Skip to main contentSkip to footer

‘Örgütlenmek bizim için bir lüks değil, hayatta kalma mücadelesi’

Kaos GL Yayın Yönetmeni Yıldız Tar ve Kaos GL aktivisti Defne Güzel, LGBTİ+lara karşı baskı ve nefret söyleminin arttığına dikkati çekerek, “Nefret, kamu politikası halini aldı.  LGBTİ+ hareketiyle dayanışmanın ötesine geçerek topyekûn birleşik bir mücadele hattı örme ihtiyacı gerekiyor” dediler

Feminist Tartışmalar

Kaos GL, Paydaş Analizi Raporu’nu 7 Haziran’da İstanbul’da Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) salonunda sivil toplum temsilcileri ile paylaştı. Araştırma, LGBTİ+ hareketinin kendi içinde baskılara nasıl yanıt verdiğini ve paydaşları olan LGBTİ+ haklarını savunan kurumlar nezdinde nasıl görüldüğünü kapsıyor.

Forum kısmında, LGBTİ+ların yaşadıkları sorunlar, iktidarın baskıları, 12’nci Yargı Paketi, nafaka hakkı, suça sürüklenen çocukların yaşayacağı hak ihlalleri, dijital haklar uzun uzun tartışıldı. Ortak bir mücadele zemininin nasıl oluşturulabileceği, sorunlara karşı neler yapılması gerektiği konuşuldu.

Kaos GL Yayın Yönetmeni Yıldız Tar ve Kaos GL aktivisti Defne Güzel ile LGBTİ+ların yaşadıkları sorunları, çözüm önerilerini, 12’nci Yargı Paketi’ni konuştuk.

Yıldız Tar

‘LGBTİ+ hareketinin kurucu ve stratejik adımlar atması gerekiyor’

Kaos GL Yayın Yönetmeni Yıldız Tar, LGBTİ+ hareketinin bütün bu baskılara rağmen çok güçlü bir şekilde direndiğini söylüyor. Tar, “Aslında bu rapora şu nedenle ihtiyaç duyduk: Şu ana kadar bütün hak ihlallerini raporluyor, Türkiye’de LGBTİ+ haklarına yönelik gelişmelerde neler yaşandığına bakıyorduk. Ancak buna bizim nasıl yanıt verdiğimiz ve yanıt verirken yol arkadaşlarımız ve dayanıştığımız kesimler açısından sorun alanlarının neler olduğuna kapsamlı bir çalışmayla bakmamıştık. Bu açıdan bir ilk oldu.

Temelde şunu gördük: LGBTİ+ hareketinin içeride baskılara nasıl yanıt verdiği ve aynı zamanda paydaşları diyebileceğimiz, LGBTİ+ haklarını savunan kurumlar nezdinde nasıl görüldüğü meselesini ortaya koymuş olduk. Ortaya çıkan sonuç şu: LGBTİ+ hareketi bütün bu baskılara rağmen çok güçlü bir şekilde direniyor. Ancak zaman zaman reaktif bir yerde kalabiliyor ve daha proaktif, kurucu ve stratejik adımlar atması gerektiğini görüyoruz. Paydaş kurumlar açısından baktığımızda ise LGBTİ+ hakları konusunda hak temelli sivil toplum ekosisteminde bir anlayış birliği olsa da harekete geçme noktasında eksiklikler bulunduğunu söyleyebilirim” diyor.

‘“LGBTİ+’lara dokunan yanar” algısı yaratılmaya çalışılıyor’

Tar, iktidarın çıkarmak istediği 12’nci Yargı Paketi ile LGBTİ+’lara karşı nefret söylemini artıracağını belirtiyor. Tar, “LGBTİ+’lar bu coğrafyada adeta bir laboratuvar işlevi görüyor. İktidarın LGBTİ+’lara dönük saldırıları hem LGBTİ+’ların toplumsal yapıda yaratabileceği özgürleştirici ve eşitlikçi müdahalelerin önünü kesme amacı taşıyor hem de LGBTİ+’lar üzerinde denediği yöntemleri başka toplumsal kesimlere ve kişilere yayarak bir yönetim biçimi kuruyor. Korku pedagojisiyle topluma korku salıyor ve toplumun itiraz edebilme zeminlerini baltalıyor. İktidar aslında bütün bunlarla diğer kurumların otosansüre yönelmesini sağlamaya ve ‘LGBTİ+’lara dokunan yanar’ algısını yaratmaya çalışıyor. Raporda da bunun izlerini gördük. Gerçekten de böyle bir algı oluşturulmaya çalışılıyor” diye ekliyor.

‘12’nci Yargı Paketi topyekûn bir saldırıyı hedefliyor’

Tar, 12’nci Yargı Paketi’nde gündeme gelen ve kadınların kazanılmış hakkı olan nafaka hakkının ortadan kaldırılmak istendiğini belirtiyor. Tar, “Aslında 12’nci Yargı Paketi topyekûn bir saldırıyı hedefliyor. Suça sürüklenen çocuklar meselesi, çocuk kavramını ve çocuk haklarını ortadan kaldıracak kadar ciddi sonuçlar doğurabilecek bir düzenleme alanı yaratıyor.

Nafaka hakkının kısıtlanması ise, Anayasa Mahkemesi kararının ardından kadınların nafaka hakkının ve ev içi emeğinin daha fazla sömürülmesine yol açabilecek bir yaklaşım içeriyor. Bu da erkek egemen düzenin güçlendirilmesi sonucunu doğurabilir. Aynı zamanda sosyal medya kullanımı için T.C. kimlik numarası istenmesi, devletin herkesi doğrudan fişlemesi ve dijital gözetimi artırması anlamına geliyor.

Dolayısıyla hangi maddesine bakarsak bakalım, demokrasiye, eşitliğe ve özgürlüğe yönelik ciddi bir müdahaleyle karşı karşıyayız. Bu nedenle 12’nci Yargı Paketi’nin her maddesine itiraz etmek ve Meclis Komisyonu’na dahi gelmemesini sağlamak gerektiğini düşünüyorum.”

‘Birleşik mücadele hattı örmeye ihtiyaç var’

Tar, LGBTİ+ların hakları için birlikte mücadele edilmesi gerektiğini vurguluyor. Tar, “Paydaş analizinde şunu görüyoruz: LGBTİ+ hareketi yalnız bırakılmış bir hareket değil. Ancak uzun yıllardır süren baskılar nedeniyle yıpratılmaya ve yorulmaya çalışılan bir hareket hâline geliyor. Yaklaşık on yıldır bu baskılarla mücadele ediyor. Bu yorgunluğu aşmanın yolu ise omuz omuza ve yan yana mücadele etmekten geçiyor.

Ayrıca birçok paydaş açısından LGBTİ+ hareketiyle dayanışmanın ötesine geçerek topyekûn birleşik bir mücadele hattı örme ihtiyacı olduğu da bu araştırmada bir kez daha ortaya çıktı. Bizim burada yapmamız gereken, bütün kurumların bu algıyı değiştirmek için LGBTİ+ mücadelesini daha güçlü biçimde sahiplenmesi gerekiyor. İktidarın gayrimeşru göstermeye çalıştığı LGBTİ+ mücadelesinin meşru olduğunu yılmadan ve sürekli biçimde tekrar etmek gerekiyor.

Bence bu yıl Onur Ayı, 12’nci Yargı Paketi’nin yeniden gündeme gelmesi ve LGBTİ+’ların hedef gösterilmesi nedeniyle aynı zamanda bir direniş ayı olmalıdır. Bütün kurumların, LGBTİ+’lara dönük baskıların yalnızca belirli bir kesime değil; bir arada yaşama, eşitliğe ve özgürlüğe yönelik temel bir saldırı olduğunu görmesi gerekiyor. Ayrıca bunun otoriterleşmenin kurumsallaşmasında önemli bir adım olduğunu fark etmek gerekiyor” diye belirtiyor.

Defne Güzel

‘Bugün lubunyalara aldığı nefesi dar etmeye çalışıyorlar’

Defne Güzel, iktidarın yargı paketleri ile LGBTİ+ları hedef aldığını söylüyor. Güzel, 12’nci Yargı Paketi’ni şu sözler ile değerlendiriyor; “12’nci Yargı Paketi, aslında uzun süredir önümüze getirilen homofobik ve transfobik politikaların yasal bir kılıfa büründürülme çabasıdır. Bunu 10 ve 11’inci pakette de görmüştük. Kamuoyuna yansıyan bilgilere baktığımızda; transların uyum süreçlerine 25 yaş sınırı getirilmesi, çocuk sahibi olmama gibi ağır şartlar dayatılması ve yasal prosedür dışı süreçlere hapis cezası öngörülmesi planlanıyor. Daha da vahimi, LGBTİ+’ların sadece ‘var olduğunu söylemesini’ bile suç sayabilecek düzenlemeler konuşuluyor.

Ekonomik kriz derinleşirken iktidar yapay düşmanlar yaratma yolunda. Bugün lubunyalara aldığı nefesi dar etmeye çalışıyorlar. Her gün en üst düzey devlet yetkililerinin ağzından çıkan nefret söylemlerine maruz kalıyoruz. İktidarın politikaları rasyonel bir hukuk devleti uygulaması değil. İnsan haklarının, eşitliğin tasfiyesidir” diyor.

‘Kadınların ekonomik güvenceleri ellerinden alınmak isteniyor’

Güzel, 12’nci Yargı Paketi’nin sadece LGBTİ+ları etkilemediğini vurguluyor.  Güzel, kadınların nafaka hakkının da risk altında olduğunun altını çiziyor. Güzel, “Bu paket sadece bizleri değil, iktidarın kurmak istediği makbul toplum modeline uymayan herkesi, en başta da kadınları ve çocukları hedef alıyor. ‘Süresiz nafaka’ tartışmaları üzerinden kadınların ekonomik güvenceleri ellerinden alınmak, kadınlar şiddet gördükleri evliliklere mahkûm edilmek isteniyor.

Boşanma süreçlerini ‘hızlandırma’ adı altında kadınların nafaka ve tazminat hakları ikinci plana itiliyor, arabuluculuk dayatmasıyla kadınlar hak gasplarına açık hale getiriliyor.

Çocuklar açısından bakıldığında, ‘cezasızlık algısını yıkmak’ bahanesiyle 15-18 yaş arası suça sürüklenen çocukların ceza indirimleri azaltılıyor. Oysa modern hukuk çocukları cezalandırmayı değil, rehabilite etmeyi amaçlar. Bu düzenleme çocukları korumak yerine hapishane kıskacına alıyor.

Dijital haklar ve sosyal medya tarafında ise kimlik doğrulama zorunlulukları ve artan denetimlerle dijital dünya tamamen bir gözetim toplumuna dönüştürülüyor. Muhalif her sesin, hak arayan her kadının veya lubunyanın internetteki varlığı sansürlenmek isteniyor” diye ekliyor.

‘Trans cinayetleri cezasızlık politikalarıyla ödüllendiriliyor’

Güzel, Türkiye’de LGBTi+ların çok sayıda hak ihlali ile karşı karşıya olduğunu söylüyor. Güzel, “LGBTİ+’ların Türkiye’de yaşadığı en temel sorunlar en başta yaşama hakkı, güvenlik ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıdır. Trans cinayetleri cezasızlık politikalarıyla ödüllendirilirken, nefret suçları yasası çıkarılmıyor. Barınma hakkımız gasp ediliyor. Sesimizi çıkarmamız engelleniyor. Transların uyum süreçleri günden güne hormona getirilen 21 yaş kısıtı gibi uygulamalarla zorlaştırılıyor.

İş başvurularında açık kimlikli lubunyalar doğrudan eleniyor. İşyerinde LGBTİ+’lar zorunlu bir kapalılık stratejisi izlerken bu kamu sektöründe çok daha baskın durumda. Her gün çalıştığınız kurumda nefret söylemleriyle karşı karşıya kaldığınızı ve sesinizi çıkaramadığınızı düşünün. LGBTİ+’ların başına gelen tam olarak bu. Çalıştığımız kurumları dönüştürmeye başlamak, LGBTİ+’ların iş yaşamlarını koruyan politika belgeleri geliştirmek ve dayanışma ağları kurmak ilk yapabileceğimiz şeyler.”

‘Nefret, kamu politikası halini aldı’

Güzel, LGBTİ+lara, kadınlara yönelik artan baskılara karşı ortak mücadelenin önemine dikkati çekiyor. Güzel, “Bu organize karanlığa, artan nefret söylemine ve iktidarın baskı politikalarına karşı yapılabilecek tek bir şey var: Topyekûn ve firesiz bir dayanışma. Örgütlenmek zorundayız çünkü karşımızda devletin tüm aygıtlarını kullanan devasa bir baskı mekanizması var. Yan yana gelmeli, sesimizi ortaklaştırmalıyız. Hikâyelerimizi görünür kılmalıyız. Birbirimizin hayatlarına temas etmeyi sürdürmeliyiz. Bizler haklıyız. Örgütlenmek bizim için bir lüks değil, hayatta kalma mücadelesi.

Haziran ayı bizim için sadece bir takvim yaprağı değil; varoluşumuzun, kimliğimizin ve onurlu duruşumuzun kutlandığı, direnişle harmanlanmış bir ay. Bu yıl da her yıl olduğu gibi tüm yasaklara, engellemelere, barikatlara rağmen yine var olacağız. LGBTİ+’lar olarak yaşamlarımızın baskı altına alınmaya çalışıldığı bir süreçten geçiyoruz. Nefret, kamu politikası halini aldı. 12’nci Yargı Paketi’ne karşı ses çıkarmalıyız. LGBTİ+’lara dönük bu baskılar hukukun, özgürlüğün de geriye gidişi demek. Bunu unutmamalıyız” diyor.

Fotoğraf: Kaos GL 

 

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar