Skip to main contentSkip to footer

Çocuk evlerinde bakım anneleri 24 saat çalışıyorlar

Ev işçilerinin görünmez emeği, Aile Bakanlığı’na bağlı bakım evlerinde daha da sıkıntılı. Bakıldığında, kadın çalışanların sorumluluktan uzak tek bir anlarının dahi olmadığı anlaşılıyor. “Bakıcı anne” olarak kadroya geçen bu işçilerin yaşadıklarını sendika yöneticisi Ülkü Şeyda Başaraner’den dinledik

Örgütlenme/Sendika

Bu mekanlar, ebeveynsiz çocuklar için bir “yuva”, bir sığınış. “Çocuk Evleri’nden söz ediyoruz. Yakınlarını kaybetmiş veya ebeveyn bakımından herhangi bir nedenle mahrum bırakılmış ya da terk edilmiş çocuklar için hayatın yeniden başladığı alanlar. Yarasının sarılması uzun vadede zor olsa da bu evlerdeki “bakıcı annelerin emeğiyle zamanla iyileşebiliyorlar. Evdeki diğer çocuklardan aldığı koşulsuz “kardeşlik ilgisi” de onlara bir merhem gibi. Geleceksizliğe bir süre de olsa veda ediyorlar bu evlerde. Hayallere, umutlara sarılma gücünü bulabilme şanslarını zorlayabiliyorlar. Hayata tutunan küçüklere ev sahipliği yapan bu çatıların altında inanılmaz bir emek de dikkat çekiyor; Bakıcı annelerin durmaksızın çalışması. Peki, yoğun bir iş yüküne sahip bu çalışanlar örgütlüler mi? Evet ama sorunlarının farkındalığında olmayan bir sendikada, Öz Sağlık-İş’te.  Aile Bakanlığı’na bağlı Çocuk Evleri Sitesi’nin(ÇES) kadrolu işçilerinin yaşadığı sorunları konuşmak üzere sağlık emekçisi Ülkü Şeyda Başaraner ile bağlantı kuruyoruz. O bir Hemşire. 22 yıl Bakırköy Akıl Hastalıkları Hastanesi’nde, altı yıl Tepecik Eğitim Araştırma’da, üç yıl da bir özel hastanede görev yaptı. Özel hastanede çalışırken, Tüm-İş Konfederasyonu etrafında örgütlenmiş bakım işçisi kadınlarla tanıştı. Onlarla üç yıl yoğun bir çalışma sürdürdü. İşçilerle birlikte sorunlarını paylaşmak üzere gittikleri bazı sendikalarda kapılar yüzlerine kapandı.  Ve bakım işçisi annelerle birlikte bir sendika kurma kararı aldılar; Tüm Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası. Aile Bakanlığı’na bağlı bakım emekçilerini ve Sağlık Bakanlığı’na bağlı olarak çalışan işçileri örgütlüyor TSS-İş. Sendikanın Genel Başkanı Ülkü Şeyda Başaraner, bakım evlerinin zorlu temposunu anlattı, aynı zamanda bilinmeyenleri paylaştı.

İşçi kadınların evin dışındaki masrafları

Bu evlerde 2-18 yaşlar arasında 6 veya 8 çocuğun kaldığını anlatan Ülkü Şeyda, tüm ülke genelinde çocuk evleri ve idari binalarda işçi kadrosunda 22 bin kişinin yer aldığını söylüyor. Bütün Çocuk Evlerinde koruma altında yaklaşık 15 bin çocuk bulunuyor. Bu çocuklar bakıcı işçilerin ve az sayıdaki memurun himayesi altında. Kurumun kadrosunda psikolog, sosyal hizmet uzmanı gibi birçok meslek mensubu yer alıyor. Bu uzmanlar ise ayrı binalarda mesailerine devam ediyorlar. Oysa Sendika Başkanı Başaraner bu uzmanların çocuklarla temasta olup, onların kaldığı binalarda görevlerini sürdürmelerinin gerekliliğine işaret ediyor. “Maalesef böyle değil. Bakıcılar eğer ‘bir sorun var’ diyerek haber verirlerse çocuklarla ilgileniyorlar. Dolasıyla kimsesiz çocuklarla ilgilenen görevli işçi kadınlar hem aşçı, hem temizlikçi, hem refakatçi, hem öğretmen, hem hemşire, hem de adeta bir psikolog gibi emek harcıyorlar” diyor sendika yöneticisi. Bu elemanların çocuk evlerinin tertip ve düzenini sağladığını, onların temizlik, yemek, giyim, uyku ve sağlık durumlarının izlenmesi, hasta olanların ilaçlarının ve reçetelerinin takibi gibi bütün gereksinimleriyle yakından ilgilendiği bilgisini paylaşıyor. Hatta çocukları dönem dönem dışarda sinema izlemeye de götürüyorlar. Ancak ev dışındaki bütün etkinliklerde yol dahil, bakıcı anne kendi masrafını kendisi karşılamak zorunda. Anlıyoruz ki, onlar Çocuk Evleri’nin en hayati işçileri. Bakım işçisi kadınlar aynı işleri bir de eve gittiklerinde kendi evlerinde de tekrarlıyorlar. Günlük çalışma periyodları diğer hizmet işkolları gibi 8 saat değil. Kesintisiz 24 saat olarak belirlenmiş. Ülkü Şeyda, bakım elemanlarının çalışma süreçleri ve yaşadıkları zorluklara ilişkin verileri sıralarken, 24 saat durmaksızın çalışmanın, fiziksel ve ruhsal açıdan yarattığı olumsuzluklardan ve “tükenmişlik” ten de söz ediyor.

TSS_İŞ Genel Başkanı Ülkü Şeyda Başarener

En görünmez emek

2019 yılında bu işçiler Aile Bakanlığı kadrosuna alındı sendikalı da oldu. Öz Sağlık-İş yetkili sendika olduğu için çoğunluk orada kayıtlı. Ne var ki sendikaya giren çalışanlar, örgütlenmenin getirdiği bilgiye ve güce sahip olamadı. Sorunları için aradıklarında bile muhatap bulamadılar. Ülkü Şeyda Başaraner bu yandaşlık ilişkisinden çoğunluğun rahatsız olduğunu biliyordu. Ve Tüm Sağlık ve Sosyal Hizmet İşçileri Sendikası’nı kurdu. Bu süreci soruyoruz; “Kurucu üyelerimiz, Çocuk Evlerinde çalışan bakım personelleri ve hastane temizlik işçileri. Bu çalışmalarımızın ardından yeni kazandığımız güç duygusu bizi motive etti. Bize yönelik hak ihlallerine ilişkin, kurumlara pek çok yazı ve rapor ilettik, davalar açıp, etkinlikler düzenledik. Şimdi de bakıcı annelerin haklarını her alanda güvence altına alan değişiklikler için uğraşıyoruz. Örneğin 24 saat durmaksızın emek harcadıkları halde, 14 saat çalıştıkları varsayılan kadınların”.

Alışverişe altı çocukla gitmek!

Yaşanan hak ihlallerinden söz etmeyi sürdürüyor sendika başkanı. Bakıldığında, kadın çalışanların sorumluluktan uzak bir saat, kendileriyle kalacağı tek bir anlarının dahi olmadığı anlaşılıyor. Kamuoyunda “anne” olarak bilinen bu personel hangi saatlerde dinleniyor peki? Bunun da mümkün olmadığını öğreniyoruz Başaraner’den; “Dinlenme gibi bir hakları yok, çocuklardan bir dakika dikkatlerinin uzaklaşması hem mümkün değil hem de yasak. Bu arada 24 saat içinde uyumak da yasak! Bu süreçte destek aldıkları hiçbir kişi yok. Ne yapıyorlarsa yalnız başlarına bunu hayata geçiriyorlar” diyor ve ekliyor Ülkü Şeyda; “Örneğin okudukları okul için çocuğa defter, kitap ya da boya mı gerekti. Onu temin etmek bakıcıların işi. Evde bir şey mi bitti, markete gidip gerekli alışverişi yapmak da yine onların sırtında. En ilginci, alışveriş için çıktığında çocukları emanet edileceği kimsenin olmaması. O nedenle bakıcı anneler markete ya da ev dışında herhangi bir yere giderken bu altı çocuğu da yanında götürmek zorunda!”.

24 saat içinde asla izin yok

TSS-İş Genel Başkanı Ülkü Şeyda Başaraner, hak ihlallerine getiriyor yine sözü. Diyor ki; “Kurum anneleri 24 saat kesintisiz çalıştıkları halde yöneticiler bu süreyi kabullenmiyor. İşçilerin o günün 10 saatini ‘yemek ve dinlenme’ zamanları olarak geçirdiklerini varsayıp, kadınları sanki 14 saat çalışmış gibi gösteriyorlar! Bir haftada üç kez 24 saat çalışan bir bakım personeli, kuruma 72 saatini verdiği halde 42 saat çalışmış ve haftalık çalışma süresini asla dolduramamış oluyor. İşte bu varsayımdan hareketle bakıcı annelere 24 saat içinde kesinlikle izin verilmiyor. Başka çocuklara bakarken kendi çocuğunu emziremeyen anneler bu işçiler. Çünkü bu 24 saatlik çalışmada süt izni yok! Bu zaman dilimi içinde kadın yorgunluktan bayılabilir, gebeyse çocuğunu düşürebilir. Ki bunun örnekleri var. Ama yine de evden çıkmak yok! Her evin iki işçisi daha var. 24 saat sonra dönüşümlü olarak diğer çalışan görevi devralıyor. Eğer evdeki işçi kadın ağır hastalanmışsa burada da devreye işte o iki kişiden biri girebiliyor.  Hasta kadın işçi böylece evden çıkabiliyor. Ama bu izni kurum vermiş olmuyor. Kadınlar birbirlerini telafi ediyorlar”.

Sanki ‘biri bizi gözetliyor’ evi!

Diğer yandan kurumdaki yeni bir uygulama kadınları çok rahatsız ediyor. Ev halkını gözetlemek için her yere kamera yerleştirmişler. Ülkü Şeyda, bu uygulamayı vahim olarak değerlendiriyor ve şöyle bir yorumda bulunuyor; “Bu evlere kamera takmak her anlamda çok riskli. Buradaki işçi kadınlarımızın büyük çoğunluğu muhafazakar. Evde sadece kadınlar olduğu için yarım kollu dolaşabiliyorlar. Daha serbest hareket edebiliyorlar. Çünkü zaten bu evlerin kurulmasındaki amaç ev ortamını yaratmak! Ama kamera geldikten sonra aşırı sıcaklarda dahi evde sımsıkı giyinmeye başladı işçiler. Örneğin bir kız çocuğumuz ortamın korunduğundan emin olarak, zaman geliyor evde pijamasını değiştirebiliyor. Şimdi ise bu mekanlarda adeta hapishane gibi ortamlar oluşturuldu. Sanki ‘biri bizi gözetliyor’ evindeyiz”. Yatak odası, banyo, tuvalet dışında gece görüşlü ve ses kayıtlı kameralar ile her yerin kontrol altında tutulmasının yarattığı birçok riskten söz ediyor başkan. Şu anlattıkları da dikkat çekici; “Çocuklarımız zaten buraya travmalı ortamlardan gelmişler. Birçok psikolojik sorun da yaşıyorlar. Kamera onları etkiledi. Örneğin çocuk gidip kameranın karşısında ağlayabiliyor. Ya da altında üzgün yüz ifadesiyle saatlerce oturabiliyor”.

Mahremiyetin ihlali

TSS -İş Sendikası’nın danışmanı Çocuk Psikiyatristi Dr. Sehra Aksu ise gelişim çağındaki bu çocukların sürekli gözetimde olmalarının duygusal ve bedensel sağlıkları açısından olumsuz etkileneceğinin özellikle altını çiziyor ve düşüncesini paylaşıyor; “Bu izlenmeler çocuklarda kronikleşebilen bir strese neden olabilmekte. Bu tür bir stres ve izlenme düşüncesi şüpheciliği arttıracağı gibi güvenli sosyal ilişkiler geliştirmeyi de zorlaştırır. Bu durum kaygı bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve diğer psikiyatrik hastalıklar için de tetikleyici bir faktör olma riski taşır. Mahremiyetin ihlaline, çocuk ve ergenin kendi bedenine yabancılaşmasına, spontan hareket edememe ve diğerlerinin bakışlarına göre şekillenmeye neden olabilir. Ayrıca kamera ile gözetim nedeniyle ifade edilemeyen düşünce ve duygular ve bedensel belirtilerin de ortaya çıkmasını kolaylaştırır”.

Masrafları neden işçiler ödüyor?

Anneler çocukların yemeklerini yediriyor, küçük olanları yıkıyor, okula gidenlerin ödevlerini yaptırıyor. Ve sayamadığımız onlarca hizmet… Evin bakım işçilerinin bir görevi daha var. Ortamda bütün gün ne olup bitiyorsa hepsini bir deftere yazmaları isteniyor! Rahatsızlanan çocuk varsa hastaneye de onlar götürüyor. Bütün çocukların okullarda velileri yine bu anneler. Ülkü Şeyda bir uygulama hakkında da özellikle bilgi veriyor; “Daha birçok şey bu emekçi kadınların işi. Örneğin küçükler dışarıya bir pastaneye mi götürülecek onu da üstleniyorlar. Kimi zaman da sinemaya gitmeleri planlanıyor kurum tarafından. Hepsiyle dışarı çıkıp, sinemada o filmi izlemelerini sağlıyor evin bakıcısı. Ama bu yolculuk esnasında yol parasını kendi cebinden ödüyor. Bir yerde ne yenilip içilmişse yine kendi masraflarını ceplerinden karşılıyorlar. Çocukların masraflarını devlet üstlenirken anneler için böyle bir durum söz konusu değil”. Kurumsal bakımda bulunan ve kimsesiz çocuklara bakım veren emekçiler üzerine şimdiye kadar bir ciddi araştırma yapılmamış. Bu işçilerinin yaşadığı zorluklara, hak ihlallerine odaklanan, araştırma yapan, görünür olmaları ve kurallı çalışmanın sağlanması için mücadele eden tek sendika TSS-İŞ.

Sendika, talepleri belirledi

Peki TSS-İş, Çocuk Evleri’nin tüm çalışanları hakkında nasıl bir çalışma yaptı? Ülkü Şeyda, sendikanın belirlediği bazı işçi taleplerini sıralıyor; “24 saat çalışmanın tamamı çalışma olarak sayılmalı. Bu evlerin temizliği bakım personeli dışında seçeneklerle organize edilmeli. Şu anda kurumda birden fazla eve bakan bir ev sorumlusu var. Her evin sadece bir sorumlusu olmalı ve evin tüm organizasyon işlerini o sorumlu yapmalı. Ev sorumlusu, mesaisi sırasında çalıştığı evde olmalı. Çocukların öğretmen, hemşire, pedagog vb profesyonellerle bağlantısını bu sorumlu kurmalı. Evdeki üç bakım personeli dışında ‘icapçı nöbeti’ olmalı. Acil durumlarda eve hemen gelebilmeli. Ev içinde kamerayla izleme, dinleme ve kayıt etme asla kabul edilemez. Bakım personellerinin görev tanımları net olmalı. Ev dışı görevler, refakat nöbetleri gibi durumlarda, ‘ev sorumlusu’ çocukların sorumluluğunu almalı. Veya başka ‘yedek’ çalışanlarla çözüm bulunmalı”.

Devlete bağlı evlerde “bakım işçisi” olarak çalışan bu kadınların kırılganlık yelpazesi geniş. Onların yıllarca “en görünmez emek” sıfatıyla mesailerini sürdürdüğünü anlatıyor Hemşire Ülkü Şeyda ve ekliyor; “Çocuk evlerinde yaşanan her olumsuzluk, yetkililerce sorunun kökeninden gözleri uzaklaştırarak, bakım işçilerinin üstüne atılıyor. Bu işçiler toplumun önyargılarına da maruz bırakılıyorlar. Sadece suçlandıkları zaman görünür oluyorlar!”. Bu ise emeğin en ağırı. Ve yıllarca böyle sürdü… Bakıcı kadınlarım temel işçi hakları nicedir gündeme gelmedi. Ama devran hep böyle dönmüyor…

Yazarın Diğer Yazıları

İlginizi Çekebilir

Son Yazılar