Skip to main contentSkip to footer

“Şiddet her yerde. Yaşamımıza, emeğimize sahip çıkmak için sokakta olacağız”

Kadın işçiler, 25 Kasım’da erkek-devlet şiddetine karşı sokaklarda ve alanlarda olacaklarını vurgulayarak, “Her 25 Kasım’da alanlardayım çünkü şiddet her yerde. Şiddet evde, iş yerinde, okulda, üniversitelerde, fabrikalarda. Evde erkeğin kahrını, işyerinde de patronun kahrını çekiyoruz. Yaşamımıza, emeğimize sahip çıkmak için sokaklarda olacağız” diyor.

Güncel

Türkiye’de kadına yönelik erkek şiddeti artıyor. Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu kadın cinayetleri raporuna* göre, 1-31 Ekim tarihleri arasında 27 kadın katledildi, 5 kadının ölümü ise şüpheli olarak kayıtlara geçti. Bu yılın ilk 10 ayında ise 317 kadın katledildi.

Kadınlar hem evlerde hem sokakta hem de işyerlerinde erkek şiddetine maruz kalıyor. İşyerlerinde ise ayrımcılık, cinsiyetçi söylemler, kötü çalışma koşulları, baskı, mobing, taciz ve tabii emek sömürüsüyle karşı karşıya kalıyor. Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ne sayılı gün kaldı. Her yıl olduğu gibi bu yılda kadın örgütleri, LGBTİ+’lar sokaklarda, alanlarda olacak. Kadın işçilerle erkek şiddetini ve erkek şiddetine karşı neler yapılası gerektiğini konuştuk.

‘Yöneticimiz çocuk işçileri istismar ediyordu’

31 yaşındaki Lale, çalışmaya çocuk yaşta başladığını anlatıyor; “16-17 yaşından beri çalışıyorum. Çalışmaya sigortasız başladım. Gıda sektöründe, lojistik sektöründe uzun yıllar çalıştım. Ağırlıklı olarak fabrikalarda çalıştım. İşyerlerinde ilk maruz kaldığımız şey taciz oluyor. Aslında emek sömürüsüyle birlikte geliyor. Giyimimizden, kuşamımıza yargılandığımız eleştirildiğimiz, makyajımızdan etek boyumuza kadar karışıldığı bir ortamda çalışıyoruz. Zaten fabrikada giyiminiz kesinlikle günlük hayattaki gibi olmuyor. Tırnak içinde namuslu, ahlakçı bir anlayış var; mini etekle gidemezsin, ruj süremezsin. Her zaman kendini, vücut hatlarını kapatan bir şeyler giymek zorundasın, genel ahlakın dışına çıkıyorsan da işte o zaman etiketlenmeye başlıyorsun. ‘yollu’, ‘aranan’ gibi… Genel ahlaka uymamızı bekleyen insanlarla çalışmak zorunda kalıyoruz. İşten bir ay önce ayrıldım. SGK’sız çalışıyordum. Birkaç iş arkadaşımın yöneticiler tarafından istismara maruz bırakıldığını gördüm. Çalıştığım fabrikada 18 yaşından küçük işçiler çalıştırılıyordu. Bu çocuk işçilerin yöneticimiz tarafından taciz edildiğini gördüm. Çocuk işçilerle bu konuları konuştum, onları dönüştürmeye çalıştım. Yöneticilerle tartıştım, bunun çocuk istismarı olduğunu söyledim. Bunun için çok mobinge maruz kaldım. Haklarımı aradığım ve ses çıkardığım için patronlara ve yöneticilere istediklerini vermediğim için de mobinge maruz kaldım.”

‘Çocuk işçiler gece gündüz çalışıyor’

Lale, çocuk işçilerin ve göçmen kadınların kötü şartlarda uzun saatlerce, kayıtsız çalıştırıldığını belirtiyor. Lale, “Özellikle göçmen işçiler, çocuklar çok ağır şartlarda çalışıyor. Yakın zamanda gıda fabrikasında çalışmıştım, orada da çocuk işçiler vardı, 12 saat çalışıyorlar. Gece çalışıyorlar, gündüz çalışıyorlar. Çoğunun sigortası yok. Kaçak çalıştırıyorlar. Haklarını hiçbir şekilde alamıyorlar. Yetişkin göçmen işçiler de aynı şekilde, maaşları alamadıkları oluyor. SGK’dan faydalanamıyorlar. Onları bizden daha az maaşla, güvencesiz çalışıyorlar. Kaza geçirseler hastaneye gidemiyorlar. Kadınlar için daha zor. Göçmen erkekler bu fabrikalarda iş bulabiliyor ama göçmen kadınlar kocasının izni olmadan o fabrikalara da gidemiyor. Göçmen kadınlar için sömürü daha katmerli oluyor çünkü ekonomik özgürlükleri yok” diye ekliyor.

‘Patronun kahvesini vermek zorunda değiliz, biz üretim işçisiyiz’

Lale, kadın işçilerin iş tanımı dışında çalıştırıldığını söylüyor. Kadın işçilere erkek işçilere göre daha fazla iş yaptırıldığını belirtiyor. Lale, “Bizlere, siz yerine sen diye hitap ediliyor. Beyaz yakalı yöneticilere siz diye hitap edilirken mavi yakalı fabrika işçisi kadına sen diye hitap ediliyor. Daha kötü koşullarda çalıştığım zamanlar oldu. Patronların özel işlerini yapıyorduk. Misafirleri geliyordu. Biz karşılıyorduk. Kahve yapmamız isteniyordu. Patronun kahvesini biz vermek zorunda değiliz, biz üretim işçisiyiz. Patronun mutfağında işimiz yok. Patronun misafirlerini karşılamak, ağırlamak zorunda değiliz. Patronların özel hayatlarını duymak zorunda değiliz. Anlayışları şuydu, ‘Sen kadınsın, üretim yapıyorsun, maaşını veriyorum. Mutfağı da temizleyeceksin, kahve de getireceksin, özel hayatımı da dinleyeceksin, tuvaleti de yıkayacaksın. Halbuki hepsi iş tanımı dışında. Temizlikçi almıyor, mutfak görevlisi almıyor, bunu bir tek kadına yükleyerek buradan kâr elde etmiş oluyor patron. Erkek işçilerden daha az ücret alıyoruz. Arada saat farkı olsa bile erkek işçiler bizden iki üç misli daha fazla maaş alıyor. Asla ücret eşitliği yok. Aynı işi yapıp aynı ücreti almıyoruz. İşten ilk çıkarılan kadınlar oluyor.”

‘Cinsel saldırıya karşı örgütlenmeliyiz’

Lale, kadın işçi ve emekçilerin evde de emeğinin sömürüldüğüne dikkati çekiyor, kadınların tacize, cinsel saldırıya maruz kaldığını söylüyor. “Evde gittiğimizde de sömürü devam ediyor. Erkekler bizi fabrikada çalıştırdıkları gibi evlerimizde de çalıştırıyorlar. Biz hem evde erkeğe emek veriyoruz hem de işyerlerimizde erkeklere emek vermek zorunda kalıyoruz. Bir kadın fabrikadan çıktıktan sonra onun işi bitmiyor, onun ürettiği değer bitmiyor. Yemek, bulaşık, çamaşır, temizlikle uğraşıyoruz. Milyonlarca böyle yaşayan kadın işçi var. Eve gittiğinde çocuk bakmak zorunda kalan, yemek yapmak zorunda kalan, kocasına dadılık yapmak zorunda kalan işçi kadınlar var. Çoğu kadın istemeden çocuk yapmak zorunda kalıyor. Çocuk yaptığı için masraflar artıyor, işe girmek zorunda kalıyor. Psikolojik şiddete maruz kalıyor. Buna cinsel saldırı demiyorlar ama ‘eşim benimle zorla birlikte oluyor’ diyorlar. Bunun evlilik içi bir cinsel saldırı olduğunu anlatmaya çalışıyorum iş arkadaşlarıma. İster evli olsun ister olmasın her türlü ilişkide hayır hayır demektir. Cinsel ilişkinin onaya dayanması gerektiğini söylüyorum. Kadınlar için evlilik içi cinsel saldırı doğallaşmış, normalleşmiş. Biz feministlerin, sosyalistlerin, devrimcilerin bu alanlara girip bu alanları örgütlemesi gerekiyor.”

‘Evde erkeğin, işyerinde de patronun kahrını çekiyoruz’

Lale, şiddetin her yerde olduğunun altını çiziyor. Lale, “Kadın olduğumuz için görev tanımın dışımda işler yapmaya zorlanıyoruz. Evde tuvaleti yıkıyorsam sanki işte de yapmak zorundayım. Evde kahve yapıyorsam sanki işyerinde de yapmak zorundayım. En kötüsü hem fabrikada hem de evde görünmeyen emeği devam etmesi hem evde tacize maruz kalınmasıdır. İşyerinde böyle hikâyeler dinledim, işyerinde patronlar da taciz ediyor, buna da şahit oldum. Benim de başıma gelmişti, yöneticilerim tarafından sözlü olarak taciz edilmiştim. Seninle arasında mesafe görmüyor, patriyarka dediğimiz erkek egemen sistem yüzünden bunu kendine hak görüyor. Tiyatrocuyum. Oyuncuyum ama iş bulmadığım için alanım dışında işler yaptım. Bu alan dışı işler yapmak hem hareketin içinde hem de feminizmin içinde beni daha da güçlendirdi. Her 25 kasımda alanlardayım çünkü şiddet her yerde. Şiddet evde, işyerine, okulda, üniversitelerde, fabrikalarda. Evde erkeğin kahrını, işyerinde de patronun kahrını çekiyoruz. Sendikal örgütlenmenin en önemli yanı patronlara, hak kayıplarına, kötü çalışma şartlarına, sömürüye karşı yalnız, bireysel değil örgütlü direnebilmektir. Sendikal örgütlenme işçilerin greve gitmesi ve grev soncunda belli hakların elde edilmesinde de rol oynuyor” diye belirtiyor.

‘Bir gün üzerinden SGK hiç sigorta demek’

Oyuncu Mevlüde Karataş, dizi ve sinema sektörünün güvencesizliğine dikkati çekiyor. Eş değerde işe eşit ücret alamadıklarını vurguluyor. Karataş, “Sektörde adaletsizlik çok. Gelir eşitsizliği artık akıl alır bir seviyede değil. Bazı oyuncular 44.5 milyon TL alırken bazılarımız çok az ücret alıyoruz. Ben bölüm başına 10 bin TL alıyorum o da ancak hafta da bir. Uzun süredir işsiz olduğum için kabul ettim. Senarist sıkılırsa çalışmayabilirim. Bunun adı güvencesizlik. Gidip bölümü kurtarıyoruz. Eşdeğer işe eşit ücret almıyoruz. Bize, günlük çalışma SGK’sı yapılıyor. Bu emekli olmamıza engel. Bir gün üzerinden SGK hiç sigorta demek. Bu güvence, gelecek yatırımı, emeklilik yatırımı, yaşlılık yatırımı değil. 4A’lı bile değiliz. İşçi statüsünde görülmüyoruz. Oyuncular Sendikası bunun için hiçbir şey yapmıyor. Sendika faaliyetlerini sorduğumda sürekli Amerika’daki bir toplantıdan henüz gelmiş oluyorlar. Yaşlı bir oyuncu, 82 yaşında, maalesef bölüm başına 3 bin veya 5 bin TL ücret aldığını belirti. Sektörde yaşlılara daha az ödeme yapılıyor. Bu konuşulmayan bir sektör. Susma Bitsin üyesiyim. Kameralı Feminist Kadınlar grubundayım. Kadın oyuncular olarak birbirimizden güç alıyoruz. Sessizlikte ses olmaya çalışıyoruz. Şu anda ekonomik, sosyal, hukuki hiçbir güvencemiz yok. Her geçen gün daha da güvencesizliğe itiliyoruz. 25 Kasım’da sokaklarda ve bir arada olmalıyız. Birbirimize her zaman ihtiyacımız var. Organize olmalıyız. Onlar çok organize, saldırının her anlamda özgürlüklerimize kastettiği zamandayız. Bir birimizden güç alarak var olacağız. O yüzden tüm kadınlara çağrım; herkes sokağa.”

‘Çocukluktan beri çalışıyorum, kredi kartı borcum var’

Taşeron temizlik işçisi 20 yaşındaki Zahide, geçinemediğini dile getiriyor. Zahide Bilgin, “15 yaşında çalışmaya başladım. Çocuk işçiydim. Bir mahallede, pizzacıda çalışıyordum asgari ücrete, ben bunun anormal bir şey olduğunu bilmiyordum. Yol, yemek parası almıyorduk. O günden beri çalışıyorum, okulu salmam gerekti. Şimdi tekrar sınava hazırlanıyorum. 20 yaşındayım. 5 yıldır çalışıyorum. Şu an taşeron temizlik işinde yeniyim. Çalıştığım firmada 10 yıldır çalışan taşeron temizlik işçisi bir kadın var 23.400 TL maaş alıyor. Ben günlük 1200 TL alıyorum. Asla güvencemiz yok. Aldığımız ücretle geçinmek mümkün değil. 20 yaşındayım ve kredi kartı borcum var. Korkunç. Çocukluktan beri çalışıyorum, emeğimin karşılığını asla alamadım. Beş yıldır çalışıyorum ama herhangi bir şey kazanamadım. Daha bu yaşımda kredi kartı borcum var. Bir yandan sınava hazırlanıyorum, bir yandan çalışıyorum,” diyor.

‘Sendikal mücadeleyi sarı sendikalara da, erkeklere de bırakmamalıyız’

Bilgin, sendikal mücadelenin önemine dikkati çekiyor. Zahide, “Tek başına ses çıkarmanın çoğunlukla pek bir anlamı olmuyor, kolayca sindiriliyor; yoksulluğun ve işsizliğin arttığı bu dönemde ses çıkaran kişi işten çıkarılıyor. İşyerinde talep ettiğimiz hakların, iyileştirmelerin hatta iş sağlığı ve işçi güvenliği önlemlerinin sağlanabilmesi için patronu bunları yerine getirmeye mecbur bırakmak gerekiyor. Kuvvetli ve devrimci bir sendikal örgütlenme olmadan patronu hiçbir şeye mecbur bırakamayız. İşyerinde maruz kaldığımız erkek şiddetine dahi yaptırım uygulanmıyor, özellikle şiddet uygulayan erkek patronun kendisiyse. Mesele güç meselesi. Güç onlarda, emeğimiz üzerinden zenginleşebiliyorlar ve bize şiddet uygulayabiliyorlar. Bu sömürü rejimine zeval gelmesin, kadın ucuz işgücü doğursun, eviçindeki yeniden üretim emeğini sürdürsün diye ‘Aile Yılı’ diyorlar. Sendikal mücadele, tüm hayatı kuşatan bir güç inşa etmeyi düşlediğinde devrimcileşir. Onların güçlü olduğu yerde ne yarınımız ne yaşamımız güvende. Bu bağlamda sendikal mücadeleyi sarı sendikalara da, yalnızca erkeklere de bırakmamalıyız. Şık Makas işçisi Buse Kara gibi haklılığımızdan gelen cüretle yürümeliyiz” diye ekliyor.

‘Yaşamımıza ve emeğimize sahip çıktığımızı göstermek için sokaklara çıkacağız’

Bilgin, 25 Kasım’da kadın katliamlarına karşı, iş cinayetlerine karşı, emek sömürüsüne karşı Taksim’de olacağını vurguluyor. Zahide, “Kadıköy’de barda çalışıyordum. İş toplantısında ‘cinsel şakalar’ yapıyordu. Sınır koymak istediğimizde ‘Kapı orada’ diyorlar. İşe yarım saat geç kaldığım için cezalandırılmak istendim. ‘Cezalısın, gece 02:00’ye kadar çalışacaksın’ dedi. ‘Cezayı tanımıyorum’ dedim. Beni, 14 saatten fazla çalıştırmak istedi. Gece kulübünde çalıştığımda yol ve yemek param verilmedi. Müdürüm, beni mesajla taciz etti. İşyerlerinde taciz yaşıyoruz. Instagram’ımız isteniyor. Kiminle yaşadığımız soruluyor. Ailemle yaşamadığım halde ailemle yaşıyorum dedim. ‘Aile yılı’nda 25 Kasım’da sokaklarda olmak çok önemli. İktidar, istiyor ki kadınlar bir sürü çocuk yapsın, o çocuklar da çalışsın. Yeter ki sermeye daha da zenginleşsin. Kadınları evlere hapsetmek istiyorlar. Çünkü onlara ucuz işçi lazım, çünkü çocuk işçi lazım. Kaçak imalathanelerde öldüreceği can lazım. 25 Kasım’da yaşamımıza ve emeğimize sahip çıktığımızı göstermek için sokaklara çıkacağız. İstedikleri kadar Taksim’i kapatsınlar. 25 Kasım’da 19:30’da Taksim Tünel’de olacağız.”

‘Cenazeye gittiğimde maaşımdan kesiliyor’

Güzellik merkezinde çalışan Elif’te 25 Kasım’da sokaklarda olacağını şu sözler ile dile getiriyor; “Mobinge maruz kalıyorum. Kamera ile sürekli izleniyorsun. Sürekli denetleniyoruz. İş tanımımızda olmayan işler yapmak zorunda kalıyoruz. Kendimize ayırmamız gereken zamanlar oluyor, örneğin cenaze; bunlar maaşımızdan kesiliyor ya da iki hafta izinsiz çalışmak zorunda kalıyoruz. Aldığımız ücret geçinmemize asla yetmiyor. Kiramı, faturamı ödemekte zorlanıyorum. Emek sömürüsüne maruz kalıyoruz. Kadınlar olarak yaşadığımız ekonomik şiddete karşı, baskıya, mobinge, iş cinayetlerine karşı, emek sömürüsüne karşı 25 Kasım’da sokaklarda olacağım.”

*https://x.com/tkdfederasyon/status/1986666332973109261?s=20

Fotoğraflar: Yadigar Aygün

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar