tezyinattan yoksun
yerler ayrılıyor. sadece gezip görmek istediğimizde bile normal vatandaş kendinden menkul bir yetkiyle kadın yeri değil diye uyarma hakkını cüretini kendinde görebiliyor. artık nadiren gidiyorum.
Fotoğraf: malatyanethaber.com.tr










