Sevgili bilge annem çocukları sevmenin normal olduğunu ve her anne ve babanın çocuklarını bir şekilde seveceğini şu küçük hikayeyle anlatırdı: “Hamam böceği yavrularını duvarda yürürken görmüş. Tu tu rabbim. Ne güzeller, tıpkı inci taneleri gibi demiş.” Ben de hem inci tanesi ve aynı zamanda bütün hamam böcekleri gibi bir hamam böceği olduğumu çok erken yaşta öğrendim. Çocuğum olduğunda ise annemin ne kastettiğini anladım. Anneler evlatlarını her zaman ışıldayan bir inci tanesi gibi görme eğilimindeler ve hamam böceği değiliz.
Onları tuhaf bir şekilde severiz; verebildiğimizin en iyisini vermek, olabildiklerinin en iyisi olduklarını görmek isteriz. Çıtayı yükseltmek isteyenler hemen şunu derler “Hele bir torunun olsun da nasıl bir sevgiymiş onu gör! Nasıl bir sevgiymiş, bana gösterdiler ben gördüm. Hem çok eğlenceli hem çok korkutucu!
En küçük ve en tatlı arkadaş
Torun, yani çocuğumun çocuğu, annesi karnımdayken, o annesinin karnında bir yumurta iken henüz tanışmadığım ama benim olan DNA’lardan oluşan matruşkamın bir parçası.
Biz çıkışa doğru ilerlerken onlar henüz başladılar yaşamaya… Heyecan verici bir karşılaşma anı. Biz elimizde ne varsa onlara vermeye çalışırken, onlar ne varsa almaya istekli. Benim torunum ilk küfürünü benden öğrendi. Bununla övünmüyorum elbette. Boş bir anıma denk geldi. Ağzımdan kaçırdım. Şimdi bu herkesin duyduğunda “aaa” dediği sözü beni taklit ederek söylemeyi pek seviyor. Birilerinin yanında küçük ağzıyla mükemmel bir şekilde söverken, ben tavana bakıp ıslık çalıyorum. Annesi nereden öğrendiğini sorduğunda, gözümün içine bakıp, “okuldan” demesine ne demeli? Bildiğiniz suç ortağı. Birlikte zaman zaman yapıp söylemediklerimiz oluyor mu? Oluyor elbette. Bir bakıcıyla bunu yaşasaydı, o bakıcının işine çoktan son verilirdi.
Ben sadece azar işitiyorum. Tabii benim işime son vermek işine gelmiyor. Onun yerine nasihat almak ve çocuk eğitimiyle ilgili yeni bilgilerle donatılmakla cezalandırılıyorum.
Çocuk eğitiminde bakış açısı önemli!
Biz elimizde ne varsa çocuğumuzla paylaşarak yaşadık. Yeni anneleri görüyorum ve diyebilirim ki, onlar çocukları için Roberto Benigni’nin filmi ‘Hayat Güzeldir” benzeri bir simülasyon yaratma derdindeler. Ekonomi gidik, eğitim güdük, insanlık kadük (değerini ve önemini yitirmiş) bir haldeyken, çocuklarının iç dünyasını neşeli, istediklerini yapmayı bilen bir birey olma çabalarını kutsayan eğitim verme peşindeler. Kendilerini daha fazla para kazanma, daha iyi yaşama, daha iyi çocuk büyütme telaşı içinde günü kaçırarak savuruyorlar. Biraz birikim yapmak isteyenler, çalışabilmek için çocuklarını birine emanet etmek zorundalar. Tabii bu kişi benim gibi diyalektik kayalıklarıyla çevrili bir ada haline gelmiş hayatta kalma başarısı yüksek biri ise pratik sıkıntılar olabiliyor. İsrail’in yaptığı katliamları, paranın düşen değerini, insanın yaşlanan bir varlık olduğunu ve yaşlandığını, aldığın maaşın düşüklüğünü ve korkunç olayları görmezden gelmek mümkün mü? Biri benden kurtarsın torunumu!
Çocuk bakmak nasıl bir iş
Torun bakmak, günlük fiziksel ihtiyaçlarını karşılamak ile sınırlı değil. Yemeğini yedirmek, banyosunu yaptırmak, öğlen uykusuna yatırmak çocuk bakımının sadece küçük bir kısmı. Çocuk bakmak dediğimiz işi biraz ayrıştırırsak tek bir iş değil, birkaç işin bileşimi bir iş olduğu çıkıyor ortaya. Aşçılık, temizlikçilik, oyun ablalığı, bilirkişilik, masalcılık hatta anneannecilik bile bir iş olarak çıkıyor karşımıza.
Bunlardan meslek tanımına uyan bir kısmını ücretlendirmek mümkün. Çünkü bu başlıklarla eleman alabilir, belirli bir ücret karşılığında işinizi başka birine gördürebilirsiniz. Aşçılık, temizlik işi, oyun ablalığı, bakıcılık diye aradığınızda, her biri ayda 30-35 bin liradan başlayan ücretleri hak eden işler olarak karşımıza çıkıyor. Bu alt limit, üst limit çalışanın vasıflarına göre artıyor. Anneanne bu konuda şahane bir seçenek çünkü ona ücret vermek gerekmiyor. İki tatlı söz, bir torun öpücüğü, bir evlat pohpohlaması yetiyor. Üstelik devletimiz, torun bakımı üstlenen anneanne ve babaanneleri ücretlendirmiş ve onlara bir maaş vererek, motive etmek istemiş eksik olmasın. Aylık tam 425 lira! Bozdur bozdur harca. “Büyükkanne projesi” protokolü, Sakarya, Konya, Tekirdağ, İstanbul, Bursa, İzmir, Antalya, Ankara, Kayseri ve Gaziantep’teki 6 bin aileyi kapsamış. Geri kalan avucunu yalasın! Bir arkadaşım başvurdu, ikiz torunlarına bakıyor. Ona da uygun değilsiniz deyip vermediler.

Torun bakmak ömrü uzatır mı?
Belki ama insanı sakat bırakabilme ihtimali var. Bize kimse nasıl sağlıklı kalınır diye öğretmedi. Yaşlanacağımız gerçeğini yaşlanınca kavradık. 60’lı yaşlara kadar zaten har vurup harman savurduğumuz bedenlerimizin ihtiyaçlarını ise yeni kavrıyoruz. Günde birkaç sırt üstü yatıp dinlenmek, arkadaşım köpek ile birlikte tatlı yürüyüşler yapmak, dizlere fazladan yük bindirmeyen şeylerle uğraşmak gelecekteki yaşantımızın kalitesini de belirliyor. Üç yaşında ve her şeyi yapabileceğini sanan, uçmak, koşmak, zıplamak, çığlık atmak, top peşinde koşmak isteyen birinin en yakın arkadaşı olmak oldukça zor bir iş. Hani derler ya, bir yere kadar. O yer ise günde en fazla üç-dört saat.
Kural şart eğitim şart!
Çocukla uzun süre vakit geçirdiğinizde, ben deyim huyumdan, siz deyiniz auramdan bir şeyler çocuğa da geçiyor. Siz elinizi arkanıza bağlamışsanız, o da bağlıyor. Siz köpeğinizi nasıl severseniz o da öyle seviyor. Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan diye boşuna dememişler. Yakın ilişkiler iki kişiyi aynı anda etkiliyor ve dönüştürüyor. Hatta yeni yapılan bir araştırma eşlerin bile birbiriyle istemsiz bir şekilde DNA alışverişi yaptığını kanıtlanmış. Yanı başınızdaki minik de siz vermeden alıyor aslında. Bu bir açık menü.
Torun bakan anneanneler görünmeyen kadın emeğinin bir başka boyutu. Evlatlar, çocuklarını size getirirken mecburmuşsunuz gibi hissettirebilirler. Boş hayatınıza bir canlılık getirdiklerini iddia edebilirler. Kadınlığın tarifi bir maniplasyondan ibaret diye düşünen biri olduğum için rahatça söyleyebiliyorum. Umursamayın. Patronlarınız da sizi yıllarca aldığınız azıcık maaşı hak ettiğinize inandırdı. Eşlerinize hizmet etmenin, rahatlarını sağlamanın ne kadar önemli ve kutsal bir görev olduğu kafanıza kakıldı. Çocuklarınız artık eleğinizi duvara astığınızı söylüyorsa onlara da inanmayın. Siz ne hissediyorsunuz?
Gayrisafi Yurt İçi Hasılanın bile sizden haberi yokken, dağ gibi bir ekonomik fayda yaratıyorsunuz ürettiğiniz faydanın gölge değeri bile hesaplanmıyor. Torununuza bakarak evladınızın işgücüne katılımını ve aile bütçesine katkı sağlamasına yardımcı oldunuz ama kıymeti pek bilinmiyor.
Kızınızın kurulu bir işi varsa, onun işten kopmamasını sağladınız ve devlete de dolaylı bir katkınız oldu; kızınızın vergi vermesini sağladınız; devlet aranızdan sadece 6 bin kişiyi o da ayda 425 lira verecek kadar umursuyor.
Evladınızın kazandığı parayla tasarruf etmesini ya da başka harcamalar yapabilmesini sağladınız ve dolaylı olarak ekonomiye kişisel olarak katkıda bulundunuz. Banka sizin bu katkınızı rakam olarak görüp, kredi puanınızı mı yükseltiyor? Yoo!
O halde bu düelloyu tatlı bir şekilde çözün ya da kılıcınız hazır olsun. Kendi değerinizi bilmekle başlayacak bu değer alıp verme ilişkisi ya da geç kalmış bir ergenlik öneriyorum size: Bakın şuraya yazıyorum.
“Ne istediğime ben karar veririm. İster yaparım ister yapmam. Nasıl yaşayacağıma ben karar veririm. Sana da katkıda bulunabilirim ama benim de sınırlarım var. Bir çocuğun annesi olman, bana da çocuğunmuşum gibi davranmanı gerektirmez, sen hâlâ benim çocuğumsun.”
Gerisini siz bulun ve neyi nasıl yapmak istiyorsanız öyle yapın.