Sakarya Hendek’te bulunan Burda Bebek fabrikası, biberon, emzik gibi çeşitli bebek ürünlerinin üretimini yapan bir fabrika. Burda Bebek şirketinin Wee Baby, Bebsi, Mycey, Tommee Tippee, Bübchen gibi markaları var. Özellikle anne-bebek ürünlerini Wee Baby markası için üretiyor. Ayrıca burada üretilen ürünler Almanya, İngiltere gibi birçok farklı ülkeye ihracat ediliyor. Sakarya Hendek’teki fabrika yedi yıl önce açılmış, 250 işçinin yaklaşık 200’ü kadın işçi. Kadın işçiler bir süre önce işyerinde yaşadıkları şiddet ve mobbinge karşı örgütlenme kararı almışlar ve Petrol-İş sendikasında üye olmuşlar. Sendika, fabrikada çoğunluğu elde ederek yetki belgesi almış. Bunun üzerine patron, 14 Kasım’da, örgütlenme çalışması yapan 9 kadın işçiyi Kod 45 ile tazminatsız olarak işten attı. İşten atılan kadın işçiler 12 gündür fabrika önünde direnişte. Direnişteki kadın işçilere ulaşarak fabrikadaki çalışma koşullarını, sendikal örgütlenmeye giden süreci konuştuk.
Dilek, 35 yaşında. 6 yıldır Burda Bebek’te montaj bölümünde çalışıyor. Montaj bölümünde çoğunlukla kadınlar çalışıyormuş. Dilek’in ilk bahsettiği konulardan biri fabrikada kadın ve erkek işçiler arasındaki ücret ve iş yükü eşitsizliği oluyor. Erkek işçiler molalarda daha esnekken, kadınların üzerinde büyük bir baskı varmış. Fazla mesai dayatmasına da kadın işçiler daha çok maruz kalıyormuş: “Erkekler mesela daha rahatlar bizim orada. Onlar daha esnek mola yapabiliyorlar ama biz bir dakika gecikemiyoruz, sorun oluyor. İşte zorunlu mesaiye kalma oluyor, mazereti olanlar bizzat bildirsin deniliyor. Örnek veriyorum babam ameliyat olacak gitmem gerekiyor kalamam mesaiye denildiğinde, işte ‘babanı sen mi ameliyat edeceksin’ veya çocuğum hasta dediğinde ‘eşin baksın senin mesaiye kalman gerekiyor’ deniliyor. Bu da bir mobbing yani.”
“Diğer bölümlerde çalışan erkekler daha çok ücret alıyorlar. İş ağırlığına gelirsek her iki kişinin de yaptığı aynıdır ama ürünler en son montaj bölümünde yapıldığı için ve kadınlar ağırlıklı yaptığı için, erkeklerin yapabileceği bir iş değil, kadınlara yönelik bir iş olduğu için kadınlar daha fazla yoruluyor hatta.”
Erkekler daha fazla ücret alıyor
Beş yıldan fazladır fabrikada çalışan kadın işçilerin kıdem farkı yokmuş ve hala asgari ücretle çalışıyormuş. Dilek hem kadınların montaj bölümünde yaptıkları işin ağır bir iş olduğunu hem de erkeklere göre daha düşük ücretlerle çalıştırıldıklarını anlatıyor: “Kıdem farkı hiçbir şekilde yok, yeni gelenle aynı ücreti alıyoruz hatta son zamanlarda yeni gelenler bizimle aynı ücreti aldığını duyduklarında çok şaşırdılar… Diğer bölümlerde çalışan erkekler daha çok ücret alıyorlar. İş ağırlığına gelirsek her iki kişinin de yaptığı aynıdır ama ürünler en son montaj bölümünde yapıldığı için ve kadınlar ağırlıklı yaptığı için, erkeklerin yapabileceği bir iş değil, kadınlara yönelik bir iş olduğu için kadınlar daha fazla yoruluyor hatta.”
“Bu işi sokaktan geçen de yapar diyorlardı”
Kıdem farkı olmadığı gibi, kimi zaman yeni gelen işçilerin işinin de daha tecrübeli eski elemanlara yaptırıldığını anlatıyor Dilek. Ve tüm bu ağır iş yüküne, düşük ücretlere karşı ustalar “Bu işi sokaktan geçen de yapar” şeklinde ifadelerle kadınların yaptıkları işi sıklıkla küçümsüyormuş. Bu küçümseme hali kadınların sendikaya yönelmesinde de etkili olan bir durum: “Mesela yeni işçiler geliyordu, sokaktan geçenin yapabileceği iş denilen işi yeni gelen yapamayınca, o oturuyordu, onu oturtuyorlardı. Üç kişinin yapacağı işi biz eskilerden bir kişi yapıyordu, bu, fazla iş yapmaya denk geliyor bu sefer. Biz işimizi çok severek yaptığımız halde ortamdaki baskı, işte hor görülme, yüksek ses tonu ile azarlama, saygısızlık bunlar bizi daha çok itti sendikalaşmaya. Son zamanlarda yoğun bir mesai ve zoraki mesaiye bırakılma çok yıprattı.”
Dilek’in aktardığına göre, işçilere performansa göre prim alacakları söylenmiş fakat bu primleri de hiçbir zaman alamamışlar. Üç vardiya olarak çalıştıkları fabrikada sıklıkla pazar günü mesaiye çağrılıyorlarmış. Müdür ve ustaların baskısına dayanamayan kadın işçiler mesaiye gitmek zorunda kalıyormuş. Hiç izin kullanmadan 7/24 çalıştırıldıklarını anlatıyor. Çalışma koşullarından sonra Dilek’e sendikalaşmaya nasıl karar verdiklerini sorduğumuzda en temel gündemin ücretten ziyade kadına yönelik sözlü şiddet ve baskının olduğunu söylüyor: “Maddiyatı bir kenara bırakırsak, işyerinde devamlı kadınlara yönelik sözlü şiddet, hakaretler, baskı altında çalışma, mobbing olduğu için bunlar bizim daha öncelikli gündemimiz. Bunlar maddiyattan daha ön planda bizim için. İçerde çalıştığımız alanda işimizi severek yapsak da bizim işimizi küçümseme durumları oluyor. Burda Bebek kadın çalışanların ağırlıkta olduğu bir fabrika olduğu için, yaşadığımız sorunlar, ağır çalışma şartları, fazla mesaiye zorlama ve biz kadınları hor görme, yüksek ses tonu, saygısızlık… Bu durumlar son zamanlarda dayanılmayacak hale geldi. Arkadaşlarımızla birlikte sesimizi içeride duyuramadık hiç kimseye. Duyuramadığımız için Petrol-İş Sendikası’na üye olmaya karar verdik. Yani böyle başladı.”
“Bu kararı almamızdaki en büyük etken ülkemizin her kısmında ezilen kadınlara karşı ışık olmak. Hapsedilen, göz ardı edilen kadın haklarını insanlara yeniden duyurabilmek. Bizim iş hayatında var olduğumuzu ve var olmaya devam edeceğimizi kabul ettirmek…”
Direnişteki işçilere el salladım diye işten atıldım
Montaj bölümündeki kadın işçiler sendika ile görüştükten sonra, birkaç ay içerisinde fabrikanın çoğunluğunu üye yapmayı başarmışlar, sendika yetki belgesini kazanmış. Fakat işyerinde bu süreçte birçok baskıya maruz kalmışlar. Kasım ayında ise örgütlenmeyi yürüten kadın işçiler işten atılmış. Şu an fabrika önünde direniş devam ederken, içerde çalışan işçilerin üzerinde de yoğun baskı olduğunu anlatıyor Dilek. Hatta kendisi de bir süre önce işten atılan ve direnişe başlayan arkadaşlarına el salladığı için işten atılmış. “İçerdeki arkadaşlarımızla irtibata geçmeye çalışıyoruz ama çok yoğun baskı var, dışarı çıktıklarında bize bakamıyorlar. Çünkü ben de aynısını yaşadım, arkadaşlarım atılmıştı, sonra ben sabah vardiyasında işe gittim. 8-4 vardiyasına gittiğim zaman, arkadaşlarım dışarıda çadırda eylemdeydiler. Ben sadece el salladım diye içeriye girdiğimde yarım saat içinde işten çıkartıldım. Selam verip destek oldum diye. Yani onlar da şu an o baskının altındalar, o yüzden destek veremiyorlar, seslerini çıkaramıyorlar. İçeride çok yoğun bir baskı varmış, iki arkadaş yan yana bile oturamıyormuş, bir şey konuştuklarında ne konuşuluyor orda diye soruyorlarmış devamlı. Gerçekten çok büyük sıkıntı içindeler içerde.”
“Bu sadece dokuz kadının direnişi değil, bütün kadınların sesi olmak için yapıyoruz, kadına şiddetin her türlüsünü bir kez daha duyurmak için uğraşıyoruz ve başarılı olacağımızı da düşünüyoruz.”
Direnişimiz bütün kadınların sesi olmak için
Dilek ve diğer işten atılan kadın işçiler yaklaşık 2 haftadır fabrika önünde direniyorlar. Dilek bu sürece başlarken sadece kendi koşullarını değiştirmek ve seslerini duyurmak için değil, Türkiye’de işyerlerinde şiddete maruz kalan tüm kadın işçilerin sesini duyurmak istediklerini söylüyor: “Bu kararı almamızdaki en büyük etken ülkemizin her kısmında ezilen kadınlara karşı ışık olmak. Hapsedilen, göz ardı edilen kadın haklarını insanlara yeniden duyurabilmek. Bizim iş hayatında var olduğumuzu ve var olmaya devam edeceğimizi kabul ettirmek aslında amacımız. Sesimizi bu yüzden çok duyurmak istedik. Yani diyorum ya maddiyattan çok, evet maddiyat da çok önemli çünkü biz hepimiz hak ettiğimiz parayı almak istiyoruz, çünkü biz emek veriyoruz, emek vererek çalışıyoruz, emek vererek çalıştığımız için de karşılığını almak istiyoruz. Bu sefer maddiyatı da bir kenara bırakıp bu yönde de kadına olan şiddeti herkese duyurmak istiyoruz yani.”
Dilek son olarak tüm kadınlara bir çağrı yapıyor: “Bu sadece 9 kadının direnişi değil, bütün kadınların sesi olmak için yapıyoruz, kadına şiddetin her türlüsünü bir kez daha duyurmak için uğraşıyoruz ve başarılı olacağımızı da düşünüyoruz. Yani sessiz kalmazsak, eğer bir şeyler için uğraşırsak, o çabamızın karşılığını alacağımıza inanıyoruz. Kadınlar olarak çalışmak zorundayız. Hep birlikte sesimizi yükseltiyoruz ve direnişimize devam edeceğiz her ne olursa olsun, bütün her yere sesimizi duyuracağız. Bu yönde hiçbir kadın korkmamalı hiçbir kadın ezilmemeli, her kadın sesini duyurmalı, her kadın yapılan haksızlığa karşı bir cevap vermeli bence.”
Sendika üyesi kadınlara mobbing
Direnişteki işçilerden Ayşe* ise 40 yaşında. Dörtyıldır montaj bölümünde çalışıyor. Genellikle kadınların çalıştığı bölümde, yaptıkları işten kaynaklı olarak çeşitli meslek hastalıklarına sahip. Fıtık ve sinir sıkışması rahatsızlığı olan Ayşe yaptıkları işe bağlı olarak kadın işçilerin meslek hastalıklarına yakalandıklarını anlatıyor: “Parmaklarda sinir uyuşmazlığı var. Bende mesela üç tane fıtık çıktı, tedavi de gördüm. Maalesef herkeste var. Sürekli parmaklarımızla emzikleri sıkarak taktığımız için. Avucumuzun içinde sıkıyoruz emzikleri, günde 2.000 tane emzik takıyoruz mesela. Parmaklar bir zaman sonra uyuşmaya başlıyor ve bunu yıllarca yapınca maalesef sinir sıkışması oluyor, kaç kişi bu yüzden ameliyat oldu.”
Ayşe de montaj bölümündeki erkek şeften gördüğü onur kırıcı muamelelere karşı etkili mücadele edebilmek için sendika üyesi olmuş. Çalışan tüm kadınların kötü muamelelerden rahatsız olduğunu ancak sesini çıkaramadıklarını özel olarak belirtiyor. Sendika, yetkiyi aldıktan sonra da baskıların yönü değişmiş ve daha ağır mobbinge maruz kalmaya başlamışlar: “Bizim çalışma süremiz içinde hiçbir problemimiz, hatamız, tutanağımız olmadı. Ama bu sendika adını duydukları anda maalesef bize mobbing uygulamaya başladılar. Oraya buraya sürmeye başlandık, bizi birbirimizden ayırdılar. Sendikalaşma olayını duyduktan sonra atılan bayanlar olarak hepimizi farklı vardiyalara verdiler, gruplaşmayalım diye. Üye toplamayalım diye bizi ayırdılar. Temmuzdan beri biz ayrıyız bu atılan bayanlarla.”
“Müdür ‘Sendikadan çıkın bu hakları size vereceğim’ dedi. Biz de altına imza atmasını istedik, müdür imza atmadı. Biz de inanmadık. Sadece 2023 yılı için olduğunu gördük. 2024’te bunu vermeyecekti. Yani niyeti sendikayı düşürene kadardı. Biz bunu bildiğimiz için yolumuzdan dönmedik.”
Sendika gelirse fabrikayı taşırım tehdidi
Yıllardır kıdem farkı bile verilmeyen işçilere, sendikanın ismi geçmeye başlayınca ücret iyileştirilmesi yapılmış. Burda Bebek patronu, sendikanın yetki sürecine itiraz ettiği davayı kaybedince, işçileri toplayarak tehditler savurmuş. Bunlardan bir tanesi aşina olduğumuz “Sendikayı kabul edeceğime fabrikayı kapatırım” tehdidi elbette. “Müdür hepimizi bir alana toplayıp ‘Eğer sendikayı buraya getirirseniz fabrikayı taşırım, işsiz kalırsınız. Ben her yerde bu fabrikayı kurarım, o kurum buraya gelmeyecek’ dedi. Sendikanın mahkemeyi kazandığı gündü. Elinde kağıtla bize vereceği haklardan bahsetti. ‘Sendikadan çıkın bu hakları size vereceğim’ dedi. Biz de altına imza atmasını istedik, müdür imza atmadı. Biz de inanmadık. Sadece 2023 yılı için olduğunu gördük. 2024’te bunu vermeyecekti. Yani niyeti sendikayı düşürene kadardı. Biz bunu bildiğimiz için yolumuzdan dönmedik. Çünkü geriye dönüp baktığımızda yedi yıl boyunca bu insanlara hiçbir şey vermemişsiniz, sendika adı duyulduğu anda bir sürü haklar verildi. Demek ki verilebiliyormuş. İnanmadık ve çıkmadık üyelikten, biz o haklardan da yararlandık, almaya devam ettik birkaç ay. İkinci mahkeme sonuçlanınca biz 6-7 arkadaşı bir günde temizlediler. Hak etmediğimiz bir muameleyle çıkarıldık. Hiçbir hatamız yoktu. Evet üye topluyorduk, üye olduk, ama tehdit, şantaj şeklinde değildi. Bunu bize yakıştırarak bizi attılar maalesef. Yapılan bir şey değil bu.”

Gülay da 6 yıldır çalışıyor Burda Bebek’te. Rapor aldıklarında baskı ve mobbinge maruz kaldıklarını belirterek başlıyor sözlerine Gülay. Ve birçok kez fabrikada yaşadıkları sorunlara dair insan kaynakları ve müdürlerle görüşmek istediklerini fakat hiçbir şekilde muhatap bulamadıklarını vurguluyor: “Soğuk olduğu zamanlar vardı, klimalar hiçbir zaman çalışmadı. Sıcakta sıcak, soğukta soğuk o şekilde çalıştık. Baskı altında çalıştık. İşe gitmediğimizde hakaret bile yediğimiz zamanlar oldu. Raporlu olduğumuzda sürüldük oradan oraya. Ustalar özellikle çok fazla baskı yapıyordu, biz insan kaynaklarıyla çok konuşmaya çalıştık bu olayları. Müdürümüze söylemeye çalıştık, müdürden randevu istedik ama bizi ciddiye bile almadılar. İnsanları çok rencide ettiler.”
Direnişçi işçiler, kadınlardan destek bekliyor
Gülay da içerideki arkadaşlarından destek beklediklerini söylüyor: “Sesimizi duyurmaya çalışıyoruz yani bütün kadınlar için. Bu işyerinde baskılar olmamalı, insan gibi çalışılmalı. Arkadaşlarımız korkmasınlar, onların yanındayız biz. Korkmasınlar söyleyebileceğim tek şey bu. İçerde yapılanlar yasal değil. Bu konuda sendika da çok destek oluyor. Korkmasınlar.”
Burda Bebek işçisi kadınların direnişi Sakarya Hendek’teki fabrikanın önünde devam ediyor. Kadın işçilerin temel örgütlenme sebebinin kadına yönelik şiddet ve mobbing olması açısından bu direniş kritik bir yerde duruyor. Kadınların sendikalaşma süreçlerinde, düşük ücretle çalıştırılmakla birlikte, fabrikada yaşadıkları şiddet, taciz ve mobbingin oldukça etkili olduğunu söyleyebiliriz. Burda Bebek direnişçisi kadın işçiler, tüm kadınların sesi olmak, işyerlerinde de kadına yönelik şiddete karşı seslerini duyurmak istediklerini sıklıkla vurguluyor. Bu sese, tüm emek örgütleri, tüm feminist gruplar sahip çıkmalı. Kadın direnişlerinin sesini hep birlikte büyütmeli, taleplerini duyurmalıyız.
*Kadın işçinin talebi ile ismi değiştirilmiştir.